Tatil için otele yerleşen sinsi ve lanet bir baron, aynı otelde oğlunun hastalığından dolayı kalan bir anne! Sırf kadın ile yakınlaşıp flört etmek adına Edgar'ı kullanan, onun gönlünde taht kuran yalancı! Kadın ile istediği samimiyeti yakalayınca dışlanan bir çocuk. Edgar ilk kez bir büyük ile arkadaş olduğu için baron onun her şeyi olur fakat asıl gerçekleri, annesi ile olabilmek için onu kullandığını anladığı anda karşılıklı nefretler, açılan gözler ve bu nefretle gelen arkası kesilmeyen oyunlar.
Ben bu kitapta sadece Edgar için üzüldüm. Yakıcı bir sır için ortak oldu. Bazı insanların kalpleri oldukça kötü!
Kitabın başlangıç kısmında yazan şu satırları kaç defa okuduğumu bilmiyorum. Bir cümleye ne kadar hayran olabilirse bir insan, işte o kadar hayran kaldım. "Her bir pencere camının ardında her daim yazgının beklediğini, her bir kapının bir yaşantıya açıldığını hissettim.
Kitabımız iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Ay Işığı Sokağı, Zengin adam ve fakir kız diyerek mi başlamalıyım bilmiyorum. En ufak şeyler için bile karısının, kendisine yalvarmasını bekleyen tuhaf bir adam. Gel zaman git zaman canına tak eden kadın bir not bırakıp evi terk eder. Kalan hayatını karısını bulmaya ve onu geri getirmeye çalışır ama işin boyutu çokça değişir. Ne olursa olsun kadının o tavırları beni gıcık etti, bu kadarını da adam haketmiyordu.
İkinci bölümde ise bizi Alacakaranlıkta bir Hikaye karşılıyor. Açıkça söylemek gerekirse pek sevemedim. Eski bir hatıra olarak kalan bir aşk macerası... " Aşk sanılan"