Hayatına yön veremeyen bir genç ve başlangıcı fırtına gibi hızlı,sonu kar gibi sessiz olan bir aşk...Hayatlarını dev aynasında görenlerin aslında pek küçük olan dünyalarının içinde kayboluşları...Dahası,derine inersek bir cümlede sadece adı geçen Wilhelm Tell hikayesinin,yöneticilerin ve dünya liderlerinin masalarında bulunsa hiçte fena olmaz fikrini aklıma getirmesi...
Beni en çok etkileyen kısımlardan bazıları ise şunlar.
-"Yahu sana acıyorum.Etrafına daha aklı başında insanları toplayabilirdin" dedi.
-"Lüzumu yok.Aklı başında adımlarla hiçbir iş görülmez.Bize,itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım!Bu gençleri romantik birtakım emellerle bağlamak,onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve muvafık"
İnsanların en zayıf tarafları sormadan,araştırmadan,düşünmeden,kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir.Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre,işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.
Arka kapaktaki satırlar ve devamının olduğu sayfa ise su misali akıp giden hayatını düşünüp,kendisiyle gerçek anlamda yüzleşmek isteyenler için en vurucu kısım bence.