~ Ali Şeriati Okuma Etkinliği ~
'Sizi Rahatsız Etmeye Geldik'

Biz, Allah’tan başka sahibi olmayanlarız. Kimseye eyvallah etmeyen, kimseye biat etmeyen, bütün dogmalara, tabulara saldıran, kimsenin bir yerlere oturtamadığı bir garip kuşağız.
Bir demli çayın buğusudur şifremiz, ya da bir sigara dumanının kavisi. Nedensiz dalıp gitmelerdir muhabbetimizin en koyu anları. İç çekişlerimizle kurarız en uzun cümleleri.
Bizi sadece bizden olanlar anlar. Bizim konuşmalarımız da yalnızlık senfonisidir. Sessizdir, derindir, manalıdır. Biz, gözlerimizden tanırız birbirimizi, göz bebeklerimizdeki hüzünden, yorgunluktan tanışırız. ( Ali Şeriati )

Alışkanlık zincirlerini kırıp İnsanı 'öze-özüne dönüşe' davet eden merhum-şehid Ali Şeriati'nin İnsanlık Medeniyet ve İdeolojileri, özellikle de Çağdaş İslam Düşüncesi üzerine katılmış olduğu söyleşiler ve konuşmalarından oluşturulan yüze yakın eserini bulunur. Sosyolog kişiliği ile toplumun her kesimini etkilemeyi başarabilmiş, İslam'a olan kin ve düşmanlıkları hafifletebilmişti..Lakin kitaplarının gerekli ilgiyi göremediğini, belli bir güruh ve entelektüeller tarafından tanınan biri olması ve bunun bizlerde ki üzüntüsü nedeniyle okumak ve okumaya teşvik etmek gayesiyle böyle bir etkinlik vuku bulmuş oldu. Yaşadığı yerin, kültürü ve geleneksel din anlayışına, toplumun en büyük sorunlarından biri olan 'ilthaplanmış beyinlere-mühürlenmiş kalplere-yanlış din algısına' bir merhem aynı zamanda bir darbe niteliğine sahip, kitapları mevcut diyebiliriz. Temennimiz o dur ki; Müslüman topluluklar içerisine sızmış ve kabul buyurulmuş 'gayri yanlış din algısı' önkabullerinden sıyrılarak okunması ve üzerinde düşünülebilmesi... Bu sürece ve düşünceye katkı sağlayan Siyabend , ali bekdas ve HadRa 'ya sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Katılım sağlamak isteyenlerin yazardan okuyacağı kitabı yoruma bırakması ile liste oluşturulacaktır.

"Körler ülkesinde görmek idamlık suçtur" derdi Cenap Şahabettin.
Ali Şeriati de diyor ki ;"Okuyun, okuyun, çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."

Bizler de şöyle söylüyoruz; İnsanların ölümünü isteyen, insanlara zulmü, adaletsizliği reva gören ne varsa
biz bunlardan beriyiz, bizler, Allah'ın yeryüzünde Meleği vasıtasıyla Peygamberlerinin örnekliğinde, İnsanların birbiri ile geçimini-yaşamını, insanlığa yakışır vaziyette sürdürebilmesi için hakim kılmak istediği 'Adaletin' bekçileriyiz...

Etkinlik başlama ve bitiş tarihi
( 30 Mayıs - 30 Haziran )

~Katılımcılar~
1- Siyabend - Dinler Tarihi 1
2- Devrim - Kendini Devrimci Yetiştirmek
3- HadRa - Ebuzer / İslam ve Sınıfsal Yapı / Kadın (Fatıma Fatımadır)
4- seyit yesildag - Dine Karşı Din / İslambilim 1 / İslambilim 2 / İslambilim 3 / Öze Dönüş
5- Fırat Mişe - Kadın (Fatıma Fatımadır) / Anne Baba Biz Suçluyuz
6- salih - İnsanın Dört Zindanı
7- Melek - İnsan
8- Mine Arapoğlu - Sanat
9- ali bekdas - Ne Yapmalı
10- Gülnare - İnsanın Dört Zindanı / Kadın (Fatıma Fatımadır) / İslam ve Sınıfsal Yapı / Dine Karşı Din
11- Bay_X - Kendisi Olmayan İnsan / İnsanın Dört Zindanı
12- Ot Adam - İslam Nedir Muhammed Kimdir
13- Metin Özdemir - Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya

Sevda Turan, bir alıntı ekledi.
20 May 15:15 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi

Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesap katılım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
15 May 20:19 · Kitabı okuyor

BANABAK UYGULAMASI

Procter&Gamble (P&G), Türkiye’ye özel başlattığı gençlik hareketi Banabak için mobil uygulama tasarladı. Gençlerin dünyasını yakalayabilmek için Startershub Kuluçka Merkezi’nde girişimci bir ruhla geliştirilen uygulama, satış fişi okuma teknolojisini oyunlaştırma çözümleri ile birleştirerek gençlere bir ilk sunuyor. Gillette, Pantene, Orkid, İpana gibi satın alınan her bir P&G ürününden puan kazanılmasını sağlayan Banabak mobil uygulaması için P&G; Uber, Scotty, Dersleri Kurtaran Adam, Boyner, TEMA gibi çok sayıda farklı marka ve kurumla işbirliği yaptı. Sürpriz görevlere katılım, soru -cevap yarışmaları gibi farklı fırsatlarla puan kazandırılmasını sağlayan uygulamada gençler biriktirdikleri “BAKS” puanlarla istedikleri ödülleri alabiliyorlar. Ödüller arasında sinema biletleri, oyun puanları, P&G ürünleri yer alırken aynca TEMA’dan fidan bağışı ve eğitim bursu desteği gibi sosyal sorumluluğa katkıda bulunabilecekleri seçenekleri de tercih edebiliyorlar.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 27)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 27)

11.METİN ALTIOK ŞİİR YARIŞMASI-ÖDÜLÜ İÇİN 8 ŞİİR KİTABI GÖNDERİLECEK.(SON KATILIM TARİHİ.15 HAZİRAN 2018 PAZARTESİ)...

Başvurular Kırmızı Kedi Yayınevine yapılacak, adaylar 15 Haziran 2018 tarihine kadar 2017 yılı içerisinde yayımlanmış 8 şiir kitaplarıyla yarışmaya iştirak edebilecekler.

ÖDÜLÜN VERİLİŞ TARİHİ VE YERİ DAHA SONRA AÇIKLANACAK;Ödülün veriliş yeri ve tarihi, daha sonra açıklanacak.

SEÇİCİ KURUL;Ahmet Telli-Ali Cengizkan-Doğan Hızlan-Eray Canberk-Haydar Ergülen-Hilmi Yavuz-Şükrü Erbaş.

ADRES;
Kırmızı Kedi Yayınevi;Ömer Avni Mahallesi, Emektar Sokak, No.18 Gümüşsuyu-Taksim-İstanbul Tel.0-212-2448982 E Posta.kirmizikedi@kirmizikedikitap.com

İlgilenenlere, önemle duyurulur.

10.İZMİR 1000 KİTAP ETKİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİİLİLİLİLİ :D
İzmir 1000Kitap iyi akşamlar diler :)

10. İzmir 1000 kitap buluşmamızı dün Alsancak- Bardak kafe de gerçekleştirmiş bulunuyoruz.Programımız 14:30 gibi başladı. Seçmiş olduğumuz kitap Bell Hooks - Feminizm Herkes İçindir bu ay ki etkinlik kitabımızdı. Çıkış noktamız feminizm olduğu için, bir çok konuya değindik esasında. Kadının ve erkeğin toplumda üstlenmek zorunda olduğu roller, toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşitsizliği, ülkemizde kadının toplumda ki yeri, ataerkil sistemin toplumsal cinsiyet üzerinde ki etkileri, bazen makro, bazen mikro boyutlarda bir çok konuyu ele aldık yardırdık, giydirdik, tartıştık :)


Her ne kadar eksikliğini hissettiğimiz arkadaşlarımız olsa da etkinliğimiz epey eğlenceli geçti. Katılım sağlayan çok sevgili dostlarımız Nurhan Işkın , bhmflzf ( Mehmet ) , H∆K∆N Can Özsoy , Oğuzhan Yücel , Elif KY. ve beybimiz Buse ve delikanlımız Erke :) İbrahim (Sisifos) , Li-3 Ayşe* , Arslan erol özler , Celal Uslu , taaa Denizli'den buluşmalarımız için gelen arkadaşımız Serkan Mutlu , Kütüphane kedisi , yağmur bulut , Şeyma Öztürk , OBLOMOV , Ulaş , veeee sırtında çadırı matı Trabzon'dan aramıza katılan arkadaşımız Hakkı her biri çok değerli arkadaşlarımız günümüzü renklendirdiler.

Laf aramızda sahnede bir kaç şiir okuyan arkadaşlarımız da olmadı değil :}
Bundan sonra ki toplantılarımız da okumak isteyen arkadaşların şiirlerini dinlemeye karar verdik :) Şiirini kap gel!

Bir sonra ki etkinlik tarihimiz ; 09.06.2018

Etkinlik kitabı; Zygmunt Bauman - Akışkan Modernite

Etkinlik Mekanı ; Alsancak- Bardak Cafe https://www.google.com.tr/...JpoKHTO9BsEQ_AUIDCgD

Katılım sağlamak isteyen arkadaşları aramızda görmekten memnuniyet duyarız. Bir sonra ki etkinlik için yeni duyuru metni oluşturulacaktır.Katılım sağlamak isteyen arkadaşlar iletinin altına yorum bırakabilir.

Ve son olarak düne dair güzel karelerle iletimizi nihayete kavuşturmak isterim. Aramıza katılan, katılmak isteyip katılamayan herkese teşekkür ederiz, gelecek ay görüşmek dileğiyle :)

Minik Megadeth Erke iş başında;

https://hizliresim.com/nOvYDg

Hararetli konuşmalar oluyor :} Tansiyon bir alçalıyor, bir yükseliyor,

https://hizliresim.com/lOoBQE
https://hizliresim.com/vj0YAO
https://hizliresim.com/A1oZN7
https://hizliresim.com/VrZ2Nq

Tabi ki Feminizm kazandı :P Baba olmak kolay iş değiil!!

https://hizliresim.com/PlRvWN

Bu da etkinlik sonrası After Party grubundan :P Bu grup eğlenmeyi biliyor benden söylemesi :D

https://hizliresim.com/A1oZPX

Akşam güneşi diyorum , siz anladınız :P

https://hizliresim.com/1J9jOA

Şimdilik sağlıcakla kalın, bir sonra ki etkinlikte herkesi bomba gibi bir arada bekliyoruz :)

Bir roman kadar uzun hayat kadar kısa ısrarla okumanızı tavsiye ederim
Bu arkadaş günah çıkartmış bu yazısıyla ama yatacak yeri yok bu dünyada....
KÖPEKLERİ ÖLDÜREN ESKİ BİR BELEDİYE İTLAFÇISI..( ibret için aklıma her düştükçe paylaşırım bunu )
Adım Yaşar Berberoğlu
Eski bir sabıkalı
Eski bir katil
Eski bir katliam sanığıyım…
Bir hafta kadar önce sizlere imdaaaat; diyerek gönderdiğim mesajda:
Emekli bir memurum... Zeynep Kamilde iki köpeğimi Üsküdar Belediyesi zehirlemek istiyor… Bana yardım edin lütfen. Onların öldürüleceklerini bilmenin çaresizliği içinde yüz kiloluk cüssemle sadece ağlayabiliyorum…; diye yazmıştım..
Bir çok insan, özellikle mimar Meral Olcay hanım ve sokaktaki melekler ilgilendi. Sağ olsunlar..
Oysa…
Oysa ben de eski bir Üsküdar belediyesi çalışanı ve Üsküdar Belediyesinin maaşlı katiliydim.
Aşağıda yazacaklarım noktasına kadar gerçek olup asla bir kurgu ve hayal ürünü değildir.
İster kızın
İster küfredin
İster gülün, gerçek bu…
İbret olsun diye yazdığım geçmişimi okursanız acımasız bir katliam sanığının acınacak öyküsünü öğrenmiş olacaksınız.
Yıl 1983
20 li yaşlardaydım.
Üsküdar Belediyesi Ümraniye şubesinde zabıta memuruydum.
Yaka numaram 6641
Sicil numaram 28700
Aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde okuyordum.
Bir gün zabıta amirliğine bir şikayet telefonu geldi.
Adamın biri bahçesine bağladığı köpeğinin gözlerinden kuduz diye şüphelenmiş.
Amir sen Karadenizlisin tabancayla o işi üzerine al; dedi
gururum okşandı.
Tamam; dedim,
Arabaya atlayıp zanlının! adresine gittik.
7.65 çapında bir tabanca verdiler elime
hadi; dediler...
Köpeğe yaklaştığımda önce elimdekini yiyecek bir şey sanıp kuyruğunu sallamaya başladı.
İyice yanaşıp alnına nişan aldım.
Son birkaç saniyede onu öldüreceğimi anlamış gibi canhıraş ipini çekmeye çalıştı.
Tetiği düşürdüm.
Alnının tam ortasında bir beyazlık gördüm sanki, ardından kan fışkırdı.
Hayvan geriye doğru bir takla attı.
Sürünerek zincirinden kurtulmaya, benden kaçmaya çalışıyordu..
Bir daha sıktım.
Boynu düştü..
Beni tebrik ettiler.
Belediyenin temizlik işlerine bağlı iki kişilik köpek itlaf ekibi vardı.
Bu kişiler köpek zehirlemeye çıktıkları zaman vatandaşın tepkisini
çektiklerinden beni onların başına hem koruma hem de amir olarak vermişlerdi.
Silahla yaptığım şov amirimin beni ödüllendirmesine yetmişti.
Sabahleyin belediyenin altındaki kasaptan 3-4 kilo kıyma alır içine zehri iyice karıştırır ve infaza çıkardık.
Aslında duygusal bir insandım.
Hatırı sayılır dergi ve gazetede yayınlanmış onlarca şiirim vardı.
dalida, rodrigo; beethoven bile dinlerdim.
işin garibi yakında psikoloji öğretmeni olacaktım.
ama bunlar hayvan katliamı yapmamı engellemiyordu.
öldürdüklerimiz ne de olsa köpekti..
bir köpek için üzülmenin mantığı olabilir miydi..
o zamanlar ümraniye köpek cenneti gibiydi.
her tarafta koloniler halinde köpekler mevcuttu.
genellikle şehrin dışındaki gecekondu mahallelerinde öldürmeye giderdik.
oradaki köpekler kuru ekmeğe hasretti.
bizim kıymanın kokusunu metrelerce uzaktan alır etrafımızda pervane olurlardı.
heyecanla kuyruk sallar “ne olur bize bir tutam verin” diye adeta yalvarırlardı.
kıymayı attığımızda bu karşılıksız iyiliğimizin mantığını çözemeden, minnet dolu şaşkın bakışlarla onu havada kaparlardı.
damaklarına bulaşan et kokusunun mutluluğuyla kuyruklarını sallar, bize teşekkür etmek için üzerimize sürtünürlerdi..
sonra..
sonra titremeye başlarlardı.
ardından nefes almaları zorlaşırdı.
boğulur gibi hırıltılar çıkararak nefes almaya çalışırlardı..
ağızlarından burunlarından köpükler çıkmaya başlardı.
bazen kan kusarlardı..
soluk borularını, midelerini parçalardı zehir..
bunlar olurken genellikle gözlerimize bakmaya çalışırlardı
bana bir şey mi yaptın..;
beni kurtarabilir misin; der gibi bakarlardı.
lütfen bana yaradım et;
beni neden kandırdın;
bana bunu neden yaptın; der gibi bakarlardı
en çokta çırpınırlardı ölürken.
vücutlarının bir kısmı felç olur
bir kısmı kasılır
bir kısmı titrer..
çok karmaşık bir olaydır zehirlenen köpeğin ölümü.
bazıları çığlık çığlığa can çekişirken
bazıları hafif iniltilerle
bazıları da sessizce ölürlerdi..
nedense hepsi ağlardı can verirken..
bakışları bir bilmece gibi olurdu hep..
bakışlarının okunmasına asla izin vermezlerdi ölürken.
kıyma yetsin diye az az atardık..
az attığımız için daha zor ölürlerdi..
çırpına çırpına ölürlerdi..
can çekişmeleri dakikalarca sürer, çocuklar onları izlerdi..
şişmiş cesetlerini bir kamyonete atıp çöp sahasına götürürdük.
iki kişinin amiri olmak beni fazlasıyla mutlu ederdi.
bir sorumluluğumun olması önemliydi benim için.
düşünebiliyor musunuz; öldürme emri verebiliyordum.
hayvanların kaderleri iki dudağımın arasındaydı..
zabıta şapkamla gurur duyuyordum.
ekiptekilerin biraz önlerinden yürürdüm hep.
amirleriydim ne de olsa..
koskoca ümraniyenin bu büyük sorununun sorumluluğu benim üzerimdeydi.
az iş değildi bu: yöneticilik yeteneği ve dirayet isterdi..
öyle sıradan insanın yapacağı kadar basit bir iş değildi.
bir ilçenin köpek sorununu çözen önemli bir memurdum ben..
akşamları rakı masasında süsler süsler anlatırdım bu infazları..
çeşitli maskaralıklarla ölen köpeğin taklidini yapar güldürürdüm herkesi..
bir cellattım ben.
dilediğimi öldürtüyordum.
yok etmenin psişik cazibesi beni sarmıştı.
gücün doruklarında hastalıklı bir mutluluk yaşıyordum.
köpeklerin tanrısıydım ben.
asırlardır süren bastırılmış vahşi duygularımı tatmin ediyordum.
avlanma çağlarından beri genlerimden silinmeyen ilkel duygularımı besliyordum.
ölüm emri vermenin girdabıyla karanlık, sadist duygularımı doyuruyordum.
sanırım 20 gün kadar sürdü bu katliamlara katılmam.
benim için biçilmiş kaftandı bu iş.
çünkü işimizi kısa sürede bitirip ellerimi yıkayıp üniversiteye gidebiliyordum.
ben bir toplumbilimci adayıydım..
felsefe, mantık, sosyoloji, psikoloji dersleri verecek formasyonla donatılıyordum.
bir gün infaz için ümraniye kazım karabekir mahallesine gidecektik.
orada çok köpek vardı.
dolayısıyla zehirli kıymayı daha çok hazırlamıştık.
ilk iki köpeğe kıymayı attığımı hatırlıyorum.
yaşlı bir adam bizi kömürlüğüne götürdü.
orada tanımadığı bir köpek doğurmuş 7-8 yavru yapmıştı.
onları öldürmemizi istiyordu.
yavrular ananın memelerine yumulmuştu.
ana bizi görünce tedirgin oldu.
yavrularını korumakla kaçırmak arası kıvranmaya başladı.
ancak kıymayı görünce sevindi.
çocuklarına süt verecekti
yemeli sütü çoğalmalıydı.
üstelik bu gecekondu semtinde kıyma onun için olağanüstü bir ziyafetti.
mutlulukla ete uzandı.
kuyruğunu salladı.
bakışlarıyla teşekkür etti.
bir tane daha attık.
onu da bir hamlede yuttu..
titreme nöbetleri başladı..
sarsıldıkça yavrularının ağzı memesinden kopuyordu; onları patisiyle tekrar memesine iterken ölüm nöbetleri sıklaşıyordu.
ihtiyar.
yavrularına da yavrularına da verin.. ben ne yapacağım onları..; diye sürekli söyleniyordu..
kıymadan küçük parçalar koparıp yavrulara yedirmeye çalışıyordum.
ama çok miniklerdi ve yemekte zorlanıyorlardı.
bu arada ağzından köpükler çıkmaya başlayan anne bana doğru sürünerek geldi. isıracak diye bir elime aldığım taşı kafasına vurmaya hazırlanıyordum ki olağanüstü bir şey oldu: ayağımı, ellerimi kanlı diliyle yalamaya başladı..
bir yandan burnunun ucuyla yavrularını iterek yerdeki zehirli kıymadan uzaklaştırmaya çalışıyor
diğer yandan gözlerime yalvararak bakıp ;ne olur onlara zehirli kıyma verme; der gibi başını sallıyordu..
iki-üç kıyma yediği halde ölmemekte direniyordu.
ağzından kanlar gelmeye başladığı halde can havliyle yavrularının uzaklaştırmaya çalışması, ellerimi yalvarır gibi yalaması ilginç bir sahne oluşturuyordu.
sanırım manzara şuurumu biraz bulandırmıştı..
ihtiyar adam yavruları gösterip.
memur bey ağzını parmaklarınla açıp öyle sok kıymayı… ağzını açıp öyle sok..; deyip duruyordu..
birdenbire bir şeyler oldu bana..
devletin memuruydum ve adam bana emir veriyordu..
sinirlendim.
ben devlet memuruyum. bana nasıl emir verir gibi konuşursun lan; diye bağırdım.
yavruların hali sanırım etkilemişti beni.
içimdeki insani duygular canlanmıştı sanırım.
sonra ben ne yapıyorum yahu; dedim kendi kendime.
sapık mısın lan; dedim kendi kendime
yavruları var daha gözleri açılmamış, bu şerefsiz ihtiyarın sözüne bakıp onları nasıl öldürüyorsun lan; dedim kendi kendime..
adama daha çok sinirlendim.
öldürmüyorum lan pezevenk. defol git; diye bağırdım
emrimdeki itlaf işçilerine; bugün bu kadar yeter, hadi gidiyoruz; dedim.
uzaklaşırken yavruların, yerde son çırpınışlarını yapan annenin memelerini emmeye çalıştıklarını gördüm en son..
birde; kıyma yediği için yerde çırpınan, gözleri henüz açılmamış yavrunun o durumdayken bile annesini arandığını gördüm..
Belediyeye döndüğümüzde moralim bozuktu..
mutsuzdum.
garip bir hüzün çöreklenmişti içime..
elbisemi değiştirip meyhaneye gittim.
o gece sabaha kadar kabus gördüm..
insanların beni zehirlediklerini, ağzımdan kanlar geldiğini, nefes alamadığımı…
sabaha kadar o yavru köpeklerle uğraştım.
onların, anamı neden öldürdün amca; diye ağlaştıklarını gördüm..
ertesi gün zabıta amiri zaim sancak;a bu ekipte çalışmak istemediğimi söyledim.
ve o ekipten böylece ayrıldım.
sonraki günlerde vicdan azabı beni kuşatmaya başladı.
bu azap gün geçtikçe çığ gibi büyüdü
orman yangını gibi büyüdü.
bu azap gün geçtikçe işkence olmaya başladı
bu azap boynuma bir kement gibi
beynimde bir yangın gibi
alnıma bir leke gibi kaldı hep..
hiçbir zaman aklımdan çıkmadı yaptığım katliamlar.
otururken, kalkarken, yerken, uyurken..
gülme yeteneğimi kaybettim o günden sonra..
daha suskun
daha içine kapanık bir insan oldum. sürekli bir kabusun içinde yaşadım
üniversiteyi bitirdiğimde pendik belediyesinde şube müdür yardımcısı oldum..
bugünkü başkan yardımcısı düzeyi yani..
temizlik işlerinden de sorumluydum.
itlaf ekibi bana bağlıydı.
asla köpek öldürtmedim.
belediyede yıllarca müdürlük yaptım ve cinayetlerimin diyetini vermek için vatandaşın hiçbir şikayeti kaale almadım.
onları çağırıp nasihat ettim.
onlara köpeklerin asla öldürülmemesi gerektiğini, öldürmeye hakkımız olmadığını anlattım.
her insanın içinde bir katil vardır.
genlerinde mağara döneminden kalma öldürme güdüleri vardır.
insan beyni bilimle, sanatla, sevgiyle aydınlandıkça bu güdüler azalır ve yok olur.
sonraki yıllarda yaptığım katliamların azabı daha çok büyüdü
cinayetlerimin acısı beni daha çok kuşattı.
karınca ezmemek için yolumu değiştirmeye başladım.
odamdaki sivrisineklerini camları açıp çıkarmaya çalıştım. asla öldürmedim.
akrep yakalasam emin bir yere bıraktım.
ama köpekler
köpeklerin karşısında kendimi hep suçlu hissettim.
onlarla asla göz göze gelemedim.
onlardan utandım.
onlardan kaçtım.
nerede bir yalnız yavru görsem içim kan ağladı.
annemi sen mi öldürdün…? diye hep sorguluyorlardı beni sanki..
bir an olsun yakamı bırakmadı o yavruların haykırışları..
beynimden zehirlenen köpeklerin çığlıkları eksik olmadı hiç..
bir katilin suçluluk duygusu içinde, aşağılık duygusu içinde yaşadım hep.
bunları yazmaktaki amacım tüm katillere seslenmektir.
katillere, katil adaylarına sesleniyorum: öldüreceğiniz hayvanın gözlerine bakın; orada zavallılığınızı göreceksiniz..
orada ben sana ne yaptım.. seni korumanın, sana köle olmanın dişinde ne yaptım; diye yakaran bir ana bir baba bir kardeş göreceksiniz..
orada sessiz bir çığlık
orada çaresizlik
orada acı göreceksiniz..
orada merhametsizliğinize karşı sevgi
canavarlığınıza karşı saygı göreceksiniz..
itlaf ekibindeki arkadaşlar..
lütfen öldürmeyin..
öldürmek size ve ailenize uğursuzluk getirecektir.
psikolojiniz bozulacak, hayat size zehir olacaktır.
o hayvanların çırpınışları sizi çarpacaktır.
o hayvanların ağızlarından çıkan köpükler
o hayvanların ağızlarından dökülen kanlar sizi boğacaktır.
amirler, müdürler size sesleniyorum: siz isterseniz hayvanlar ölmez..
inanın asla öldürmeye mecbur değilsiniz..
onların yaşamı iki dudağınızın arasında.
onların yaşama haklarına saygı duyar ve birazcık fedakarlık yaparsanız ne olur sanki..
küçük dağları ben yarattım demeyin asla..
ben nasıl çırpınıyorsam şimdi zehirlenmiş bir köpek gibi
nasıl boğulur gibi yaşıyorsam 24 saat
her anım bir yangının içinde nasıl geçiyorsa
sizde öyle olacaksınız yarın..
inanın içinizde bir damla insanlık varsa
her öldürdüğünüz köpek için, bin kez öleceksiniz..
bende müdürlük yaptım sizin gibi
öldürtmedim ve hiç bir şey olmadı..
hayvanları şikayet eden ruh sağlığı bozuk bazı kişilere alet olmayın lütfen.
sevgisiz büyüyüp toplumda canlı bomba gibi gezen canavarların şikayetlerine kulak asmayın lütfen..
sokağını bekleyen, orayı sahiplenen köpekleri öldürtmek isteyen psikopatların maşası olup masum canlara kıymayın lütfen..
ve siz köpekler..
katiline bile sevgiyle yaklaşan
katilini bile koruyan müthiş canlılar.
sizin karşınızda insanlığımdan utanç duyuyorum.
siz olmazsanız yaşamak için sebebim kalmayacak biliyor musunuz.
hiçbir ilaç dindiremez size yaptıklarımın acısını
hiçbir psikiyatr teskin edemez, kandıramaz beni suçluluğumdan olayı
hiçbir tanrı kurtaramaz beni vicdan azabından
hiçbir cehennem yeterli gelmez günahlarımın kefaretine..
siz köpekler
sizleri kalleşçe kandırıp öldürdüm hep
arkanızdan vurdum sizi
alçakça vurdum sizi..
zavallının biriyim ben.
şerefsiz bir mazisi olan katilim ben..
acıların okyanusunda çırpına çırpına boğulmak yetersiz benim için.
şimdi sadece intihar kokuyorum
şimdi her hücremde bir köpek mezarı var .
zehirlenirkenki çırpınışınızı yaşıyorum sürekli
sürekli yavrularınızın çığlıkları kulaklarımda
ne çıldırabiliyorum, ne ölebiliyorum.
ben köpekleri değil, kendimi zehirlemişim meğer..
biriniz beni silkeleyip uyandırsın lütfen bu kabustan.
ve asla hayvan öldürmedin, bir karabasandı gördüğün; desinler lütfen.”

UYARI !!! Olumsuz örnek oluşturabilek davranışlar ve şiddet içerir...

KUSURSUZ CİNAYET VARDIR !!!

Kusursuz cinayet vardır diyorum çünkü ben işledim, nasıl yapıldığını biliyorum.
Dexter gibi ceset torbalarıyla dolu bir okyanusum yok zaten onun cinayetleri benimkiler kadar kusursuz da değil.
Hangimiz tek bir kişi olduğunu iddia edebilir ki ? Hepimizin birden fazla kimliği yok mu?

Ben genç bir kadınım, ablayım, bir adamın kızıyım ve, ve hepsiyle aynı anda bir katilim.
"Kadın katili."
Cinayetleri öyle bir yerde işliyorum ki akan kan hiç bir yeri kirletmiyor, kokusu beni ele vermiyor tabii hepsi kanlı da olmuyor.

Orası hiç kimsenin bilmediği, hatta benim bile tam anlamıyla keşf edemeyeceğim bir yer.

Orada bazen piyano çalıyorum mükemmel bir şekilde, bazen keman...
Bulutları izliyorum. Gökyüzünün mavisi kanımın kızıllığıyla karışıp yanaklarımı morartıncaya kadar. Orada istediğim her şeyi yapabiliyorum kimseyi üzmüyorum ama maktulleri bile....
Maktuller neden mi hep kadın?
Bilmem, kadın "olmayı" ben seçmedim...
( ölen de benim, öldüren de)
Önce bir çay koyuyorum kendime canım bazen istemiyor o zaman anlıyorum ki çok mutsuzum, öyle zamanlarda cinayet de işlemiyorum zaten dalgın oluyorum, parmak izi bırakma ihtimalim artıyor.
"Ekşi kusan parmaklar."

Kaybettiğim her kadın, dünyadan izini sildiğim böyle söylüyorum çünkü ben onlar öldürdüğümde onlar hiç yaşamamış oluyorlar...
Hiç gülmemiş, dayak yememiş, hiç doğurmamış....
Neydi benim kadınlara garezim?
Bilmem, sıradan birininki neyse benimki de oydu.

Zaman zaman tecavüze uğradıkları için öldürürdüm onları " seher" gibi...
Eşitlik diyordum bazen, adaletin ne olduğunu unutarak.

Kim koruyacakdı onları benden ?
Kim soracakdı hıncımın, öfkemin nedenini?
Kim güçlü olmak bu değil diyecekdi?

Hastaydım belki, şiddete eğilimim vardı. İlacımı inatla ateşe atmayı seçiyordum ne yapabilirdim ki?
Çok konuştum değil mi?
Normalleştiriyorum yaptığım şeyi. Doğal, sıradan karşılayın diye.
Hadi, hadi geç bunları çok duyduk diyorsunuz belki de. Canım hemen sıkılmayın daha işin en zevkli kısmına gelmedik. Daha size hayvani dürtülerle yaptığım eylemlerden bir demeç sunacağım, hemde öldürmekten zevk alan her katilin yaptığı gibi olay yerinde, çok uzakta değil tam kapının önünde.
Gazetecileri de çağırın !!!
Bayılır onlar böyle sansasyonel şeylere.
Çok rahat anlatıyorum bunları çünkü suçlu olduğumu kanıtlayamazsınız. Asla, asıl suçlu kim bilemeyeksiniz.
Ben parmağımla birini işaret edeceğim, siz onunla ilgilenirken ben bir diğerini çoktan hazırlamış olacağım piyasaya sürmeye.

Öyle rastgele seçmiyorum tabii kimi suçlayacağımı, bunlar genelde hiç kimsenin dinlemediği insanlar, dayak arsızı tipler, hissetmeyi acizlik sananlar, sevmek nedir bilmeyenler...
Hayır, hayır ben sosyolog, psikiyatrist falan değilim.
Ben sadece dünya üzerinde kendi türüne en düşman canlıyım.
Bazen saatlerce işkence ettim, bazen acısız ölümler sundum gümüş tepsilerde..
Cinayet işlerken fasulye ekiyordum bahçeme, soğuk kanlı olmalıydım hep...
Bir suçda, bir cinayette bir çok kişinin, olayın hissesi vardır. Bence alsın herkes kendi payını... En büyük pay kimin ise onu gösterir bu sefer parmaklarımız....


Kusursuz cinayet böyle işlenir işte !!!
Faili bulunmayan her cinayet kusursuzdur.

Bakın siz sabahtan beri olay yerindesiniz hiç kanıt buldunuz mu?

Hem bu hikayeyi de bir kaç kişi anlattı size onları görmediniz bile...

Esra Esenlikci, Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır'ı inceledi.
 11 May 22:35 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Aslında farklı bir tür okuma etkinliğine biyografi ve şiirle katılacaktım. Ancak buna fırsat bulamadım ve tesadüf eseri kişisel gelişim okumak nasip oldu. İlk defa okuduğum için de sanırım etkinlik sınırlarının dışına çıkmadığımı ümit ediyorum.
İlk defa bir etkinliğe katıldım ve gönderi olarak nasıl etiket veya bir yazı yazılması gerek açıkçası bilmiyorum. Eh bu platformda da yeniyim zaten bildiğiniz üzere. :)
Necip Gerboğa beye düzenlediği bu etkinlik için de teşekkürlerimi sunuyorum. Gelelim kitabın incelemesine:
Kitap en başta ilginç ismiyle dikkatimi çekmişti. Ancak kitabın kişisel gelişim olduğunu öğrenince okumasam da olur diye düşünerek okumamaya karar vermiştim. İlk defa kişisel gelişim okudum ve benim için güzel bir deneyim olduğunu söylemeliyim.
.
Farklı bir türle tanışma etkinliğimize de bu türle katılım sağlamış olalım madem.
.
Tekrar ediyorum kitabın adı çok hoşuma gitti ve içeriğinde kitabın isminin böyle olmasının da nedeni açıklanıyor. Ancak bunun ne olduğunu söylemeyeceğim. Okuyun da öğrenin he he he!
.
Kitap adı gibi samimi ve bir arkadaşla muhabbet ediyormuşçasına kitabı bir anda okuyup bitiriyorsunuz ve gerçekten hiç sıkılmıyorsunuz. Yani şiddetle tavsiye edilir. Lütfen okuyun, lütfen!
.
"Hortumlu dünya, şu hortumlu dünya, hortumlu dünyada bizler, bizler yalnızız, bizler filiz..." diye kitabı okuduğum sıralarda ortalıkta dolandığımı ve çevremdekilerin buna güldüğünü de söylesem ayıp etmem inşallah.
.
Şimdi size kitapta şu işleniyordu, bu işleniyordu desem çok yanlış bir şey yapmış olurum. Çünkü kitapta pek çok şey işleniyordu. Arada birinin bize çıkıp da "Sen şöyle yapıyorsun, dostum. Farkında mısın?" diye hesap sorarak bize yaptığımız yanlışları hatırlatması gerek ve bu kitap işte tam da öyle bir kitap.
.
Arada sırada tekrar tekrar alınıp okunması gereken kitaplardan!..
.
E daha ben ne diyim?

git
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Cemal Safi

“Sadece 68 defa Beğen butonuna basmış herhangi bir Facebook kullanıcısının hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla bulabiliriz”

Modern sosyal mühendislik “Cambridge Analytica” olayını, çıkan sonuçlarını, bizlerin yapabileceklerini bir zincir ile toparlamaya çalıştım. Buyrun.

Cambridge Analytica; tüketici, takipçi, seçmen davranışlarını değiştirmek isteyen iş dünyası ve siyasi partilere hizmet sunmayı amaçladığını ilan ederek 2013’te Londra’da kurulmuş bir şirket.

Şirket, verilerimizi “davranış bilimlerini” kullanarak analiz edip kurumların (şirket, parti, devlet, STK vb.) hedef kişi ve kitleleri belirlemeye/bulmaya yardımcı olacağını ilan etmiş.

Şirketin ilan etmediği çalışma şekli ise; “bilgiyi internetin dolaşım sistemine bırakıp, arasıra küçük müdahalelerle olayın büyüyüp yayılmasını izleriz. Kimsenin ‘propaganda’ olduğunu düşünmemesi önemli, çünkü propaganda diye düşündüğünüz anda bir sonraki soru; arkasında kim var?

Şirketin kurucusu Alexander Nix (finansçı). Şirket kuruluş hikayesini şöyle anlatıyor;

“ABD’de Demokratlar teknoloji devrimine öncülük ediyorlardı. Veri analizi ve dijital dünya Cumhuriyetçilerin rekabette zayıf oldukları alanlardı. Biz de bunu fırsat olarak gördük.”

Ve şirket, vadettiği plana göre hedeflenen kişi/kitle için özel içerik üretmeye başlar.

Not: Hedef kitle yani kime seslendiğin her alanda insanlık için hep önemli olmuştur/olmalıdır. İnternet ise sesleneceğin doğru kişiyi bulmak için şimdiye kadar bulunmuş en iyi araç.

Peki nasıl yapmışlar?

İki çalışma önlerini açmış.

1. 2008’te Cambridge Üni. Psikometri Merkezi’den davranışbilimci iki doktora öğrencisi (Kosinski ve Stillwell) “Büyük Beşli” adlı seksenli yıllardan kalma davranış teorisi üzerinde çalışmalarıyla başlamış.

Nedir bu teori?

Bireylerin her davranışının kişiliklerindeki 5 yapıtaşı (yeniliklere açıklık, mükemmeliyetçilik, sosyallik, uzlaşmacılık ve kırılganlık) üzerinden çözümlenebileceğini savunuyor.

Sonra; bu teoriyi test etmek için geliştirdikleri “MyPersonality” adlı bir Facebook uygulaması yapmışlar. FB kullanıcılarına kişisel basit sorular soran bu kişilik testi uygulaması üzerinden gönüllü denekler ile çalışmaya başlamışlar.

Nasıl oluyor Facebook bu test/uygulamalara izin veriyor? sorusu gelebilir;

2010’da FB daha fazla büyümek (kullanıcı/para vb.) için “bizi” uygulama geliştiricilerine satıyor.

Dükkan sizin, FB daha çok kullanılsın. Birşeyler yapın gibi.

Hatta; diyelim ki siz bu uygulamalardan kullanmadınız, izin vermediniz ama Facebook arkadaşınız kullandı, izin verdi. Geçmiş olsun.

Skandalın başlangıcı olan “MyPersonality” uygulamasının hikayesine devam edelim..

Ne sormuşlar FB kullanıcılarına?

Sorular çok basit (maceracı mısın?, bir topluluğun önünde konuşabilir misin?, kapalı yerlerde huzursuz olur musun? gibi) ve projenin uygulaması değil ama sitesi hala çalışıyor.

Bu Facebook uygulaması üzerinden basit sorularla milyonlarca kişinin bilgilerine ulaştıklarında ellerinde dünyanın en büyük psikometri veri seti oluşmuş ve rotayı bambaşka bir yöne çevirmişler.

İşte burda bir dananın kuyruğu kopmuş.

Tam o yıllarda Facebook, “Beğen” özelliğini devreye almış. Birbirimizin paylaşımlarında kullandığımız bu özel ve kişisel özelliği kendi projeleri için kullanmaya başlamışlar.

Yani “neyi beğeniyorsan o’sun” ile büyük beşli teorisini ilişkilendirmişler.

İzin bile istemeye gerek olmadan, herkesin ulaşabileceği bir veri vardır artık: “Beğeniler”

Onlarca firma/kişi; kural, kanun, ahlak gibi olmazsa olmazları gözardı ederek sessiz sedasız bu “davranış mühendisliği” üzerine çalışmaya başlamış.

Bu çalışma sonuçlarına göre; herhangi bir Facebook kullanıcısının sadece 68 Beğenisi üzerinden deri rengi, cinsel yönelimi ve hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla ölçebildiklerini keşfetmişler.

Dahası her Facebook abonesinin davranış özelliklerini 70 Beğeni ile arkadaşından, 150 Beğeni ile ailesinden, 300 Beğeni ile eşinden ve bir miktar daha fazlasında ise kendisinden bile iyi tanımlayabildiklerini görmüşler.

Sadece “Beğen” butonu!

Doktora öğrencileri Kosinski ve Stillwell’in bu araştırmalarını 2012 yılında makale olarak yayınlamalarının hemen ardından Facebook, Beğen özelliğini dışarıdan ölçümlemeye kapatmış.

Ancak bu araştırma fırsatçılara ‘ilham kaynağı’ olmuş.

Örneklerle anlayalım,

- 17 eyalette her gün Facebook üzerinde ellerindeki profillerin kişiliğine göre şekillendirilerek sadece o kişiye gösterilen Trump yanlısı paylaşımlar atıldı, anketler yapıldı.

- Anketleri dolduranlara para bile verildi bazen.

- Trump’a asla oy vermeyecek Miami’deki siyahlara, onları sandığa gitmekten alıkoyacak haberler (Clinton aleyhinde/bazıları yalan) gösterildi. Bu sayede seçime katılım etkilendi.

- Trump’ın konuşmalarından bir parçayı sağcılara, bir kısmını liberallere vb. gösterdiler.

"Bilal Eren'den alıntıdır."