Geri Bildirim
  • ''Size herkes bakabilirdi. Asıl nadir olan, sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktı.''
  • En iyi arkadaşım ve en büyük yüküm...
  • Size herkes bakabilirdi.Asıl nadir olan,sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktı.
    John Green
    Sayfa 17 - Pegasus yayınları
  • Size herkes bakabilirdi . Asıl nadir olan sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktı.
  • Sessizliğin dahi anlatacak öyküsü vardır.
    John Green
    Sayfa 201 - Jacqueline Woodson
  • John Green.
    Yine harikalar yaratmış.

    Size yazardan bahsedip incelemeyi uzatmak istemiyorum çünkü yazarı çoğunluk biliyordur diye düşünüyorum ve incelemenin neredeyse tamamının sadece kitap olmasını istiyorum.

    Yazarın ilk okuduğum kitabı Aynı Yıldızın Altında olmuştu. Mükemmel bir kurgu mükemmel bir hikayeydi şimdi oralara hiç girmeyelim. Kitabı rafta gördüğümde ilgimi çeken ilk şey renkleri ve kapak tasarımı oldu, sonrasında yazarın adını okudum John Green! Dedim neler oluyor, kitabın adını okumadan direk üstüne atladım gibi bir şey oldu o an direk arkasını çevirdim ve yazanları okumaya başladım.

    "Nadir olan sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktır."

    Okuduktan sonra yaklaşık beş dakika kadar durdum, neyi düşündüğümü falan da bilmiyorum çok anlamlı geldi ve sadece durdum. Tabii kitabı almaya karar verdim fakat kalabalık ortamlardan ve bazı işlerimden dolayı kendime bir sessizlik yaratamamıştım, ilk bölümü okudum fakat tam olarak hikayenin içine giremediğim için kızdım kendime. Bir sabah herkes uyurken kalktım, masama oturdum ve birinci bölümden tekrar başladım. Fark ettiğim şey şu oldu ki; girişi bile mükemmeldi.

    Kitapta şu anlatılıyor bu anlatılıyor demek istemiyorum zaten kitabın profiline girdiğinizde konusu hakkında bilgi edinebiliyorsunuz. Ben bana kattıklarını ve hissettirdiklerini paylaşmak istiyorum sizinle, okumadan önce belki faydası dokunur.

    Ana karakterler Aza, en yakın arkadaşı Daisy, kaçak milyarder Russell Pickett ve aslında Aza'nın eskiden tanıdığı Russell Pickett'ın oğlu Davis Pickett. Aza'nın annesi, Davis'in küçük kardeşi Noah, okuldan arkadaşları ve Daisy'nin erkek arkadaşı olan Michael ise diğer karakterler.

    Aza'nın rahatsızlığı hiç hoş değildi. Kitap boyunca sinirden derin derin iç çektiğim anlar çok oldu çünkü resmen kendine eziyet ediyordu Aza. Gerçek hayatta onu tanıyıp onunla bu konuyu tartışmayı çok isterdim. Sarmalın sürekli daralan tarafını görmesi sinirime gidiyordu. Olaylara biraz farklı bakabilse o sarmalın aslında genişlediğini de görebilirdi. Elinde olmayan bir şey olması okudukça ve Aza'ya alıştıkça sinirden çok üzüntü hissetmeme sebep olmaya başladı. Ama her halükarda Aza; düşünceleriyle, karakteriyle çok güzel bir arkadaştı.

    Daisy ise daha rahattı. Aza gibi birinin Daisy gibi bir arkadaşı olmasından daha değerli bir şey yoktur sanırım. Onu dengeliyordu. Zaman zaman onunla uğraşmak Daisy'yi yorsa da gerçek bir arkadaştı Aza onun için ve eninde sonunda barışıyorlardı. Daisy günlük hayatta çok sık karşılaştığımız durumların hep tam tersini savunuyor ve bunu her seferinde o kadar mantıklı açıklıyor ki 'Aslında harbiden de öyle.' falan diyorsun bir yerden sonra. Daisy bazı kalıpları yıktıran bir karakterdi benim için, çok da güzel bir karakter. Farklı bakış açıları her zaman en iyisidir.

    Aslında kitabın asıl olayı Davis'in babası fakat ben babasından çok Davis'e değineceğim şu an çünkü babası hakkında yazmaya başlarsam fazlaca spoiler verebilirim diye düşünüyorum.
    Davis babasının ortadan kayboluşundan sonra güçlü kalsa da içten içe kendisi de kaybolmuş olan bir karakter. Ortaokula giden bir kardeşi olduğundan dolayı onun hayatında annesi ve babası yokken çok önemli bir yere sahip, hatta Noah'ın tutunabileceği tek dalı abisi Davis. Bu yüzden güçlü, ayakta ama içten içe yıkık. Ve bunu dolaylı olarak bile olsa gösterdiği nadir insanlardan biri Aza. Kitap boyunca birbirlerine değer verdiklerini gördüm. Değer vermek, anlayışla karşılamak, zor zamanlarında birbirlerinin yanlarında olmaları aşktan daha güçlü bir durum. Bu kadar zor bir hayatın içinde Aza'nın tüm sıkıntılarını, engel olamadığı düşüncelerini, kaçışlarını bile bile onun yanında olmak istemesi çok değerli bir şeydi.
    Bir milyarderin oğlu olarak, Aza'nın annesinin Davis'i şımarık biri sanması ve Aza'yı üzeceğini düşünmesi fakat Davis'in aslında hepsinden daha kırılgan, daha naif biri olması üzücüydü. Yardıma ihtiyacı vardı ve ona iyi gelen tek şey Aza'ydı kitapta.
    Bilemiyorum.
    Çok güzellerdi.

    Michael'in Tutsak101 adlı çalışmasının yaratıcılığına bayıldım daha kitabın başlarında. Fikrin Daisy'den çıkması beni hiç şaşırtmadı ve o çalışmayı somut olarak görmesem bile ne kadar özgün olduğunu kafamda görebiliyordum.

    Karakterler çok iyiydi, çok güzeldi. Kurgusu güzeldi, akıcılığı güzeldi. Her şeyiyle kitap çok güzeldi.
    Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Çoğunlukla karakterlerden bahsettim evet ama bunlar kurgudan çok kitabı kitap yapan unsurlar gerçekten.
    Sonu da güzeldi.
    Aza ve Davis'in vedaları bile güzeldi.

    Kitabın adının sebebi de 264. sayfada yazıyor arkadaşlar. İnsanı düşündüren, anlamlı bir muhabbet geçiyor o sayfada. Orayı okuduktan sonra anlıyorsunuz Kaplumbağa Kabuğunda Dünya'nın ne demek olduğunu ve artık diyorsunuz ki 'Ondan aşağısı hep kaplumbağa.' (:

    Okursanız pişman olmayacağınız bir kitap.
    Ve,
    Teşekkürler John Green.
  • Öte yandan kimse veda etmez, sizi tekrar görmek istemedikleri sürece.
    John Green
    Sayfa 304 - Pegasus Yayınları - Aza