• 2086 syf.
    Biliyorum, incelemelerde inceleme sahibinin hayatından anılar okumayı pek kimse sevmiyor. Ben de çok sevmem. Ancak nasıl giriş yapsam diye düşünürken, konuyla alakali bir lise anım aklıma geldi ve bunu paylaşmak isterim: Lisede sınıfta bir gün, ailesi sol görüşlü ve ailesi muhafakar-milliyetçi görüşlü bir iki arkadaşın tartıştığına tanık olmuştum. Mevzu da vatan hainligi, vatanseverlikti. Ailesi sol görüşlü arkadaş, önce Ahmet Kaya'dan şarkı açmıştı. Aslında oradan tartışma çıktı ve diger arkadaş ona tepki vermişti. Sonra da konu Nazım Hikmet'e gelmişti ve ona da diğer arkadaş vatan haini diye başlayan sözler etmişti. Ben konuya biraz Fransız kalmıştım. Çünkü hani adı geçen kişiler hakkında detaylı bir bilgim yoktu. Ama şimdi dönüp baktığımda, henüz bırak siyasi fikri, hayat hakkında özgün fikri oluşmayan iki arkadaşım, çok rahat ailelerinin fikirlerine uymayan insanları çok rahat vatan haini ilan edebiliyorlardi. Garip değil mi? Hala değişen pek bir şey yok aslında. Peki bu 'vatan haini' Nazım Hikmet ne yapmış?


    Bunu Nazım Hikmet'in yaşam hikayesini anlatarak değil de bu bütün şiirlerinden etkilendiğim, beğendiğim veya dikkatimizi çeken şiirlerine değinerek anlamaya çalışacağım.

    "Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
    yalanla besliyorlar sizi,
    halbuki açsınız
    etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız"

    Burada duralım: 'Vatan haini' Nazım Hikmet, burada Mars'taki insanlardan bahsetmiyor. Vatanındaki insanlarından bahsediyor. Her zaman varolan iki olguya dikkat çekiyor. Bunlardan birincisi halkın çektiği ekonomik sorunlar. Aslında çektiği değil de çektirildigi demek daha dogru olacaktır. Nasıl cektiriliyor peki? Halkın kendilerini yönetmesi için seçtiği insanların seçildiklerini unutarak, halkın temsilcisi ve hizmetkâri olduklarını unutarak; bilakis kendilerini sanki gökten gelen ileti ile seçilmiş edasıyla görmeleri, kendilerini halkın efendileri olarak görmeleri ve de halka bir hizmet yapsalar dahi bunun hizmet değil bir lütuf olduğu düşüncesine kapilmalari sonucunda bu yapiliyor. Bu kendilerini efendi olarak gören seçilmişler halkı çeşitli afyonlarla bir fanus içinde uyutarak, birbirlerine düşürerek, hayaller vaadederek, insanları bu hayaller içinde bir dünyada yaşatarak kendi kişisel çıkarlarına hizmet ederler. Yalanlar yalanlar ve yalanlar... Dinden gir, milliyetçilikten gir ve ver gitsin yalanları. Sonra yalan afyonuyla fanusunda gerçeklikten kopuk ve ekonomik olarak düşük seviyede mutlu mutlu yaşar halk. Mutludan kastım, bu durumda halk bu yoksulluğu sanki büyük bir ideal uğruna çektiğini düşünür, bu yüzden seve seve ve göğsünü kabarta kabarta katlanır. Peki işin aslı nedir, mikrofonu bu noktada 'vatan haini' Nazım Hikmet'e bırakmak istiyorum:

    "söz yalan söylüyorsa
    renk yalan söylüyorsa
    ses yalan söylüyorsa
    ellerimizden geçinen
    ve ellerinizden başka her şey
    herkes yalan söylüyorsa
    elleriniz balçık gibi İTAATLİ
    elleriniz karanlık gibi KÖR
    elleriniz çoban köpekleri gibi APTAL olsun
    elleriniz isyan etmesin diyedir
    Ve zaten bu kadar az misafir kaldığınız
    bu ölümlü bu yaşanası dünyada
    bu bezirgan saltanatı,bu zulüm
    bitmesin diyedir."

    Sağlam 'vatan hainligi' yapmış şair burada. Mesela isyan demiş. Halkı isyana teşvik tak bir dava! Tabi direkt bu şiirinden ötürü mü açılmış bilmiyorum ancak ömrü boyunca Şaire birçok dava açılmış; bunlar neticesinde 28 yıl ceza almış, toplamda da 17 sene hapis yatmış. Neden yatmış peki? İşin aslı, fikirlerinden ötürü. Bir memlekette fikirlerinden ötürü insanlar hapiste ise o memlekette çok ciddi sorunLAR vardır. Fikirlere tahammülsüzlük vardır. Fikirlere kim tahammülsuzluk gösterir? Fikri olmayanlar. Hemen yok hakaret etmiş yok saygısızlık yapmış yok şu yok bu en sonunda iş döner dolaşır bir yerden bir kılıf bulunarak vatan hainligine bağlanır. İşte Nazım Hikmet de böyle bir sürecin sonunda 'vatan haini' ilan edilmiş. Dünyada çokça saygı görmüş, şiirleri okutulmus, değer görmüş; barış ödüllerine layık görülmüş ve şiirleri birçok dilde okutulmus ama bir dilde okutulmasi yasaklanmış. Hangi dil? Tabiki şairin memleketinin dili, yani Türkçe'de...

    "…yazılarım otuz kırk dilde basılır Türkiye’mde Türkçemle yasak”

    Beni en çok etkileyen hususlardan birisi şuydu; yirmi küsur yıl hapis cezasına çarptırılmis bir insanın karamsar değil aksine ümitvar şiirler yazabilmesidir. Şayet onun yerinde ben olsam heralde ağız dolusu küfürlerle dolu şiirler karalayabilirdim ancak. Şair, oldukça hayat dolu ve hayata sımsıkı sarılı, bunda etkili olan bence, onun bir ideale olan bağlılığıdır.

    "Dünyadan memleketimden insanlar,
    umudun kesik değil diye
    ipe çekilmeyip de
    atilirsan içeriye
    yatarsan on yıl on beş yıl
    daha da yatacagindan başka
    sallansaydim ipin ucunda
    bir bayrak gibi keşke
    demiyeceksin
    yaşamakta ayak diyeceksin..."


    Halkı yalanlar sayesinde bir fanusa hapsedenler üzerinden devam edelim. Tarih boyunca insanları en kolay ve garantili kandırma yolu dindir. Mesela, şeriat nedir, nasıldır, olası gelmesi durumunda nasıl uygulanacaktir, bunları kendiniz bir araştırma yaparak çok rahat anlayabilirsiniz. Çok yüksek ihtimal de şu devirde buna karşı olursunuz. Ancak "şeriat Allah'ın kanunudur. Sen nasıl Allah'ın kanununa karşıyım dersin!" söylemi altında yürütülecek olası bir algı yönetimine karşı, kişinin karşı durması mümkün olmayabilir. Bu şekilde karşı olanları sustururlar ve kendi emellerine yönelik çalişmaya devam ederler. Farzı muhal yani.. Sonra dini kullanarak insanları çok güzel itaatkar hale getirirsiniz, açlığa sabırlı hale getirirsiniz, kendi haklarını aramanın şeytan işi olduğuna inandirabilirsiniz, kendisine aslında zararlı işler açacak olgulara, olaylara ve ülkelere yandaş yapabilirsiniz. Uzar gider bu liste yani. Ancak dini bu şekilde kullananların derdi nedir aslında? Mikrofonu yine 'vatan haini' Nazım Hikmet'e bırakayim:

    "- Para var Allah var, para yok Allah yok
    Yüksek bir sözdür bu..."

    Sonra devam edip din olgusunun kendisine gelecek olursak, özellikle Ortadoğu dinlerinde, hayal edilen insan itaatkar insandır zaten, kul olmak temelindedir. Biliyorum 'gerçek' dinde yok böyle şeyler, ben 'gerçek olmayan ama nedense tarih boyu hep faal olan' din olgusundan bahsediyorum. Buyrun 'vatan haini' Nazım Hikmet:

    "Yazık, yazık bize ki asırlarca aldandik!
    Karanlıkta çizilen izleri görmek için
    Görüp yüz sürmek için
    Yazık, yazık bize ki bir çırağ gibi yandık
    Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet
    Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet
    Sade bir satır dua, bir tütsü, buhur verdi
    Masal cennetlerinin yollarını gösterdi
    Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları
    Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları
    Yine bir köleleriz, efendilerimiz var
    ...
    Efendiler, agalar, evliyalar, keşişler
    Ebedi karanlığın bogulsun kollarinda
    Artık temiz ruhların aydınlık yollarında
    Sade bir din, bir kanun, bir hak:
    İşliyen- dişler."

    Bununla birlikte bu dünyada ne olduysa, ne icra edildiyse bunların arkasında insan vardır. Doğaüstünden hedefler, yasalar, istekler ile belirlenecek bir hayat yeryüzünde gerçek manada olumlu bir karşılığı olan bir durum değildir. Kişisel hayat beni ilgilendirmiyor lakin bir toplumun kendisine koyacağı hedefler yeryüzüne ait olmalıdır. Ayakları yere basan; gerçekçi ve insani olduğundan haberdar olan insani hedefler...

    "...
    Hayır,
    gelecek günler için
    gökten âyet inmedi bize
    Onu biz, kendimiz
    vaadettik kendimize
    Bir şarkı istiyorum
    zaferden sonrasına dair
    'Kim bilir belki yarın...'"


    Halkı yalanlar sayesinde fanusa hapsedenlerin diğer büyük silahları da milliyetçiliktir. Bunu çok güzel kullanırlar ve çok da kullanışlı bir silahtir. Milliyetçilik kötü bir olgudur demiyorum ancak haddinden ufak biz doz fazlası insanların gözlerini oldukça kör hale getirebilir. Bu nedenle kendilerini efendi zannederler tarafından çokça kullanılırlar. Haddinden biraz fazla doz milliyetcilikle kendilerine baglarlar halkı, orta dozla hayali hedefler içine sokarlar halkı, yüksek dozla her şeyi ters yüz edip, vatanseveri hain, haini vatansever kılarlar; haklıyı haksız, haksızı haklı; hırsızı dürüst, dürüstü hırsız, ülkeye düşman bir devleti dost devlet, ülkeye dost bir devleti düşman devlet gösterirler halka. Bunlara kanmayan tek tük insanları da linç ettirirler halka.

    "Yüz Türkiye olsa
    elinizden de gelse
    yüzünü de zincire vurur
    yüz kere satarsınız"

    "Bir yandan vatanı satıp
    bir yandan böyle bahsettiler
    Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?
    Hangi vatan sevgisi?
    Sandalya, depo, fabrika, çiftlik, apartman sevgisi
    Mülkünü, sermayesini al
    sandalyasını çek altından
    heriflerde düşman toprağı olur vatan."


    Başka neler yazmış 'vatan haini' Nazım Hikmet, mesela şunu yapmış: Kore'ye giden Türk askerlerine 23 cent değer biçen zamanin Amerikan Dışişleri Bakanı Mister Dalles'ı eleştiren şiir yazmış. Bu var ya olacak iş değil, bu tam katıksız 'hainlik'.

    "Ucuzdur vardır illeti
    hani şaşmayın
    yarın çok pahalıya mal olursa size
    bu 23 sentlik asker
    yani benim fakir, cesur, çalışkan milletimin
    her millet gibi büyük Türk milleti"


    Özellikle okurken son satır ayrı bir hoşuma gitmişti. Aklımdan şunlar geçti: Türkiye'nin herhangi bir yerindeki bir insanı, Fransa'da, Almanya'da ya da Amerika'da, Yeni Zelanda'daki herhangi bir insana düşman veya ona kötü olarak bakar hale ne getirebilir? (Tersi de geçerli) Neden birbirini hiç görmemiş ve görmeyecek insanlar böylesine birbirlerine bilenir hale gelirler? Ya da bu hale getirilirler? Halbuki hepimiz Montesquieu'nun dediği gibi önce insan sonra Türk, Fransız, Alman, Amerikan, Zelandaliyizdir.


    Farzı muhal diyorum yine, yanlış anlaşılmasın; halkı yalanlarla fanusa hapseden kendilerini efendi zannedenler, gazetecileri hapse atarlar veyahut sustururlar, muhalefet partilerini baskı altına alırlar, hatta kendilerine en ufak muhalefet eden herhangi bir insana psikolojik baskı ile ses cikaramayacak hale veya sadece tuttuğu takım ile ilgili tweet atacak hale getirirler. Bununla birlikte, öte yandan da halkın gözünün içine baka baka, "siz hürsünüz" derler. Garip bir özgürlük anlayışı vardır yani bu kendilerini efendi zannedenlerin. Bunu isterseniz, 'vatan haini' Nazım Hikmet izah etsin:

    "Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil
    insan gibi yasamaliyiz dersin
    büyük bir hurriyetle basarlar kelepceyi
    yakalanmak, hapse girmek, hatta asilmak
    hurriyetiyle
    hürsün"

    Sonra hani dedim ya yalanlarla afyonlarlar insanları ve hayali hedefler korlar önlerine bu hedefler uğruna da insanlar her türlü zorluğu seve seve kabullenir hatta ve hatta dünyanın her tarafına dayılanarak; New Yorklu sokakta hotdog satan George'un bundan haberi olmadan veya Fransa'da ekonomi bölümü okuyan Jacques'in bundan haberi olmadan veya konuşulacak gündem maddesi olmadigindan bu hafta toplanmayan bir meclise sahip İsviçreli Hans'ın bundan haberi olmadan... Bunu yaparken peki bu gariban insanın oğlunun, kızının, yegeninin, kuzeninin durumu nedir peki gerçekte?

    "İşsiz kaldım diye düşündü
    22 yaşında
    İşsiz kaldım diye düşündü
    23 yaşında
    İşsiz kaldım diye düşündü
    24 yaşında
    Ve zaman zaman işsiz kalarak
    İşsiz kalırsam diye düşündü
    50 yaşına kadar."


    Öte yandan çok ilginç bir şey söyleyeyim. Farzı muhal varoldugunu hayal ettiğimiz bu kendilerini efendi zannedenler aslında çok korkarlar. Evet, gerçekten. Çünkü korkan insan başkasını tahakkum altına almak ister, korkan insan, fikirlere tahammülsüzlük yapar ve fikirlerinden ötürü insanları hapseder. Tarih bunu söylüyor bizlere ve tabiki "vatan haini" Nazım Hikmet:

    "Korkuyorlar Robertson
    şafaktan korkuyorlar
    görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar
    yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi aglamaktan
    sımsıkı bir ayvayi dişler gibi gülmekten korkuyorlar
    sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten..."

    Farzı muhal diyorum, yanlış anlamayın dünya üzerinde bu hayal ettiğimiz bir ülke ve halk var ise şayet, bu halkın bu hale getirilmesinde en büyük pay sahibi kendilerini efendi zannedenler mi peki? Bence değil, evet çok büyük pay sahibiler bu konuda ancak halkın kendisi de en az onlar kadar pay sahibi değil midir? Mesela Hitler Geri Döndü diye bir film izlemiştim. Üzerinden çok zaman geçti ama filmin sonlarına doğru geçmişten gelen Hitler'in "beni halk destekledi, tek Hitler ben değildim" mealindeki bir sözü aklımda kaldı. Halk bazen seve seve, bile bile kandırılır. Mesela Almanya Birinci Dünya Savaşı'nda büyük bir yenilgiye uğradı, ağır bir antlasma ile birçok olumsuzlukla ve krizle karşılaştı ve belki en önemlisi ezildi, eziklik duygusunu yaşadı kılcal damarlarına dek. Bu durumdaki bir halk zaten yalan söyleyen yani kendisine sen ezik değilsin diyecek, bu duyguyu kendisine hissettirecek birini bekliyordu, başka dedikleri yalan olmuş pek önemli değildi. Bu noktada yine sözü 'vatan haini' Nazım Hikmet'e birakayim:

    "Ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    Ve hala şarabimızı vermek için üzüm gibi
    eziliyorsak
    kabahat senin,
    - demeğe de dilim varmiyor ama-
    kabahatin çoğu senin, güzel kardeşim!"


    Farzı muhal diyorum, yanlış anlamayın; dünya üzerinde varsa bu şekildeki bir halk, onun önünde iki yol vardır: Bunu iki resim ve 'vatan haini' Nazım Hikmet'in iki misrasiyla izah edelim:

    "Aldanıp aldanmamak
    İşte mesele"


    "Aldanmazsak: Varız!"

    https://i.hizliresim.com/odlJbQ.jpg

    "Aldanirsak: yok!"

    https://i.hizliresim.com/kMR5Vy.jpg


    Çok 'hainlik' yapmış Nazım Hikmet çok. O kadar çok ki gazetelere manşet atılmış:

    "Nazim Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala
    Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
    Nazım Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala."

    Heralde manşeti atanlar çok seviyor olsa gerekler vatanlarini, o kadar çok seviyorlar ki... Peki Nazım Hikmet ne diyor buna:

    "Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz
    ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
    Vatan çiftliklerinizse,
    kasalarinizin ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
    vatan, şose boylarinda gebermekse açlıktan,
    fabrikalarinizda al kanimizi içmekse vatan,
    vatan tirnaklariysa ağalarının
    vatan, mizrakli ilmihalse,vatan,polis copuysa
    odeneklerinizse, maaşlarınizsa vatan,
    vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanmasi
    topuysa,
    vatan kurtulmamaksa kokmuş karanligimizdan,
    ben vatan hainiyim.
    Yazın üç sütun üstüne kapkara haykiran puntolarla:
    Nazım Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala."


    Peki çok ilginç bir şey söyleyeyim mi? Nazım Hikmet vatan haini değilmiş. Evet, daha yeni 2000li yıllarda sayın büyükler bunu tasdik ettiler ve Nazım Hikmet'i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına tekrar aldılar.

    Günaydın!
    Gunaydinlar olsun..
    Günümüz hep aydınlık olsun.
    Biraz geç oluyor malum bizim buralarda aydınlık
    Ama mühim olan güç olmasın
    Kuzey ülkesi değiliz ama baya sürüyor kışımız
    Ama olsun
    Biraz geç de olsa güç olmasın...

    Hani başta lisede bir anımla başlamıştım. Bir diğer benzer anım da şu idi: Nazım Hikmet gibi başka hainler de varmış. Onlar da, kalkmışlar kıyılarimiza turistik(!) gezi için gelmiş 6. Filonun askerlerini denize dökmüşler. Heralde dedelerimizin 1922'deki denize dökme olayını göremedik demişler, kalkmışlar bari bu 6. Filonun askerlerini denize dökelim demişler. Bak sen şu hainlere. Karşılarında da tabi bu turistik gezi için gelen askerleri savunanlari görmüşler de bosverelim onları şimdi, bu hainlerden üç tanesini gel zaman git zaman yakalamışlar. Dinsizmisler yahu bir de, idama giderken yanına imam da istememisler. Tam hainler anlayacağınız. Neyse, üç üç diye bagiranlar olmuş bir yerlerde. Sonra işte bunları çıkarmışlar idam sehpasına.. Celladini beklemeden vuruyormus sehpaya kendisi ve bağırıyormus:
    "Tam bağımsız Türkiye!" diye.
    Sonra bir diğeri çıkıyor o da aynısı ve bağırıyormus:
    "Tam bağımsız Türkiye!" diye
    Sonra diğeri:
    "Tam bağımsız Türkiye!" diye.

    Tabi lisedeyken bunlardan sadece "Nazım Hikmet gibi başka hainler de varmış." kısmını biliyor ve bunlardan en azılı üç tanesi asılmış laflarini...
    Hikâyenin geri kalanını sonradan öğrenmiş bulundum. Hani insan çeşitli sebeplerden gözü kör olur da, aynı insan son nefeslerinde "Tam bağımsız Türkiye!" diye bağıran ve sehpalarini kendileri iten gençlerin bu haykırışini duyamayacak kadar sağır olamaz diye düşünüyorum.

    Velhasıl, sonradan anlaşılmış ki bu üç genç de hain değilmiş.

    Günaydın!
    Gunaydinlar olsun..
    Günümüz hep aydınlık olsun.
    Biraz geç oluyor malum bizim buralarda aydınlık
    Ama mühim olan güç olmasın
    Kuzey ülkesi değiliz ama baya sürüyor kışımız
    Ama olsun
    Biraz geç de olsa güç olmasın...

    Farzı muhal diyorum, yanlış anlamayın...


    "Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü
    ölürsem kurtuluştan önce yani
    alıp götürün
    Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni"



    Not: Anadolu'nun bir köy mezarlığına gömülmedi.


    İyi okumalar.
  • Şiirden öyküye ve daha sonra romana geçişi, Nazım Hikmet'in doğrudan yönlen­dirmesi ve özendirmesi ile olan bir romancı Orhan Kemal'dir. Onun Nazım'la tanış­ması, Nazım'ın Çankırı Cezaevi'nden Aralık1940'ta Bursa Cezaevi'ne gelmesi ile olur. 1940'a kadar Orhan Kemal, Adana'daki işçi ustalarından, onların verdiği kitap­lardan solculuğu tanımış; Nazım'ın şiirlerini okumuş hatta bundan dolayı tutuklan­mıştır. Ama bu deneyimler henüz ona, sosyalist gerçekçi bir bakışla eser vermesini sağlamamıştır. Nazım, Bursa cezaevine geldikten birkaç gün sonra, Orhan Kemal'i (Raşit Öğütçü'yü), yanına alır. Orhan Kemal bir gün çok sevdiği şiirlerini Nazım Hikmet'e okur. Bunlar romantik, süslü, ölçülü kafiyeli ürünlerdir. Nazım Hikmet, şi­irlerin romantizmini, süsünü, ölçüsünü beğenmez. Bir şiiri tamamlamadan, başka bir şiir görmek ister. Kimi şiirler için "berbat", kimileri için "rezalet" diyen Nazım, so­nunda "peki kardeşim, bütün bu laf ebeliklerine, hokkabazlıklara, affedin tabirimi, ne lüzum var? Samimiyetle duymadığınız şeyleri niçin yazıyorsunuz? Duyduklarınızı hiçbir zaman duyamayacağınız tarzda yazıp komikleşmekle kendinize iftira ettiğini­zin farkında değil misiniz?" (Orhan Kemal, 1965:31) diyerek ağır eleştirilerde bulunur. Orhan Kemal, beklemediği bu eleştiriler karşısında perişan olur. Durumu anlayan Nazım, "sizde sanat için iyi bir kumaş var. Demin şiirlerinize karşı biraz haşin davranmıştım. Beni mazur görün sanat bahislerinde şakam yoktur" dese de, Orhan Kemal, bu sözlerin durumu yumuşatmak için söylendiğini anlar. Oysa Nazım, kendisine hayran olan bu delikanlıyı yetiştirmeyi o dakikalar içinde kafasına koymuştur. "Sizin­le yakından meşgul olmak istiyorum; yani kültürünüzle. Evvela Fransızca, sonra di­ğer kültür bahisleri üzerinde muntazaman dersler yapacağız. Tahammülünüz var mı, söz mü?" (OrhanKemal 1965: 34-35) diyen ustasına, çalışacağına ve tahammül ede­ceğine dair söz verir Orhan Kemal. Öğretmeninin Fransızca, ekonomi, politika, felse­fe ve edebiyat derslerini ilgiyle izler ve ödevlerini özenle yerine getirir.
  • Noktalama İşaretleri

    Nokta ( . )

    1. Cümlenin sonuna konur: Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurul­muştur.

    Saatler geçtikçe yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu. (Reşat Nuri Güntekin)

    2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkası, ve benzeri, ve benzerleri, ve bunun gibi), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), İng. (İngilizce) vb.

    3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak, 4. Levent vb.

    4. Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında vb.

    5. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:

    I. 1. A. a.

    II. 2. B. b.

    6. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923 vb.

    UYARI: Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adların­dan önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923 vb.

    7. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15’te kalktı. Toplantı 13.00’te başladı.

    Tören 17.30’da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)

    8. Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur:

    Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.

    9. Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 1.000, 326.197, 49.750.812 vb.

    10. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    11. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5=20, 12.6=72 vb.



    Virgül ( , )

    1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:

    Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)

    Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller

    Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk. (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

    Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul yolunu tutar. (Ömer Seyfettin)

    2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:

    Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için konur:

    Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    4. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur:

    Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri. (Elif Şafak)

    Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Atatürk)

    5. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına ko­nur:

    Akşam, yine akşam, yine akşam,

    Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)

    6. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerinden sonra konur:

    Adana’ya yarın gideceğim, dedi.

    Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. (Necati Cumalı)

    7. Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin bitimine konur:

    – Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu.

    8. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,

    – Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)

    9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bil­diren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.

    Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)

    10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime grup­larıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:

    Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)

    Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)

    11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:

    Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)

    Sayın Başkan,

    Sevgili Kardeşim,

    Değerli Arkadaşım,

    12. Sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için kullanılır: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş)

    13. Metin içinde art arda gelen zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra konur:

    Ancak yemekte bir karara varıp, arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.

    UYARI: Metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz:

    Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)

    Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi. (Yaşar Kemal)

    Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)

    14. Özne olarak kullanıldıklarında bu, şu, o zamirlerinden sonra konur:

    Bu, benim gibi yazarlar için hiç kolay olmaz.

    O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı. (Tarık Buğra)

    15. Kitap, dergi vb.nin künyelerinde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:

    Falih Rıfkı ATAY, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.

    Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:

    ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.

    UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut, ya ... ya bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:

    Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşek­kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)

    Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül

    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:

    Hem gider hem ağlar.

    Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)

    Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.

    Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.

    Ne kız verir ne dünürü küstürür.

    Bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır.

    UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da / de bağlacından sonra virgül konmaz:

    İmlamız lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamıyla zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:

    Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal)

    Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

    UYARI: Şart ekinden sonra virgül konmaz:

    Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)

    Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)

    Noktalı Virgül ( ; )

    1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

    Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; Ankara, Londra, Bakü.

    2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

    At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

    3. İkiden fazla eş değer ögeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir:

    Yeni usul şiirimiz; zevksiz, köksüz, acemice görünüyordu. (Yahya Kemal Beyatlı)

    İki Nokta (: )

    1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek cümlenin sonuna konur:

    Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

    2. Kendisiyle ilgili açıklama verilecek cümlenin sonuna konur:

    Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)

    Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim. (Falih Rıfkı Atay)

    3. Ses bilgisinde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.

    4. Karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişiyi belirten sözlerden sonra konur:

    Bilge Kağan: Türklerim, işitin!

    Üstten gök çökmedikçe,

    alttan yer delinmedikçe

    ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?

    Koro: Göğe erer başımız

    başınla senin!

    Bilge Kağan: Ulusum birleşip yücelsin diye

    gece uyumadım, gündüz oturmadım.

    Türklerim Bilge Kağan der bana.

    Ben her şeyi onlar için bildim.

    Nöbetteyim! (A. Turan Oflazoğlu)

    5. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    – Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?

    Ziraatçı sayar:

    – Yulaf, pancar, zerzevat, tütün... (Falih Rıfkı Atay)

    6. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    7. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50 vb.

    Üç Nokta ( ... )

    1. Anlatım olarak tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:

    Ne çare ki çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveri­yordu da bu yanı... (Tarık Buğra)

    2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten dolayı açık yazılmak is­tenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b...tan çıkmaz.

    Arabacı B...’a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur:

    ... derken şehrin öte başından boğuk boğuk sesler gelmeye başladı... (Tarık Buğra)

    4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayal dünyasına bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medeni cihanda layık olduğu mevkiye isat etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek... (Atatürk)

    5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

    Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:

    — Koca Ali... Koca Ali, be!.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Ünlem ve soru işaretinden sonra üç nokta yerine iki nokta konulması yeterlidir:

    Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan. (Tarık Buğra)

    Nasıl da akşam oldu?.. Nasıl da yavrucaklar sustu?.. Nasıl da serçecikler yuvalarına sığındı?.. (Necip Fazıl Kısakürek)

    6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevap­larda kullanılır:

    — Yabancı yok!

    — Kimsin?

    — Ali...

    — Hangi Ali?

    — ...

    — Sen misin, Ali usta?

    — Benim!..

    — Ne arıyorsun bu vakit buralarda?

    — Hiç...

    — Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!..

    — !.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Üç nokta yerine iki veya daha çok nokta kullanılmaz.

    Soru İşareti ( ? )

    1. Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur:

    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Atatürk bana sordu:

    — Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)

    2. Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur:

    Gümrükteki memur başını kaldırdı:

    — Adınız?

    3. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.

    1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    Ankara’dan Antalya’ya arabayla üç saatte (?) gitmiş.

    UYARI: mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.

    Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

    UYARI: Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:

    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

    Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

    Ünlem İşareti ( ! )

    1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!

    Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

    2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

    Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriye­tini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)

    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

    Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

    Bu toprak bir devrin battığı yerdir. (Necmettin Halil Onan)

    UYARI: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabi­leceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:

    Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırılmak istenen sözden hemen sonra yay ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:

    İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!).

    Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    Kısa Çizgi ( - )

    1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

    Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-

    mem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepe-

    lerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvayda-

    ki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?

    Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboş-

    lar mı oturur? (Sait Faik Abasıyanık)





    2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır:

    Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin)

    3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri ve eklerini birbirinden ayırmak için kullanılır: al-ış, dur-ak, gör-gü-süz-lük vb.

    4. Fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır: al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır- vb.

    5. İsim yapma eklerinin başına, fiil yapma eklerinin başına ve sonuna konur: -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.

    6. Heceleri göstermek için kullanılır: a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, prog-ram, ya-zar-lık vb.

    7. Arasında, ve, ile, ila, ...-den ...-e anlamlarını vermek için kelimeler veya sayılar arasında kullanılır: Aydın-İzmir yolu, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 09.30-10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, Türkçe-Fransızca Sözlük vb.

    UYARI: Cümle içinde sayı adlarının yinelenmesinde araya kısa çizgi konmaz: On on beş yıl. Üç beş kişi geldi.

    8. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50-20=30

    9. Sıfırdan küçük değerleri göstermek için kullanılır: -2 °C

    Uzun Çizgi (—)

    Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.

    Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:

    — Eski şehri gezdin mi?

    — Rothschild’in evine gittin mi?

    — Goethe’nin evini gezdin mi? (Ahmet Haşim)

    Oyunlarda uzun çizgi konuşanın adından sonra da konabilir:

    Sıtkı Bey — Kaleyi kurtarmak için daha güzel bir çare var. Gerçekten ölecek adam ister.

    İslam Bey — Ben daha ölmedim. (Namık Kemal)

    UYARI: Konuşmalar tırnak içinde verildiğinde uzun çizgi kul­lanılmaz.

    Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:

    “Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?” (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Eğik Çizgi ( / )

    1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy)

    2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı No.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA

    Ülke adı yazılacağında ise:

    Atatürk Bulvarı No.: 217

    06680 Kavaklıdere / Ankara

    TÜRKİYE
    3. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 18/11/1969, 15/IX/1994 vb.

    4. Dil bilgisinde eklerin farklı biçimlerini göstermek için kullanılır: -a /-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden vb.

    5. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.gov.tr

    6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 70/2=35

    7. Fizik, matematik vb. alanlarda birimler arası orantıları gösterirken eğik çizgi araya boşluk konulmadan kullanılır: g/sn (gram/saniye)

    Ters Eğik Çizgi ( \ )

    Bilişim uygulamalarında art arda gelen dizinleri birbirinden ayırt etmek için kullanılır: C:\Belgelerim\Türk İşaret Dili\Kitapçık.indd

    Tırnak İşareti ( “ ” )

    1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Türk Dil Kurumu binasının yan cephesinde Atatürk’ün “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözü yazılıdır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır.

    Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:

    “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

    Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

    UYARI: Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır:

    “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya Kemal Beyatlı)

    2. Özel olarak vurgulanmak istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.

    3. Cümle içerisinde eserlerin ve yazıların adları ile bölüm başlıkları tırnak içine alınır:

    Bugün öğrenciler “Kendi Gök Kubbemiz” adlı şiiri incelediler.

    “Yazım Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.

    UYARI: Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler, kitap ve dergi adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın eğik yazıyla dizilerek de gösterilebilir:

    Höyük sözü Anadolu’da tepe olarak geçer.

    Cahit Sıtkı’nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    UYARI: Tırnak içine alınan sözlerden sonra gelen ekleri ayırmak için kesme işareti kulla­nılmaz: Elif Şafak’ın “Bit Palas”ını okudunuz mu?

    4. Bilimsel çalışmalarda künye verilirken makale adları tırnak içinde yazılır.

    Tek Tırnak İşareti ( ‘ ’ )

    Tırnak içinde verilen cümlenin içinde yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü, ibareyi belirtmek için kullanılır:

    Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.

    “Atatürk henüz ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ idi. Benden ona dair bir kitap için ön söz istemişlerdi.” (Falih Rıfkı Atay)

    Denden İşareti (")

    Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin, söz gruplarının ve sayıların tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:

    a. Etken fiil

    b. Edilgen "

    c. Dönüşlü "

    ç. İşteş "

    Yay Ayraç ( )

    1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur:

    Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç)

    2. Özel veya cins isme ait ek, ayraçtan önce yazılır:

    Yunus Emre’nin (1240?-1320)...

    İmek fiilinin (ek fiil) geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.

    3. Tiyatro eserlerinde ve senaryolarda konuşanın hareketlerini, durumunu açıkla­mak ve göstermek için kullanılır:

    İhtiyar – (Yavaş yavaş Kaymakam'a yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın... (Reşat Nuri Güntekin)

    4. Alıntıların aktarıldığı eseri, yazarı veya künye bilgilerini göstermek için kullanılır:

    Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip ol­maya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir ya kimsenin. (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)

    Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin

    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Mehmet Akif Ersoy)

    Bir isim kökü, gerektiğinde çeşitli eklerle fiil kökü durumuna getirilebilir (Zülfikar 1991: 45).

    5. Alıntılarda, alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir.

    6. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır: Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    7. Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını gös­termek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır: 1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    8. Bir yazının maddelerini gösteren sayı ve harflerden sonra kapama ayracı konur:

    I) 1) A) a)

    II) 2) B) b)

    Köşeli Ayraç ( [ ] )

    1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır.

    2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten sonra...” (Hilmi Yavuz)

    3. Kaynak olarak verilen kitap veya makalelerin künyelerine ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet, 1922. Server Bedi [Peyami Safa]

    Kesme İşareti ( ’ )

    1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Muhibbi’nin, Gül Baba’ya, Sultan Ana’nın, Mehmet Emin Yurdakul’dan, Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Karakeçili’nin, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’ni, Eski Çağ’ın, Yükselme Dönemi’nin, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’na vb.

    “Onun için Batı’da bunlara birer fonksiyon buluyorlar.” (Burhan Felek)

    1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. (Atatürk)

    Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğu zaman ekten önce kesme işareti kullanılır: Hisar’dan, Boğaz’dan vb.

    Belli bir kanun, tüzük, yönetmelik kastedildiğinde büyük harfle yazılan kanun, tüzük, yönetmelik sözlerinin ek alması durumunda kesme işareti kullanılır: Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi... Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre... vb.

    Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan önce kullanılır: Yunus Emre’nin (1240?-1320), Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu) vb.

    Ek getirildiğinde Avrupa Birliği kesme işareti ile kullanılır: Avrupa Birliği’ne üye ülkeler...

    UYARI: Sonunda 3. teklik kişi iyelik eki olan özel ada, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz: Boğaz Köprümüzün güzelliği, Amik Ovamızın bitki örtüsü, Kuşadamızdaki liman vb.

    UYARI: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının; Bakanlar Kurulunun, Danışma Kurulundan, Yürütme Kuruluna; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin 2’nci Oturumunda; Mavi Köşe Bakkaliyesinden vb.

    UYARI: Başbakanlık, Rektörlük vb. sözler ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde Başbakanlığa, Rektörlüğe vb. biçimlerde yazılır.

    UYARI: Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Türklerin, Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan, Atatürkçülüğün vb.

    UYARI: Sonunda p, ç, t, k ünsüzlerinden biri bulunan Ahmet, Çelik, Halit, Şahap; Bosna-Hersek; Kerkük, Sinop, Tokat, Zonguldak gibi özel adlara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde kesme işaretine rağmen Ahmedi, Halidi, Şahabı; Bosna-Herseği; Kerküğü, Sinobu, Tokadı, Zonguldağı biçiminde son ses yumuşatılarak söylenir.

    UYARI: Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl­maz.

    2. Kişi adlarından sonra gelen saygı ve unvan sözlerine getirilen ekleri ayırmak için konur: Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya; Türk Dil Kurumu Başkanı’na vb.

    3. Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur: TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, ABD’de, TV’ye vb.

    4. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur: 1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik, 657’yle vb.

    5. Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adlarına gelen ekleri ayırmak için konur: Başvurular 17 Aralık’a kadar sürecektir. Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu’nun veri tabanının Genel Ağ’da hizmete sunulduğu gün olan 12 Temmuz 2010 Pazartesi’nin TDK için önemi büyüktür.

    6. Seslerin ölçü ve söyleyiş gereği düştüğünü göstermek için kullanılır:

    Bir ok attım karlı dağın ardına

    Düştü m’ola sevdiğimin yurduna

    İl yanmazken ben yanarım derdine

    Engel aramızı açtı n’eyleyim (Karacaoğlan)

    Şems’in gözlerine bir şüphe çöreklendi: “Dostum ne’n var? Her şey yolunda mı?” (Elif Şafak)

    Güzelliğin on par’etmez

    Bu bendeki aşk olmasa (Âşık Veysel)

    7. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: a’dan z’ye kadar, Türkçede -lık’la yapılmış sözler.
  • ..Havva'ya ..

    Coooss poosss posss
    Puuff puufff
    Çaydanlıktan çıkan buharda koşup oynaşırdı çocukluğumuz..
    Parmakları kınalı bir el
    Çekip uzatırdı kulaklarımı
    Havva'ya bu şiir kesinlike Havva 'ya...
    ..
    Kızıla bulanmış gökyüzü altında..
    ...Annemden Singer marka bir dikiş makinası kaldı Havva'ya ..
    Benim kaderim hep çorbacı Mulayiminkine eşdeğeri..
    Suyuna salça katıp kaynatırdım mercimekleri...
    Havva'yaa ordan bir tabak çorba Havva'ya...
    Talasta bir kaç gözyaşı bıraktım Havva 'ya...
    Ve bir şişe su ..
    Masada duran su benden daha yakındı Havva 'ya...
    Patlıcanların morlarinda yıkadım yalnızlığı yoklugunun ilk üç günü...
    Bu Eylül geçen Eylül'den daha soğuktu..
    Güneşin doğmadığı odalarda ...
    Beyaz bir hırka bıraktım Havva'ya..
    Hırkadan daha uzundu gölgemin boyu..
    Havva da içinde kayboluyor muydu?
    Kalbimi mi koymuştum Havva'nın valizine??
    Tekerlekler niçin acı acı inliyordu ardımdan..
    Bir gün bir şiir yazmalıydım Havva'ya..
    Eyvaaa-hhhh diyerek okumalıydı şiiri..
    Havva'ya bu şiir yalnızca Havva 'ya...
    Havva 'nın gözleri benim gözlerimden daha büyüktü..
    Gözbebeklerinde açardı çiçekler..
    Benim gözlerim Nisan yağmurları taşır onun gözleri çiçekleri sulardı...
    Evet bu şiir Havva'ya..
    Yıllar sonra beni unutmasın diye..
  • 578 syf.
    Ahmet Erhan;
    Dostluğun, acının, denizin, portakal ağacının şairi...
    Nasıl giriş yapsam, ne gibi şeyler yazsam eksik kalacak biliyorum, biliyorum ama yine de yazıyorum...

    İlk olarak Ahmet Erhan tohumlarını içimize atan ve filizlendirip, dallandırıp budaklandıran Mete Özgür/Duvar/ 'e daha sonra ise kendisi kardeşim/ablam hatta ikizim olsa bu kadar sevmeyeceğim, aramızdaki sevgiye bir isim bulamadığım Dua'ya selam olsun :) ne kadar beni kandırsa da :) bu Ahmet Erhan'lar bana iki dostumu hatırlatacak şekilde baş köşede duruyorlar(Daha kitaplığa kaldıramadım 2 cildi de, sanırım bir süre de kaldıramam)

    Ahmet Erhan böyledir kimine canı ciğeri gibi gelir, kendisinden ötedir. Kimi ne ise abartıdır.
    "Hiç bu kadar yorgun olmamıştım. Defter seni de hiç bu kadar yormamıştım" (119/2.cilt) der oysa ki AhErhan... Nasıl direnilir ki böyle bir güzel kelimenin ahengine..

    Burada Gömülüdür 2. Ciltte;
    *Öteki Şiirler
    *Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi
    *Resimli 'Ahmetler' Tarihi
    *Ne Balık Ne De Kuş
    *Kaybolmuş Bir Köpek İlanı
    *Şehirde Bir Yılkı Atı
    *Sahibinden Satılık
    kitapları vardır.

    Onu ölüme götüren alkollü bu kitaplarında daha çok anlatıp, yüceltilmiştir.
    "Geldim, gördüm yenildim.... Ne var ki bunda? "(209/2.cilt) kendine yenik bir şairdir AhErhan, hayata yeniktir, sevgilere yeniktir... En çok da seni yenik hissettirir.

    Şiirleriyle veda eder her seferinde "Bir veda olsun şiirim, olursa" (214/2.cilt)

    Şiirlerinde;
    *Denizi:
    Ben denizi şeçtim
    Vurmak için dünyanın bütün kıyılarına.
    Daha söyleyecek
    Çok sözüm var çünkü,
    Daha yaşanacak nice yaz günü...(114/1.cilt)
    *Oğlu olan Deniz'i:
    Uzun bir sözcükse ömrüm
    Oğlum, son hecesisin sen(514/1.cilt)
    *Akdeniz'i:
    Ben Akdeniz diyorum ya,
    Sen kendi adını ver ona
    Ve ilk gülüşün olsun
    Mutluluğun yüzgörümlülüğü. (114/1.cilt)
    *Türkiye sevgisini:
    Ve Türkiye
    Her zaman bağımsız kalacaktır! (510/1.cilt)
    *Yalnızlığı:
    Yalnızlığı çileden çıkaracak kadar yalnızdım (173/2.cilt)
    *Alkolü:
    Alkol. Ve tütün
    Ben ölümü bunlarla yendim. (219/2.cilt)
    *Ölümü :
    Ölümle hayatın arasında bir yer varsa ben oradayım (78/1.cilt)
    Ama en çok da ölümü konu alır AhErhan...

    "Ben bu kadar yenilgiyi haketmedim" (147/2.cilt) der. Doğru haketmemiştir. Yazdığı şiirleri, acıları, umutları, umutsuzlukları vardı. Şiirleriyle göğüs gerdi yenilgilerine...

    Onu artık kim sorar, kim anımsar?
    Soluk dergi sayfalarında kalmış birkaç şiiri
    Nasılsa bir yerde su eritir, ateş yakar. "(83/1.cilt ) demişti ama o soluk dergilerdeki şiirleri şimdi Burada Gömülüdür, bu portakal ağacının turuncusunun içinde... Hiç değilse bizdedir, bizimledir. Abartılacak(!) ve sonuna kadar abartarak(!) sevecek olan bizde. Herkes anlayamaz o şiirleri bazı yaşanmışlıklar olması lazım...

    Ve "Mersin'de doğduğumu nasıl biliyorsam, adım gibi
    Biliyorum Ankara'da öleceğimi(480/1.cilt) diyen Ahmet Erhan 4 ağustosta 55 yaşındayken gırtlak kanserinden Ankara'da ölerek, Ankara Karşıyaka mezarlığına gömülmüştür...
    " Göreceksen şimdi gör beni
    Çünkü tabutlar ışık geçirmez" (366/2.cilt) gördük seni ama çok geç kalmıştık...


    "Ateş yakar, su boğardı, geç anladım.
    ...
    Soğuk üşütür, bıçak kanatırdı." (152/2.cilt)
    Her güzel gibi senin de değerini geç anladık...

    Değerini bilen okurların okuması dileğiyle...
  • Sadece 20 şiir yazarak, dünya şiir tarihine geçmek; Hristo Botev

    HAYRETTİN FİLİZ 12 Eylül 2016

    “Uyandır tek tek her insanda, ey tanrım, gerçek özgürlük sevgisini,

    Taksın canını dişine dövüşsün, halkı ezenlere karşı bir savaş ki bu, amansız.

    Koma yaban ellerde sönsün yalım yalım yanan taşıdığım bu yürek.

    Sesim boşa gitmesin, sesim kalmasın çöllerdeki gibi yankısız ”

    Bulgaristan’ın Osmanlı’ya karşı verdiği özgürlük mücadelesinde, kuşkusuz birçok insanın adını anabiliriz. Ancak iki isim var ki ; bu gün Bulgaristan tarihinde anıt isimler olarak saygı görür. Bunlardan biri, Osmanlı Devleti tarafından, 36 yaşında asılarak idam edilen Vasil Levski, diğeri, yine Osmanlı askerlerince, 27 yaşında vurularak öldürülen şair Hristo Botev’dir. Botev’in incecik bir kitap olmasına karşın, çok etkili olan ve sadece 20 şiirden oluşan ,“Pesni i Stihove” (Şarkılar ve Şiirler) adlı tek bir şiir kitabı vardır. Kitap ilk kez basıldığı 1875’ten beri, Bulgarların ezbere bildiği özgürlük dizeleridir ve dünya şiir atlasında da ölümsüz bir yere sahiptir. Bugün Botev ve şiirlerinden söz edeceğiz.

    Hristo Botyov Petkov ya da daha çok bilinen adıyla Hristo Botev, Bulgar halkının özgürlük savaşında sembol olmuş bir isimdir. 6 Ocak 1848’de Kalofer’de doğan Botev’in bu yurtsever ve devrimci kimliğinin oluşumunda,1863 yılında, liseyi okumak için öğretmen babasının onu Odesa’ya göndermesi ve orada ki Rus devrimcileriyle tanışmasının büyük etkisi olduğu düşünülüyor. Botev her ne kadar okulunu bitiremese de, 1867 yılında memleketine döner. Ama başka bir Botev gelmiştir geriye. Ağzında, ateşli özgürlük türküleri ve işbirlikçi zengin Bulgarlara nefret duyan bir öfke vardır. Kiril alfabesinin yaratıcısı Kiril ve Metodi Kardeşlerin anma toplantısında zehir gibi bir konuşma yapar. Bu konuşma esaretini kader sanan köylülerince kabul görmez ve Botev, doğduğu topraklarından ayrılarak, Bulgar özgürlürlüğüne inanan kaçak Bulgar devrimcilerinin toplandığı Romanya’ya kaçmak zorunda kalır. Bu zorunlu sürgün onun önüne büyük bir arkadaş ve vazgeçmeyi bilmeyen bir başka devrimciyi çıkarır. Bükreş’te terk edilmiş bir eski değirmende yaşamak zorunda kalan Vasil Levski’yi…

    1871 yılına kadar Bulgar devrimcileriyle Romanya’da kalan Botev, bu sürede öğretmenlik yapar. Ama bizi ilgilendiren bir başka şey de bu günlerde kendini gösterir ilk kez. Hristo Botev’in ilk şiirleri, devrimci göçmenlerin çıkardığı, “Emigranti Bulgarskite Na Duma”da yayınlanır. Burada kalmaz; Botev yine seçkin Bulgar yazar ve devrimcileri tarafından çıkarılan “Özgürlük” (Svoboda) gazetesinde çalışmaya başlar. Derginin sorumlusu bir diğer devrim lideri olan Lyuben Karavelov’dur.

    Romanya, Osmanlı yönetimine karşı gelecek genel ayaklanma için Bulgar devrimcilerinin hazırlanma yeridir bir çeşit. Vasil Levski’nin başında olduğu “Bulgar Merkezi Devrimci Komitesi “ ve buna bağlı çalışan diğer devrimci komiteler, Romanya’da toplanmış, dönem dönem eylem yaptıkları muazzam bir ağ kurmuşlardır (BCRC) adıyla… Osmanlı Devleti her yerde bu adamları aramaktadır.

    Vasil Levski Kimdir? 18 Temmuz 1837’de, Bulgaristan-Karlovo’da doğan Levski, bir süre keşişlik yaptıktan sonra, kendini Bulgaristan’ın kurtuluşu mücadelesine adamış bir devrimcidir. Cesaretinden dolayı Levski (*Aslan gibi) lakabıyla anılmaya başlar. Georgi Sava Rakovski’nin devrimci fikirlerinden etkilenerek 1862’de Bulgaristan’ı terk ederek Sırbistan’da kurulmuş olan Bulgar Gönüllüler Örgütü’ne katılır. Kurtuluş mücadelesini yurtdışından ülke içine taşıyarak Bulgar ulusal hareketinde yeni bir evreyi başlatmasıyla bilinir. Bulgaristan’a döndükten sonra, ülkeyi dolaşarak gizli devrim komiteleri oluşturur. Bulgar bağımsızlık hareketinin dış merkezi olan Bükreş’te Lyuben Karavelov’la birlikte 1869’da Bulgar Merkezi Devrimci Komitesi’ni kuran Levski; Bulgaristan’da bu komiteye bağlı kişi ve hücrelerden de bir ağ oluşturur. 1872’de Bulgaristan’a görevle gizlice gidişlerinden birinde, Osmanlı postasına yönelik bir soygundan sonra ortaya çıkarılan örgütüyle birlikte yakalanır. Özel bir mahkemede yargılanır ve asılarak idam edilir. (19 Şubat 1873)

    “Söyle yoksul halkım, kim seni köle beşiğinde böyle sallayan?

    O mu, hani çarmıh üstündekini delik deşik eden çivileyerek;

    Ya da seni masallarla tavlayan ”sabrın sonu selamettir!” diyerek”

    Hristo Botev, 1875 yılında, Bosna- Hersek Ayaklanması patlak verince şöyle yazar çalıştığı gazetenin sütunlarında: “Balkan yarımadasının faciası başlıyor. Avrupa ve oluşan siyasi koşullar yalnız bunu kendi başına elde edebilene siyasi özgürlük ve egemenlik tanıyor. Bulgaristan bu tarihi fırsata seyirci kalmamalı ve bu fırsatı kaçırmamalıdır.” Bulgarların beş yüzyıllık Osmanlı esaretine karşı kurtuluş mücadelesinde doruk noktası olan 1876 Nisan Ayaklanması başlar ardından… Osmanlı işgaline karşı Bulgarların genel silahlı ayaklanmaya yakın olduğuna ikna olunan ve başlatılan bu hareket büyük bir heyecan yaratır Bulgarlarda. Her ne kadar ayaklanma başarılı olamadıysa da, Bulgarların acımasızca bastırılan Nisan Ayaklanması’ndaki kahramanlıkları Avrupa basınında geniş yer bulur. Botev, bu yankıların öneminin bilincinde bir devrimcidir. Bu, gündem oluşturmak ve hareketin sesini tüm dünyaya duyurmak için çok önemlidir. Hareketin dışında kalmak istemeyen ateşli devrim adamı Hristo Botev, Romanya’dan Bulgaristan’a geçen 200 kişilik bir gerilla gurubunun başında ülkesine girer. Gurup hareket etmeden önce Botev, en büyük Avrupa gazetelerinden “Journal de Geneve” ve “La Republique Francaise” e gönderdiği telgrafta, üstlendiği misyonu anlatır. Botev ve adamları, Avusturya bandıralı buharlı “Radetski” adlı bir gemiye binerler ve Tuna’yı aşarak, 17 Mayıs 1876 günü, bugünkü Kozloduy’a yakın bir yerde karaya çıkarlar. Hepsi bahçıvan kılığında olan devrimcilerin gelişi, Osmanlı yönetimince 20 Mayıs günü anlaşılır ve Osmanlı’nın en tehlikeli birliği sayılan “başıbozuk” birliği Botev ve adamlarının peşine salınır. (Meraklısına Not; Başıbozuk’lar, bir çeşit kuralsız, yapacak hiç bir şey bulamadığından orduya gönüllü katılan serserilerin oluşturduğu, düzen tanımayan asker guruplarıdır.) Hasan Hairi Bey liderliğindeki iki başıbozuk taburu, ikiye ayrılan Botev ve adamlarına saldırır Voinovski civarında… Birkaç gün süren çarpışmalardan sonra devrimciler, 2 Haziran 1876 günü, Veslez Dağı yakınlarında (Koca Balkan Dağı olarak da bilinir) kıstırılır. Girilen çatışmada, 130 devrimci öldürülür. Geri kalanlarda yakalanıp idam edilecektir. Hristo Botev’se, çatışmaların en yoğun olduğu 2 Haziran gecesi, Osmanlı keskin nişancısının uzaktan gönderdiği tek bir kurşunla, göğsünden vurularak öldürülür.

    “Özgürlük düşüncesi onu sürü yapmasınlar diye her şeye gücü yeten bir tutkudan başka bir şey değil.” (Hristo Botev’in, 13 Temmuz 1875 tarihli, Bayrak Dergisi’nin 22. sayısına yazdığı yazıdan)

    Her ne kadar şair Hristo Botev, henüz 28 yaşındayken öldürülmüş olsa da, Nisan Ayaklanması’nın yankısı, Bulgar halkının bağımsızlık mücadelesinin uluslararası destek bulmasını sağlar ve Bulgaristan’ın özgürlüğünün kapılarını açacak olan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın çıkış nedenlerinden sayılır.

    Hristo Botev’in sadece 20 şiir yazdığı halde, hem ülkesi Bulgaristan’da, hem de dünya şiiri içinde nasıl bu kadar etkin olduğunu merak edip, neredeyse bir kaçı hariç diğerlerinin dilimize çevrilmediği şiirlerinin peşine düştüm… Bilmem ki, bir iki kişinin dikkatini çekmeyi başarabilir mi bu çabam?

    Hristo Botev’in ilk şiiri kabul edilen “Anneme” 1867 yılında yazılmıştır. Ama buradaki ‘anne’ seslenişi, sanıldığı gibi doğuran kadın-anne değildir. Botev’in ‘anne’ diye seslendiği özgürlüğe hasret, acı içinde kıvranan memleketidir.

    “Senden başka hiç kimse sevgili anne, vatanım, özgürlüğüm / Senden başka hiç kimse bu kadar büyük değil / Sen benim aşkım ve inancımsın / Ama şimdi sizi kucaklamak için esir olan umutlu kalbim küle dönüyor / Birçok rüya, sevgili anne hâyâl / Birlikte mutluluk ve zafer paylaşmak istiyorum seninle / Gücüm sana duyduğum arzular kadar / Ama biliyorum, bütün arzular için bir de büyük büyük çukurlar var.

    Benim yoksul kalbim, sevgili kucağına düşmek için yoksul kaldı / Yani bu genç kalp, bu acı ruh, yoksul biçare isteyebileceğini senin uğruna ölerek teselli ediyor… / Baba, kız kardeşim ve sevgili yoldaşlarım / Ben, sert duygular olmadan sizi kucaklamak isterdim, ama olmadı.

    Benim mezarda bir başıma çürümeme izin vermeyin!”

    Botev’in 1867 tarihli başka bir şiiri yoktur kayıtlarda. Ardından 1868 tarihli “Kardeşim İçin” şiirini görürüz. Bu şiirinde de haykırmaktadır Botev. Kavgaya çağırmaktadır. “O kimdir bir dost eli yerleştirir sıkıntı içinde kanayan kalbimde üzerine? / Hiç kimse, hiç kimse / Özgürlük “ … 1869’da hiç şiiri yoktur şairin. Ertesi yıl iki şiirini birden görürüz. “Ağıt”(Yakarış) ve “Ganimetleri Paylaşmak”

    Örneğin ‘Ağıt’ şiirinde şöyle seslenir şair. “Güç ver benim koluma, silâhıma, başkaldırdığı gün köleler! / Güç ver ki, ben de kendi mezarımı dövüşenler arasında bulayım!”… Bu acı sesleniş, “Ganimetleri Paylaşmak” şiirinde öfkeli bir meydan okumaya döner.

    “Kuşaklar hüküm verecektir / Bizim iyi ya da kötü yaptığımıza / Ama şimdi amacımız el ele / hayatı en ileriye taşımaktır… Acı içinde ve tutsak bir ülkede kalbimizin yoksulluğu / Bizim yaşam yoldaşımızdır / İşkence altındayız ama başımızı eğmeyeceğiz esarete / Tutkular, saygısız putlara boyun eğmez çünkü / Biz iki kederli savaşçı / Kalplerimizde ne varsa inanca ve yaşamaya dair / Biliyoruz ki şimdi ilerlediğimiz yerdedir.”

    1871 şairin daha acıya daha da duyarlı olduğu bir dönem olmalı? Dört şiirini birden görürüz. “İlk Aşk”, “Veda”, “Haijduk” ve “Eloped” adlı bu şiirlerde daha çok, halkın acı içinde inleyişi ve hürriyet özlemleri, heyecanlı bir propanga diliyle Botev’in ateşli ağzından duyulur. 1871’de “Mücadele” ve 1872’de “Yabancı” isimli şiirleri yazar Botev. 1873, şairin iyiden iyiye keskinleşmeye başladığı yıllardır. “Aziz George Günü, Vatansever, Neden değilim…? Epistle, Lokali, İnancım, Karanlık Bir Bulut Belirdi ve Hacı Dimitar” şiirlerinin hepsi 1873 yılında kaleme alınmış şiirlerdir. Botev, neredeyse tüm şiirlerini sürgünde, dağlarda, savaş ortamında yazar. Belki de bu yüzden, direk ruhumuzu yaralayacak kadar kuvvetli bir yalınlık, bir davet vardır Botev’in dizelerinde. Botev’in şiiri, hem yabancı ve yerli zalimlere karşı kendi özgürlüğü için mücadele etmek gerektiğini söyler; hem de, devrimci fikirlerle dolu yoksul insanların duygularını yansıttığı için ölümsüzlerdir bence… En ünlü şiirlerinden biri kabul edilen, “Hacı Dimitar” şiirindeki lirizm, yazıldığından bu güne, yani 127 yıl sonra bile tüylerimizi ürpertiyorsa, Botev’in sadece 20 şiirle dünya şiir tarihinde yer almasına şaşırmamalıyız… Botev bu şiirde sanki geleceği görmüş de, kendi ölümünü yazmış gibidir.

    “O hayatta, yaşıyor! Orada Balkan Dağı’nda / Bir kahraman göğsünde derin bir yara ile yatıyor / Sessiz ol kalbim! / Özgürlük mücadelesinde düşenlere ağlanmaz / Yas yok, biliyorum / Ve her şarkıda onu hatırlıyorum… / Gündüzleri bir anne kartal ona gölgesini ödünç verdi / Ve bir kurt usulca, yarasını yaladı / Ormanda rüzgâr Balkanların en yiğit haydutunun şarkısını söylüyor! / Şimdi, onun kardeşi olan kalbim / Sana onun yolunda ilerlemek düşüyor. “

    Botev’in geri kalan iki şiirinin biri 1875 tarihinde yazdığı “Ona” adlı şiiri ve son şiiri de, 1876 tarihli “Vasil Levski’nin Asılması” adlı şiiridir. Büyük kavga yoldaşı Vasil Levski’nin asılmasını bakın nasıl dize dize ağlıyor büyük şair. (*Bu şiiri Ataol Behramoğlu, İngilizceden dilimize çevirmiştir.)

    “Anam benim, doğduğum, sevdiğim toprak / Neden ağlamaktasın böyle acı acı, böyle zavallı? / Sen ey iğrenç karga, lanetli kuş / Üstünde gakladığın kimin mezarı?

    Ağlıyorsun anam, biliyorum neden / Tutsaksın, ezilmektesin bir kuru ekmek uğruna / Senin temiz sesin, elemini söyleyen / Umutsuz bir sestir, ıssız bozkırda.

    Ağla! Çünkü orada, yakınında şu Sofya kentinin / Yükselmede bir darağacı kocaman kocaman / Orada Bulgaristan, en yiğit oğlun senin / Sarkmada sarkmada darağacından”

    Türkiye’deki kaynaklarda neredeyse bir kaç kuru sözle geçiştirilen bu dünya şairiyle ilgili yaptığım bu çalışmanın, şiir dostu genç insanlara bir ilham vermesini dileyerek yazımızı bitirelim.

    Hristo Botev, gün be gün duyarsızlık ve aktüel batağına çekilen gençler için belki hiç bir şey ifade etmeyecek, biliyorum. Ama bakın, o ilgi çekmeyen ve sadece 27 yıl yaşamış, sadece 20 şiir yazmış bu adamın adı nerelere verilmiş? Vurulduğu dağın en yüksek tepesine onun adı verilmiş örneğin… Koskoca bir şehire de onun adını vermişler; Botevgrad… Bulgaristan Ulusal Radyo Kanalı’nın adı da onun adını taşıyor. Sonra bir kaç stadyum onun adıyla anılıyor. Birçok da spor kulübünün adı, onun adıyla eşlenmiş durumda. Örneğin, PFC Botev Plovdiv, örneğin Botev Vratsa gibi… Zvezdno Obshtestvo Gözlemevi ‘de görev yapan, Bulgar uzay bilimci Fratev tarafından 23 Ağustos 2009 tarihinde keşfedilen asteroide bile onun adını vermişler. Sadece bu kadar da değil… Bulgaristan Hükümeti, Botev adına Uluslararası Botev Ödülü adında bir de ödül uyguluyor şimdilerde… Romanya, Makedonya ve Polonya’da da, Botev’in adı bazı cadde ve sokaklara verildi.

    Her yılın 2 Haziran günü, saat 12.00’da, Bulgaristan’ın her yerinde, hava saldırısını uyarmak için kullanılan sirenler, Hristo Botev ve Bulgaristan’ın özgürlüğü için ölenlerin anısına bir dakika boyunca ötüyorlar. Sirenler durdurulana kadar tüm Bulgaristan, ayakta ve gözleri kapalı bir halde, Botev’i ve diğer devrim için ölenleri düşünüyor.