• Bilgiyi nasıl elde ederiz? Nasıl biliriz?

    İnsanlar inançlarına göre bu sorulara pek çok alternatif yanıt üretebilirler. Pozitivistler gözlem, rasyonalistler akıl yürütme, entüisyonistler sezgi derler. Astrologlar yıldızlara, büyücüler kürelere, falcılar telvelere bakarlar. Bunların her birinin "bilginin eldesi" için, yani bir hipotez oluşturmak için yeterli kaynaklar olduğunu varsayalım. Bir şekilde elinizde artık kendi kaynağınızdean elde ettiğiniz "A'lar B'dir" gibi bir önerme var. Peki... Ama iş bu önermenin doğruluğunu sınamaya ve "doğruluğunu" nesnel bir biçimde ortaya koymaya geldiğinde bunun yolu tektir: Bilimsel yöntem.

    İnsanlar bazen "her şey bilimsel olmak zorunda değil" diyor. Hayır. Derdiniz hakikatse sadece bilimsel yöntem geçerlidir. Gerisi lafoloji. Kombiniz bozulduğunda sebebinin Merkür ya da büyü olduğunu düşünmeniz onu ancak servisin gelip, çeşitli testlerle arızalı parçayı bulup düzeltebileceği gerçeğini değiştirmiyor. Yıldızların uygun açıya gelmesiyle, Feng Shui'yle, büyüyle, totemle düzelmeyeceğini bilirsiniz. Çünkü bu mekanikle, fizikle ilişkilidir. Belirsizlik düşüktür. Mekanizmayı bilmeseniz bile, bunun bir mühendislik ürünü olduğunu anlarsınız. Bilinmezlik azdır; parçaların birbirleriyle ilişkisi açıktır. Tasarımcının ve teknikerin elinde zaten kombinin şeması vardır.


    Bilim dışı yaklaşımlar bilinmezliklerin yüksek alanlarda ortaya çıkar. Amerikalı kuşkucu Michael Shermer bunu güzel örneklendirir: Beyzbolda vuruculuk ve tutuculuk şansla farklı düzeylerde ilişkilidir. Vuruculukta tutturma oranı düşüktür; ve vurucular batıl inançlara daha çok sarılırlar. Beyzbolcuların uğurlu nesnelere, dualara olan bağlılığı muhtemelen basketbolculara göre çok daha fazladır. Hadi bir de buna satranç ekleyelim: Sizce "uğurlu piyonu" olan bir satranç oyuncusu var mıdır? Kulağa bile saçma geliyor değil mi? Satrançta da belirsizlik düşüktür. Rüzgâr vb. oyunu etkilemez. Zaten oyunu matematik olarak modelleyebilirsiniz. Bu sayede Deep Blue'nun Kasparov'u yenmesi mümkün olmuştur. Uğurlu piyonlar veya açılışlar değil, mantıklı ve stratejik hamleler vardır ve bunu herkes anlayabilir. Bu nedenle, sözgelimi bir makine mühendisi uğurlu taşlara, bağlama büyüsüne ya da astrolojiye inanabilir ama ona gidip "yanma odasının dışına asetat kalemiyle şu büyülü sözleri yazarsan makine verimi %10 artar" derseniz en iyi ihtimalle sizi kovar. Aynı sebepten insanlar falcıların 30'da 1 olasılıklı isabetlerine hayret edip, beceri atfederken, loto tutturmuş biri için efsaneler üretmez; oysa imkânsıza yakın bir başarıdır. Çünkü mekanizma anlaşılır olarak cereyan eder: 49 adet top döner, altısı düşer, şanslı olan bilir.

    Salt buradan bilime neden ihtiyacımız olduğuna ulaşıyoruz aslında: Bilim bizim mekanizmaları anlamamızı sağlayarak onlara hatalı nedenler ve sonuçlar atfetmemizi engelliyor. Küresel ısınmayı "Ateş tanrısının" kızgınlığı olarak değil de karbon emisyonu olarak yorumluyoruz. Bu da onunla mücadele edebilmemizi sağlıyor. Aksi takdirde küresel ısınmayı ateş tanrısına kurbanlar adayarak durdurmaya çalışırdık. Dünyamızda, vücudumuzda, çevremizde olup bitenlerin nedenlerini bilimsel olarak anlamadan, etkili sonuçlar üretemeyiz.

    Şimdi gelelim tartışmalı kısımlara: Bilimsel bulgular ve ona bağlı teknolojik bulgular hep refah ve afiyet mi getirdi? Hayır. En basitinden küresel ısınma çoğunlukla sanayi devriminin sonucu. Atom bombası, DDT gibi pek çok "zararlı buluşlar" sayılabilir. Bilim insanları çok mu dürüst ve etiktir? Ne münasebet. Bu dünyada "tamamı şöyledir/ böyledir" denebilecek homojen bir grup olacağını sanmıyorum. Bilimsel itibar kötü amaç ve niyetlerle de kullanılabilir, bilim ticari ve etik olmayan bir kârın aracı olabilir. Ancak bu "bilimsel yöntemin" akla uygunluğu, geçerliliği, en güvenilir ve nesnel yöntem olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir buluşun bile zararlı olduğunu yine bilimsel yöntemle anlayabiliyoruz. Sigaranın, DDT'nin, küresel ısınmanın zararlarını yine bilimle anlıyoruz.

    Bilim karşıtı yaklaşımlar genelde aynı akıl yürütme hatalarından doğuyor. Birincisi, bilim insanları mükemmel değil. Böyle bir argüman zaten yok. İkincisi "ahlaksız bilim insanlarının olması", bilimdışı bir uygulamaya geçerlilik kazandırmaz. Örneğin: Rüşvetle öğrencisini dersten geçiren bazı öğretmenler var olmasından "eğitimin zararlı" ya da "okullarda eğitim vermek yerine dayakla eğitmenin daha doğru ve iyi" olduğu sonuçlarına ulaşamazsınız. Bu hatalı bir akıl yürütmedir. Doğrudan bir örnek olarak ilaç şirketlerinin doktorlarla gayri ahlakî anlaşmalar yaptığı bilgisinin, biyoenerjinin, hacamatın ya da homeopatinin geçerliliğine bir katkısı yoktur. Kanıta dayalı tıbbi bulgular, güvenilir olmayan enerji ve tedavi açıklamalarından üstündür. Küresel ısınma iddiasindaki bir kaç kişinin "gayriahlakî bağlantıları" olduğunda "ateş tanrısına kurban vermek" doğru hale gelmez.

    https://www.herkesebilimteknoloji.com/...tter_impression=true
  • 1980'lerde insanlığın kendine has doğası tartışılırken insanın koşulsuz üstünlüğüne en iyi örnek olarak satranç gösterilir ve bilgisayarların bir insanı asla yenemeyeceği düşünülürdü. 10 Şubat 1996'da IBM'in Deep Blue isimli bilgisayarı dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov'u alt ederek insanın üstünlüğü iddiasını tarihe gömdü.
  • Nörobilimci Read Montague Your Brain Is (Almost) Perfect [Beyniniz (Neredeyse) Kusursuzdur] adlı kitabında beynin enerji verimliliği konusundaki etkileyici başarısını vurgularken, satranç şampiyonu Gary Kasparov'un yaklaşık 20 watt'lık enerji kullanımını, bilgisayardaki rakibi Deep Blue'nun tükettiği binlerce watt'la karşılaştırmıştır. Montague, oyun sırasında Kasparov'un vücut sıcaklığının normal olmasına karşılık, Deep Blue'nun neredeyse dokunulamayacak kadar sıcak olduğunu ve ısıyı dağıtmak için önemli sayıda fanın çalıştırılması gerektirdiğini söyler kitabında. Sonuçta insan beyni verimlilik bakımından eşsizdir.
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi
    "Gerçek zarar bir köprüyü yıkabilecek yahut ona benzer bir şeyi yapabilecek bir uygulama olmadıkça ortaya çıkmayacaktır."

    Bilgisayar bilimcisi, kriptolog ve bilgisayar biliminin kurucusu sayılan Alan Turing, geliştirmiş olduğu Turing testi ile makinelerin ve bilgisayarların düşünme yetisine sahip olup olamayacakları konusunda tez ve kriterler öne sürerek modern bilgisayarın temellerini atan isim olmuştur.

    Her iki dünya savaşında, özellikle Nazilere karşı verilen mücadelelerde kod kırma yöntemleriyle savaşın adeta gizli bir kahramanı olan Turing, Matematiksel biyoloji ve kaos gibi alanlarda oluşturduğu "Yalancı Paradoksu" ile öncülük eden çalışmalarını; onu laboratuvarın dışına çıkararak biyografisini kaleme alan David Boyle'un yalın anlatımıyla öğreniyoruz...


    Yirmi Birinci Yüzyılın başlarında ortaya atılan insan doğası, yapay yaşam olasılıkları, insan gayretinin anlamı ve gelişimin ilerlediği yön gibi tartışmalarda ön plana çıkan Turing, Boyle'un da ifade ettiği üzere, şahsiyetini ve şahsi çıkarlarını geri plana atarak, tanınır olmaktan kaçınıp, Tesla gibi kendi reklamını önemsememiştir. Bir filmde söylenildiği gibidir: "Doğru ya da yanlış bir şey yok, çoğu zaman popüler fikirler var."

    Bir meselede yeterince fikir ve malumat sahibi olmadan griyi mavi, karayı ak yapanları, görünür ve görünür olmayan desteklerin arka planlarını birçok alanda (Siyaset, spor, hukuk, medya vs) çok net olarak görüp tecrübe edebiliriz...

    Nazilere karşı siperlerde hayatını ve beden gücünü feda edenler olduğu gibi, zihin gücünün sınırlarını zorlayan azınlık gruplar da mevcuttu. Bulduğu yöntemler ve kırdığı kodlarla Alan Turing, savaşın kaderini etkileyen bir isimdi kuşkusuz...

    #32434368 Teknolojinin, insanoğlunu yerinden edeceğine inanan Turing, öğrenebilen, gelişen ve yol kat eden bir makinenin, bir gün insanlık için tehlike arz edeceğine şüphe duymazken, kendini makine ile özdeşleştirerek onlara "insani" bir kabiliyet verme düşüncesini yaşamı boyunca ideası haline getiren bir düşünce yapısına da sahipti. #34754335

    1997'de Dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov'un bir bilgisayara yenilmiş olması, bir şeylerin değiştiğini ortaya koymakla birlikte, hayatın sayılara indirgendiğinin de apaçık göstergesiydi. Yalıtımıyla tüm hızıyla devam eden ve yaşamı kolaylaştıran sürecin aksine kendi algoritmalarımızı yavaş yavaş tembelleştireceğimizin sinyali (göz işaretiyle komuta edilecek akıllı cihazlar, insana yakın robotlar, yapay zekalar) çok uzak bir tarih olmasa gerek.

    Turing'in hayatı, yaptıkları, gayesi ve teknik bilgilerin dahil edilmeyişiyle herkesin anlayabileceği etkileyici bir biyografi...

    Keyifli okumalar herkese.
  • Mart 1996 dergimizin kapağında. satranç deyince akla ilk gelen kişilerden olan büyük usta Garry Kasparov'un IBM'in süper bilgisayarı Deep Blue'yla mücadelesi yer alıyordu. Yapay Zekö (YZ) araştırmaları yıllardır sürse de, bu kavramı akademik ortamlardan çıkarıp popülerleştirmek için bu tarz bir etkinliğe ihtiyaç vardı. Dünya Satranç Şampiyonu Kasparov, 1996'da Deep Blue'yu 4-2 yenilgiye uğrattıysa da süper bilgisayarın da maç alabilmiş olması IBM ve YZ için büyük başarıydı. Kasparov ile Deep Blue biryıl sonra rövanş için karşılaştığında durum farklıydı. Deep Blue'nun hem donanımı hem de yazılımı güncellenmişti (o yüzden Deeper Blue diyen ler vardı) ve süper bilgisayar, herkesin heyecanla izlediği karşılaşmada bu defa 3,5 puan alarak galip geldi.
    Özel VLSI yongalarıyla donatılmış Deep Blue elbette günümüz şartlarında çok güçlü bir makine değil. Hatta derin öğrenme, makine öğrenimi gibi kavramIar o sıralar henüz uygulamaya geçirilmediğinden, çalışma ilkesi daha çok hamlelerin “kaba güçle" analizine dayanıyordu. Hatta geliştiricilerinden biri daha sonraki yıllarda Deep Blue'nun yapay zekâ sayılmaması gerektiğini bile iddia etmişti. Yine de, Deep Blue'nun YZ kavramını halka yaymadaki rolü yadsınamaz.
  • "Satranç acımasızdır, insanları öldürmeye hazır olmanız gerekir."

    - Nigel Short
  • Psikolojik güç temeldir. Bu zayıflarsa, bütün yapı parçalanıp çöker.