• Dünya edebiyatının ustalarından yazar adaylarına tavsiye 10 kitap
    Yazmak eylemi, kendimizi ifade etme yöntemleri içinde ilk sırada yer alır. Kolay gibi görünse de bir o kadar da zahmetli bir yol bizi bekler. Tam da bu esnada yol gösterici kaynaklara başvurmak ilk adım olarak doğru bir tercih olur. Peki, nedir bu doğru kaynaklar? Nereden başlamak gerekir? Sizler için dünya edebiyatının ustalarından yazar adaylarına tavsiye edilen 10 kitabı derledik.

    Yazının Felsefesi (İyi Yazarlar Neden İyi Yazarlar?) Edgar Allan Poe
    Yazının felsefesi nedir? Bu felsefeyi anlayanlar ve kavrayanlar için iyi yazmak nedir?

    Ünlü Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'nun 1846'da aylık Graham's dergisi için kaleme aldığı Yazının Felsefesi (İyi Yazarlar Neden İyi Yazarlar?) adlı denemesi günümüze kadar etkisini ve önemini hâlâ koruyor. Poe, bir teori olduğunu söylemekten kaçınmadığı bu yazıda, "etkide birlik" (tek etki) metodunun iyi yazı yazmak için en önemli hususlardan birisi olduğu sonucuna varıyor.

    Yazmak Üzerine, Ernest Hemingway
    Hemingway'in mektupları, romanları, konuşmaları, basılmış ve basılmamış tüm metinlerinde yer alan yazmak ve yazarlık kavramı üzerine düşüncelerini bu kitap bir araya getiriyor. Bir yandan yazmanın köşebentlerini ve özünü irdeleyen ve sunan Hemingway, diğer yandan bir nevi "yazarlara tavsiyeler" reçetesini oluşturuyor -ve elbette ki kitap, Hemingway'in bir dünya büyüğü olmasının sırlarını taşıyor.
    Yazma Sanatı, Stephen King
    Stephen King 1999 yılında kendi yaşamı ve roman yazma sanatı hakkında bir kitap yazmaya başladı. Yıl ortasında geçirdiği ölümcül kaza hem yaşamını hem de kitabını tehlikeye soktu. Nekahet süresinde yaşamak ve yazmak arasındaki bağ çok önemli bir dönüm noktası haline geldi. Yazı yazma sanatı hakkında çok az kitap bu denli yararlı ve açıklayıcı olabilir. Yazma Sanatı, King'in roman yazma tutkusunun çocukluğunda nasıl başladığını anlatırken insanı adeta büyülüyor. King gençlik yıllarındaki kimi anılarını kolej günlerini ve ilk romanı Göz yayımlanıncaya dek çektiği sıkıntıları kâh komik kâh hüzünlü bir ifadeyle okuyucuya sunuyor. Ve bu sayede, yazı yazma sanatının basit araçlarının neler olduğunu ve bunları nasıl kullanacağımızı anlıyoruz.

    Yaratıcı Yazarlık, Stephen May
    Yazmayı ister bir hobi, ister gelecekte yaşamınızı kazanacağınız bir iş olarak görün; gerekli olan yapı taşlarını bu kitapta bulmak mümkün. Yazmak üzerine binlerce saat kafa yormuş, tartışmış, hocalık yapmış isimlerin de bulunduğu pek çok yazarın tavsiyeleri bir arada bulunuyor. Kendinize duyduğunuz güveni artıracak pratik alıştırmalar sayesinde yazmanın aslında o kadar da zor olmadığını görecek ve kendi yazı serüveninize çıkabileceksiniz. Fikir üretme ve ilham alma, editörle temas nasıl sağlanmalı, sık yapılan bazı hatalar, iyi bir giriş bölümü, tatmin edici bir final, romana giriş, kurmaca dışı yazı, çocuk kitabı yazarlığı, merakta bırakma tekniği, iyi bir üslubun düşmanları, tiyatro oyunu ve dizi senaryosu yazmak gibi konular kitapta yer alanların sadece birkaçı.

    Demek Yazar Olmak İstiyorsun, Giuseppe Culicchia
    Demek Yazar Olmak İstiyorsun, sadece bir kitap yayımlatmanın hayaliyle yaşayanların okuması gereken bir kitap değil. Culicchia, bir yandan yazmanın tüm inceliklerine işaret ederken, diğer yandan bir yazarın doğumunun ve gelişiminin aşamalarını açığa çıkarıyor. Editörden basın bürosuyla olan ilişkilere, kapak tasarımından imza günlerinin gerçekleştirilmesine kadar bir yazarı ilgilendiren önemli noktaları tüm metne yayılan bir ironiyle inceliyor.

    Yaratıcı Yazının Sırları, Roland Fishman
    Edebiyat metninin anahtarı olarak gördüğümüz Yaratıcı Yazının Sırları yalnızca hayranlıkla okuduğumuz yazarların değildir. Yazmaya meraklı ama meraklı olmakla da yetinmeyip kararlı olanlar da nitelikli metinler yazabilir. Roman, öykü, bu arada şiir, doğadan gelen yeteneklerden değil, çalışmaktan çıkar. Çalışırken iyi okumaktan...

    Borges ve Yazma Üzerine, N. Thomas Di Giovanni, Daniel Halpern, Frank Macshane
    Borges ve Yazma Üzerine, Güney Amerika edebiyatını olduğu kadar çağdaş dünya edebiyatını da etkilemiş büyük yazar J.L. Borges´in Kurmaca, Şiir ve Çeviri üstüne düşüncelerini kapsayan bir Borges el kitabı ya da bir Borges okuma kılavuzu niteliğinde. Yazar, öncelikle genç yazar adaylarına seslenirken yazarlık uğraşının sorunlarına ve sorumluluklarına eğiliyor. Borges´in çağına ve çağın edebiyat akımlarına bakışı, kendisini etkileyen ustalar ve kişisel yazarlık deneyimleri de yer alıyor bu kitapta. Sorulara verdiği yanıtlarda Borges´in, her sözcüğünün, her imgesinin hesabını vermeye hazır, güvenli, titiz ustalığından ve bu ününe karşın edebiyat serüveninde çırak kalmakta direten alçakgönüllü bilgeliğinden izler bulacaksınız.

    Yazmak Üzerine Notlar, Jules Renard
    Renard'ın günlüğünden damıtılmış; yazma işi, yazma eylemi ve yazarlığın güçlükleri üstüne seçmeler. Bir yazarın yazıya, dolayısıyla kendine bakışına ilişkin, nokta atışlarıyla, deneyimlerle, öğütlerle, ıskalamalarla örülmüş incelikli bir toplam. Alaycı bir gülümseme, dimdik bir duruş...

    Genç Edebiyatçı Arkadaşlara Bazı Tavsiyeler
    Dünya edebiyatının "dediğini yap yaptığını yapma" denilebilecek belki de tek yazarıdır Baudelaire. Der ki: "Sevgili genç edebiyatçılar! Burada okuyacağınız davranış kuralları deneyimlerin meyvesidir; deneyim bir miktar yanılgı da içerir; bütün yazarlar benzer yanılgılara düştüğünden - tümüne veya birçoğuna - burada aktaracağım kendi deneyimlerimin tüm yazarlar tarafından kabul göreceğini umuyorum."

    Reklam Yazarının El Kitabı, Joseph Sugarman
    Amerika'nın en iyi metin yazarlarından biri olan Joseph Sugarman, iyi bir metinin reklamın kalbi olduğunu anlatıyor. Amerika'nın en iyi metin yazarlarından biri olan Joseph Sugarman, bu kitapta basılı reklam deneyimlerini paylaşıyor ve tüm mecralarda işinize yarayacak metin yazma tüyoları veriyor. Hazırlık aşamasından ürün ve pazar araştırmasına, fikirleri kâğıda geçirmekten düzeltme aşamasına kadar her adımda yol gösteriyor.
  • Köy Enstitülerinin 79. Kuruluş yıldönümünde Birinci Kurtuluşçuların bıraktığı yerden mücadeleye devam…
    Köy Enstitüleri, Cumhuriyet tarihimizin en önemli eğitim deneyimidir. Yokluklar içinde var edilen, tüm dünyaya örnek oluşturan bir eğitim modeli, üzerine bir çok araştırma yapılmış, tezler yazılmış bir eğitim mucizesidir. Öğrencilerine kattığı pek çok değerin yanı sıra örgütlenme bilinci de taşımış olan kurumların adıdır. Ve Köy Enstitüleri deyince, ilk akla gelen isimler elbette ki Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’tur.
    Yeni kurulan cumhuriyette, toplumun kalkınması ve modernleşme için, yalnızca okur-yazar oranının arttırılması değil, modern üretim tekniklerinin de tarıma girmesi gerekiyordu. Böylece, köylü geleneksel yöntemleri bırakıp, yeni bilgi ve becerilerle donanacaktı. 1935’ten itibaren Köy Enstitülerine biçim veren nedenler bunlardı.
    İşte bu amaç doğrultusunda kuruldu Köy Enstitüleri. Çok önemli işler başardılar.
    Halkımıza çok büyük yararı olan bu eğitim kurumları, yerli-yabancı Parababalarının çıkarına dokunduğu için kapatılırlar. Tabiî onların derdi halkın refahı, mutluluğu değil, kendi vurgunları, talanları, sömürüleridir.
    Bundan sonraki yıllar artık Birinci Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş’un ve onun sonucu kurulan Cumhuriyet’in kazanımlarının, değerlerinin birer birer kaybedildiği yıllar olacaktır. Türkiye her geçen gün biraz daha emperyalizmin saflarına doğru çekilecek ve sonunda emperyalizmin yarı sömürgesi haline dönüştürülecektir.
    Köy Enstitülerinden bu yana antika-modern Parababalarının tüm azgın saldırılarına rağmen halkımızın hâlâ gönlünde ve gözünde öğretmenlik mesleğinin devrimci geleneği ve bu geleneğin kararlı nice mirasçıları var! Ve onlar hâlâ mücadeleye devam ediyorlar. Ve hiç kuşku yok ki bu mücadele kazanılacak!
    Çok derdin tek ilacı gerçekten örgütlü olmak, örgütlü mücadele etmek. Bugün yaşadığımız tüm sosyal sorunların çözümü, ancak içinde bulunduğumuz sınıflı toplumun, insanın insanı sömürmesine ve ezmesine dayanan toplum düzeninin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşecektir. Halkın İktidarında gerçekleşecektir.
    Okullarımızda nitelikli öğretmen istiyorsak; insan ve vatan sevgisi ile dolu, onurlu, halkının öğretmeni olan öğretmenler istiyorsak; bilimin aydınlığını halkına taşıyan öğretmenler istiyorsak; insanın hayvan yerine konulmasına karşı çıkan öğretmenler istiyorsak; hakça paylaşmayı-eşitliği savunan ve öğreten öğretmenler istiyorsak; böyle öğretmenler yetiştirecek eğitim kurumları istiyorsak; görev bellidir!
    Birinci Kurtuluşçuların bıraktığı yerden devam edeceğiz!
    Antiemperyalist-Antifeodal-Antişoven kurtuluş mücadelesi vereceğiz!
    Ve bu mücadeleyi zaferle sonuçlandıracağız.
    Sömürü düzeninin boyunduruğundan kurtulacağız.
  • 192 syf.
    Simyacı, üniversite bir ya da ikide okuduğum bir kitaptı.
    Yurttaki (Yurtkur yurdu bilen bilir :) )oda arkadaşım okumuştu. Odada bulunan 8 kız da ki bunlardan biri de benim , Simyacı'yı elden ele gezdirip bitirdik. :)
    İşin garibi kitaptan etkilenmeme rağmen hatırlayamadım. Tekrar okumaya karar verdim. Bir de kütüphane oluşturma derdine olduğum için elimde bulunsun istiyordum.

    İspanya'nın Endülüsü'nde çobanlık yapan Santiago'nun kaderinin ya da yazgısının veya kitabın diliyle söyleyecek olursam 'Kişisel Menkibesi'nin peşinden gidişini anlatıyor.

    İçeriğine girmeyeceğim.

    Bende uyandırdığı duyguları yazmak istiyorum .

    Hayatta hiçbir şeyin küçümsenmemesi gerektiğini hatırlattı. Bir çobandan da pek âlâ çok şey öğrenilebilir. Ve aynı şekilde bir simyacidan da.
    Yani bilgi , ne zaman nasıl şekilde karşımıza çıkacak hiiiç belli değil. Bu yüzden "kalp gözünüz" hep açık olsun. Bu kendime bir hatırlatma.

    Bir şey uğuruna yola düşmek için her zaman ilk adım, niyet çok önemli. Bu ilk adım atıldı mı gerisi geliyor.
    İlk adımdan sonra belki de en önemli nokta kararlı olmak ve asla vazgeçmemek.
    Amacına ulasana kadar pes etmeden devam etmek. Ne diyordu kitapta,
    "En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır."
    (s.155)

    Amacına doğru yaptığın yolculuk sürprizle dolu olabilir. Denemekten kaçma!

    Yüreğinizi dinlemekten çekinmeyin...

    İyi okumalar...
  • 216 syf.
    Yazdıklarıyla ayrı, yaşam öyküsüyle ayrı, farklı bir yazar var karşımızda: Robert Walser

    Yazarı; Robert Walser olarak tanımlıyor Ahmet Uğur Nalcıoğlu Sanırım haksız da sayılmaz. Ancak bu aylaklığı boş bir adam olmasından değil tam tersi hem yazdıkları ile hem de yaşamı ile dolu dolu bir adam olmasından kaynaklı.

    Öncelikle ufak da olsa yazardan bahsetmek gerekiyor sanırım. Çünkü bü kitabı okumadan önce yazar hakkında bir şeyler bilmek yazılanları daha fazla içselleştirip anlamamızı sağlayacaktır.

    Yazar 1878 yılında çocukların bolca olduğu bir ailede dünyaya geliyor. Okumak istese de maddi yetersizlikler yüzünden okuması yarım kalıyor ve 14 yaşında bankaya çalışmaya veriliyor. Ama bilirsiniz bu tür yazarların çocukluktan gelen tutkuları vardır. Yazarın da tutkusu tiyatrodur ve bu tutkusunun peşinden gidip seçmelere katılır ancak seçmelerde "fazlasıyla ruhsuz" olarak nitelendirilir ve bundan sonra bu tutkusundan vazgeçip tamamen yazıya yönelir.
    Madem siz oynatmıyorsunuz ben de yazarım düşüncesi sanırım :) Acaba vazgeçmese nasıl olurdu diye düşündüm. Yazdıklarını görünce o alanda da muhteşem işlere imza atabilirdi bence.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı hikayeler bu kitapta Gezinti başlığı altında toplanır.
    Yazarın yaşam öyküsünü öğrendikten sonra hikayeler daha bir farklı geliyor. Çünkü çoğu hikaye otobiyografik izler taşıyor. Yazarın maddi sıkıntılar içindeyken çeşitli işlerde çalıştığı, bir dönem bir malikanede uşak olarak çalıştığını öğrendiğimde bu kitaptaki son hikaye olan “Tobald” daha bir anlamlı geldi ve yazarı tanıma adına da önemli bir kaynak teşkil ediyor.

    Yazarın yaşamı da, hayatı gibi ilginç bir şekilde son buluyor. Savaş sonrası çoğu yazarın düştüğü bunalımlı duruma Walser da düşüyor ve 1929 yılından ölümüne kadar olan süreçte akıl akıl hastanesinde yatıyor. Bu süreçte artık yazmayı bırakıyor ve şöyle bir söylemi var “Buraya delirdiğim için geldim, yazmak için değil” ancak yine de belirtilen kaynaklara göre yazmayı bırakamamış.
    Akıl hastanesindeyken çok sevdiği yürüyüşlerinden birini yaparken ormanlık bir alanda kalp krizi geçirerek yaşama veda ediyor.
    Gezinti hikayesini okuyunca bu yürüme olayını nasıl sevdiğini daha net anlayacaksınız.

    Yazar kendini şehirli olarak görmüyor. Bir dönem şehirde kalsa da dayanamayıp tekrar dönüyor. Yazdıklarına baktığımızda karamsarlık emareleri pek yoktur. Hikayelerinde karakterler genel olarak mütevazı bir yapıdadır. Ancak yeri geldiğinde ironiyi de, iğnelemeyi de es geçmezler. Gezinti hikayesinde kitapçıya girip onunla olan konuşmalarını buna örnek olarak verebiliriz.


    O konuşmadan bir bölümü şöyle ekleyelim.

    "Mümkünse, en değerli ve en ciddi ve doğal olarak aynı zamanda da en çabuk duyulmuş ve satılmış eserin adına ve tadına hemen şimdi vakıf olabilir miyim?..."
    "…bana bu en başarılı kitabı göstermenizi kibarca rica edebilir miyim sizden?"

    “Büyük bir memnuniyetle” dedi kitapçı.

    ....
    “Yılın en geniş kesimlere ulaşmış kitabının bu olduğuna yemin edebilir misiniz?”
    “Hiç kuşkunuz olmasın.”
    “Mutlaka okunması gereken kitabın bu olduğunu iddia edebilir misiniz?”
    “Mutlaka”
    “Bu kitap gerçekten de iyi mi?”
    “Büsbütün gereksiz ve yakışıksız bir soru bu!”
    “Size çok teşekkür ederim.”dedim ve sakin bir tavırla; “mutlaka okunması gerektiği için en geniş kesimlere ulaşmış olan kitabı, olduğu yerde öylece bıraktım ve başkaca tek bir söz söylemeden, sessizce uzaklaştım. Satıcı arkamdan haklı ve derin bir öfke içinde “yontulmamış cahil herif!” diye bağırdı elbette.

    Burada baktığımızda popüler kültürün insanları (kitapçı-yazar-okuyucu-eleştirmen) ne hale getirdiğini, nasıl düşüncelere ittiğini görüyoruz. Bu diyaloglarla çok güzel eleştiri yapmış yazar. Farklı bir tarzı olduğunu buradan da görebiliyoruz.

    Anlatımı yalın bir dille yapıyor ve okurken zorlanmıyorsun ve keyif alarak okuyorsun. Bazen öyle ilginç hikayelerle karşılaşıyorsunuz ki hayret etmemek elde değil.

    Bazılarını şöyle yazayım.

    “Hiçbir Şey”
    “İşte Şimdi Elimdesin” (çok fenaydı bu yaa:))
    “Hiçbir Şeyin Farkına Varamayan Adam”
    (Bu hikaye bana Gogol’ün burun hikayesini anımsattı) İçerik olarak aynı değil ama burun hikayesinde karakter burnunu kaybediyor ve aramaya çıkıyor, burada da adamın kafası gidiyor ama farkında değil öylece yaşamaya devam ediyor. Öyle derin anlamlar çıkarılır ki bu hikayeden.
    Nice gözleri olup göremeyen, kulakları olup duyamayan, kafası olup düşünemeyen insan var demeden geçemiyoruz.
    “Hiç Kimse”
    “Helblıng”
    “Hepsi Bu”
    Ne kadar çok hikaye yazdın yahu diyebilirsiniz ama bunlar daha ne ki? Kısa kısa bolca hikaye var bu kitapta. İçindekilerde 22 tane hikaye görünüyor ancak o hikayelerin içinde de hikayeler yer alıyor.
    Kısa hikayeleri çok fazla sevemiyorum ama bu yazdıklarım derin anlamlar içeriyor ve düşünmeye sevk ediyor o yüzden güzeldi.
    Bunların dışında bu kitap bolca yazara, şaire de referans oluyor. Benden bu kadar :)

    Son olarak beni bu yazarla ve kitapla tanıştıran pek değerli Roquentin ‘e de teşekkür etmeden geçmek olmazdı. Çok teşekkür ederim, var ol :)

    İncelemeye de kitabın son cümleleri ile veda etmek isterim. Çünkü bu kitabı okuduktan sonra aynı burada yazılanlar gibi hissedeceksiniz.

    "Şimdi sanki bütün dünyayla ya da en azından yarısıyla başa çıkabilirim gibi geliyor bana. Gurur, yanılsama, muhteşem yıldız! Kendimi harika hissediyorum. Şimdi öyle bir yaşama hevesi ve gücü var ki içimde, gerçekten kahkahalarla gülmekten alamıyorum kendimi. Kendimden geçiyorum! Yabani bir at olmak ve dörtnala neşeli diyarlara doğru koşturmak için yanıp tutuşuyorum. Tanrısal bir güzellik, ilahi bir iyilik var bu dünyada. Ne büyük zevk bu! Korkuları, sıkıntıları anlamıyorum artık. Hayat bir gül ve ben göğsümü gururla kabartmak ve bu gülü koparabileceğime kendimi inandırmak istiyorum. Yeryüzü gümbürdeyerek ayaklarımın önüne kapanıyor. Gökyüzü azıcık mahcup maviliğini parça parça gösteriyor. Bu alameti iyiye yormak istiyorum. Dünya; Seninle mücadele etmek istiyorum. Henüz çıktım bir yaşantının içinden ve şimdi daha geniş, daha uzak yaşantılara doğru seyahat ediyorum. Canlı hayat, canlı tecrübe, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! Güzel olan bu: Bir şeylere dayanmalı insan, bir şeylere katlanmalı. Sıkıntıya neşeyle, güçle katlanınca hayat bir oyun kadar kolaylaşıyor. O halde haydi, yılmaz bir usta yüzücü gibi atılalım dalgalara! Bana öyle geliyor ki, daha şimdi bir şeylerin üstesinden geldim ve artık sağlam adımlarla ve kararlı bakışlarla yürüyebilirim ileriye." #42465953
  • Hâlbuki bu davada haklı olmak yeterli değil, önemli olan bu konuda sürekli ve kararlı olmaktır..
  • Büyünün Bilimi: Büyü Nedir? Nasıl Yapılır?

    Büyü ilmi dünyanın pek çok yerinde gerek maddi gerekçeler için olsun gerekse de kişisel hırslar için olsun yöresel olarak farklılıklar göstermekle beraber son derece yaygın kullanımı olan bir olgudur.

    Ancak bir çoğu gerçek uygulamalardan uzak ve etkisizdir. Ülkemiz de islam inancından ötürü arap büyüleri yaygındır oysa dünya da ki en etkisiz büyüler arap büyüleridir. Burada Kuran ayetlerinin gücünü kullanarak hayır dilemek ve hayırlı bir iş istemekle büyüyü karıştırmamak gerekir. Nihayetinde internette mantar gibi türeyen binlerce medyum hoca sıfatlı şarlatanın yaptıkları bunlardan ibarettir farklı şekillerde tesir gördüğünü iddia eden kişilerse aslında psikolojik bir etkiye maruz kalmışlardır. Dünya’nın en etkili ve en geniş büyü formülleri latince olanlardır. Bu büyüler genelde ibrani kökenlidir. Örneğin Vodun dininin ana öğretisi olan voodoo tüm dünya da sadece kendine özgü olarak bilinsede gerçekte durum böyle değildir. Vodun, tektanrıcı (monoteistik) ve büyüsel bir animizm türüdür. Batı Afrikalı çeşitli etnik gruplar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kültürel anlamda Fon, Gun, Mina ve Eve toplulukları ikici kozmolojik bir prensip etrafında gelişen metafiziki bir düşünceyi paylaşır. Bu ikici kozmolojik düşünceye göre; Nana Buluku, Tanrı-Yaratıcı ve Tanrılar-Oyuncular veya Vodunlar, yani Yaratıcı’nın ikiz çocukları olan Mawu (ay tanrıçası) ve Lisa’nın (güneş tanrısı) kız ve oğul evlatları vardır. Tanrı-Yaratıcı, Nana Buluku, kozmogonik ilkedir ve dünyevi işlerle uğraşmaz – dünyevi olaylarla uğraşmak için çok büyük ve önemlidir; böylece Vodunlar,Tanrılar-Oyuncular, dünyevi işleri yönetenlerdir. Vodunların panteonu tanrıların toplamı çok geniş ve komplekstir. Mawu’nun doğrudan 7 oğlu, interetnik tarihi veya mitik kişiler, birçok etnik Vodun, belli klan ve kabilelerin koruyucuları veya liderleri ve bazı modern Vodunlar bulunur.

    Her ne kadar soya ve atalara verilen önem ile Batı Afrika (veya Benin) Vodun’u, Haiti Vodou’suna benzese de, her ruh ailesinin özel bir ruhban sınıfı vardır ve bu sınıf genellikle ırsidir – miras yoluyla devredilir. Afrika’da; su tanrıçaları Mami Wata, Haiti’deki yaşlı betimlemesinden farklı olarak genç ve erkeksi olan Legba, demir ve demirciliği yöneten Gu, hastalıkları yöneten Sakpata ve Batı Afrika’ya özgü birçok farklı ruh bulunur. Batı Afrika’daki totaliter rejimler Vodun’u ve diğer dinleri bastırmaya çalışmış olsa da, bugün bu din ve gelenekler yeniden gelişmeye başlamıştır ve Vodun bölgede 30 milyondan fazla kişi tarafından benimsenmektedir. voodoo büyüleri her ne kadar kendine özgü görünse de onlarında temel dayanağı sistemsel olarak olmasa da sembolik olarak ibrani maji teknikleridir. Aynı majikal sembollerden faydalanılır.

    Çeşitli Gnostik ve Okültist akımlar bu konuda uzmanlaşmıştır. Ancak tek amaç büyü yaparak menfaat elde etmek değil, bilimin açıklayamadığı olguları farklı boyutları deneyimleyerek sırlara vakıf olmaktır. Yani bu tür öğretilerde büyü sadece birkaç başlıktan bir tanesidir. Binlerce farklı büyü olmasına rağmen bunlar içerisin de en çok talep görenleri Aşk büyüleri, Ayırma büyüleri, Lanetleme büyüleri, başarı için yapılan büyüler, bir başkanın rüyasına girerek ona bir şeyler söylemeye yarayan büyüler ve bulunduğu ortamda popüler olabilmek adına yaptırılan büyüler başı çekmektedir. Büyü ilmi farklı cemiyetlerin elinde bir çok ayrı alana evrilmiş ve uygulama alanları gelişmiştir. Örneğin John Dee den kalma kadim enochian öğretisi bugün Latin büyülerinin varisi olarak görülmekteyse de Altın şafak hermetik cemiyeti Alleister Crowley enochian uygulamalarını İslam mistisizmiyle harmanlayarak çok farklı bir oluşum içerisine girmiştir. Yine de bir büyünün yapılışını bilmek onu yapabileceğiniz anlamına gelmemektedir. Büyü uygulamasında büyünün yapılacağı kişiye ait saç veya tırnak gibi kişinin dnasını içeren materyaller hayati önem taşır. Evrende ki bütün her şey gibi yapılan büyüler de işlevsel olabilmek için enerjiye gereksinim duyarlar. Büyüye enerji sağlamanınsa iki yolu vardır. Bunlardan ilki cinler, ifritler veya demonlar gibi ruhani varlıklarla anlaşmak veya onları kontrol altına almak diğeri ise kendi ruhsal enerjinizi arttırarak büyünüzü kendi enerjinizle beslemektir. Ancak bunları yapmak düşünüldüğü kadar kolay değildir.

    Gnostik ve okültist öğretilerde bedensel ve ruhsal eğitim her şeyin başında gelir. Eğitim bazı ritüellerle gerçekleşir ve üstad çırak ilişkisi şeklinde devam eder. Kadim öğretiler üstad çırak ilişkisini karı koca ilişkisinden bile daha önemli görmektedir. Üstadlar için bir çırak yetiştirmek son derece zahmetli bir iştir. En nihayetinde kadim sırları aktarabilecek kadar güvenilir ve duygusal yönden bunu kaldırabilecek birisini bulmak son derece zordur. Genel olarak erkek üstadlar bayan çırak Bayan üstadlarda erkek çırak yetiştirirler. Sırra vakıf olup etkili büyüler yapmak isteyen bir kişi her şeyden evvel kararlı ve itaatkar olarak bir üstadın güvenini kazanarak onu çırağı olabileceğine ikna etmelidir. Üstadın tam güvenini kazandıktan sonra söylenen her şeyi herfiyen yerine getirmeli ve üstadının hiçbir isteğini sorgulamadan kabul etmelidir. Zaten eğitime başlamadan evvel üstadlar çıraklar üzerinde neye ne kadar tahamülü olduğuna dair küçük testler yapmaktadırlar. Eğitim 7 aşamalıdır ve ortalama 1 yıl sürmektedir.

    İlk aşamada çırağa semboller ve halka açma gibi temel unsurlar öğretilerek cübbe, bıçak gibi ritüellerde kullanılan eksik eşyaları tamamlanır. Ayrıca et, peynir, süt gibi hayvansal gıdaların tüketilmediği özel bir diyete başlanır ve farklı bir uyku çizelgesi belirlenir. 2. Aşamada ruhsal arınma için özel ritüellere başlanır bu ritüeller genellikle cinsellik ağırlıklıdır. Ancak bu cinsellik duygusal veya tatmin amaçlı bir olgu değil çırağın dünyaya bakış algısını değiştirmek, ruhsal rahatlamayı sağlamak ve üstadıyla olan bağını kuvvetlendirme amacı güdmektedir. 3. Aşama da ruhsal arınma ritüelleri devam ederken çırağın diğer alemlere psikolojik olarak hazırlanmasına başlanır ritüeller son derece sık şekilde yapılır bu aşamada ki ritüellerin ana unsuru soğuk su kullanımıdır. 4. Aşamada çırak yavaş yavaş diğer alemlere adım atması için hazırlanır bazı özel bitkilerle kısa halüsilatif sanrılar yaşamaya başlar. Bu evrede çırak sık sık kabuslar görür. Halüsilatif bitkilerle yaşatılan yapay sanrıların sebebi ise çırağı üst aşamalarda karşılaşacağı şeylere hazırlamak ve bunlardan korkmamasını sağlamaktır. 5.Aşama ustalığa ilk adım olarak bilinir. Son derece özel ve uzun bir ritüel gerçekleştirilir ve çırağa bazı sırlar açıklanır.

    Takip eden günler de çırağın gözünde ki perde yavaş yavaş kalkmaya başlar duru görürlük yeteneği artar, kısa astral seyahatler yapar ara ara zaman atlamaları ve dejavular yaşar. Ancak bu dejavular normal insanlarda ki gibi değil çok daha bariz şekilde anı anına gerçekleşir. Ritüellerle son derece yükselmiş olan ruhsal enerjisini aynı kol bacak gibi bir uzvu yeni doğan bir çocuğun kullanmayı öğrenmesi gibi öğrenmeye başlayarak insanlar üzerine istekleri doğrultusunda etki etmeye başlar. Yine bu dönemde çırağın fiziksel dünyasında bazı anomaliler gerçekleşir. Siyah bir kuşun sürekli yakınında uçması, bir meyvenin dakikalar içerisinde çürümesi veya kapalı bir mekanda çiçeklerin açması / solması gibi çok farklı olaylar gözlemler. Bu yaşanacak olan anomaliler çırağın yola ne niyetle çıktığı ile alakalıdır. Eğitime başlamak için niyetin iyi veya kötü olması önemli değildir. Örneğin çırağın sırra vakıf olma isteği dünyevi bir intikam amacı taşıyorsa çiçekler solacak fakat bir başka insana yardımcı olmak istiyorsa çiçekler hızlıca açacaktır. 6. Aşama’da büyü ritüelleri ve uygulamaları başlar gerek sayısal gerek sözlü büyü sistem ve şablonlarını, sırlı kitapları nasıl deşifre edeceği hangi sembolü nerede kullanacağı hangi bitkinin ne işe yaradığı çırağa en ince ayrıntıları ile öğretilir. Daha sonra çırak bir denek seçerek ilk büyüsünü yapar. Hangi konuda kime büyü yapacağı çırağın kendi insiyatifine bırakılır. Büyünün etkisi gözlemlenir. Bu büyü son derece hızlı tesir eder ve kuvvetli bir etkiye sahip olur. Bu dönemde çırak artık yavaş yavaş üstadın kontrolünden çıkmaya başlayarak insiyatifi kendi eline alır. Bir süre eğitimlere ara verilerek çırağın kazandığı yetenekleri gerçek dünyada deneyimleyerek tecrübe sahibi olması amaçlanır. İsterse eğitimi burada sonlandırabilir.

    Ancak 7. Eğitimi tamamlamaksızın üstad olamaz. 7. Aşama artık çırağın üstad olacağı son aşamadır. Bu aşamada üstad çırağına son derece önemli ve kadim bir sırrı aktarır. Bu aynı zamanda öğretinin devamını sağlamaktadır. Bu aşamada çırağa demon davetleri eğitimi verilir. Ruhani varlıklarla alakalı kadim sırlar paylaşılır. Nelere nasıl tepki verecekleri ne şekilde korunulup kontrol altında tutulabilecekleri en ince ayrıntılarına kadar öğretilir. Ruhani mühürler gösterilir. Çıraktan Cinler gibi zayıf varlıkları kontrol altına alarak denemeler yapması istenir ve Astral yolculuklara çıkarak ruhani varlıklarla iletişime geçmesi sağlanır. Nasıl ki bir deniz de balık, ahtapot midye gibi binlerce farklı çeşitte varlık varsa ruhsal alemde işte böyledir bilinen ve bilinmeyen binlerce farklı çeşit varlık türü bulunmaktadır. Üstadların elinde bulunan kadim bilgilerde bu varlıkların türleri ve özellikleri hakkında yeterli bilgi bulunmaktadır. Cinler yapılan alıştırmalardan sonra çıraktan bir demonu kontrol altına alarak fiziksel dünyaya etki ettirilmesi istenir bunu da başarmasının ardından beratını alan çırak artık üstad olarak kendi yolunu çizmek üzere üstadından ayrılır. Her üstad hayatında en az 1 tane çırak yetiştirmekle yükümlüdür. Üstad olarak üstadının yanında ayrılmasını izleyen birkaç sene içerisinde kişi edindiği yetenekleri kullanmakta iyice ustalaşır. Girdiği yolda yükselişi devam eder. Yeteneklerini iyi yada kötü bir yolda veya maddi kazanç sağlamak için kullanmasında bir sakınca yoktur. Ancak eski büyük üstadların yaptığı kadim bir lanet vardır eğer sırları ifşa etmeye kalkarsa bu lanetle lanetleneceğinin bilincindedir. Konuya ilgi duyan ve merak eden arkadaşlarımız için bazı kadim büyüleri açık tekniklerini vermeksizin İnstagram hesabımdan paylaşıyorum. Bilgi edinmek adına takip edip inceleyebilirsiniz.