• Ben insanları seviyorum diyordu.Öyleyken kendime şaşırıp kalıyorum.insanliğı bütün olarak ne kadar seviyorsam, tek tek insanlar olarak o kadar seviyorum.Bazen hayal kurarken , insanlık uğruna katlanacağım fedakarlıklar konusunda ateşli isteklere kapılırım; hemde belki günün birinde gerekirse kendimi feda edebileceğimi düşünürüm.Ama hiç bir insanla aynı odada iki gün bile kalamam.
    Dostoyevski
    Sayfa 124 - Yordam edebiyat
  • Kendine yalan söyleyen , kendi yalanlarını dinleye dinleye onlara gerçek diye inanan bir insan ,artık kendi içinde ,çevresinde asıl gerçeği fark edemiyecek hale gelir.
    O zaman hem kendine hemde başkalarına karşı saygısını kaybeder.
    Dostoyevski
    Sayfa 102 - Yordam edebiyat
  • "Yanacak ve yanarak tükeneceksin; iyileşecek ve yeniden geleceksin."
    [Karamazov Kardeşler]

    Ah, güzel Dostoyevski! Ey yüce acıların bahşettiği olağanüstü güçleri bünyesinde barındıran Dostoyevski! Sun bize karanlığın göğsünü delip geçen ışıklarını! İnsanoğlunun saplandığı bataklığa gökyüzünü indir ve bizleri ay'a tutunarak çıkar göğe! Sevginin yıldızlarıyla sar benliğimizin en tutulmaz yerlerinden! Ah, güzel Dostoyevski! Yaşamın ve insanın her şeyini görünür kıldın, ama sen de sadece yaşadın. Bir insandın. Yalnızca bir insan...


    Suyun, dünyayı sarması ve her boşluğu doldurması. Ne anladınız? Düşünün. Muhtemelen çok büyük saçmaladığımı ve boşa attığımı düşünüyorsunuz. Size bir hikâye anlatayım. Gezegenimizin içi, dışı ve üzerindeki her şey milyarlarca yıldır değişiyor. Kim bilir neler neler oluyordur. Fakat bir tane maddenin yaptıkları hep aynı olmuştur. Sonuçları da zamanla anlaşılabilmiştir. Su, bu dünyada ne yapmıştır peki? Önce gezegendeki her boşluğu doldurmuştur. Bunu hem saf varoluşu ile yapar, hem de içinde barındırdıklarıyla yapar. Havayı içinde barındırdıkları oluşturur ve döngülerini sağlamaya sürekli devam eder. Karaları içinden doğurmuştur ve kendi üzerinde tutmaya devam eder. Bir de kendi olduğu gibi neredeyse her yerde varolmaya devam eder. Ve en önemlisi hayatın oluşmasını sağlamıştır. Tüm bunların Dostoyevski ile alâkası ne peki? O da bizim saf suyumuz olmuştur. İnsanın bünyesinde barınan her hücreye girmiştir ve boşlukları doldurmuştur. Derinliklerde ne varsa içlerine girmiş ve onları yüzeye çıkarmıştır. Hatta onları anlamlandırmış ve aynı zamanda ait olduğu yeri de çözümlemiştir. Hayatı üflememiş olabilir, ama onun sunabileceklerine götürmüştür. Hem her şey olabilmiştir, hem de basit ve şeffaf kalabilmiştir. Saf gücü ile herkesi kendi çevresinde birleştirebilmiştir. Velhasıl kelam, su gibi aziz olmuştur.


    Okurken Yazdığım Not 1:
    "Mahpusların karmaşık karakterleri ve tekdüzelikten uzak eylemleri. Daha doğrusu farklılıkları ile sıyrılabilmişlerdir. Toplumun dayattığı çizgilerden yürümeyi reddetmişlerdir ve bunları çoğunlukla sadece kendileri yürümek istemedikleri için yapmışlardır. Peki ya bizler? Hâlâ suç işlememiş ve dışarıda gezebilenler ne yapıyoruz? Kafamızın üstünden ipe bağlanmış et parçasının peşinden koşturuyoruz. Bizi koşturan da eti arzulatan da ve ikisinin sonunu getirecek olan da ipin ucunu tutanlardır."


    Düşünebiliyor musunuz mahpuslar da insanmış. Dostoyevski, onları tıpkı insanlar gibi çeşit çeşit ve birbirinden farklı olduğunu söylüyor. Ve bunları da anlatıyor. İşin garip yanı, kitaba yakından baktığımız zaman dışarıdaki topluluk ile içerideki topluluk arasında çok fazla ilginçlik farkı var. Bu farkın oluşturduğu terazide de ağır olan taraf içeridekilerdir. Dışarıya çıktığınızda görecekleriniz hep tekdüzedir. Her şey insanı bütünüyle -somut ve soyut- saran bir görünmez perdenin arkasında gerçekleşir. Hep bir şeylerin peşinde koşturan insanlardır. Ya para için işe yetişirler, ya para kazanmak için okula giderler, ya para için karınca sürüsü gibi kalabalık ortamlarda dururlar, ya para için paralı olanların karşısında acınacak hâlde dururlar, ya para için rastgele birilerini kendi ağlarına çekmeye çalışırlar vs. binlerce farklı eylemlerde tek amaç uğruna hareket ederler. Ama görünmez perde yüzünden bu sebep saklanmış olur. Bu sayede de arkada yatan sebebi saklayabilir ve sanki kendisi de diğerleri gibi sadece varolma çabasındaymış izlenimi verir. Diğerlerinin bakış açısından ayrılmadığı sürece her zaman onlar gibidir. Ne çizginin dışına çıkmaya çalışır, ne de herhangi bir şekilde çizginin dışında görünmek ister. Her şeyi ve herkesi birbirine benzetir. Sonunda kendisi de onlara tıpatıp benzer. Dışarıdan bakan biri, hepsini tek sıra halinde giden karıncaları algıladığı gibi algılar. Ne fiziksel farklılıklarının farkına varabilir, ne de öznelliklerinin. Sadece karıncalardaki kusursuz düzenin yerini alan kaosu fark edebilir. Çünkü neredeyse her şey rastgele oluyor havası verir. Fakat bir şekilde her şey yine de birbirine benzemektedir. İçerideki hayatta ise bambaşka Dünya vardır. Orada nesnel bir sınır vardır, fakat fizikselliğin ve metafiziksel durumun sınırları ortadan kalkar. Eylemler azalır. Sonuçlar neredeyse ortadan kaybolur. Tüm bunlara rağmen nedenler her zaman artar. Her birinin farklı arzuları olur. Bunu takiben izledikleri yol da farklılaşır. Aynı olsa bile ilerleme şekli farklılaşır. Dışarıdan her şey bellidir ve sınırlıdır, ama içeriden her şeyi siler geçerler. Sadece kendilerine odaklanırlar. Böylece sıyrılırlar dışarıdaki herkesten. Önce kendileri olurlar. Sonra birlik olurlar. Ne kadar düzgün, yamuk, anahtar, kilit vs. farklılıklara takılmadan bir uyum yakalarlar. Hepsini içine alabilen ve aynı zamanda hiçbirinin yanlış ya da bozuk olduğunu hissettirmeyen bir çoklu yaşam formu oluştururlar. Ancak öznelliğinin getirdiği arzular ve özellikler kaybedilmez. Dışarıda ise kendine dair neredeyse her şeyi silmeden bütüne karışamazsın. Şimdi, içeridekilere dışarıdan bakıldığında bu öznellikler anında görünürler. Orada kimse herhangi bir 'insan' değildir. Bir ismi vardır. Kimse söylemeden aklımızda doğar bu isim. Onu ismiyle anlamaya başlarız. Ne yaptığı eylemle ne de arzularıyla. Uzun lafın kısası, vay arkadaş! Mahpuslarda da gerçekten insanlar varmış. Hem de bizlerden daha ilginç insanlar. Şaşılacak şey doğrusu!


    Okurken Yazdığım Not 2:
    “Ah, ikiyüzlü insanoğlu!
    Ezilir ve yadırgarsın.
    Yükselir ve ezip gülmeye başlarsın.
    İhtiyaç duyarsın ve hor görülürsün.
    Öfkelenir ve nefret kusarsın.
    Sahip olursun ve paylaşmazsın.
    Umursamaz ve tiksinirsin.
    Sen sadece gücü istersin ve gücün kucağında kendini gösterirsin.”

    Yukarıdaki sıralama alttan başlayarak yukarı doğru giden ve bürokrasi içeren yükselişte insanın izlediği yol. Tevazu, anlayış ve sevginin izlerini silen her yola mirketler pislesin!


    Bir taşın tepesine çıkın ve başınızı göklere çevirin. Bedeninize sürtünerek kendi yolunda ilerleyen hava ve bulutları tasavvur edin. O akışa karşı duyumsadığınız aidiyet ve rahatlama hissini anlamaya çalışın. İşte, Dostoyevski de böyle etkiler yaratan bir üsluba sahiptir. Sanki sizin fazla varlığınıza rağmen her şey yerli yerindedir ve yollarında doğal bir sükunet içinde kayıp gitmektedir.


    Özgürlük nedir? Neredeyse her bireyin farklı cevaplar verebileceği bir soru değil mi? Kelime tek başına orada dururken, taşıdığı anlamların uçsuz bucaksız bir sonsuzluğa gitmesi ne kadar garip değil mi? İşin aslı, bugün yaşayan insanlar için özgürlük kavramının hiçbir yere vardığı yoktur. Ne hapishanelerde, ne dışarıda, ne de doğanın kucağında yoktur. Onu sadece ararız. Ama Kafka'nın dediği gibi yanımızda taşıdığımız kafeslerimiz vardır. Bunlardan kurtuluş var mıdır, yok mudur burada tartışmam yersiz olur. Kafeslerimizin giderek büyümesi ve diğerlerini de hapsetmesini kısaca ele alacağım. Aklınızda herhangi bir hayvanı canlandırın. Sonra onun nerede olduğunu düşünün. Daha sonra ne yaptığını düşünün. Şimdi de onun yerine kendinizi koyun. Sonra da onun gibi yaşadığınızı tasavvur edin. Sonucunu da aklınıza, yorumlara ya da boş bir kağıda yazabilirsiniz. Kendiminkini buraya yazıyorum. Çita. Afrika'nın neredeyse insan boyuna ulaşan otları arasında taşın üzerinde yatan bir çita. Karnım tok ve susuzluğum yok. Öylece etrafa bakıyorum. Tehlike yaratma ihtimali olmayan canlıların geçişlerini izliyorum. Sonra da bir aslan sesi duyuyorum. Ürperti geliyor. Kendime daha güvenli bir yer bulmak için kalkıyorum ve yürümeye başlıyorum. Otların arasında kayboluyorum. Güvenli bir yer bulduğumu hissedene kadar da gideceğim. Çünkü gidebiliyorum. Tüm bunları yapabilecek kadar çitayım ve özgürüm. Pat diye bir kafesin içine hapsediliyorum. Korkuyorum. Ama hareket edemiyorum. Gitmek istiyorum, ama kapana kısılmış durumdayım. Yaşıyorum, hâlâ bir çita olmalıyım. Fakat özgür değilim. Özgürlüğü elinden alınan çita ne olur? Artık bir isim ve canlı olmaz. O sadece kavramdır. Hepsi bu. Tıpkı ilkokul fişlerinde geçen "Ali, ata bak." gibidir. Ne Ali diye biri, ne at, ne de Ali'nin bakma yetisi vardır. Hepsi boş bir kelimeler ve kavramlardan başka bir şey değildir. İnsan da böyledir. Özgürlüğünü aldıktan sonra sadece bir kavram olarak varolmayı sürdürür. Öteye gidemez diye düşünürüz. Fakat insan bir şekilde kavramın kendisini doğuran kozalığını yırtar ve ondan çıkabilir. Çünkü her durumda umut besleyebilir. Kendine ve hayata bağlayacak bir şeyi bulabilir. İçeride de bulabilir, dışarıda da. Özgürlüğünden, yani kendi özünden yoksunluğuna direnebilir ve hatta onun üzerinden geçebilir. Bunu kendi kendini özgürlükten mahrum bıraktığında bile yapabilir. İnsanın özündeki güç öyle ya da böyle bir şekilde özgürlüğün ve/veya hayatın meyvelerine ulaşabiliyor. Kendini değiştirerek de olsa ulaşıyor. Nereye gideceği de bizlere bağlı. Demir bir kafeste de yaşayabiliriz, kafatasımız içindeki bir kafeste de. Ya da varoluşun ait olduğu her yerde...


    "Genel olarak mahpuslarımız hayvanları severdi; izin verilse, hapishanede seve seve birçok ev hayvanı ve kuş beslerlerdi. Hem bence mahpusların sert, vahşi yaradılışlarını bu kadar yumuşatıp inceltecek başka bir meşgale yoktur. Ama buna izin vermezlerdi. Buna yönetmelik de, yerimiz de elverişli değildi."

    Varoluş bir felakettir, dostlarım! Hem de sadece insanlar için değil, tüm canlıları içine alır. Felaketimizin getirdiği ortaklığı ve oluşturduğu birlik ile samimiyeti koruyalım, dostlarım! Çünkü her an bedenimizden geçip gidebilecek hayatı bile güvenilir ve seçilebilir kılar. Sevginin yolunuzu ve Dostoyevski'nin aklınızı aydınlatması dileğiyle hoşçakalın.
  • Herkesçe çok sevilen, beğenilen kimi eserleri okuyunca aynı etkiyi bizde yaratmaz bazen. ‘Ben beğenmedim, bence çok iyi bir eser değil’ demeye bile hafiften çekiniriz kitabın veya yazarın fanatikleri tarafından topa tutulmamak için. En hafif tepkiler; ‘Yaaa nesini beğenmezsin, yazar bilmemne akımının öncüsü, üstü kapalı anlatmış o yüzden anlamamış olabilirsin, bu eser bir klasik’ olur, o bile insanı kendisini sorgulamaya iter, acaba sorun bende mi?

    Kesinlikle değil. Aşağıda ünlü yazarların sevmediği klasikler listesi var. Klasik eser denilince her yazarın ve okurun mutlaka okuması, okuyunca da beğenmesi gerektiğine dair bir algı oluşuyor. Ama her eser herkese hitap etmiyor sonuçta hepimiz insanız, zevklerimiz de aynı olsaydı hayat sıkıcı olurdu bence:)

    Okurken sakin olmanız dileğiyle, şahsen ben Nabokov’a biraz sinir oldum ne demek ‘Suç ve Ceza’ ya laf atmak?? Sen önce Lolita’na bak!!
    Ben sadece liste olarak yazdım, ayrıntılı ve gerekçeli tahliller için buyrunuz:
    https://kayiprihtim.com/...eyen-14-klasik-eser/

    1. Virginia Woolf – Ulysses
    2. Dorothy Parker – Winnie the Pooh
    3. Charlotte Bronte – Gurur ve Önyargı
    Charlotte Bronte – Emma
    4. Mark Twain – Gurur ve Önyargı
    5. Aldous Huxley – Yolda
    6. Katherine Mansfield – Howards End
    7. Martin Amis – Don Kişot
    8. David Foster Wallace – Amerikan Sapığı
    9. Elizabeth Bishop – Seymour
    10. Marry McCarthy – Franny ve Zooey
    11. H.L. Mencken – Muhteşem Gatsby
    12. Vladimir Nabokov – Suç ve Ceza ile Karamazov Kardeşler
    13. Vladimir Nabokov – Finnegan Uyanması
    14. Vladimir Nabokov – Dr. Zhivago
  • bende, görüşünü savunurken tek bir eleştiri duymak istemeyen bir yazar hali var! bırakalım bu konuyu artık.
    Dostoyevski
    Sayfa 349 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Şu ana kadar ilkokuldaki cinalilerden başlayarak 400 küsür kitap okumuşum.
    FAVORİ ROMANLARIM (Unutamadıklarım)
    1-Suç ve Ceza ( Dostoyevski)
    2-karamazov Kardeşler (Dostoyevski)
    3-Madam Bovary (Flaubert)
    4-İki şehrin Hiayesi (C.Dickens)
    5-Cesur yeni dünya (A.Huxley)
    6-Nietczhe ağladığında (I.Yalom)
    7-Yabancı (A.Camus)
    8-Bugünü yaşama arzusu (I.Yalom)
    9-Kırmızı ve siyah (Syendhal)
    10-Şibumi (Travenian)
    11-Dublinliler (J.Joyce)
    12-Gülün adı (Umberto eco)
    13-Ana (S.P.Sbuck) Nobel
    14-Yalnızlık Dolambacı (Octavia Paz)
    15-Gençlik güzel şey (Herman hesse)
    16- Sana gül bahçesi vadetmedim
    17- Masumiyet müzesi (O.Pamuk)
    18- benim Adım kırmızı
    19-Sessiz ev (O.Pamuk)
    20- Yaban (Y. K. Kara...)
    21-Yaşarken ve ölürken (Selim ileri)
    22-Kılıç yarası gibi (Ahmret altan)
    23-İsyan günlerinde aşk( A. Altan)
    24. Bir Dinazorun anıları (Mina Urgan)
    25-Kar (O.Pamuk)
    26-Pinhan (Elif Şafak)
    27-Babalar ve Oğulaar (Turganyev)
    28- Kara Kitap (O.Pamuk)
  • 2019 DA OKUMAYI DÜŞÜNDÜĞÜM KİTAPLAR:))
    EKLEMEK İSTEDİĞİNİZ VARSA ÖNERİLERE AÇIĞIM
    OKUYACAĞIM KİTAPLAR
    1.DAVA
    2.KARAMAZOV KARDEŞLER
    3.ULYSSES
    4.SAVAŞ VE BARIŞ
    5.VEBA
    6.BULANTI
    7.ÖLÜ CANLAR
    8.DENİZ FENERİ
    9.OBLOMOV
    10.1984
    11.HUZURSUZLUĞUN KİTABI
    12.SİNEKLERİN TANRISI
    12.YÜZYILLIK YALNIZLIK
    13.Buddenbrooklar - Bir Ailenin Çöküşü
    14.TUTUNAMAYANLAR
    15.GÜNLÜK
    15.TEHLİKELİ OYUNLAR
    16.KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI
    17.GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK-İLBER ORTAYLI
    18.BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ
    19.İNSANIN ANLAM ARAYIŞI
    20.HAYVAN ÇİFTLİĞİ
    21.LEYLA İLE MECNUN
    22.BAZI YOLLAR YALNIZ YÜRÜNÜR
    23.BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU
    24.KIRMIZI SAÇLI KADIN
    25.ŞAH & SULTAN
    26.BAŞLANGIÇ
    27.SAKLI SEÇİLMİŞLER
    28.BENİ İÇİNDEN SEV
    29.BİR BİLİM ADAMININ ROMANI
    30.BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK
    31.ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR
    32.UÇURTMA AVCISI
    33.VE DAĞLAR YANKILANDI
    34.ÇİLE
    35.SATRANÇ
    36.OLASILIKSIZ
    37.BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ
    38.MUCİZE
    39.İSKENDER
    40.SERENAD
    41.KARDEŞİMİN HİKAYESİ
    42.MELEKLER VE ŞEYTANLAR
    43.AŞK
    44.KİNYAS VE KAYRA
    45.AKLINDAN BİR SAYI TUT
    46.GAZAP ÜZÜLERİ
    47.ANA KARENİNA
    48.YERALTINDAN NOTLAR
    49.MİLENA'YA MEKTUPLAR
    50.SEVDA SÖZLERİ
    51.9.HARİCİYE KOĞUŞU
    52.KENDİNE AİT BİR ODA
    53.ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ
    54.ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK
    55.GÜN OLUR ASRA BEDEL
    56.KORKU
    57.ÇÜRÜMENİN KİTABI
    58.RUH ADAM
    59.BOZKURTLAR
    60.TÜRK ÜLKÜSÜ
    61.DALKAVUKLAR GECESİ / Z VİTAMİNİ
    62.DELİ KURT
    63.EYLEMBİLİM
    64.OYUNLARLA YAŞAYANLAR
    65.VATAN SAĞOLSUN
    66. Fahrenheit 451
    67.YABAN
    68.BÖĞÜRTLEN KIŞI
    69.BABALAR VE OĞULLAR
    70.VADİDEKİ ZAMBAK