• Seni yazmak şu sayfalara,
    Seni anlatmak şu insanlara,
    Çamurlu yollara, yabani otlara,
    Bahsetmek senden ,
    Şu taş kalpli yobazlara
    Ne zordur sevdiğim.
    Zordur , seni ayrı tutmak şu cihanın dönüşünden ölümün korkunç döngüsünden.
    Kavgasından şu şehrin, gülmeyen yüzlerinden .
    Bilmezler sevdiğim ,
    Sen bir çocuksundur ve ben bir çocuğu sever gibi severim .
    Umudumla emzirir , acını acın bellerim.
    Bir dargın , bir barışık
    Tek kavgası sevda olan ;sensindir ,
    Sen bir babasındır,
    Bir dost , bir yol arkadaşı da aynı zamanda .
    Sevdiğim,
    Bak burası benim yurdum ,
    Kıyılarını aşındırır deniz , insandır sermayesi ,
    Sokakları ; gazetelerin üçüncü sayfa haberi .
    Kara bir uykudadır herkes ,
    Diş geçirir şehrin baldırına hayat ,
    Kanla sularlar toprağı ve kaosla beslerler çocukları
    Sınırları çizerler daha derin
    Ve daha derin kazarlar mezarları
    Sevdiğim ,
    Biz bu topraklara medeniyet deriz
    Bizler de bahsi geçen medenileriz
    Bereketli bir tarlanın hasat vakti
    Şölen masaları kurmak yerine birbirimizi yeriz.
    Yeriz genç kızlarımızı, oğullarımızı yeriz.
    Doğmamış çocuklarımıza günah biçer ,
    Kapılarını işaretleriz .
    Ama sevdiğim bizler özümüzde iyiyiz .
    İyiyiz severken , iyiyiz sabah uykudan kalkarken
    Toprağı koklarken , çiçekleri sularken .
    Bizden korkma sevdiğim .
    Bizler iyi insanlarız ,
    Yaşamak uğruna savaşırken .

    Nazlı Başaran
  • Kötü kalpli yağlı bir kara kedi olmaktansa sıska, delikanlı bir sıçan gibi sefil olmayı yeğlerim.

  • Makâlât, s.41 Şems-i Tebrizî

    Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi,
    İçindeki karanlığı kim görürdü ?
    O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama,
    Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır.
  • Orijinal adı Biedermann und die Brandstifter, Max Frisch’in ‘’Hissesiz Kıssa’’sı (Ein Lehrstück ohne Lehre- öğretisiz öğreti) olarak sunulan tiyatro metnidir. Max Frisch’in İsviçre Edebiyatı’na, dolaylı olarak da Alman Edebiyatı’na sunduğu en önemli eserlerdendir ( 1950den itibaren Alman Edebiyatı- Almanca Dilinde Yazın olmak üzere, elbette kültürel farklılıkların ve İkinci Dünya Savaşı’nın getirisi ve Sürgün Edebiyatı’nın (Exilliteratur) takibi ile Avusturya Edebiyatı ve İsviçre Edebiyatı olarak Alman Edebiyatı’ndan ayrılmıştır). Biedermann figürü, kelime anlamı ile de İyi Adam, Namuslu Adam ve Temiz Kalpli Adam olarak karşımıza çıkar. Ben oyunla İstanbul Fen Oyuncuları’nın Anadolu Üniversitesi’ndeki güzel performansı sayesinde tanıştım. Şu an elimde Hasan Kuruyazıcı çevirisi ile de Multilingual Yayınlarının 2000 yılında basılan Almanca ve Türkçe olmak Üzere Bakışımlı metni bulunmakta. İstanbul Fen Oyuncuları’nın oyun tanıtım broşüründeki Oyun Hakkında bölümü ise eseri Brecht’in İyi Adama Bir İki Soru (Verhör des Guten) şiirinden hemen sonra şöyle tanıtıyor:

    Biedermann ve Kundakçılar, burjuva bir yaşam içinde iyi insan’ların bir adım ötelerinde duran tehlikeye karşı nasıl körleştiklerini dile getirirken, kimi zaman iyi insan’lardan daha tehlikeli hiçbir şeyin olamayacağını gözler önüne seriyor.

    Oyun, dönemin yükselen tehlikesi Nazizme gönderme yaparken aynı zamanda seyirciyi kendi manevi değerlerini sorgulamaya da itiyor. Yazarın kendine has diliyle yazdığı metin, her ne kadar belli bir zaman dilimini ele alıyor olsa da her döneme ışık tutan nitelikte bir kara komedi (Schwarze Humor- Satire: Kara Mizah- Taşlama).
  • Efendiler,
    Türkün bilhassa şu son muharebede ölüm devine verdiği kurbanlar bütün fikir ve sanat orduları, aşk ve rüya kahramanları o zavallı delikanlılardır ki bu arslan yürekli, ahu bakışlı, altın kalpli, güneş zekalı gençlerin sayısı milyonlara varır. Bu biçarelerin bıraktıkları sapanları, kazmaları, kalemleri, fırçaları, sazları kullanacak yeni nesiller, yeni gençler vücuda gelinceye kadar belki bir asır geçecek ve bu müddet zarfında bu aziz toprak, bu bedbaht ve sefil toprak onların kara dikenler bitmiş tarlalarının, sönmüş ocaklarının, yaslı çatılarının, ıssız kulübelerinin maddi ve manevi yoksulluklarının keder ve matemleriyle inleyecektir.
  • Bir Varmış Bir Yokmuş, Evvel Zaman İçinde Dostoyevski Diye Bir Yazar Varmış. Ne Sihir Yapabilirmiş, Ne de Büyü. Tek Yaptığı Kitap Yazmakmış. Ama Bilmediği Bir Şey Varmış, Kitaplarının Büyüsü Yüzyıllarca Sürecekmiş... Keşke Bilseydim Demiş. Bilseydim Daha Çok Kitap Yazardım....

    Evvvvet yeni bir kitap demek yeni bir inceleme demektir:) Aranızda Dosto yu sevmeyen var mı bilmiyorum ama bana sorarsanız ben bu adamı her okuduğumda âşık oluyorum. Dostoyevski demek muhteşem betimleme demektir. Dostoyevski demek yeraltının derinliklerine inmek demektir. Ve Dosto demek, Rus Edebiyatı demektir. Net!! Kitaptan bahsetmeden önce;

    Dostoyevski deyince ilk başta korkardım. Çünkü ağır kitaplarını okumaya çalışmış, yapamamıştım. Kara kara düşünürken, Sitemizin Dostoyevski etkinliği kralı Quidam un etkinliği sayesinde kurtuldum bu düşüncelerimden ve Dosto ile olan ilişkimize (merak etmeyin efendim romantik bir ilişki değil:)) kaldığımız yerden devam etme kararı aldık. O da yalvarıyordu zaten Sherlock beni ne zaman okuyacaksın diye:) Sonunda dilindeki tüyler bitmeden doğru kitaplarla okumaya başladım Dostoyu ve hızlı bir şekilde ilerledim. (Şu ana kadar Dosto okuma liste sıram şöyle; 1-Suç ve Ceza (tam 3 kez yarım bıraktım. Hala bitirebilmiş değilim:))) 2-İnsancıklar 3-Öteki 4-Mektuplar 5-Kumarbaz) Bu şekilde ilerleyince Dostoyla olan ilişkim bir raya oturuverdi. Bunun için minnettarım sana Quicik:) Sen ve etkinliğin olmasaydı okumayı otuz yaşıma kadar erteleyebilirdim:)

    Sevgili Harun Inan a da teşekkürümü borç bilirim çünkü okuyacağım sıradaki Dosto kitaplarım için de o bana yardım ediyor.Sayesinde şimdiki okuyacağım kitabıma da karar verdim: Yeraltından Notlar...


    Bu kitabında farklı bir Dosto gördüm. Komik, espritüel ve sade bir dil kullanmıştı. Komik?? dediğinizi duyar gibiyim. Evet o kadar komik konuşmalar vardı ki gülmekten yerlere yattım diyebilirim. Özellikle de büyükanneye bayıldım:)) Şimdi siz işe Fransız kalmış olabilirsiniz. Merak etmeyin hemen açıklıyorum:

    Spoiler


    Spoiler dediğime bakma yahu, çok da spoi vermiycem:) sadece ufacık dedikodu yapıcaz senle. Kimin dedikodusu mu? Büyükannenin:)) Başkahramanımız, iflah olabilen bir kumarbaz. Evet iflah olabilen dedim çünkü, sevdiği kızı memnun edebilmek için kumar oynuyor. Sevdiği kız da zengin bir büyükanneye sahip.Madem zengin bir aileye sahip neden bir erkek kumar oynayıp parayı ona götürüyor? Çünkü insan iflah olmaz bir aşık olabiliyor!!! Eveet ne diyorduk? Büyükanne baya zengin. Ama yetmişini devirmiş. Haliyle insanlar artık ölüp mirasına konmak için gün saymaya başlıyorlar. Ne zaman ölecek, ne zaman ölecek diye beklerken... Büyükannemiz çıkageliyor. Hem de ne geliş. Diyaloglar havada uçuşuyor:D Gülmemek için beton kalpli olmak gerekiyor.

    Spoiler bitti

    Ben kitapta alışılmışın dışında bir dosto gördüm. Bu dostoyu da sevdim. Rusyanın devi lakabını hak ediyor bu Adam. Bence her okurun okuması gereken bir yazar. Kitapları kadar hayatı da bi o kadar heyecan, aksiyonla dolu. Kesinlikle bu kitabı erteleme https://1000kitap.com/Hayalperestcik Kütüphanende varsa mutlaka oku diyebileceğim bir kitaptı.

    Herkese bol kumarlı günler:))))