• Psikoloji dünyasında bu tür kısayol ve önyargıların gerçekten var olup olmadığını belirlemek üzere çeşitli deneyler yürütülmüştür.

    Son birkaç yılda, ilk deneyler ve çalışmaların bir kısmı yeniden ortaya çıkarıldı. Sonuçlar psikolojik önyargıların varlığını kanıtladı.

    Tasdik önyargısı: Doğru veya yanlış olsun, beklentilerimize uygun olan ve mevcut fikir ve görüşlerimizle uyuşan bilgileri seçip işleriz. Duygularımız söz konusu olduğunda bu düşünme yönteminden bilhassa etkileniriz. Temel ihtiyaçlarımızı koruma gereksinimini duyduğumuz durumlarda da işe yarayabilir.
    Kendini haklı çıkarma önyargısı: Kimi zaman çok zor açıklamaları olan kararlar vermemiz gerekir. Bu beyin fonksiyonu, kararlarımız nedeniyle kendimizi perişan etmekten ya da hatalarımız nedeniyle kendimizi gereğinden fazla suçlamaktan bizi alıkoyar. Nedenler ne kadar tartışılır olsa da kendimizi haklı çıkaracak nedenler bulabiliriz.
    Geçmişe yönelik önyargı: Kaç kez şöyle düşündünüz: Bunun olacağını nasıl da göremedim? Olan zaten olmuştur ve geriye bakıp bize neler olacağını gösteren işaretleri görürüz. Bu, haksız yere ortaya çıkan yaygın bir histir, daha sonra ne olacağını bilme avantajıyla geçmişe bakmaktan kaynaklanır.
    “Batık Gemi” önyargısı: Halihazırda zaman, para, çaba ve hayallerimizi yatırdığımız bir şeyi bırakmaya direndiğimizde gerçekleşen bir şeydir. Amacımızın imkansız olduğunu gösteren kanıtlar olsa bile.
    Kumarbazın aptallığı: Bu önyargı şans oyunlarından kaynaklanır. Kumarbazlar çoğu zaman belli bir renk ya da numaranın şans getireceğine inanırlar. Gerçekte ise olasılık bize şimdiki sefer ile daha önceki 15 seferde aynı şansa sahip olduğumuzu gösterir: 50%.
    Karşılıklılık kuralı: Sosyal çevremizin veya belli bir grubun üyesi olan bireylerin davranışı hakkındaki görüşlerimiz, “farklı” bir gruba dahil kişiler hakkındaki görüşlerimize göre daha olumlu olabilir.
    Bulaşıcı kabul: Farkı etnik grupların üyeleri ile ilişki ve temasın farklı etnik gruplardan kişilere karşı önyargıyı azalttığını düşündüğümüzde yaşanır.
    Forer veya Barnum etkisi: Birinin yıldız falının etkilerini düşünürken bu tür önyargı temeldir. Genel kişilik tanımlarını kullansa bile yıldız falımıza inancımız tamdır. Cümleler belirsiz bile olsa, milyonlarca kişiye uygun bile olsa kendimize göre yorumlarız..
    Bu psikolojik ön yargılar size uymuyorsa, istemeden başka bir kategoriye düşüyor olabilirsiniz: kör olma kategorisine. Yani başkalarının hatalarını görüyor ama kendi hatalarınızı asla görmüyorsunuz. Psikolojik ön yargılar ile sezgisel eğilimler, bizi acı bir yola sürüklese dahi gerekli ve faydalıdır.
  • Sıradanlığa, tek tip olmaya, her gün aynı şekilde işe gitmeye, her zaman aynı yüz ifadelerini ve kelimeleri kullanmaya, düzenli cümle kurmaya, ev hayatındaki düzene, tek kadınla-erkekle birlikte olmaya, tuvaletini hep aynı şekilde yapmaya isyan ediyor Zar Adam. Bu yüzden Zar Adam oluyor Luke Rhinehart. Hayatındaki alışkanlıkları attığı zarlardan gelen sonuçlara göre değiştiriyor. Bir insanın bir kişiliği varmış gibi görünür ama ortaya çıkmamış-bastırılmış bir çok kişilik barındırabilir. İşte bu kişilikler içeride kalmaya mahkum edilmemelidir Zar Adam’a göre. Her biri dışarıya çıkarılmalı ve her bir kişiliğe göre davranılmalıdır. Çoklu kişiliklerle baş edilebilir ve bu sayede hayatın sıradanlığından ve kararsızlıklardan kurtulmuş olursun.
    Kitabın temelinde sıradanlıklara, herkesin aynılaşmasına, bireyin kendi istemiyle istediklerini yapamayışına bir eleştiri yatıyor aslında. Zarı Tanrı yapan Luke Rhinehart, bu dinin ilk inananlarından ve uygulayanlarından. Zara seçenekleri kendisi veriyor ve çıkan sonuca asla itaatsizlik etmiyor. Zardan çıkan sonuçlar zarın kararlarıymış gibi. Oysa ki onlar kendimize itiraf edemediğimiz düşüncelerimiz ve uygulamaya koyamadığımız kararlarımız. Aksi takdirde bulunabilirler miydi zar seçeneklerinde ?
    Aşırılıklarının, neden olduğu kişilik bozukluklarının, ölümlerin, tecavüzlerin, cinsel tacizlerin yanında hastalarını Zar Tedavisiyle tedavi ettiği de oluyor psikiyatrist Zar Adam’ın, bir sürü inananı ve uygulayanı da. Bunu toplumu etkileyen bir idam gibi düşünebiliriz. Dışarıdan bakan gözler olarak döneme kattıklarını ve ondan götürdüklerini, toplumun değer algısını nasıl değiştirdiğini, sistemin artı ve eksilerini tartışabiliriz.
  • Tüm kararlarımız önem taşır Pietra. Hepimiz
    hergün Tanrı rolüne bürünürüz. Bir kadın bir çift pahalı ayakkabı satın aldığında bu parayla açlıktan nefesi kokan birine yardım etmeyi düşünmez bile. Bir bakıma o ayakkabılar ona bir hayattan daha çok şey ifade eder. Rahat bir hayat süreceğiz diye hepimiz öldürürüz. Bu cümlelerle anlatmak işimize gelmez ama aynen öyle yaparız.
    Harlan Coben
    Sayfa 258 - Nash
  • Tatar Çölü, yalnızlığın, yanlış tercihlerin, alışmanın, vazgeçememenin, beklemenin, umut etmenin, acı çekmenin, özlemenin, yaşamın, ölümün kitabı... Kısacası insan hayatı içerisinde yer alan en gerçek duyguların kitabı.

    Yalnızlık ömür boyudur. İnsan ne kadar büyük kalabalıklar içerisinde bulunursa bulunsun yalnızdır. Ne yaparsa yapsın bu uçsuz bucaksız yalnızlık hissini, yüreğindeki o kocaman boşluğu söküp atamaz. Bir yakınımız öldüğünde, en yakın arkadaşımızla kavga ettiğimizde, sevgilimizden ayrıldığımızda o yalnızlık hissini en derin şekilde yaşarız. Çünkü beklemediğimiz ve hiç ummadığımız bir durumla karşı karşıya kalmışızdır. İşte o an yüreğimizin sesini dinlediğimizde ne kadar yalnız olduğumuzun farkına varırız. Ve hiç kimse bu yalnızlık hissimize gelip de çare olamaz. Çünkü acı çektiğimizde o acımız sadece kendimize aittir. Bize özeldir. O acıyı birazcık olsun dindirmemiz, acımızdan bir parça olsun alıp başkasına vermemiz mümkün değildir. Kurulacak hiçbir cümle veya söylenecek söz acımızı dindirmeye, yaralarımıza merhem olmaya yetmez. İşte o zaman anlarız ki, yalnızızdır, hem de yapayalnız...

    Yalnızlığımızın içerisinde hep bir bekleyiş, hep bir umut ediş vardır. Bir gün, yıllar boyunca beklediğimiz ve olmasını hayal ettiğimiz şeyler olacak diye bekleriz. O kutlu günü iple çekeriz. Geleceğin bizim için çok daha güzel bir hayat hazırladığını umut ederiz. Hatta bütün hayatımızı belki de o beklediğimiz gaye uğrunda gözümüzü kırpmadan harcarız. Yıllarımızı, senelerimizi o kutlu gün için feda ederiz. O gün geldiğinde bütün çabalarımızın ve emeklerimizin karşılığını bulacağını ve o günden sonra çok daha güzel bir hayata sahip olacağımızı umut ederiz. Peki ya o beklediğimiz kutlu gün hiç gelmezse? Daha doğrusu kitaptaki soruyu direkt sorayım: "Ya, gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsak?”

    İşte Tatar Çölü, böyle yoğun ve gerçekçi bir şekilde yalnızlık hissi ile bekleme hissini okura geçirebilen bir kitap. Yazarın oldukça hüzünlü ve efsunlu bir dili var. Sanki en basit cümleleri bile kurarken arka fonda hüzünlü bir müzik çalıyormuş gibi hissediyorsunuz. İnsanın yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını anlatırken yalnızlığı ve hayal kırıklığını tam yüreğinizde hissediyorsunuz. Bir anda hüzünleniyorsunuz. Yüreğiniz daralıyor. Kitabın kahramanı olan Giovanni Drogo'ya elinizi uzatıp kitaptan çıkarmak istiyorsunuz. İşte bu kitap, yukarıda da yazdığım gibi, hayatı, yalnızlığınızı, alışkanlıklarınızı, beklentilerinizi, değerlerinizi, her şeyinizi sorgulatıyor.

    Tatar Çölü Giovanni Drogo'nun otuz yılını anlatan bir roman. Romandaki mekanlar, şehir ve Bastiani Kalesi. Kalenin kuzeyi çöl, Tatar çölü. Issızlığın ortasında yıllarını harcayan ve umutla bir şeylerin olmasını bekleyen binlerce asker... Sadece bu paragraf bile kitabın konusunu tasvir etmeye yeterli aslında. Ama biraz daha derinleştirmekte fayda var.

    Giovanni Drogo, askeriyeden ilk görev yeri olarak kuzeyinde ıssız Tatar çölü bulunan Bastiani Kalesi'ne atanan bir subaydır. Drogo'nun Bastiani Kalesi’ne gidişi ile roman başlar. Kahramanımız, burada kalmak istemese bile zamanla alışkanlıkların ve rahatlığının etkisi ile kalede yıllarca kalmaya karar verir. Bu karar onun hayatındaki en önemli ve bütün hayatını etkileyen karar niteliğindedir. Aslında Drogo başlangıçta hemen geri dönmek ister ancak hastalık gerekçesiyle gitmenin mesleğine zarar vermesinden çekinerek dört ay kaldıktan sonra gitmesinin uygun olduğuna karar verir. Bu karardan sonra, kale bir takıntı, beklenen serüvenin gerçekleşeceğine inanılan yer, umut, kahramanca bir yazgının beklentisini körükleyen yer haline gelir. Bastiani kalesi artık Drogo'nun gitme gücünü elinden almıştır. Nasıl mı? Drogo zamanla kaleye alışır ve buradaki rahatlığından vazgeçemez. Zamanla Tatar çölüne olan tutkusu ve çölün derinliklerinden geleceğine inandığı kahraman yazgısı onu şehir yaşantısından daha çok cezbetmeye başlar. Kısacası kaleye alışır ve bu alışkanlık Drogo'nun yaşamında birçok şeyden vazgeçmesine sebep olur. Sonuçta tercih Drogo'nun tercihidir ve kalede kalma tercihi Drogo'yu hayallerinden oldukça uzak bir yere götürür ve arkasından kapıyı kilitler. Artık Drogo alışkanlıklarının ve umutlarının kölesi olmuştur. Aslında Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne ilk gittiği zamanlarda kale ile ilgili kurduğu şu cümle her şeyi açıklıyor: "Burada her şey bir feragati andırıyordu; ama ne uğruna, hangi gizemli şey uğruna bir feragatti bu?"

    Yine kitabın içerisinde yer alan ve Drogo'nun tercihini en iyi özetleyen cümlelerden birisi de şu cümledir: "Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır."

    Son olarak, hayatımızda değişiklik yapmaktan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmekten korkmamalıyız. Bu hayat bizim hayatımız ve alışkanlıklarımızın veya kararlarımızın kölesi olmamalıyız.Çünkü alışkanlıklarımız ve geri dönemediğimiz kararlarımız, biz fark etmeden öylesine büyür ve vazgeçilmez olur ki, bir gün bir bakmışız hayatımızın sonuna gelmişiz ve elimizde hiçbir şey yok...

    "Bir sayfa, böylece, yavaşça çevrildi ve tüketilmiş günlere eklenerek öbür tarafa geçti, şimdilik biriken sayfalar ince bir cilt oluşturmakta ama buna karşılık kalan sayfalar bitmek bilmez bir hacim sunmaktadır. Ama yine de biten bir sayfadır, teğmenim, yani yaşamın bir parçası."
  • Insanlar hiç de sanıldığı gibi "akılcı " Ve sürekli olarak "akıllıca karar veren canlılar " degiller.Kararlarımız çoğu kez duygusal.Beynin dilsiz ve bilinçsiz kısımları tarafından yönlendiriliyor.
  • Kararlarımız ,kabul etmek istemesek de büyük ölçüde sosyal konumumuzla sağladığımız uyuma ve çevreye bağlıdır.