• "Ben düşüyorum ve sen boşlukta asılı bu karında beni terk ediyorsun...

    Beni kendinden dışarı atıyorsun....İlke terk edilişim.....İlk gönül yaram....

    Kanatsız melek,çılgın sorumsuzum,tatlı katilim;tam o an içimde önümdeki yaşamın tüm sıkıntılarının kök salacağı bir delik açtın....

    Düşüyorsun ve ben mezara dönüşen karnında bir anda ölüyorum......"
    Maryam Madjidi
    Sayfa 18 - Profil Kitap
  • Erken vazgeçişlerim vardı benim seninse erken tükenişlerin ve gece uygun değildi beklemeye yine de bekledim... avcumda unutulmuş binlerce gölge yeraltında öldürülmeyi bekledim günışığı vururken gözüme ölmeyecektim katilim yoktu, katilim çok...
  • Hem Sanchez hem de sıranın altında saklanan çocuk, kirli sakallı din adamının çırpınan vampiri kendine doğru çekişini şaşkınlıkla izledi. Yaratık ne kadar uğraşırsa uğraşsın boynundaki kamçıdan kurtulamadı. Derken, rahiple aralarında neredeyse hiç mesafe kalmadığında, rahip cüppesinin altından bir yerlerden pompalı tüfeğini çıkarıp namluyu kan emici yaratığın çenesinin altına dayadı.
    PAT!
    Kan içindeki beyin parçaları ile kafatasını oluşturan kemikler havaya saçıldı. Sonra vampirin gövdesi alev alıp yere yığıldı. Hiç etkilenmemiş gibi görünen rahip bir sonraki avının peşine düştü.
    Sonraki iki dakika boyunca cemaatin şaşkın üyeleri, Elvis ve rahibin kalan vampirleri yok edişini izledi. Bütün bunlar olurken Elvis, Steamroller Blues parçasını söyleyip arada bir ok atmak için vampirlere doğru tuttuğu gitarını çalmaya devam ediyor, özellikle Sanchez bu gösteriyi ağzı beş karış açık bir halde seyrediyordu.
    ...
    "Hey! Rex, adamım, bu gecelik işim bitti. Tek başına temizleyebilecek misin?"
    "Beni şimdiden satıyor musun?"
    "Bu gece gebertmem gereken başkaları da var dostum." Diye karşılık verdi Elvis.
    ...
    "Bir sonraki partiyi haftalardır sabırsızlıkla bekliyorum," dedi Kral. "Şehirdeki bazı pop gruplarının üyelerini öldüreceğim."
    "Grup üyeleri de vampir mi?"
    "Hayır, sıradan bir pop grubu."
  • Herkese merhaba arkadaşlar,

    29 Temmuz 2018 Pazar günü yapacağımız etkinliğe katılacak kişileri belirlemek adına bu iletiyi oluşturuyoruz. Geçen toplantıda eskilerden fire vermiş olsak da yeni yüzleri aramızda görmek bizi sevindirmişti. Umarız bu sefer de yine yeni arkadaşlar aramızda olur. Tabii eskilerden fire vermeyerek :) Havaların sıcaklığı, tatil yapma isteği vs. ile katılım son iki toplantı da 20 kişiyi geçmemişti. Tatil hakkında feragat edip o günü bizimle geçirmek isteyen arkadaşları bekliyoruz :)

    Bu etkinlik için seçmiş olduğumuz kitap: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu

    Etkinliğe katılabilecek arkadaşlar katılım durumlarını bildirirse listeye ekleme yapalım.

    Okunacak Kitap: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
    Tarih: 29 Temmuz 2018 Pazar
    Saat: 13:30
    Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
    Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Halitağa Cd. No:42 Kadıköy/İstanbul


    Katılacaklar Listesi:

    Muzaffer Akar
    Selman Ç.
    Ebru Ince
    Osman Y.
    Aysss
    Zihnisinir
    Mahir O.
    Turhan Yıldırım
    Kaan Ö.
    Nietsche'nin Evlatlığı
  • Merhaba arkadaşlar,
    biliyorsunuz Erhan arkadaşımızın aylardır süren süper bir hikaye etkinliği var. Hey ay katılıyorum. Çok güzel bir olay.

    Bugün bir şeyler karalarken şunu fark ettim. Bir hikaye düşünün ki, sevdiğiniz veya sevmediğiniz, bir filmde geçen ama sizin kurduğunuz bir hikaye. Yani istediğiniz bir sahnede siz de kendinizi konumlandırın ve ana hikayeye (yani filme) uygun şekilde öykünüzü anlatın. isterseniz dışına da çıkabilirsiniz elbet, size kalmış. Örnek olarak bugün yazdığım kısa yazıyı ekliyorum.

    Çingeneler Zamanı : #31478651

    Bunun gibi bir etkinlik olsa katılım ne olur acaba merak ettim :)

    filmlerde geçen, olmayan karakterlerin öyküsü. Yorumlarınızı beklerim esen kalınız :)
  • Merhabalar değerli okurlar;
    İncelemeye başlamadan önce mehmed uzun etkinliği ile bizi buluşturan sevgili Esra'ya çok teşekkür ederim. açıkçası kitap okuma etkinliklerine katılmak gibi bir huyum yoktu taa ki Esra hanımın etkinlik duyurusunda "kitabı olmayana ben kitap alabilirim" sözünden sonra, çünkü Esra hanımın bu davranışı benim için oldukça ince bir davranıştı ve hiç kitabı olmadığı halde etkinliğe katılım sağlamak isteyen okurları görünce hali hazırda okumak için kitabı olan ben kişisinin bu etkinliğe katılmaması imkansız gibiydi.

    öncelikle mehmed uzun benim kalemine yabancı olduğum bir yazar değil. aksine incelemesi ile karşınızda olduğum "Aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık" adlı kitabıyla beraber 10. kitabını da okumuş bulunmaktayım.

    Yazarın güçlü kalemi ve okunabilirliği açısından şunu belirtmeliyim ki;
    Mehmed Uzun yazar olmanın ötesinde bir kişilik o görüp bildiklerini efsanevi ve destansı bir dille kağıda döken ve bunu yaparken de hem dili ile hemde kendisi ile var olma mücadelesini veren gerçek bir entelektüel.
    eğer ki ben kitap okurken hissetmek ve bire bir yaşamak istiyorum diyorsanız Mehmed Abi'yi Es geçmeyin derim.çünkü O size istediklerinizi fazlasıyla hissettirip, yaşatacaktır.

    Kitaba dönecek olursak.
    Sanırsam kitabı okuyan bir çok okur kendine şu soruyu sormuş olabilir;

    Her Aşkın mı kaderi çaresizlik ve imkânsızlıktır?

    Ya da kitapta geçen şu cümledeki gibi,
    Aşk'a hep çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?

    Belkide onlar Aşk'a Tanrı kadar ulaşılmazken Aşık olmuştular.
    Kimbilir?
    Onlar diyorum. evet, onlar;
    Leylalar,mecnunlar,mem-û zinler, kevoklar ve bazlar...

    Sondaki isimlerden anlaşıldığı gibi kitabın kurgusu kevok ve baz'ın öncülüğünde gerçekleşmiştir.her ne kadar içerik olarak destansı bir aşkın Gölgesini yansıtıyor gibi olsada hikâyenin iç bütünlüğünü Esas aldığımızda çok daha farklı bir temanın ortaya çıktığını göreceksiniz. Örneğin Aşk gibi Sıcak bir duygunun devlet denen gerçeğin karşısında nasıl soğuk Bir rüzgara dönüştüğünü görmek gibi yahut sıkı, otoriter ve baskıcı politikalar sonucunda kendi kimliğini ve benliğini kaybetmişlerin
    iç çığlıkları ile birlikte yeniden varoluş çabalarını hissetmek gibi...

    Şimdi düşünün, birbirine özlem ve sevgiyle bakan ama aşk için bile olsa ülkülerinden vazgeçmeyen iki genci düşünün. İki çaresiz,yitik,yalnız, ve kırgın yüreği kevok'u ve baz'ı...

    siz onu düşüne dururken bende size "Aşk gibi Aydınlık" olan kevok'un yüreğinden "Ölüm gibi karanlık" olan baz'ın zifiriliğinden Ve korkunç sessizliğinden bahsedeyim biraz.

    Kevok ve baz, biri aydınlığın savaşçısı ötekisi karanlığın direnişçisi birbirinden farklı iki zıt kutup. bu ikili her ne kadar farklı cephelerde Yer alsalar da Yazgının gücü onları hep en umulmadık zamanda buluşturdu. Ama bu buluşma sanıldığı gibi Aşk dolu yürekleri birbirine kavuşturan bir buluşma değildi maalesef ki aksine çaresiz bekleyişlerin, karanlığa dönüşen aydınlıkların ve hatta "ölüm" gibi keskin bir ayrılığın buluşmasıydı bu,
    zaten kitabın başından itibaren az çok kevok ve baz'ın sonunu görebilmekteyiz. yani kitabın sonunda kevok ve baz'a ne olacak gibi bir düşünceye kapılmıyorsunuz (en azından ben böyle bir düşünceye kapılmadım.) asıl mesele hikâyenin sonunu hazırlayan süreçler sarmalı ve size hissettirdikleri.
    kevok ve baz'ın dışında romanda en az onlar kadar yüreğinize dokunacak bir kaç önemli kahramanımız daha var ve hatta onların bulunduğu sayfalarda yer yer istemsizce dökülen göz yaşlarınızı silmek zorunda kalabilirsiniz. daha fazla kitabın büyüsü bozulmasın diye onlardan bahsetmek yerine gizli tutmayı tercih Ettim.

    Son olarak;
    Hani bazen bazı hikâyelerin ya bir ağıdı ya da bir türküsü olur ya hep ben bu sefer birer dizeleri olsun istedim. Ve buna binaen bu şiiri sevgili Hasan Hüseyin korkmazgil'in kaleminden kevok ve Baz'a ithafen şöyle şuraya bırakmak istiyorum.

    O, çalıkuşu
    Bense kafeste kanarya
    O, dolaşmış daldan dala
    Savurmuş yüreğini
    Ben bölmüşüm yüreğimi
    Başkaldıran dizelere
    Kavuşmak özgürlükse
    özgürdük ikimiz de
    elleri çığlık çığlık
    yanyana iki dünya
    ikimiz iki dağdan
    iki hırçın su gibi
    akıp gelmiştik
    buluşmuştuk bir kavşakta
    unutmuştuk ayrılığı
    yok saymıştık özlemeyi
    şarkımıza dalmıştık
    mutluluk mavi çocuk
    oynardı bahçemizde
    aramakmış oysa sevmek
    özlemekmiş oysa sevmek
    bulup bulup yitirmekmiş
    düşsel bir oyuncağı
    yalanmış hepsi yalan
    sevmek diye bir şey vardı
    sevmek diye bir şey yokmuş.