• 646 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Lisbeth ve Mikael.. sonunda tekrar buluştuk. Hayatımda ilk kez daha önce bitirdiğim bir kitabı tekrar okuyorum. Size Millenium serisiyle nasıl tanıştığımı anlatmak istiyorum önce. Televizyonda güzel bir film buldum. Adı Ejderha Dövmeli Kız. Ama başrolde Noomi Rapace ve rahmetli Mikael Nyqvist'in olduğu İsveç yapımı olan, yani kitaba en uygun olan film. Daha sonra Hollywood yapımı olarak da çıktı serinin filmleri ama İsveç yapımının hazzını veremediler bana. Neyse, filmi izlerken evdekiler dedi ki, e biz bunun kitabını okuduk ve evde var. Ben şok. Kitabını bilmeden filmi sonuna kadar izledim ve film biter bitmez kitabı okudum. Sonrasında elde olmayan sebeplerden ötürü serinin diğer kitapları kitaplığımdan gitti ve ancak şimdi tekrar alınca kaldığım yerden devam etmek istedim. Ama sorun şu ki, ilk kitabı çok az hatırlıyordum. İşte bunun için bir daha okudum. Kitabı daha önce okuduğum ve sonunu bildiğim için düzgün ve güzel bir yorum olacağını da sanmıyorum.

    Uzun girizgah sonrası geldik yoruma. Niye kitapları sadece bir kez okuduğunu anladım. Çünkü sonunu bildiğim şeyleri okumayı sevmiyorum.

    Yine de Lisbeth ve Mikael'in hikayesi, kitabın içeriği, konusu, karakterlerin uyumu mükemmel olduğu için pişman değilim okuduğuma. Ayrıca ben böyle şeyleri okumaya alışkın olduğum için rahatsız olmadım ama kitaptaki bazı olayları herkesin mide kaldıramayabilir, uyarayım.

    Kitapla alakalı tek sıkıntı; anlıyor olsam bile bazı cümle ve kelimelerin çevrilmemesiydi. Tamam cümleleri anlıyorum ama Türkçe bir kitap okurken İngilizce cümleler görmek de pek mantıklı durmuyor sanki.
  • 224 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Selamlar!
    Gençliğimin polisiye yazarından okuduğum için pişman olmayacağım eserlerden biri ile sizlerleyim.
    Öncelikle kitap 3 hikâyeden oluşuyor. İlk hikâyesi adından da anlaşılacağı üzere 'Aşkımız Eski Bir Roman' dı. Yazarın bu hikâyesindeki mekânı benim için çok özelken karakterlerin de mekâna  sağlamış olduğu uyum ve yaşanan olaylar hikâyenin sonunda soluk soluğa bıraktı. İkinci hikâyesi olan 'Overlokçu Kız' ise önceki hikâyenin devamı niteliğindeydi. Bambaşka bir suçla karşı karşıya kalsam da Nevzat Bey' in ertesi günki maceralarını okudum diyebilirim. En sonki hikâyesi "Sergey Nikolayeviç Jerkovski' ye Ne Oldu?' da adı gibi dolambaçlı bir vakaydı. "Sonunu tahmin  etsem saçmalar mıyım?' diye diye bitirdim. Eğer okumadıysanız merak etmeyin, hepsinin sonu gayet açıklayıcı bir şekilde bitiyor. Tabi başlangıçtaki hikâyesi hariç olayları biraz daha basit buldum. İlk vakayı uzun uzun yazsa şikayet etmeden okurdum ama ilk hikâyenin sıradışı oluşundan  mıdır anlayamadım diğerleri biraz sönük kalmış.
    Gelelim bir diğer konuya. Yazarın anlatım tarzı fevkaladeydi. "Polisiye roman insana ne katar yahu?" diyenlere bu kitabı rahatlıkla verebilirsiniz. Kelimelerin seçiminden tutun anlatılmak istenen her şeyi açıkça belirtmesi insanlara birçok şeyi katacak cinsten. Özellikle de yapılan göndermelerin şahıslarla uyumu muazzamdı.
    Ayrıca Nevzat Bey ve meslektaşlarının hayatlarını da arada okumak  bana keyif verdi. Hatta kitabı bitirdiğimden beri keşke onların hayatına daha çok değinilseydi deyip duruyorum. E koskoca Başkomser Nevzat Bey ve arkadaşlarından bahsediyorum. O kadar vakayı çözünce insan merak ediyor hayatlarını.
    Bu arada kapak tasarımı  da gayet hoş. Everest Yayınları' ndaki kitaplarının kapak tasarımını pek beğenmezken bu seferki tasarımını başarılı buldum.

    Diyeceklerim bu kadardı. Dilimin döndüğü kadar şerh ettim ama sizin de okumanızı tavsiye ederim efenim.

    Kendinize iyi bakın...
  • 320 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Bugün uzun zamandır okumadığım kadar güzel bir genç kurgu ile karşınızdayım. Beni bilenler bilir genelde genç kurgu sevmem. Ama bu kitaba gerçekten bayıldım.

    Ana karakterlerin zıtlığı ve uyumu çok güzel biçimlendirilmiş bir kitaptı bence. Hiçbir karakterden nefret etmedim. Olay örgüsü de güzeldi bence. Kızın ismi gizli olmasına rağmen bu hiç sıkmadı beni.

    Kitapta yazım hatası bir kelimede vardı sadece. Anlatım hatası yoktu ama noktalama da üç nokta konulması gereken yerde sadece nokta kullanılmıştı.

    Kitap sanırım tek kitap. Eğer finali bu şekilde kalırsa çok daha hoş olur bence. Çünkü sonu okuyucuya bırakılmıştı biraz da. Devam kitabı olur mu bilmiyorum ama bu haliyle benim baya hoşuma gitti.

    Sadece bu yazarın anlatım dili okurken insanı boğuyor. Bunu da sıkıntı etmezseniz size önereceğim bir kitap olur.
  • 181 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Kitaba başladığım ilk sayfada kendimi kelimelerle örülmüş hoş bir ahenge konuk buldum. Kelimelerin cümle içlerinde, cümlelerin kendi aralarında birbirleriyle uyumu ve eğlenişi bana şiirin öykü ile komşuluğunu hatırlattı. Ama tüm bunlar demek olmuyor ki “Kış Tutulması” bir solukta okunur bir öykü kitabı. Hayır, tıpkı yazarın son öyküsünde karakterinin ağzı ile dillendirdiği gibi* kitap hiç de öyle sanıldığı gibi bir çırpıda okunacak bir eser değil. Bu kesinlikle şikayet ettiğim bir durum değilim. Zira son aylarda okuduğum ve genelinden pek memnun kalmadığım, derinliksiz, su gibi akan öykülerden sonra “Kış Tutulması”nı okumak bana uzun süredir BKM filmi izlemeye mecbur kalmış bir sinemaseverin sonunda vizyonda izlemeye değer bir festival filmi ile karşılaşmasını anımsattı. Kitabı bir solukta okumama izin vermeyen nedenler ise, yazımın başlangıcında ufaktan bahsettiğim gibi, yazarın şiirsel dili ve yoğun içeriği ile bir ya da bilemediniz iki öyküyü art arda okuduğunuzda hissettiğiniz, tokluk. Şöyle ki, bir şiir kitabı nasıl tek seferde baştan sona okun(a)maz, ben de bu öykü kitabını her elime alıp birkaç öyküsünü okuduğumda da benzer bir durumun elimdeki kitap için geçerli olduğunu fark ettim. Peki yazar öykülerinde nereleri gezmiş dolaşmış? Çoğunlukla karakterlerin zihinlerinde geziniyor, onların düşlerine, düşüncelerine, acılarına ve suskunluklarına tanık oluyoruz. Tıpkı zihnimizin doğası gibi yazar da öykülerinde sıkça konudan konuya atlıyor, tabiri caizse laf değiştiriyor. Yazarın yaptığı geçişler tam anlamıyla bir ustalık göstergesi demek, belki haddime değil ancak ben geçişleri ustaca bulduğumu söylemeliyim.

    Öyle ki "Kış Tutulması" bir gün, belki de bir kış günü, pencere kenarı koltuğumda tekrar bazı öykülerine uzanmak istediğimde kütüphanemde beni bekleyen kitaplarım arasında yerini aldı.

    *(s.172) “..Bir solukta okunan kitap yazmayacağım diye inat ettim, istiyordum ki sözcüklerin kılçığı takılsın boğaza, zor yutulsun, hatta kanatsın istiyordum kelimeler okurun boğazını, kanattığı gibi beni de..”
  • 525 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Küller Şehri’ni toplamda beş gün gibi kısa bir zamanda okudum. Aksiyon anlamında pek fazla bir olay yaşanmadı, ama bence duygusal anlamda karakterlerin gelişimi ve dünyaya uyum sağlamak açısından güzel bir kitaptı. Karakterlerin gelişimi, yaşadıkları olaylar, Jace ve Clary’nin birbirleri arasındaki uyumu çok hoştu. Bazı zamanlar Clary’e sinir olsam da, bir şekilde kendimi onun yerine koyduğumda ben de muhtemelen onun verdiği tepkileri verebilirdim. Her ne kadar onlar kurgu karakterler olsa da, Cassandra Clare’in kelimeleriyle canlanıp vücut bularak önüne seriliyorlar. Bu sayede karakterlerin bazılarına gıcık oluyor, bazılarına âşık oluyoruz.

    Spoilersız ayrıntılı incelemesi için; http://merilands.com/...ri-kitap-incelemesi/
  • 226 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Türk yazarlardan farklı bakış açıları ile yazılmış bir roman okumak istiyorum. Biraz beni etkilesin, kelimelerin gücünü kullansın hatta kelimeler ile dans etsin. Okurken düşüneyim, yeni şeyler öğreneyim." diyorsanız aradığınız kitap Balmumu Yaşamlar olabilir.

    Romandaki karakterlerin yazılması hatta kaleme dökülmesi gerekiyordu bu hiçlik dünyasında. Yazar da hayatın içindeki karakterlere yeniden hayat vermeliydi ölümün ıssız kokusuyla. Bu ıssız koku ile ölüm ve yaşam iç içe olmalıydı. Bu iç içelik bedenlerin birbiriyle uyumu ile olabilirdi. Tıpkı Balmumu gibi. Ne istersen ona dönüşecek ne istersen o olacak.

    Kitabın başlangıcı ile bir anda "Ben ne okumaya başladım?" sorusunun zihninizde canlanma ihtimali var. Ben bu yüzden kitabı yavaş yavaş sindire sindire okumanızı tavsiye ederim. Çünkü kelimelerin ustaca seçilmesi ve karakterlere yansıtılmasını okurken ben büyük bir keyif aldım. Ayrıca bazı yerlerde yazarın yaptığı ustaca göndermeleri okumak benim hoşuma gitti.

    Bedene bir neşter saplanır ve neşterin metalliği sıcak kan ile birleşir. Soğuk ve sıcağın zıtlığı. Ama bu zıtlığın uyumu bedende hapsolmak ister. Hiçlik dünyasından ayrılmak ister. Beden bunu başarmaya çalışırken hayatın unsurları o bedeni esir almak ister. Peki hayatın anlamı nedir? Hiçlik dünyasındaki yaşamda hayallere yer var mıdır? Yoksa hayaller bir boşluk mudur?

    Yazarın özellikle de Sarp karakterine sunduğu Nihilizm belki de kitabın ana unsuru haline geliyor. Bu ana unsura bir de Yunan Mitolojisindeki karakterler eşlik ediyor. Yunan Mitolojisindeki karakteri roman karakterleri ile harmanlayarak anlatması bence romanı başka zamanlara götürüyor ama yaşananlar ile şimdiki zaman ile başka zamanlar birleşiyor.

    Nihilizmden dolayı bana kitap Rus Edebiyat'ından bir roman havasını da hissettirdi. Sanki Rus Edebiyatı okuyorum ama içinde Yunan Mitolojisi yer alıyor ve bu olaylar Türkiye'de geçiyor. İşte Dünya'nın aslında hiçlik bütünü olduğunun en büyük kanıtı niteliğinde.

    Reddediş ve kabullenme hislerinin iç içe olduğu Dünya'da tıpkı kitaptaki karakterler gibi yaşam. Ulaşılması zor bir Sarp, Gizem'in güzelliğine bürünmüş bir hayat ve Şafak'ın engin duruluğu. Kitaptaki karakter isimleri ile kişilik özellikleri birbiriyle örtüşüyor. Yani karakter isimleri bilerek seçilmiş. Sarp, Gizem ve Şafak. Kitap da bu karakterlerin çevresinde gelişen ana olaylara sahne oluyor.

    Kitabın içinde argo, küfür gibi unsurların bulunduğunu ve kitabın +18 olduğunu da ayrıca belirtmek isterim. Bu durum beni etkilemedi kitabın içindeki kelime oyunları ve dansı ile ben kitabı sindire sindire okumayı tercih ettim ve Türk yazarlarından bu tarz bir kitap okumak benim hoşuma gitti.

    Farklı bir tarzda kitap okumak istiyorum diyorsanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
  • 390 syf.
    ·8 günde·9/10
    İskender Pala’nın iki ana karakteri işleyip bu karakterler arasındaki geçişleri sorunsuzca yapması takdir edilesi bir özellik.Bu kitabında diğerlerine nazaran ana karakterleri birbirine çok iyi harmanlamış.Soluksuz okuduğum bir kitaptı