• 308 syf.
    ·5 günde·Beğendi·6/10
    Peter L. Bernstein'in, Türkçeye "Altının Gücü" adıyla çevrilen kitabı, okuyucuyu, insanlık tarihi kadar eski olan altının, nereden nereye geldiğine dair yolculuğa çıkartıyor.

    Bu madeni değerli kılan nedir? Kendisi mi değerli yoksa biz değer verdiğimizden dolayı mı değerli? Bu ve buna benzer çeşitli sorular ve düşünceler kitabın içinde.

    Kitap 18 bölüme ayrılmış. Bu bölümler içinde de dünden bugüne durum anlatılır. Tarihin çeşitli dönemlerinde farklı şeyler para yerine kullanılmıştır. Bunlar içinde örneğin, İngiltere'de 'sığır ve köleler' ya da Asya'nın bazı bölgelerinde ise 'deniz salyangozlarının kabuğu' da günümüz tabiriyle para yerine kullanılmıştır.

    Tevrat'tan alıntılarla başlayan, daha sonra çeşitli efsanelerle devam eden anlatım, tarihin içinden peyder pey günümüze doğru ilerler. Avrupa'da 'Kara Ölüm' diye tabir edilen ve Hindistan'dan İzlanda'ya kadar olan bölgede etkili olan veba salgınında 20 milyona yakın insan öldüğünden bahsediliyor. Ölen insanların malları da yağmalanıyor veya kiliseye irat olarak kaydedilir. Bu irat kaydetme sonucu kiliseler ve papalık gücüne güç katıp, ekonomik olarak tepe seviyeye ulaşır. Artık sözleri daha fazla geçer hale gelir. Avrupa tarihine göz atacağız. Savaşların içinde bulunup, İngilizler, Fransızlar, İspanyollar, soylular, kral ve kraliçelerle yoğrulmuş bir dönemden çeşitli kesitler okuyacağız. Bu okuma içinde savaşta kaybedenlerin ödeyeceği savaş tazminatı ya da rehin tutulan kraliçeler için ödenecek fidyeler de bulunuyor.

    Savaş demek yeni bir yeri fethetmek ve oranın kaynaklarını kendi egemenliği altına almak demek. Ama bunun bir de maliyeti oluyor. Buna da savaşın ekonomik maliyeti adı verilir. Devletleri batıran da ve daha sonraki yıllar da 'tefecileri' kalkındıran da bu savaşların maliyeti olur. Ödenen canlar haricinde fidye veya savaş tazminatı olarak ödenecek altınlar da ülkelerin felakete sürüklenişe yol açar.

    Aşama aşama altın paranın serüvenini okuyoruz.

    Doğu ile Batı arasındaki altına bakış açısını anlatması bakımından bilgilendirici niteliğe sahip bir kitap. Batıdan kastedilen Avrupa, Doğu'dan kastedilense Çin, Japonya, Amerika gibi devletler. Altın Avrupa'da bir güç, silah olarak kullanılırken, Doğu'da zarafet, yücelik, büyüklük ve binalarda süs olarak kullanılır. Avrupa Doğu'dan aldığı (kendinde yeterli sayıda olmadığı için) altınları yine garipsenecek bir şekilde yine doğuya verir. Ama zorla aldığı altını bu sefer isteyerek doğuya vermek zorunda kalır. Bu da tarihin bir cilvesi denilebilir. [Ticaret olarak]

    Doğada az bulunduğu için değerli olan altın, geçmişten günümüze kimileri için hala gösteriş amaçlı kullanılmaya devam ediyor. Birileri güç olarak bunu kullanırken başka bir yerde süsleme aracı olarak kullanılır; başka bir yerde ise kıyafeti tamamlayan bir takı amaçlı olur.

    Yazar, olay anlatımında kişilerden çok olayı anlatarak geçiyor. Bundan ne kazanılmış ya da kaybedilmiş kısmı (özellikle son bölüm) çok fazla yer almıyor. Bir zaman dizini içinde olayları anlatıyor. Mesela, Amerikan Federal Rezerv Bank bunun neresinde, IMF nerede, para babaları bunun neresinde bundan bahsedilmez (ya da geçiştirilmiş) Sadece olay anlatımı mevcut.

    Kronolojik (Zaman dizini) olarak ilerleyen kitap, altın ve gümüşün geçerli olduğu ikili para biriminin ABD'de bir kanunla sadece altın para birimine daha sonra ise sadece kağıda dönen durumundan da bahseder. Avrupa ve Amerika arasında altın alışverişi de kitabın içinde yer alır. Hindistan'da tarımda yaşanan rekolte sıkıntısı yüzünden Avrupa tarım ithalatını Amerika'dan yapmaya başlayınca , Amerikan tarım fazlalığı Avrupa'ya gelir. Altın bu sayede Avrupa'dan Amerika'ya ve Amerikan altın stoklarının artmasına da sebep olur. Amerika kendi altın stokları erimeye başlayınca onunda da çaresini bulur.

    Notlar:

    ++ Kitap içine resimler eklenebilirdi.
    ++ Kitapta adı geçen paralar kitabın en sonunda toplu bir şekilde verilebilirdi.
    ++ Dizin kısmı yok. Bu tür kitaplarda olması gerekir. Dizine bakılarak aranılan şeyler daha kolay bulunabilir.
    ++ Kaynakçanın eklenmemesi de bir eksiklik. Sayfa içinde bazen belirtilmiş ama bütün olarak en son sayfalara eklenebilirdi.
    ++ Scala Yayıncılık tarafından, AK Porföy'ün katkılarıyla Türkçeye çevrilmiş.
    ++ Büyük boy, kapak tasarımı iyi, kapakta kullanılan kabartmalar ile içinde altın olmasa da altın formunda bir tasarıma sahip. Aynı şekilde arka kapak tanıtım yazısı da kitap hakkında öz bilgi vermesi bakımından yeterli.
    ++ Bu kitap, 1- 5 /12/2018 tarihleri arasında okunup, inceleme yazısını ise 21/3/2019 tarihinde siteye eklendi.
  • 88 syf.
    ·1 günde·4/10
    Yazardan okuduğum ilk kitap Küçük Kara Balık'tı ve ben o kitabı çok sevmiştim. Bu kitaba başlarken de seveceğimi düşündüm fakat çok beğenemedim. Küçük Kara Balık'ın verdiği o güzel his bu kitapta yoktu bana göre.

    En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Kitabı sevmesem de, sayfa sayısı az olduğu için yine de bir şans verin derim.
  • 403 syf.
    ·9 günde·Beğendi·8/10
    Kara ahmet destanı

    Fakir baykurt

    Üçleme kitabın sonuncusu ve başlı başına bir kitap,anlatı dolu okunası,okutulası yer yer burnunuzun direğini sızlatacak,yürekte acı oturtacak dili ve gerçekciliği ile çok sarsıcı bir eser .

    Kara Ahmet bir zeki oğlan. Irazca’nın torunu, Bayram’ın “oğluş”u, Haçça’nın “çocca”sı. Karataş köyünde büyüyen,burdur,ankara ile yaşamında,yoksulluğu okuyarak yeneceğini düşünen,kaymakam olmayı düşleyen gencin 68 öğrenci hareketine etkin rol almasını,gecekondu yıkımlarına karşı eylemlerde bulunmasını,15_16 haziran işçi direnişlerini hapiste bükreş,sofya,moskova radyolardan takip etmesini diken üstüne okuyacaksınız.
    Yakın tarihe ışık ,okumaya,aydınlanmaya heves olacak bu kitabı herkese tavsiye ederim.
    Yerelden evrensele doğru uzanan fakir baykurt romanlarında burdur şivesinin dilini,yaşamlarını,kıstaslarınıda öğreniyor,yaşar kemal ve orhan kemallerin çukurovası ile ister istemez kıyas yapıyorsunuz.
    Keyifli okumalar

    Yazar:Fakir Baykurt
    Kitap: Kara Ahmet destanı
    Yayınevi: Literatür yayınları
    Sayfa sayısı:403
  • 600 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitap 600 sayfa olmasına rağmen 2 günde bitirmiştim. Yer yer konudan kopsada bi o kadar da betimlemeler sayfalarca sürse de bence sürükleyici ve insanın her fırsatta okuyası gelen bir kitap. Elimden bırakmadan okuduğumu bilirim, serinin diğer kitabını da alır almaz bi şehvetle bitirdim. Fakat bitirince de beni bi kara bulutlar bağladı ki sormayın. Boşluğa düşmüş gibi oldum. Wattpad kitabı diye önyargıyla yaklaşmamanızı öneririm. Sıra 3. kitapta, İyi okumalar...
  • 656 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    En sevdiğim yazarlardandır Grange...Gerçekten müthiş bir kitaptı tıpkı diğerleri gibi. Kitabın ilk 30-40 sayfası özellikle Afrika ülke , şehir ve insan isimleri bolca yer aldığından sıkıcı idi bana göre. Nitekim daha önce de bu kitaba başlamış ama ilk sayfalardan öteye gidememiş ve ilk olarak da bir Grange kitabını yarım bırakmıştım. Kitabı okuyacaklar, lütfen sabredin sonrasında elinizden bırakamayacaksınız.
    Kitapta Kara büyüler, intikam, Kongo-Fransa-Belçika üçgeninde soluk soluğa bir kovalamaca var.Toplam 652 sayfa kitabı bir solukta okuyuveriyor insan.
    Kitapta merak ettiğim birçok şey maalesef aydınlığa kavuşmadı bunun için devam kitabı olan Kongo 'yo Ağıt 'ı okumak gerekecek. Bu da şimdilik hala merak edeceğim demek, çünkü sırada okunmayı bekleyen başka kitaplarım var.
  • 295 syf.
    ·4 günde·5/10
    Bir ara çocukluğuma döndüm ve Kemalettin Tuğcu okuyor gibi hissettim. Sayfa sayfa mutsuz etti beni Pembe ve Yusuf'un hikayesi... Servet ve İsmail üzerine yazılması gereken çok şey var da, özünde kara cahiller! Fidan karakteri biraz hareketlendiriyor öyküyü onun da kitaptaki neredeyse tüm karakterler gibi trajik bir geçmişi var. Konu dizi olarak çekilse bayılır vatandaş, ezen ve ezilenlerin hikayesi çok izleyici topluyor...
  • Entelektüel zekanın muhakeme yeteneğini bilişsel sorgulayan bir perspektifte açıklanarak psikiyatride bildiklerimizi tekrar gözden gecirmemizi hatırlatan bir kitap.sayfa 59 çok ilginç...