• Hay!
    Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım.
    Ters Pinokyo olmak istiyorum gepetto usta
    Kötülüklere boğulup
    İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık!
    Kafam karışık ama
    Yetişir!
    Bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık.
    Camdan pabuçlarım kırık
    Prens de bulamaz beni artık.
    Hayata söyleyin bundan sonra gitsin
    Anlamını masallarda arasın
    Hay!
    Ben sizin ruhunuza çiçek Aşısı yapayım
    Da çiçekler açsın ruhunuz.
    Hadi alkışlayın!
    Biliyorum hala biraz safım.

    Keşfettim
    Küçük ruhlarınızdaki büyük Amerika’yı
    Hadi alkışlayın!
    Bu sizin başarınız.
  • Lisede paragraf netlerim artsın diye zorla okutulmak istenen kitap. O zamanlar okumadığım için kendimi şanslı görüyorum. Lisedeki arkadaşlara da Montaigne okumamalarını tavsiye ediyorum. Zamanı gelince o sizi bulur ;)

    Yaşam – Ölüm – Zaman hakkında kafamda bazı ışıklar yaktı kitap. Kendimi kitabı okumadan öncekine göre hem daha değerli, hem daha değersiz hissetmeye başladım. Bir karanlık aydınlanırken içimde, bir aydınlık puslandı. Benim kafam karışıktı zaten hep, kafamdaki şemalar hep bir düzensizdi ama gördüm ki Montaigne’in kafası da benden daha az karışık değilmiş. Bir sayfada, kendi ölümünü seçenleri alkışlarken, başka bir sayfada inadına yaşayanlara alkış tutmuş mesela..

    Dünya klasikleri okumanın benim için en güzel yanı, bizden bir şeyler bulabilmek. Tolstoy, Cervantes derken nihayet Montaigne’in de dilinde Türk hükümdarları, Türk padişahları… Yavuz Selim’i, Sultan Fatih’i, Emir Timur’u bu adamlara öğreten, kitaplarına yazdırtan, şu çağda dünyaya okutturan ferasetten bu neslinde üzerinde yağdır Allah’ım, Amin.. ( Yazıya başlarken böyle bitireceğimi hiç düşünmemiştim..niye böyle oldu ki asskaljdl )
  • Serinin ikinci kitabını da bitirmiş oldum. Bazı sorular cevaplarını buldu ancak bulanık cevaplar bunlar. Üzerinde dusunulucek ve farklı yorumlar cikarilabilecek cevaplar... Zaten Murakami'nin üslubu bu.
    ...
    Bu kitapta, Tengo ve Aomame'nin aşkı ilk kitaba kıyasla romanda daha ön plana çıkmış durumda. Hatta bazı yerlerde "Neden bekliyorsun, gitsene yanına!" diyesi geliyor insanın oturduğu yerden.
    ...
    Öncülerin liderini hakkında biraz şaşırtıcı bilgileri kesfediyoruz. Ancak bu kafamda daha fazla soru işareti oluşmasına neden oluyor. Murakami, seksi neden bu kadar kitaplarında yer veriyor, bilemiyorum ki kitaplarda sekse yer verilmesine de karsi değilim. Sonuçta seks de insanın doğasında olan bir şey. (Hatta sadece insanların doğasıyla sınırlı degil) Benim takıldığım nokta: Tarikatın liderinin vücudunun kaskati olmasi ve aynı anda cinsel organının kaskati olduğu anda on yaşındaki kızların bir ayin gibi kendilerini ona teslim etmeleri. Kitabı okurken bu gözümun önüne geldi ve hiç hoş bir şey değildi.
    ...
    Kitapta, Kediler Şehri hikayesine bayıldım. O anı yaşadım diyebilirim.
    ...
    Little People denen şeyler hakkında, "iyinin ve kötünün varlığının bilinmedigi ve insanın kendi varlığının bilincinde olmadığı zamanlardan beri varlar" şeklindeki tasvir düşündürücü. Bu little People, her şeye hakim gibiler. Ama bir zayıf noktaları da varmış gibi. Fukaeri'de kilitlenecek bir zayıflık...
    ...
    Kafam karışık, bakalım son kitapta karışıklık gidecek mi.
  • Nasılım biliyor musun? kafam karışık 

    Kaçırmışım hayatı meçhule yolculuk 


    Nasılım biliyor musun? bildiğin gibi 

    Bir ümit başlıyor her günüm bitmiyor geceler 


    Bugünlere söve söve belki seni seve seve 

    Bazen de öpsem geçer dediğim bir yara gibiyim 


    Nasılım biliyor musun? sokaklarıma ateş düşmüş 

    Söndürmeye yeter mi ki göz yaşlarım 


    Nasılım biliyor musun? şakaklarıma aşklar düşmüş 

    İçimde bir çocuk çığlık çığlığa duymuyor musun? 

    Titriyor ellerim tutmuyor musun?
  • İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm: ‘Avrupa'ya talebe yollanacaktır.‘

    ‘Allah Allah!’ dedim. Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa'ya talebe.. Lüks gibi gelen bir şey..

    Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, ‘Berlin Üniversitesi'ne gitsin.’ diye yazmış.

    Vakit geldi, Sirkeci Garındayım ama kafam çok karışık: ‘Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı?’

    Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzi ismimi çağırdı: ‘Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.’ ‘Benim’ dedim. Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu:

    ‘Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.’

    İmza
    Mustafa Kemal

    Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. ‘Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme.’ dedim.

    Düşünün; 1923'te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde, bu ülke için can verilmez mi?

    Çok başarılı oldum.
    Ülkeme alev olarak döndüm.
    Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum.
    Kürsü başkanı oldum.
    Daha sonra ülkemin Başbakanlığını yaptım.

    Ben kim miyim?
    Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım..

    Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak

    ……

    1960 yılında kaldırılmış olan ‘Ordinaryüs’ unvanı, Türkiye'deki üniversitelerde en az 5 yıl Profesörlük yapmış, bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek, bir Anabilim Dalının yönetimiyle görevlendirilen kimselere verilmekteydi. Alman ekolünden gelen ‘Ordinary Professor’ unvanı, ‘Full Professor’ ile aynı anlamı taşımakta..