Geri Bildirim
  • Orijinal adı Biedermann und die Brandstifter, Max Frisch’in ‘’Hissesiz Kıssa’’sı (Ein Lehrstück ohne Lehre- öğretisiz öğreti) olarak sunulan tiyatro metnidir. Max Frisch’in İsviçre Edebiyatı’na, dolaylı olarak da Alman Edebiyatı’na sunduğu en önemli eserlerdendir ( 1950den itibaren Alman Edebiyatı- Almanca Dilinde Yazın olmak üzere, elbette kültürel farklılıkların ve İkinci Dünya Savaşı’nın getirisi ve Sürgün Edebiyatı’nın (Exilliteratur) takibi ile Avusturya Edebiyatı ve İsviçre Edebiyatı olarak Alman Edebiyatı’ndan ayrılmıştır). Biedermann figürü, kelime anlamı ile de İyi Adam, Namuslu Adam ve Temiz Kalpli Adam olarak karşımıza çıkar. Ben oyunla İstanbul Fen Oyuncuları’nın Anadolu Üniversitesi’ndeki güzel performansı sayesinde tanıştım. Şu an elimde Hasan Kuruyazıcı çevirisi ile de Multilingual Yayınlarının 2000 yılında basılan Almanca ve Türkçe olmak Üzere Bakışımlı metni bulunmakta. İstanbul Fen Oyuncuları’nın oyun tanıtım broşüründeki Oyun Hakkında bölümü ise eseri Brecht’in İyi Adama Bir İki Soru (Verhör des Guten) şiirinden hemen sonra şöyle tanıtıyor:

    Biedermann ve Kundakçılar, burjuva bir yaşam içinde iyi insan’ların bir adım ötelerinde duran tehlikeye karşı nasıl körleştiklerini dile getirirken, kimi zaman iyi insan’lardan daha tehlikeli hiçbir şeyin olamayacağını gözler önüne seriyor.

    Oyun, dönemin yükselen tehlikesi Nazizme gönderme yaparken aynı zamanda seyirciyi kendi manevi değerlerini sorgulamaya da itiyor. Yazarın kendine has diliyle yazdığı metin, her ne kadar belli bir zaman dilimini ele alıyor olsa da her döneme ışık tutan nitelikte bir kara komedi (Schwarze Humor- Satire: Kara Mizah- Taşlama).
  • Efendiler,
    Türkün bilhassa şu son muharebede ölüm devine verdiği kurbanlar bütün fikir ve sanat orduları, aşk ve rüya kahramanları o zavallı delikanlılardır ki bu arslan yürekli, ahu bakışlı, altın kalpli, güneş zekalı gençlerin sayısı milyonlara varır. Bu biçarelerin bıraktıkları sapanları, kazmaları, kalemleri, fırçaları, sazları kullanacak yeni nesiller, yeni gençler vücuda gelinceye kadar belki bir asır geçecek ve bu müddet zarfında bu aziz toprak, bu bedbaht ve sefil toprak onların kara dikenler bitmiş tarlalarının, sönmüş ocaklarının, yaslı çatılarının, ıssız kulübelerinin maddi ve manevi yoksulluklarının keder ve matemleriyle inleyecektir.
  • Bir Varmış Bir Yokmuş, Evvel Zaman İçinde Dostoyevski Diye Bir Yazar Varmış. Ne Sihir Yapabilirmiş, Ne de Büyü. Tek Yaptığı Kitap Yazmakmış. Ama Bilmediği Bir Şey Varmış, Kitaplarının Büyüsü Yüzyıllarca Sürecekmiş... Keşke Bilseydim Demiş. Bilseydim Daha Çok Kitap Yazardım....

    Evvvvet yeni bir kitap demek yeni bir inceleme demektir:) Aranızda Dosto yu sevmeyen var mı bilmiyorum ama bana sorarsanız ben bu adamı her okuduğumda âşık oluyorum. Dostoyevski demek muhteşem betimleme demektir. Dostoyevski demek yeraltının derinliklerine inmek demektir. Ve Dosto demek, Rus Edebiyatı demektir. Net!! Kitaptan bahsetmeden önce;

    Dostoyevski deyince ilk başta korkardım. Çünkü ağır kitaplarını okumaya çalışmış, yapamamıştım. Kara kara düşünürken, Sitemizin Dostoyevski etkinliği kralı https://1000kitap.com/SinestezikMuz un etkinliği sayesinde kurtuldum bu düşüncelerimden ve Dosto ile olan ilişkimize (merak etmeyin efendim romantik bir ilişki değil:)) kaldığımız yerden devam etme kararı aldık. O da yalvarıyordu zaten Sherlock beni ne zaman okuyacaksın diye:) Sonunda dilindeki tüyler bitmeden doğru kitaplarla okumaya başladım Dostoyu ve hızlı bir şekilde ilerledim. (Şu ana kadar Dosto okuma liste sıram şöyle; 1-Suç ve Ceza (tam 3 kez yarım bıraktım. Hala bitirebilmiş değilim:))) 2-İnsancıklar 3-Öteki 4-Mektuplar 5-Kumarbaz) Bu şekilde ilerleyince Dostoyla olan ilişkim bir raya oturuverdi. Bunun için minnettarım sana Quicik:) Sen ve etkinliğin olmasaydı okumayı otuz yaşıma kadar erteleyebilirdim:)

    Sevgili Harun Inan a da teşekkürümü borç bilirim çünkü okuyacağım sıradaki Dosto kitaplarım için de o bana yardım ediyor.Sayesinde şimdiki okuyacağım kitabıma da karar verdim: Yeraltından Notlar...


    Bu kitabında farklı bir Dosto gördüm. Komik, espritüel ve sade bir dil kullanmıştı. Komik?? dediğinizi duyar gibiyim. Evet o kadar komik konuşmalar vardı ki gülmekten yerlere yattım diyebilirim. Özellikle de büyükanneye bayıldım:)) Şimdi siz işe Fransız kalmış olabilirsiniz. Merak etmeyin hemen açıklıyorum:

    Spoiler


    Spoiler dediğime bakma yahu, çok da spoi vermiycem:) sadece ufacık dedikodu yapıcaz senle. Kimin dedikodusu mu? Büyükannenin:)) Başkahramanımız, iflah olabilen bir kumarbaz. Evet iflah olabilen dedim çünkü, sevdiği kızı memnun edebilmek için kumar oynuyor. Sevdiği kız da zengin bir büyükanneye sahip.Madem zengin bir aileye sahip neden bir erkek kumar oynayıp parayı ona götürüyor? Çünkü insan iflah olmaz bir aşık olabiliyor!!! Eveet ne diyorduk? Büyükanne baya zengin. Ama yetmişini devirmiş. Haliyle insanlar artık ölüp mirasına konmak için gün saymaya başlıyorlar. Ne zaman ölecek, ne zaman ölecek diye beklerken... Büyükannemiz çıkageliyor. Hem de ne geliş. Diyaloglar havada uçuşuyor:D Gülmemek için beton kalpli olmak gerekiyor.

    Spoiler bitti

    Ben kitapta alışılmışın dışında bir dosto gördüm. Bu dostoyu da sevdim. Rusyanın devi lakabını hak ediyor bu Adam. Bence her okurun okuması gereken bir yazar. Kitapları kadar hayatı da bi o kadar heyecan, aksiyonla dolu. Kesinlikle bu kitabı erteleme https://1000kitap.com/Hayalperestcik Kütüphanende varsa mutlaka oku diyebileceğim bir kitaptı.

    Herkese bol kumarlı günler:))))
  • "Kara kalpli!" dedi. "Buyruklarını yerine getirdim, hala açım."
  • Içimde masallar biraz daha kirlenirler.
    Içimde zehirli elmalar, ölü krallar, kötü kalpli
    Kraliçeler ve kara büyüler...
    Ve o gün bugündür aklım, tehlikeli cümleler icin tehlikeli kelimeler seçer!
  • Ehmedê Xanî (1651-1707) 17. Yüzyılda yaşamış Kürt edebiyatçı, şair, tarihçi ve islam âlimi. Arapça, farsça, osmanlıca ve kürtçe dillerine hakim olan Xani'nin Mem ile Zin mesnevisi, islam dünyasındaki mesnevi geleneği açısından bakıldığında son derece önemli özellikler göstermektedir. Kürtler arasında yaşayan "Memê Alan" destanını temel almaktadır. Bilip-bilmediğimiz bazı yapıtları;
    Nûbara Biçûkan- manzum kürtçe arapça sözlük
    Eqîda Îmanê- manzum akide
    Mem û Zîn - şiir
    Dîwan - Tamamı bulunamamış
    Yusûf û Zuleyxa - şimdiye kadar bulunamamıs
    Leyla û Mecnun - şimdiye kadar bulunamamış
    Erdê Xweda - bulunamamış astronomi ve coğrafya kitabı.

    Mem ile Zin, Ahmed-i Hani tarafından 1690-1695 yıllarında yazılmış, 1450-51 yıllarında yaşanmış Mem ile Zin'in aşkını anlattığı 60 Bölüm, 2657 beyit, 5314 kafiyeyle anlattığı, Kürtçenin Kurmanci lehçesiyle yazmış olduğu mesnevi eseridir. Aşık olupta kavuşamamanın, iyiliğin kötülüğe galip gelişini ve aşkın ölüme galip gelişini anımsatan güzel ve acı dolu bir sevda destanı. Allah'a, Hz. Muhammed'e övgülerle başlayan beyitler, Xanî'nin bu eseri niçin Kurmanci ile yazdığıyla devam etmekte. Mem ile Zin'in hikayesine geçişten sonra. Ehmedê Xanî'nin kendi kalemiyle olan diyaloğundan sonra bitiyor. Aşk, din, tasavvuf, ahlak, kahramanlık temalı. Orjinal dilinden daha önce okumuştum. Çevirisini merak ettiğimden dolayı Türkçesini okumak istedim. Selim Temo kitabı çok güzel çevirmiş.

    Bundan sonrasi Mem ile Zin'in hikayesidir; Ehmedê Xanî'nin beyitleriyle.

    Botan yöresinin Mîr'i ( Siirt, Şırnak, Batman ve Mardin'i içeren bölgenin adı) Emir Abdal oğlu Emir Zeyneddin'in dünya güzeli iki kız kardeşi vardır. Birinin adı Zîn diğerinin ise Siti'dir. Tacdin, beyin divan vezirinin oğludur. Mem ise Tacdin'nin can dostu ve manevi kardeşidir. 21 Mart baharın müjdeleyicisi olan Newroz bayramında yapılan şenliklere yöre halkı kızlı erkekli süslenip eğlenirlerdi.Tacdin ile Mem kız kılığına girip şenliğe katılırlar. Şenlik alanında erkek kılığına girmiş iki ayyüzlü kız görürler. O anda yürekleri birbirine bağlanir, karşı karşıya geldiklerinde bakakalırlar. Zin parmagındaki yüzüğü Mem'e, Mem'in yüzüğünü de kendsine alır, aynısını Siti de yapar ve oradan ayrılırlar. Olayın üstünden günler geçer. Kizlar yeme içmeden kesilir.

    "İrinsiz, kabuksuz, görünmez bir yara
    Bir hastalıktır ki aşk derler adına
    Amma öyle bir tutuşur ki içinden
    Yüreğın kanı akar iki gözünden"

    Durumu gören dadıları Hayzebun bunun ancak gönük yarası olacağını dile getirir ve kızları konuşturur. Hayzebûn Mem ve Tacdin'nin yüzüğünü alıp soluğu bir bilgenin yanında alır. Bilge dermanlarının, kendisinin hekim kılığına girerek çevrede bu dertten hastalanan gençleri sorarak bulabileceğini söyler. Çom geçmeden Dadı, Mem ve Tacdin'i bulur. Dertlerine care bulacağını söyleyip yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir ama Mem vermez yüzüğü;

    " Dadı mazur göresin beni
    Kim verir ki canından olma iznini"

    Büyüklerin de araya girmesiyle Mîr Siti'yi Tacdin'e verir. ( aynı anda aynı evden iki gelin çıkamayacağı vasıtasıyla Mem önce kendinden büyük olan Tacdin'nin evlenmesini ister.) Yedi gün yedi gece çok güzel bir düğün olur. Bu arada sıraların kendilerine gelmesini bekleyen Mem ile Zin gizli gizli buluşur, konuşurlar. Onları ve Tacdin'i çekemeyen Bey'in kapıcısı Bekir ( Botanlı olmayıp Iranin bir köyünden, fitneci, fesat biri) bir gün Mîr'e gider;

    " Mîrim! Zarar ettin Siti'yi vermekle
    O tacın cevheri, cevherin tacıydı
    Tacin süsüydü ve süsün de tacıydı
    Taht da pek yakışırdı, yani öyle
    Bilgili, akıllı ve hünerliydi de
    Kederli Kısrâ onu görmek isterdi
    İmparator delice sevmek isterdi
    Eğer Sezar oğlu için isteseydi
    Hakan ise önünde divan dursaydı
    Yine de bu kadar ucuza vermezdin
    Onlara bu şekilde boyun eğmezdin
    Siti'yi verdin ya şu Tacdin'e
    Aynı gün Zîn'i Mem'e vermiş kendince"

    Bunları duyunca kızan Bey aslından Zîn'i Mem'e vermeyi düşündüğü halde vermekten vazgeçer.

    "Bir arzu vardı içimizde
    Mem'i Zin'le onurlandıralim diye
    Babamın ruhuna yemin ederim ki
    Halid'e varana kadar tüm ceddimi
    Adem'im neslinde olan hiç kimseye
    Vermeyeceğim Zin'i eş olsun diye
    Eğer varsa kellesinden bezmiş biri
    Zin burda işte, olsun ona müşteri"

    Bunu duyan Zin ve Mem aşk ateşi içinde gün geçtikçe kavurulur. Yemeden içmeden kesilir. Deli divane dolaşırlar. Bir zaman sonra Bey'in ava çıktığı bir zamanda. Mem Zîn'i görmeye gider. Fakat bu sırada Mîr ve adamları ansızın çıkagelir. Bir abaya sarılı şekilde Mem'i bahçesinde görür. Abanın altında Zin'in kara saçlarını gören Tacdin onları o durumdan kurtarmak için hemen evine gider. Siti ve çocuğunu alarak evini ateşe verir Mem uğruna.

    " Elalem ateşi söndürür su ile
    Bense suyu söndüreceğim ateş ile"

    Buda inanılmaz bir dostluk örneğidir. Bey ve adamları Tacdin'nin evini söndürmeye giderken, Zin'de Mem'den ayrılıp evine gider. Durumu Beko görür ve Bey'e söyler. Gerçeği ortaya çıkarmak için Mem ve Mîr arasında satranç yarışması düzenlenmek ister. Beko;

    "Onu mağlup edip de yendiğin anda
    Doğru söyle, yarin kim diye sor ona
    Mem, yiğit, pehlivan, saf kalpli biridir
    Hele sana karşı yalansız biridir
    İnkâr edemez içindeki sevgiyi
    İkrar edecek sana bütün gizini
    Bu aşkta direten kararlı biri o
    Ben ki Zın'e aşığım diyecektir o

    Oyun düzenlenir, Bey oyunu kazanması takdirde Mem'in herhangi bir dileğini yerine getireceğine dair siz verir. İyi bir satranç oyuncusu olan Mem Mîr'i ilk üc elde yener. Durum karşısında endişelenen Beko, Zîn'in pencerede oyunu takip ettiğini görür. Kaide ve oyun sırayla diyerekten, yerlerin değismesini ister ve Mem'i Zin'in karşısında oturtur.

    " Zîn'i birden görünce Mem'in gözleri
    Bedavadan verdi fil ile veziri
    Cam ve pencerede kalınca yüreği
    Piyonlar için atlarını kaybetti"

    Durum böyle olunca Mem oyuna adapte olamaz. Sonraki altı elde yenilir. Bey Mem'in oyunu kaybetmesine rağmen, sevgilisinin kim olduğunu, layıksa onu, kendisine alacağını söyler. Bunu fırsat bilen Beko hemen araya girer;

    " Gördüm ben Mem'in sevdiğini
    Bir Arap kızıdır, dudağı dövmeli
    Baştan aşağı katran gibi kapkara
    Değmez Mîr'in istemesi, anmasına"

    Bunun üzerine aşk sarhoşu olan Mem şuurunu kaybederek sevgilisinin soylu bir aile kızı olduğunu, melek, ay parçası olan Zîn'in adını söyler. Buna sinirlenen Bey o anda Mem'in ölüm fermanını verir. Fakat Tacdin ve kardeşleri Arif, Çeko buna engel olur.

    "Sizin niyetiniz Mem'i yakalamak
    Ki sizden üc yüz kişi yaralanacak
    Üçümüzü paramparça etmeden siz
    Bu Mem'i öylece seyredeceksiniz."

    Hal böyle olun Mîr, Mem hakkından yeni karar verir ve zindana atılmasını ister. Bir yıl sonra artık duruma çare bulmak isteyen Tacdin ve kardeşleri Bey'e karşı ayaklanıp Mem'i almak icin hazırlıklara başladı. Bunu duyan Bekir, Bey'in durum karşısında tedbirli davranmasını ister.

    " Elçiye Mem ile Zın'i bağışladık de
    Onları evlendirip verdik Tacdin'e
    Açıkca inat edip ayak sürüme
    Fesat ateşini bir kez söndür hele"

    Mîr bu fikri gerçekleştirmek icin Zîn'e gider ve olanları anlatır. Halsiz olan Zın'in ağzından ve burnundan kanlar akmaya başlar. Bey kardeşi üzerine ağlamaya başlar ve ne tür bir hataya düştüğünü anlar. Evlilik iznini verdiğini söyler ve gidip Mem'i alıp huzuruna çıkmasını ister. Mem'e giden Zin olayı Mem'e müjdeler. Daha önce Beko tarafından zehirlenen Mem;

    "Ben hiçbir Mîrin huzuruna çıkmam
    Ben hiçbir esirin kölesi olamam
    Bu mîrlik, vezirlik hep görüştedir
    Bu bir hayal oyunudur, bir sihirdir
    Bunların hepsi boş, hepsi de fanidir
    Sonu yok bunların, hepsi de fenadır
    Eğer ölüm varsa, o Mîr, mîr değildir
    Azledilme varsa, o mîr bir esirdir."

    Bunları söyledikten sonra Mem Hakkı rahmetine kavuştu.

    "Ve kafesi açılmış bir kuş misali
    Hemen uçtu, hic hapsedilmemiş gibi
    Çamur zincirinden elini kurtardı
    Hemen çırptı gönlünün kanatlarını
    Bir şahinmiş gibi dünya merkezinden
    Kanat çırpıp Rabb'ine kavuştu hemen"

    Kısa bir süre Mem'in ölüm haberi her yere yayıldı. Ölüm haberini alan Tacdin Beko'yu öldürdü. O kadar fitne ve fesada rağmen Zın Beko hakkında kötü düşünmedi.

    "Bır kırmızı gülüz, o dikendir bize
    Biz bir defineyiz, o yılandir bize
    Gül, dikenlerin uçlarıyla korunur
    Define yılan sayesinde korunur
    Eğer engel olmasaydı aramızda
    Batık ve zail okurdu aşkımızda"

    Halinde hal kalmayan, kan kusan Zîn, Mem'in mezarı başında can verdi.

    "Mem, can ve beden mülkünün sahibisin!
    Ben bahçeysem, eğer bahçıvanı sensin
    Şu yetiştirdiğin bahçe sahipsiz mi?
    Senin yüzün olmazsa neye yarar ki?
    Kucakladi mezarı ona sarıldı
    Düştü takatten, can bedenden ayrıldı
    Sanırsın bir çıraydı da söndü şimdi."

    Zîn'in öldüğünü görünce Mîr "Al sana Yar" diyerek, ilk kez görüştükleri, ilk kez buluştukları gibi gerdek mezarına perdesiz yüz yüze gömüldüler. Ayakuçlarına da Beko'yu gömdüler. Rivayet odur ki sonradan iki fidan yetişti Mem ile Zin'in mezarında kolları birbirine dolandı, Beko'nun da mezarında yetişen bir kara çalı da kendini o iki fidanın arasında büyüttü, kavuşmalarına engel oldu.
    Mem û Zîn'in mezarı Cizre Sırnak'tadır

    Bir şeyi sevmek için, o şeyin senin olması gerekmiyor ahir zamanda, bunu kanıtlıyor Mem û Zîn aşkı. Ehmedê Xanî'nin dediği gibi;

    "Kimisi can için ister cananı
    Kimisi canan için verir canını
    Kimisi kavuşmak ister Siti ve Tacdin gibi
    Kimisi aşkı seçer Mem û Zîn gibi"

    Gerçek aşkı, sevdayı bulmaniz dileğiyle...
  • 'Melek ve Değerli Ablası'na - demişti bir dost ve ekleyerek ardına:
    Bir sonbahar günüydü, hava matem kokusuna bürünürken
    Gölün buz gibi soğukluğu çekti içine narin bedeni
    İncecik, parıltılı saçlarıyla, o güzel yüze nasıl kıydın ey kara göl!
    Düşünmedin mi hiç arkasından bir bir eriyen yürekleri?

    Şimdi dağ gibi baban hangi köşede dökerdi göz yaşını?
    Ya annen hangi taşı basardı bağrına?
    Hangi çocuk hangi masum eller söndürürdü yüreğinin ateşini
    Boynuna sarıldığın ablan hayalinle mi avunacaktı geceler boyu?

    Bir sonbahar günüydü, melek hazırlanırken güzel bir ölüme
    Dünya kötüydü, görmesindi güzel gözlerin kötü kalpli insanları
    Cennetin neresindeydin şu an elindeki çiçeklerle?
    Sevdiklerini mi beklerdin şimdi en güzel dualarla

    Canım kardeşim unuttum mu sanırsın seni, senin ellerini, yüzünü?
    Mutlu olamam her bir sabah görmesem yüzünü
    En berrak şiirler, tebessümlü güzel sözler, nafile çaresiz
    Sevgi pınarım kurumuş, bülbüller ötmez, kuşlar uçmaz olmuş

    Bizleri bıraktığın günden beri ayaklarımız kaymış, kör olmuş gözlerimiz
    Sevgili kardeşim, dayanılmaz artık bu elem, keder, gözyaşı
    Ya beni de çağır yanına ya da sen gel bir sabah yeli tatlı busenle
    Yatağıma, konuver bir küçük kelebek gibi ansızın.

    22.12.16 Bir Kış Akşamı
    Sevgili Dost teşekkürler. Teşekkürler yeniden.