• 126 syf.
    ·10/10
    Bilindiği üzere bir çok kişinin hayatını etkileyen hatta onu intihara sürükleyen bir roman. Benim dikkatimi çeken yönü de buydu. Nasıl bir acı ki insanların hayatlarından kopmasını sağlıyordu. Ne anlatılıyor, insanları bu denli etkileyen şeyin ne olduğunu çok merak ederek başladım. Bu kitap Goethe tarafından yazılmış mektuplardan oluşuyor. Bu kitabın yazıldığı dönemdeki gençler tıpkı karakterimiz Werther gibi giyinip sevdiklerine aşklarını itiraf etmişler. Kitap romantik bir gencin nişanlı bir kadına olan karşılıksız aşkını anlatır. Olayları sizin okumanızı isterim çünkü nereden başlarsam başlayayım o duyguyu buraya aksettiremeyeceğimi biliyorum. Öyle bir acıya değiniyor ki bu acı hissettiklerimizin de ötesinde bir acı adına sevgi ve tutku.. Kitap çok akıcı ve cümleler yüreğinize öyle işleniyor ki acıya siz de ortak oluyorsunuz. Okumaktan zevk aldığım ve bu tarifsiz acıya sizlerin de ortak olmasını isterim.

    Şimdiden keyifli okumalar..
    Adieu..
  • Resulullah efendimiz ﷺ buyurduki;
    “Allâh’ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, nebî değildirler, şehîd de değildirler, fakat kıyâmet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebîler ve şehîdler imrenerek bakacaklardır.”
    Ashâb-ı kirâm:
    “Bunlar kimlerdir ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de, biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim yâ Rasûlallâh!” dediler.
    Rasûlullah efendimiz bunları şöyle izah etti;
    “Bunlar öyle bir dostlardır ki, aralarında ne akrabâlık ne de ticâret ve iş münâsebeti olmaksızın, sırf Allah rızâsı için birbirlerini severler. Hal, hatırlarını sorar, ihtiyaçlarında karşılıksız koşarlar. Allah İçin, Allah adına sohbet ederler. Hastalıklarında soluk verır, Can katarlar. Vallâhi; işte onlar var ya; yüzleri bir nûrdur ve kendileri de nûrdan birer minber üzerindedirler. İnsanlar (kıyâmet günü) korktukları zaman bunlar korkmazlar, insanlar mahzûn oldukları zaman bunlar hüzünlenmezler” buyurdu.(Hz. Ebu hureyre den. S. Buhari)
  • 104 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Kitabımız bir kedi üzerinden, duygu ve yargıların yönlendirme ve ortamla nasıl değişebileceğini ve koşulsuz sevginin saflığını son derece sade bir şekilde anlatmış ,trajikomik bir öykü..
    ‘’ Kedilerin kendi bilgelikleri vardır. Şiniko eskiden düşman olarak gördüğü kediye gerçek sevgisini sunduğunda Lili’nin hemen tavrının değişmesi bunu kanıtlamıyor mu?’’
    Kitaptan aldığım bu cümle o kadar önemli ki ,
    Bizler karşımızdakine sevgimizi vermek için çoğu zaman bunu bazı şartlara bağlı tutuyoruz. ‘’Onu yaparsan’’ ,’’böyle davranırsan’’, ‘’benim istediğim gibi olursan’’ , ‘’benim şartlarımda kalırsan’’ seni daha çok severim algısını en başında çocuklarımızı yetiştirirken vermeye başlıyoruz. ‘
    ’Eğer dersini yaparsan ‘’, ‘’eğer uslu durursan ‘’, ‘’eğer yemeğini yersen ‘’ yaklaşımları ile belki istemeyerek de olsa sevmenin şartlara bağlı olduğunu onlara empoze ediyoruz.Ve bu yetişkin olduğumuzda da devam ediyor bu tavırlar ..
    Deneyimlerimizin birçoğu bize sevgiye sahip olabilmek için onu hak etmemiz gerektiğini ya da kazanmamız gerektiğini öğretti. Bunun adı koşullu sevgidir, tıpkı bir takas ya da iş anlaşması gibi.
    Koşulsuz sevgi hiçbir sebep ve çıkar olmaksızın karşılıksız sevmektir.
    Bu konuda ilk yapacağımız şey ise önce kendimizi sevmeyi öğrenmektir. Eğer kendimizi sevemiyorsak başkalarını hiç sevemeyiz.
    Sevgisizliğin, dünyadaki mutsuzlukların çoğunun sebebi olduğunu artık fark etmemiz gerekiyor..
    Bir kedi ,bir adam ,yeni eşi ve terk edilen eş arasındaki bu tatlı farkındalık dolu hikayeyi ben çok sevdim.
  • Eskiden İki insan birbirini sevdiği zaman dile getiremezmiş bakışları ile ya da aracı birine felanı seviyorum diye duyur ağzını ara onunda bende gönlü varmı diye aracı koyarmış karşısındakininde sevip sevmediğini öğrenirmiş !

    Sonra ailesini gönderir Allahın emrini ortaya koyar istetirmiş.. Peki şimdi ? Kim kimi istiyor kim kimi istemiyor belli değil … Evlilik saygın bir müesese olarak bilinirdi! Peki şimdi çağ atladık .. Öyle bir çağ atladık ki çevremizde evlilikleri gördüğümüzde evlilik müesesine bırakın saygıyı artık evlilik denildiğinde dönüp bakmaya dahi tenezül edemez hale geldik … Oysa ki evlilik saygınlık varlıkta yoklukta bir olmak tek yürek olmak denilir… Şimdi moda olmuş seviyorumlar havada uçuyor ölüyorum bitiyorum tutkunum Ne tutku ne sevmekmiş ama sonra bir bakıyorsun biz anlaşamıyoruz yav bu adamın kahrı cekilmiyor yav bu kadın dır dır ediyor ..

    Annem derdi ki Kadına çok rol düşüyor evlilikte malesef bir adım erkekten geride durması gerekiyor biri sinirlendiği zaman susmasını diğeri bilmesi gerekiyor o an üstüne gitmemesi gerekiyor sonradan diğeri hatasını görsün diye ! Erkek seldir kadın göldür derler …

    Yuvayı dişi kuş yapar derler derlerde derler .Çevremde görüyorum adam çalışıyor akşam evine geliyor yapması gereken sorumluluklarını yapıyor evine karşı …içkisi vardır kahvesi vardır … Kadın aman boş ver der içkisini kahvesini görmeyim deyip ceker ! Bir bakıyorsun diğer tarafa kadın evine bağlı işinde gücünde sorumluluğunda adam sorumsuz hayda buyur burdan yak !

    Ailemin adı var çocuklarım var deyip cekenide çapası niye cekiyon abla ne yapım elimde maddi özgürlüğüm yok kimin yanına sığcam hesabı … Diğerine bakıyon karı koca calışıyor biri ayrı terelelli diğeri ayrı havada birbirlerinden haberi yok…Diğeri evde oturur kocası calışır kocam benle ilgilenmiyor …diğeri gider karım ilgisiz o zaman sürdürmeyin boşanın dersin kırk tane laf işitirsin ..

    Sonra başlar ihanetler ondan sonra karım beni aldattı iyi halt etti Ondan sonra kocam beni aldattı oda iyi halt etmiş ! Seviyorum ölüyorum tutkunum aşığım demeyin arkadaş kötü örnek oluyorsunuz ! Medeni iki insan gibi oturup sorunlarınızı gözden gecirin ya da yardım alın …siz en iyisi ayrılın yüz göz olunan birliktelikten bir halt olmaz …

    Adam dediğin sadakati bilecek sevdiğini sahiplenecek koruyup kollayacak yüzüne baktığında yüz hatlarından eşini tanıyacak gözü ile konuscak öyle lavbali olmayacak eşine değer vermesini bilecek değerli hissetircek …Ve adam dediğin tek yürek olcak duruşu adabı evine ailesine cocuklarına sorumluluğunu bilcek toplum içinde konusması oturması kalkması ağır olcak bir bakışta ben burdayım diyebilecek kaliteye sahip olacak ağırlığıyla !

    Kadın dediğin şartlar neyi gerektirirse gerektirsin asla sadakatinden ödün vermemeli başını bir erkeğin omzuna koyduğunda tek bir soru işareti kafasında olmamalı Namusunu şerefini edebini evvela kendi için taşımasını bilecek .Yeri geldiğinde erkek gibi olmayı yeri geldiğinde bir eş sevgili arkadaş dost ana baba olmasınıda gerektiği yerde bir adım geride durması gerektiğinide bilecek … Adam gibi adama kadın gibi kadın olmalı evet

    Evet bütün saydığım özellikler mükemmel … Peki bu özellikleri taşıyan çiflerde ayrı terelelli havası varmıdır yokmudur ? Bunların olması için maddiat çok önemli diyenlerimizde var ama bazen o maddiatda fayda vermiyor diyende var eşlerin birbirlerinden haberi yok … Parasızlıktan da böyle oluyor işte gecimsizlik diyende var ..Arkadaş evlenmeyin o zaman hem kendinizi heba etmeyin hemde kötü örnek olmayın yettiniz gayrı diyesim var ya ..

    Lütfen medeni birliktelik adı altında birbirinizi kandırmayın kırmayın incitmeyin Tek bir yürek olun ölümüne dediğiniz yolda ölümüne sevin tutuğunuz eli ölene dek tutun başınızı koyduğunuzda bir erkeğin omzuna tek bir soru işereti olmaması gerekli değilmi sabah evinden işine giden bir erkek kapısından cıktığında aklında acabayla güvensizlikte cıkmamalı ardında bıraktığına gözü kapalı güvenmeli … Doğruluk dürüstlük saygı güven bunlar olursa Allah yürü ya kulum der derler !

    Ve sevgi Bir Annenin ak sütü kadar masum temiz olmalı değer biçilmemeli karşılıksız yuksunmeden sevmeli sadakat güven emek yürektir sevgi ..Sevgi karşılık beklenmeden verilen çıkarsız sevilendir diyorum !
    Sonyemin
  • 528 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Bülbülü altın kafese koymuşlar ille de vatanım demiş.

    Şerefli anaların Dune- Arrakis- Rakis ' i yok etmesinden sonra canının derdine düşen aziz analar kaçıp saklanır ve kendilerini ellerine geçen her araç ya da insan ya da gula ile korumaya çalışırlar.

    Kitapta Bene Gesseritler hayatta kalabilmek adına herşeylerini ortaya koyuyorlar. Bu arada sırlarını biraz biraz biz okuyuculara ifşa etmek zorunda bile kalıyorlar.

    Onlar değilmiydiler ki tarihi yazanlar. Yoksa tüm varlıklarını gelişimine adadıkları insanlık ile kendi sonları da kesin bir yok oluş mu olacaktı.

    Dune serisinde aksiyonlar puslu sahnelerden oluşuyordu. Savaş ve ölüm anları şöyle bir söylenip geçildi. Entrikalar heyecanı ara ara yelleyip sonuna kadar sıcak tuttu. Aksiyon kitabı değildi, düşünce zemininde sizi zorlayan bir de bu penceren bak lütfen diyen, görünmez ellerin iki yakamı kavrayıp bırakmadığı bir seriydi.

    Hikaye zaten şahaneydi. Olayların geçtiği gezegen tasfirleri öylesine detaylıydı ki bazen çöllerde cildim yanıp, sıcaktan fenalaşıp kavrulduğumu hissettim, bazen köpekkoltuk gibi garip mobilyalara oturdum, bazen savaş egzersizleri yapıp yoruldum, bazen de bir aydınlanma ile yüzümde yarım gülümseme oluştu.

    Seriyi de böylece bitirmiş bulunuyorum. Frank Herbert'in Hugo ve Nebula ödüllerini almasını sağlayan bir seri bu ve nedenini anlaması hiç zor değil. Önyargılarınızı odanın girişine bırakıp bu kitapları elinize öyle alın, yazarın size her konuda söyleyeceği çok değerli fikirler var.

    Kitabın sonunda eşinden bahsettiği bölüm çok duygusaldı. Kitaplarındaki sevgi ve şiirin nereden kaynaklandığını tahmin etmek pek zor olmadı. Böyle bir sevgi asla evrende karşılıksız kalamaz.
  • 48 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bir şiir kitabı hakkında nasıl inceleme yapılır bilemezdim.Ama bu kitap için söylenecek çok söz var galiba.Ne kadar naif bir sevme "Ellerin,ellerin ve parmakların bir nar çiçeğini eziyor"gibi.Sezai Karakoç gerçekten sadık ve naif sevmiştir Muazzezi.Hikayeleri şöyle;

    Sezai Karakoç üniversitedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır. Kendisine bir türlü güvenemeyen Karakoç, arkadaşı Muazzez’e açılamaz. Bir gün cesaretini toplar ve karşısına çıkar; fakat reddedilince çok üzülür. Okullar tatil olunca Muazzez Hanım Geyve´ de yazlıkta kalmaya başlar. Sezai Karakoç ise tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak işe başlar ve her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisini seyreder. Ona şiirler yazar; ‘Monna Rosa’ ‘Tek Gül’ anlamına gelen şiirin her kıtasının baş harflerine dikkat edersek Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkar.
    Yıl sonu gelir ve okul biter; mezuniyet töreni yapılır. Mezuniyet törenindeyse Sezai Karakoç Muazzez Akkaya’nın tam karşısında Monna Rosa şiirini okur. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder; Sezai Karakoç bu şiiri art arda tam üç kez okur. Muazzez Hanım ise bu büyük aşka saygı duyduğunu söylemesine rağmen yine de karşılık vermez. Sezai Karakoç bu karşılıksız aşka rağmen kimseyle evlenmez.