• 510 syf.
    ·10/10
    Tarihi bir gerçekliği, kurgusal bir roman şeklinde okumanın verdiği zevkin gerçekten çok farklı olduğunu söylemek zorundayım. Vladimir Bartol mükemmel kalemiyle okuyucuyu kitabın içine çekmekte ve kitabı elden bırakmak neredeyse imkansız hala gelmektedir. Bartol bu eserinde dini, politik emeller için kullanmanın en iyi örneği olan Hasan Sabah'ı ve fedailerini konu almaktadır. Kartal Yuvası anlamına gelen ismiyle Alamut Kalesi, Haşhaşi'lerin peygamberi Hasan Sabbah'ın yapay cennetini oluşturduğu ve fedailerini eğittiği yer. Neredeyse eserin tamamının Alamut Kalesi'nde geçmesine rağmen okuyucu mekanın tek olmasından hiç bir zaman sıkılmamaktadır. Beş yüz sayfa olan eser insanın gözünü korkutsa da emin olun ki en hızlı okuduğunuz eserler arasında yer alacaktır.
  • 576 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10
    Tarihi roman okumak zamanda yolculuk yapmak gibi. Bir anda kendinizi birkaç yüzyıl öncesinde buluyorsunuz. Bu romanda da yüzlerce yıl öncesinde,üç ana karakterin bol aksiyonlu,kimi zaman hüzünlü kimi zaman gerilimli uzun yolculuğuna eşlik ettim okurken. Oldukça kalın bir kitap olmasına rağmen yazar okur ilgisini her an diri tutabilmiş,roman sürükleyiciliğini hiç kaybetmemiş.Kitabın sonuna eklenen harita sayesinde de bahsi geçen şehirlerin konumlarını vs. gözde canlandırmak daha kolay oluyor. Ara sıra Selçuklulara değinildiğinde sünnilerden cani gibi bahsedilmesi,Selçukluların amacı gittikleri yeri yağmalamak olan vahşi bir topluluk olduğu izlenimi verilmesi rahatsız edici geldi. Karakterlerin mensubu oldukları toplulukların bakış açısıyla yazıldığı için böyle algılanması normal olarak değerlendirilebilir. Bunun dışında gayet güzel bir roman.
  • 510 syf.
    ·2 günde
    Ömer Hayyam, Nizam ül-Mülk,Hasan Sabbah.
    Üç arkadaş gençlik yılların da birbirlerine bir "söz" verir.Zaman geçer,yollar ayrılır ve verilen söz unutulur.Bir kişi hariç; Hasan Sabbah...
    Yıllardır hayalini kurduğu, her ayrıntısıyla düşünüp ince eleyip sık dokuduğu planını hayata geçirebilmek için ilk önce Kartal Yuvası anlamına gelen Alamut Kalesini fetheder.
    Burada,canını hiç düşünmeden verebilecek fedailer yetiştirmek için disiplinli bir okul kurar.
    Önce fedailere, Hasan Sabbah'ın bir peygamber olduğunu , Kuran-ı Kerim de dahi değişiklik yapabileceğini ve herşeye güçünün yetebileceği öğretilir. Fakat Hasan Sabbah için bu yeterli değildir.Bu yüzden fedailere Cennetin Anahtarının kendisin de olduğuna inandırır ve güzel kızların da bulunduğu yapay cennetin de haşhaş vererek bir gece geçirmelerini sağlar. Artık bütünüyle Hasan Sabbah'a inanan Fedailer hem haşhaşın hem de güzel kızlarin etkisiyle şehit olup cennete gidecekleri günü iple çeker. Hasan Sabbah 20 yıllık hayalini,fedaileri kullanarak gerçekleştirmeye başlar.

    Bu yaşananları çok korkunç bulsam da Hasan Sabbah'ın sivri zekasına hayran olmamak elde değil. Benim hayatıma derinlemesine bir iz bıraktı.
    Keyifli okumalar :)
  • 510 syf.
    ·Puan vermedi
    Kartal Yuvası'na..

    İnanılmaz büyük ısrarlarla okumam için elime tutuşturulmasının ardından aylar geçti- asker bir dostum anlatmakla bitiremedi. Okunması adına sıraya dizdiğim bir yığın eserin içinden, geçenlerde gözüme çarptı ve öyle bir karıştırayım derken, bitmiş.

    Herkesin bir konuya veya bir tarza merakı ve zaafı vardır, dostlar. Kitap ve konu ayırt etmek olumsuz bir davranış olsa da, benim ilgi ve zaafım bu kitabın oldukça dışında idi. Tarih kitabı okuyacaksam da baya bilgi yüklü olması gerekmekte ki öğrendiğim bilgiler nezdinde bir sonraki için heves edebileyim. Elime alıp hızlı ve keyifli bir okuma gerçekleştirdiğimi göz önünde bulundurunca doğru kitaplara denk gelmediğimi farkettim. Ve'lhasıl-ı kelam, kitap hem merak uyandırıcı, hem sürükleyici, hem de hakkını vermek gerekirse şok etkili.

    Kitabı okurken aklımda sürekli olarak Sabbah'ın oluşturmak istediği dünyanın bir distopya, düşündürmek ve ikna etmek istediği hayali mekanın bir ütopik cennet olduğu yönündeydi. Katı kuralları, sert ve nizami bir yaşamı, insani dürtüleri tamamen yok sayan felsefesini, ancak kıvrak ve keskin bir zeka ile fedailerine aşılayabilir ve onları ikna edebilirdi. İnsan psikolojisini nasıl da zekice kullandığını şok içerisinde okudum: distopik kurallar içerisinde yaşarken ütopik mekan için canını feda etmek.

    Sabbah intikam duygusu ile körüklenmiş, şeytani dürtülere ve zekaya sahip bir lider. Dini menfaati için oldukça iyi bir atışla kullanan, kendi sıfatı ile "peygamber". Fedailer ise uyuşmak için dinlerini önüne sermiş, tarafımca haşhaşa bile ihtiyaçları olmayan askerler.

    Kitap içindeki diyaloglar oldukça başarılı ve keyifli. Fedailerin diyalog satırları ise favorim.

    Kıssadan hisse alınacak yüzlerce satır, onlarca cümle.. Günümüz de bizim Sabbah'ımız kim veya ne? Akıl ve mantığımızı devre dışı bırakan güç ne ve biz ne kadarına izin veriyoruz? Ne kadar farkındayız, ya da ne zaman farkında olacağız?

    Bu kitapla beraber sevindiğim iki nokta var ki: tarihe karşı ilgimin artması ile beraber, önce kendimi sonra yaşadığım toplumu sorgulatması ve yukarıda sorduğum sorulara cevap verebilmiş olmak.

    Israr edenin ısrarına sağlık. Tanıştığıma ve okuduğuma oldukça memnun kaldığım bir eser.

    Düşünmeyi seven herkese.
    Sevgi ile.
  • 576 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Uzun zamandır kütüphanemde olan ancak elimin bir türlü gitmediği bir kitaptı ancak nihayetinde buluştuk ve şimdi biraz kendisinden bahsedeceğim. Öncelikle kullanılan dil ile başlayayım. Dili çok sade, insanı hiç ama hiç yormayan ve akıcı bir yapıya sahip. Karakterler ile aranızda hemen bir bağ kuracak nitelikte sizinle iletişime geçen bir üslup var ortada. Olayların kurgusu ise kitabın başlarında gayet güzel giderken ortalara doğru biraz boşluklar ve eksikler da hissettirdi bana. (Ön bilgi vermekten çekindiğim için burayı okuyanlar daha iyi anlar.) Ama genel olarak baktığımızda 576 sayfalık bir kitabı 3 gün gibi bir sürede okuduğumu düşünürsek gayet sürükleyici ve heyecanlı bir kitaptı. Edebi olarak bana bir şey kattı dersem yalan olur. Ancak uzun bir yolculuktasınızdır ya da kafanız çok doludur ve kitap sizi alsın bir yerlere götürsün, farklı alemler yaşatsın istiyorsunuzdur o zaman hemen başlayın derim. Keyifli okumalar.
  • 510 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10
    “Dostum! Kardeşim! İnsanı dostluğun gücü kadar kahramanlaştıran başka bir şey var mıdır? Yüreğimize aşktan, sevgiden daha fazla işleyen bir şey bulabilir misin? Ve hakikat kadar övgüye lâyık başka bir kavram var mıdır?”

    Roman 11. yy’da Selçuklu egemenliğindeki İran’da geçiyor. Yirmi yıllık öç alma ihtirası içinde olup Alamut kalesini alan ve kendini peygamber ilan eden İbni Hasan Sabbah’ın kan donduran hikayesi...Burda Şii-Sünni çatışmalarına, taht kavgalarına, dinin halka nasıl tesir ettiğine ve daha bir çoğuna tanık olacaksınız.Öyle bir hayal dünyasına sahip ki Allah’ın yarattığına savaş açıp kili kendi eline alıp yoğuruyor ve onun uğruna(İsmaili davası) ölüme meydan okuyan çamurdan robotlar yaratıyor.Bu liderin temel prensibi en büyük düsturu şudur:
    “Hiçbir şey gerçek değil, her şey mübah.”
    Bu lafı söyleyen bir peygamber olabilir mi? Böyle bir felsefeye sahip kişi nasıl Allah’tan bahsedebilir.
    Hasan Sabbah’ın en önemli disiplini de:
    “Öğrenmek, itaat etmek ve çalışmak.”

    Bu uğurda Sabbah hiç evlenmemiş ve hiç cinselliği tatmamış bir takım genci toplar çünkü planlarının bir zaaf yüzünden alt üst olmasını zinhar kabul edemez ve “öğretir, itaat ettirir, çalıştırır” Bu gençlerin gözlerini Cennet ve Cennetin nimetleriyle kör eder.Cennetin anahtarının yalnızca onda olduğunu tesir ettirir ve hint keneviri hapıyla da kötü emellerine alet eder bu genç fedaileri...

    Kitapta en yakın ve en kıymetli dostu olan Ömer Hayyamdan da bahsedilir ve şiir yollar arkadaşı Sabbah’a en sevdiğim mısra:
    “Geçerim şiirlerimle ağaç altına
    Sen ve bir şişe şarap,
    Bir somun ekmek yanına
    Huzur veren ezgisiyle
    Ah, bu ıssızlık cennettir bana.”


    Alamut; Kartal yuvası anlamına gelmektedir. Ve kitapta “karga kargaya saldırmaz” şeklinde sürekli vurgulanan bir söylem var.
    Bir zamanlar Deylem kralları tarafından inşa edilen bu Alamut kalesinin zapt edilemez olduğu söylenirdi.

    Kitabı okuyunca karmakarışık duygularla boğuştum.Hiç bitmesin istediğim en güzel tarihi romanlardan birisi oldu Alamut.
    Hasan Sabbah ve Adolf Hitler ikisi de gözümde aynı mertebede yaptıklarıyla, canilikleriyle Hitlerden pek bir farkı kalmadı. İki teşkilatta katı bir yapıya sahip.Halkın içine dehşet ve korku salıyorlar. “bu uğurda herşey mübah” bu düşünceye sahipler.Ama yazar kitabı Alamut’un gerçek öyküsü gibi değil de edebi bir eser olarak görüp roman tadında okumamızı istemiştir.

    Yazarımız Bartol çok özgüvenli ve cesur birisi olmalı zira nasıl yazacaktı kendi kültürünün, ırkının dışında başka bir ülkenin, hükümdarın yaşantısını ve hakimiyetini.Hem sorumluluk hem bilgi gerektir ki o da bu iş için 10 yıl araştırma yapmış ve 9 aylık bir süre içerisinde de yazmış. Şanssızlık o ki kitabın yayınlanması 2. Dünya savaşı başlama sürecine denk geliyor bu sebeple bazı ülkelerde yasaklanıyor kimi ülkelerde de tehdit olarak görülüyor.
  • 304 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Doğu ile tam birleşik bir ruha engin bir bilgi birikimine sahip Bernard Lewis; İslam Coğrafya'sında bir zamanlar Hasan Sabbah diye ünlenmiş Çöl ikliminin bana göre efendisinin, tarihî gerçekler ışığında ortadoğu coğrafyasına etkisi hala süren casusluk ve terörizmin tohumlarını ne kadar ustalıkla atabildiğini akıcı uslübü ile biz okurlarına aktarıyor. Gerek İslam Dinini'ne olan alakası gerekse de Doğu ve Batı kültürünün kendisine katmış olduğu zengin bilgi birikimi sayesinde bu değerli yazar kalemini eğri büğrü yollara sapmadan , doğrunun en doğrunun yolunda daima kullanmasını ustalıkla başarabilmiş nadir yazarlardan biri..
    Dostlar ben naçizane fikrimi söyledim... Okumak ya da okumamak tercih meselesi..
    İyilikle kalın...