Şunu öğrendim ki balıkların çoğu yaşlanınca ömürlerini boşuna geçirdiklerini söyleyip yakınırlar. Sürekli sızlanıp herkesten şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü? - Samed Behrengi - Küçük Kara Balık

Hafif SIYRIK, Küçük Kara Balık'ı inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sene 2004 tabiri caizse ekranları kasıp kavuran bir dizi:Çemberimde Gül Oya… Orada sempatikliğiyle, alçakgönüllülüğüyle, melek yüzüyle, Mehmet’e olan aşkıyla ayılıp bayıldığım bir karakter vardı. Yurdanur Öğretmen.

Şimdi düşünüyorsunuzdur belki bunun masalla ilgisi ne diye hemen oraya geliyorum. Bir gün Yurdanur Öğretmen, bir öğrencisiyle kaldırıma oturmuş (hatırladığım kadarıyla) ona umut aşılamaya çalışıyordu. Yaptığı bu konuşmada bir masaldan bahsetmişti. Sonra başı belaya girmişti. Meğer masalın geçtiği kitap yasaklıymış Neyse :)

Konumuza gelirsek o kitap,Küçük Kara Balık’tı. Sahnenin etkisiyle zaten hüzünlenen ben, iyice çökmüştüm. O dönem liseye gidiyordum ve böyle bir kitabın varlığından haberdar bile değildim. Neden bugüne kadar hiç duymadım;neden öneren, anlatan bir öğretmenim olmadı diye hayıflanmıştım. Küçük Kara Balık yıllar sonra geldi aklıma. İlk fırsatta gittim aldım kitabı. Lütfen bu masal kitabı için çocuk kitabı diye bir ön yargınız olmasın. Kitap çoğumuzun unuttuğu iki kavrama vurgu yapıyor: Hayat ve özgürlük.

Filiz Yıldız, bir alıntı ekledi.
24 May 11:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette, bir gün ölümle karşılaşırsam -ki karşılaşacağım- önemli değil, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek."

Küçük Kara Balık, Samed Behrengi (Sayfa 45 - Can yayınları)Küçük Kara Balık, Samed Behrengi (Sayfa 45 - Can yayınları)
Filiz Yıldız, bir alıntı ekledi.
24 May 11:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?"

Küçük Kara Balık, Samed Behrengi (Sayfa 13 - Can yayınları)Küçük Kara Balık, Samed Behrengi (Sayfa 13 - Can yayınları)
uzaklardanbiri, bir alıntı ekledi.
22 May 22:57

Şunu öğrendim ki balıkların çoğu yaşlanınca ömürlerini boşuna geçirdiklerini söyleyip yakınırlar. Sürekli sızlanıp herkesten şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?

Küçük Kara Balık, Samed BehrengiKüçük Kara Balık, Samed Behrengi
Naci Ünal, Küçük Kara Balık'ı inceledi.
22 May 11:57 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitabı 2015 te okumuştum rast gele yazarı görünce kitabı alırkenki anım aklıma geldi.Kitapçıya gittiğim zaman Küçük Kara Balık var mı dedim,görevli arkadaş:Abi çocuk kaç yaşında,diye sordu. Ben de kendim okuyacağım deyince hafif bir bozulmaya uğradı biraz da utandı. Kitabı eve gelince hemen okudum.Kesinlikle yetişkinlerin de okuması gereken bir kitap. Bazen kalıplarımızı kırmamız gerektiğini o kadar güzel anlatmış ki.Ne zaman kendimi kapana kısılmış hissetsem açar tekrar okurum. O kadar keyifli yani.

Ys, Küçük Kara Balık'ı inceledi.
22 May 08:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çocukluğum...simdi..gecmis zaman..12 eylül zamaninda henuz dunya da değildim..Ama yasaklandigini duymustum...cocukken annem armagan etmisti..cocuklugumdan bu yana resmen koruyarak sakladigim kitaplarimdan biridir..neden yasaklandigini hala anlayabilmis degilim..yeni yerler,yeni seyler kesfetmek neden yasak...
Devrimci,asi,cesur küçük kara balığım

17 Yaşındaki Bir Şizofren Hastasından Aşkın Tarifi;

Aşk, kış kıyamette bile kelebek olmaya heveslenecek kadar çocuk tutabilmektir kalbi…
On yedi yaşında bir şizofrenim; benim de aşk tarifim böyle. İnsanların arasında yalnız hissediyorum kendimi; kimse sincaplardan, sardunyalardan ve kelebeklerden konuşmak istemiyor.
“Ben kelebek olacağım” dedim anneme; “kelebeğin ömrü üç gündür” dedi. “Zaten üç günlük dünyada yaşıyoruz” dedim. Evet, ben hastayım; siz çok sağlıklısınız!
Balık olmaya gidiyorum” dedim babama; “insan olarak yaratıldığına şükret” dedi. “Birazcık yosun kokmak ve kayalıklara pullarımı bırakıp, ışığa baygın baygın bakmak kim bilir ne güzeldir” dedim. Anormallik iyi geliyor bana; sizin normalliğiniz beni çok incitiyor…
“Bir gün ırmağa dönüşeceğim” dedim öğretmenime; “iyileşeceğine inanıyorum senin” dedi.
“Hayal bilgisi dersleri olsa keşke; birimiz sazlık olsa, diğerimiz kırlangıç” dedim. Biliyorum ki beni anlamadı ve sesimi unutuncaya kadar susmak istiyorum oysa…
“Denizyıldızlarına çok özeniyorum” dedim arkadaşıma; “her zamanki gibi tuhaf konuşuyorsun” dedi. “Denizyıldızlarının şarkılarını duyabilseydin, sen de benim gibi özenirdin onlara” dedim. Tuhafım ve sizi de tuhaflaşmaya davet ediyorum !
“Rengini niye içine attı rüzgârlar, biliyor musun ?” dedim komşuma; “rüzgârların rengi yok ki” dedi.
“Dağların, denizlerin ve ovaların haritadaki hallerini gördükleri günden beri, gizliyor o muhteşem rengini bütün rüzgârlar” dedim. Hayalciymişim hep; siz gerçekçi olduğunuz için yeryüzü böyle bencilliklerle, kıyımlarla ve mutsuzluklarla dolu…
“ Yarış atları, -ayrıca faytonlarda kullanılan atlar- ve eşekler hep hor görülüyorlar“ dedim kardeşime; “kaderlerinde bu varmış, sen böyle şeyleri düşüneceğine psikiyatri kontrollerini aksatma” dedi. “”Zalimlik, cehalet ve kibir nasıl da kutsallaştırılmış; ne acı” dedim. Atlar, eşekler ve ben, ağlıyoruz gece yarıları siz uyurken…
An gelecek, doğaya karışacağım; ağaçların, ormanların ve leyleklerin özüne serpiliverecek ruhum. Şimdilik insanım, evet; bir sokak kedisi ne kadar insan olabilirse, ben de o kadar insanım işte…
“Mezbahalar” desem susuyorsunuz.
“Nükleer santraller” desem umarsamıyorsunuz, “hepimiz hayvanlarla, derelerle, ormanlarla eşiz bu dünyada” desem ayıplıyorsunuz; “aşk” desem, “beni anlamadınız, aşkolsun” desem, öylece bakıyorsunuz. Aşk benim doğa`mda var ve siz sevgisizlikler, doğa`mı katlediyorsunuz…
Slyvia Plath, “bir ayna damıtan şu buluttan daha fazla annen değilim senin” dedi bana uykumda; “uzayıp giden kara parçalarına inat, annelik yapıyorum yavru bir buluta” dedim ona. Öyle güzel söyleştik, öyle güzel dertleştik ki; o intihar etmemiş gibiydi, ben tecavüz edilmemiş gibi…
On yedi yaşında bir şizofrenim; bazen bir kaplumbağa, bazen bir yeşillik, bazen de bir kelebek, sevgilim oluyor benim.
İnsanların arasında yalnız hissediyorum kendimi; kimse düşlerden, özgürlükten ve aşk`tan konuşmak istemiyor.
Bir kelebek ölüsüyüm yanıbaşınızda; beni rengarenk rüzgârlar diriltiyor…

Ergür Altan

engin divir, bir alıntı ekledi.
21 May 21:23 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

İstanbul
İmparatorluğun görkemli günlerinde İstanbul, güzelliğini göklere çıkaracak yazarların eksikliğini hiç hissetmedi. Lady Mary Wortley Montague ve Lord Byron, Pierre Loti ve Gerard de Nerval gibi edebi seyyahların ve şairlerin sözlerini dikkate alacak olursak, bu şehir, bahçelerin, bir örnek giyimli kürekçilerin çektiği gezinti kayıklarının ve hükümdarlığın yük mavnalarının, gece yarısı parke taşlı sokaklarda gizli kapaklı işlere naçar tangır tungur giden faytonların, kafesli pencerelerin arasından aşağıdaki sokak hayatını seyreden kara gözlü harem kadınlarının ve suları çevre kirliliğinden etkilenmemiş ve balık kaynayan Boğaz’m üzerinde parıldayan ay ışığının şehridir.

İstanbul’un Tarihi, Kültürü ve Yaşamı, Richard Tillinghast (Sayfa 257)İstanbul’un Tarihi, Kültürü ve Yaşamı, Richard Tillinghast (Sayfa 257)
İsa ©, bir alıntı ekledi.
21 May 02:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Benim derdim su birikintisinin sınırları değil, benim derdim denizi düşünmemiş balıklarla yaşamak.

Küçük Kara Balık, Samed BehrengiKüçük Kara Balık, Samed Behrengi