• Bazen kaybolduğumu hissediyorum. İnancım sarsılıyor. Doğruluğundan emin olduğum düşüncelerin hayat karşısında paramparça olduğunu görmek çok yıpratıcı. Karanlığın ortasında buluyorum kendimi. Doğru neydi, yanlış neredeydi, hakikat hangisiydi, bilemiyorum.
  • İnsanlara susma sakın; anlat ve yaz, Soko
    Karanlığın ortasında kalmaz beyaz, Soko
    Herkesi sen sanma, parlak zeka Soko
    Her güleni iyi biri sanmak ne ya Soko!
  • 314 syf.
    ·Puan vermedi
    2018 Şubat ayında önce Internet’ten öğrendim, sonra zaten bütün yayın organlarına düştü: Ursula K. LeGuin 88 yaşında yaşama veda etmişti. Uzunca bir süre bununla ilgili bir şey yazamadım, belki tam ne söyleyeceğimi bilmediğim için.
    Bilim Kurgu (BK) ve fantaziyle uğraşmam 1970’lerin ortasında başladı. Kadıköy Maarif Koleji’nde (Şimdi Anadolu Lisesi) okudum. Eğitimimiz İngilizce olduğu için okul dışında da İngilizce kitaplar okumaya çalışırdık.

    Liseye geçip hafta sonlarına kendi başıma dışarı çıkmam mümkün olduğunda Beyoğlu’na gidip Sander Kitabevi’nde kitap arardım. Bazen Hachette’e de bakardım ama benim ilgilendiğim bilim kurgu kitapları genelde Sander’de bulunurdu. 1930-60 arası yazan ünlü yazarların kitapları, en sevdiğim yazar Philip K. Dick’in kitapları genelde oralardan alınmıştı.

    Başka bir tür BK yazılabileceğini kanıtlayan LeGuin’le tanışmam üniversitede oldu. Boğaziçi Kütüphanesi’nin hafif başınızı döndüren kokusuyla gerçek bir kütüphane havası veren raflarında Earthsea üçlemesinin kitaplarını keşfettiğimi hatırlıyorum. Tolkien’i de aynı yıllarda keşfetmiştim. LeGuin’in kitapları kısa sürede ilgi alanımın tam ortasına yerleşmişti.
    Kitaplığımı kontrol ettiğimde aklımda kalanın gerçek olduğunu doğrulayabildim: İlk aldığım LeGuin kitabını 1981’de almışım ve bu 1974’de yayınlanan The Dispossessed(Mülksüzler).

    Kitabı çevirme fikri kimden çıktı hatırlamıyorum. Hatırladığım şey, 1987 yılında Metis Çeviri dergisinin yayına başladığı ve benim Yayın Kurulu’nda yer alarak ve ilk bir kaç sayıya epeyce katkıda bulunarak uzun zamandan beri daha fazla zaman ayırmak istediğim çeviri alanına yoğun şekilde girdiğim gerçeği (Metis Çeviri’yi daha önce şu blog yazısında anlatmıştım). Bu yoğunluğun bir sonucu olarak 81’lerde okumuş olduğum ve beni sarsan bu kitabı çevirmeye karar vermiş olmam. Bir anlamda Shevek kendime örnek alabileceğim bir kahramandı: Bilim adamıydı ve bireyin özgürlüğünün ve inisiyatif alma yetisinin yok edildiği hiçbir rejim - içine doğmuş da olsa - ona kabul edilir gelmiyordu.
    Ursula’nın her kitabı kuşkusuz başka ilginçlikler taşır içinde ama bu kitapta beni çeviri açısından zorlayan ama aynı zamanda heyecanlandıran kullandığı dildi (tabii Karanlığın Son Eli'ndeki androjen toplum ve kimliklerinin bir parçası olarak zorunlu bir şekilde cinsiyetsizleşen dilleri daha zorlayıcı olabilir). Shevek ve Takver’in parçası oldukları ama zaman geçtikçe yabancılaştıkları Anarres toplumunda dilde sahiplik iması taşıyan herhangi bir kavram olamıyordu:
    Zayıf bebek ayağa kalktı. Yüzü günışığı ve kızgınlıkla parlıyordu. Bezi düşmek üzereydi. “Benim!” dedi yüksek, çınlayan bir sesle. “Benim güneş!"“Senin değil,” dedi tek gözlü kadın, kesinlik içeren bir yumuşaklıkla. “Hiç bir şey senin değil. Kullanmak için var. Paylaşmak için var. Eğer paylaşmazsan kullanamazsın”.

    Kitapta Anarres’in kuruluşuna öncülük eden, ama kendisi bunu göremeyen filozof Odo’nun bir çok “özlü sözü” de vardı ve bunları Türkçe’de de aynı etkide yansıtabilmek önemliydi. Bir kaçını hatırlayalım:

    “Araç amaçtır”
    “Gerçek yolculuk geri dönüştür”
    “Bütün olmak parça olmaktır”
    “Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak"

    Mülksüzler isminin tam nasıl önerildiğini de hatırlamıyorum ama yanılmıyorsam Bülent Somay’ın önerisiydi. Metis daha önce politik kitaplar basan bir yayıneviydi ama Edebiyat dizisi daha yeni başlamıştı, Mülksüzler bu serinin daha 10. kitabıydı.
    Mart 1990’da ilk baskısı çıktığında bu kadar popüler olacağını, 2018 yılında 19. basıma ulaşacağını, daha sonra Ursula LeGuin’in Turkiye’de popüler olmasını ve tüm kitaplarının yetkin çevirmenlerce çevrilmesini bir anlamda sağlayacağını öngörememiştim doğrusu.

    Ursula LeGuin bize veda etti ama web sayfası halen aktif. Buradan belki son on yılda neler yaptığını, neler düşünüp yazdığını takip edebilirsiniz:
    http://www.ursulakleguin.com/UKL_info.html.

    İleri yaşında bile ne kadar parlak bir aklı olduğunu ve politik duruşunu, yaşam hakkındaki görüşlerini ne kadar sağlam bir şekilde ortaya koyduğunu görmek zor değil.

    Yaşamamızı zenginleştiren LeGuin artık yok ama bir çok insanın keşfetmeye ancak ömrünün yeteceği kadar çok ürün vermiş olması onu kalıcılaştırıyor ve sonraki kuşaklara da umut ve ilham vermesini sağlıyor kanımca.

    Mülksüzler’i izleyen yıllarda hep kurduğum bir fantazi vardı: LeGuin’i yaşamının büyük kısmını geçirdiği Portland’da ziyaret etmek ve onunla kitapları, özellikle de Mülksüzler konusundaki düşüncelerimi paylaşmak. Bu artık mümkün değil ama onu kitaplarıyla, söyleşileriyle yeniden keşfederek hayalimde bu paylaşımı yapacağım...
  • Şimdi şurada, şu karanlığın içinde, bu hiç bilmediği yoğun karanlığın, dalgalanan, dünyayı sallayan gümbürtünün yanında, yalnızlığın ortasında, yabancılığın tedirginliğinde, sel yatağında bulduğu su püreninin yanında, onu eğilip eğilip koklayarak kendine geliyor, yalnızlığını, yabancılığını unutup gidiyordu.
  • "Karanlığın ortasında seslendim sana."
  • Zifiri karanlığın ortasında ilerleyen bir salın üstündeydim; uzakta, ufuk çizgisinde, bir deniz fenerinin ışığını görebiliyordum, onu
    takip edersem karaya ayak basacaktım, azgın deniz izin verirse, çok geç kalmadıysam...
  • Küçük ağacım
    Rüzgara aşıktı
    Yersiz yurtsuz rüzgara
    Hani ruzgarın evi?
    Hani ruzgarın evi?