Gamze Özmen, Düşmüş Melekler'i inceledi.
 18 May 15:44 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 5/10 puan

Ölüm makinesi Takeshi Kovacs’ın maceraları devam ediyor. (Yalnız o soyadının sonu Sırpçadaki gibi –ç diye okunacak) Bu sefer kendileri bir isyan sonucu uzak bir gezegen sisteminde başlayan savaşta kiralık asker olarak boy gösteriyor. Tabii rahat durmuyor ve savaş bitmeden, savaşa etki edeceğini düşündüğü arkeolojik bir maceraya atılıyor. Türlü türlü belalara bulaşıyor, ağır badireler atlatıyor ama anası Kadir Gecesinde doğurmuş olacak ki kurtulmasını da biliyor. (Bu spoiler sayılmaz umarım çünkü serinin 3 kitap olduğunu biliyoruz)
Bir de karı kız peşinde bu kadar koşmasa… Taktı kitaptaki gacıya, sinir oldum. Kitabın içine girip “Sen Takeshi Kovacs’sın kendine gel, yakışıyor mu senin gibi eski bir Kordiplamata bu hal ve tavırlar?” diye sarsasım geldi. Neyse ki toparladı sonradan. Kitap onun ağzından olmasına rağmen ne zaman ne yapacağını, hangi tarafta yer aldığını kestiremiyor insan.
Düşmüş Melekler, ilk kitap gibi alıştıra alıştıra değil bodoslama olayların içine daldırıyor insanı. Değiştirilmiş Karbon dijital transfer, yapay zeka, sanallık, gelişmiş teknoloji, dünya dışı yaşamlarla ilgili bir kitaptı. Düşmüş melekler ise bizi bir savaş ortamına götürüyor ama amacı savaşı anlatmak değil. Savaşlardan kimlerin karlı çıktığını, kapalı kapılar ardında dönen oyunları, güç savaşlarını, ikili oynayan insanları anlatıyor. Savaştan kasıt öyle çiyu çiyu sesler çıkaran silahlarla gerçekleşen uzay savaşları değil. Çok da yabancısı olmadığımız kişiler ve olaylar var: Her iki taraf da eşit derecede haksız ve cani ruhlu, 3-5 kişinin keyfi için sayısız asker ve sivil ölüyor (pardon askerler tekrar tekrar ölüyor çünkü kılıf teknolojisi sağolsun delirene kadar askerleri savaşa sürüyorlar), savaş tacirleri savaş sırasında ve sonrasında her durumda zarar etmeyecek şekilde akbaba gibi bekleşiyorlar, zenginlerin çıkarları için masum siviller,hayvanlar ve doğa katlediliyor. İnsanlık olarak medeniyetimizi bu kadar uzak mesafeye ve zamana ne kadan da güzel yaymışız öyle!
Gelelim en sevmediğim kısma: Kitabın adını beğenmedim. Değiştirilmiş Karbon daha özel bir isimdi kitapta nelerle karşılaşacağınıza dair ipucu veren türden. Ama düşmüş melekler deyince fantastik kurgu türü kitaplar ne bileyim lucifer mucifer akla geliyor. Belki de ben fazla takıntılıyım kitabın ismi o kadar önemli mi içeriğinin yanında? Evet hem de çok önemli okuyacağımız kitapları isme, konuya, yazara, türüne bakarak seçiyoruz sonuçta. Yine de ismi kitabın içeriği ile tamamen alakasız da diyemem, kitabı okuyunca bu ismin nereden geldiği, kim veya kimler için kullanıldığı anlaşılıyor.
Sonuç olarak ilk kitabın gerisinde bulsam da bu kitap da önceki gibi son 100 sayfada hızlı ve akıcı geçti. Seri kitapların genel sorunu, aralarında birinin en zayıf halka olması. Umarım zayıf halka bu kitaptır zira 3. kitapla ilgili beklentilerim büyük.

Filistin halkı çevresindeki çakma müslüman devletlerin gözü önünde hunharca katlediliyor nerde o sudi kuveyttli katarlı dinsizler sesleri bile çıkmıyor

Dün ve bugün Filistinli insanları katleden kimse işte o kimselerde Malcolm 'u katletti. Hala yeni dünya düzeninin adamları yeryüzünü cehenneme çevirmeye kendinden olmayana yaşama hakkı tanımayan düzenlerini kurmaya çalışıyorlar. Evet durum dün ne ise bugün de aynı Müslümanlar ölüyor, Müslümanlar öldürülüyor, Müslümanlar katlediliyor... Kısaca Savaş İslam'la, savaş Müslümanlarla... Bugün Filistin yarın kimbilir...

Ömer Kavas, bir alıntı ekledi.
14 May 15:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Wilfrid'e kuzeni George Wyndham'dan bir mektup gelir. Wyndham, Güney Afrika'da yerlileri acımasızca katlettiklerini anlatmakta dır. Wilfrid günlüğüne, "Asiler' Matoppo tepelerindeki mağaralarda dinamitle havaya uçuruluyor. Şefleri ise hunharca katlediliyor. Tüm bunlar olurken biz, İngiltere'nin her yanında, Sultan(II.Abdulhamid)'ı Ermenileri yok etmekle itham etmek için toplantılar yapıyoruz. Bizim gibi başka bir millet var mıdır? Dünyanın başlangıcından beri asla olmamıştır." diye yazar.

Siyah Papa'nın Casusu, Mehmet Hasan Bulut (Sayfa 227)Siyah Papa'nın Casusu, Mehmet Hasan Bulut (Sayfa 227)

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok...1.Dünya Savaşı'ndaki yaşananları bir grup asker arkadaşıyla birlikte 19 yaşındaki Paul adlı bir çocuğun gözüyle anılarına acı aci şahit olacaksınız.

Söz konusu savaş olunca ve kahramanları da çocuk olunca olunca herkes aciz kalıyor .Hikayeler de dilsiz.Sadece çocuklar da değil anne,baba,kardeş,kadınlar,yaşlılar her kim olursa olsun herkes yara alıyor.Acıları kelimesiz kalıyor.Toprak ,ağaçlar,hayvanlar da acı çekiyor. Bu kitapta savaşa,savastaki insana ,canlılara,insanın duygularına,korkularina kalbin,ruhun tarihine şahit olacaksınız.Evet tahmin ettiğiniz gibi savaş karşıtı bir kitap .Gerekçesi ne olursa olsun hangi savaş haklı görülebilir ki? Insanı feda eden tüm savaşlar bana göre kaybedilmiş savaslardir.Maalesef savaş,kan,gözyaşı o kadar kaniksandi ki.O kadar normallestirildi ki.Aksini düşünürsek ağır yaftalamalara maruz kalmak da an meselesi .Barışı ogrenemeden savaşı öğreniyor çocuklar .Özgürlüğü tatmadan,özgürlüğe doymadan özgürlük için savaş vermeyi öğreniyor .Okullarda verilen matematik ,fizik gibi derslerin hükmü yok savaş ,yıkım gibi çok bilinmeyenli problemlerin cozumunde.Öğretilen bilgilerin karşılığı yok.50 yaralı ,150 ölü sayısal ifadesinin matematikte karşılığı ne olursa olsun çok sayıda kaybın olduğu anlamına gelmesi , çokluk ifade ettiği kelimelerle maalesef aynı hesaba gelmiyor yapılan kelle hesapları.Savaş hesapsizca yutuyor tazecik bedenleri .

Muktedirler kendi bekasi için ölümün üzerine sürüyor gencecik bedenleri .Ideolojik hamaset gosterileriyle yapmış oldukları sovlarla kendi eylemlerini tasdiklemenin mutluluğunu yaşıyorlar.Koltuklarini sağlama almak için oturdukları yerden hiç birakmamacasina koltuklarini kahramanlık naraları atiyor,şehitlik fetvalari veriyorlar.Savaşa,nefrete,şiddete olan sehvetleri ,Svetlana Aleksiyevic'in dediği gibi "Her tanricilik,ölü seviciliktir " ifadesinde olduğu gibi kendilerine atfettikleri tanrısal niteliklerle övünerek, ölülere olan ihtiyaçları doymak bilmiyor.

Güzel bir ölümle teselli edilerek kirli amaçlarına alet ediliyor gencecik delikanlılar.
Hayalleri,cocukluklari,hatıraları hunharca katlediliyor .Güzel bir hayatı yasayamadan ölümlerden ölüm beğenmek zorunda bırakılıyor gencecik nesiller.Sevgi ve şefkat sarıp sarmalayamadan,soğuk toprağın kucağına itilip toprakla üstü örtülüyor,toprak üstünü örtüyor tüm hayallerin,hatıraların,
yasanmisliklarin.Özgürlük ,kardeşlik,barış için okyanuslar dolusu kan dökmek gerekiyor.Dökülen kan ülkenin sınırlarını genişletse de ,zafer sevincini yasatsada insanın yaşamadığı ,insanın olmadığı bir yerde arazinin,kara parçasının ne önemi olabilir ki ?Bu atmosferde ucuzluyor insan hayatı .

Maalesef savaş hayatın her katmanina yayılmış .Günümüzde de halen tazeliğini korumakta.Svetlana Aleksiyevic 'in "sıradan insanın cellatlasmasi " ifadesinde olduğu gibi maalesef insanlar en basit bir probleminin,sıkıntılarınin çözümü icin bile nefrete,dayaga,mermiye,bombaya,hakarete,adaletsizlige,zulme başvurarak;cellatliligi hayatta kalma yöntemi ,çözüm yöntemi olarak algılar olmuş.

Keşke dayanikliligin ,hakliligin ölçüsü mermiler,hakaretler,adaletsizlikler olmasaydı.Yunus Emre'nin "Ben gelmedim kavga için,benim işim sevgi için.Dostun evi gonullerdir,gönüller yapmaya geldim " ifadesiyle gönüller,hayaller yikmaktan ziyade gönüller yapmanın ,sevgiyi ,barissever insan inşa etmenin yollarını arastirsaydik .Sevgiyi sevseydik,nefretten de nefret etseydik.Dayanıklılık stogumuzu sevgi ile doldursaydik.Bizi kurtaran,insanlığı kurtaran tek şeyin sevgi olduğunu aklımızdan cikarmasaydik.

Kitap gerçekten savaşı,yaşananları ,insanın psikolojisini derinden hissettiriyor.Insanların hayatta kalabilmek uğruna sevgi,şefkat gibi hislerini dondurmak zorunda kalmaları,katilastirmalari yaralıyor sizi.Kendileri ölüm kalım savaşı verirken sivil hayatta tanidiklarinin duyarsizliklari ve kayitsizliklari karşısında hayret ediyorsunuz. Bir askerin açlıkla,yoklukla,fakirlikle bogustugu sırada ,arkadaşı olan bir başka askerin ölümünü beklerken --hem ölmesini istemeyip hem de cizmelere olan ihtiyacla-- arkadaşının sahip olduğu cizmelerine ısrarla kavuşma isteği içimi sizlatti.Yine Paul ve Albert'in yara aldığı ,bacaklarını kaybettiği esnada sevk edildikleri hastanede tertemiz
yataklara ,carsaflara kavuşunca haftalarca banyo yapmadiklarinin vermiş olduğu utançla o yatağı kirletme korkusuyla girmek istememeleri (Soma'daki madenci misali ) karşında kahroldum bir kere daha. Muzaffer Akar Abi'nin dediği gibi muhakkak okunmalı.Kelimeler aciz kalıyor .
Sonradan karşıma çıkan Yaşar Kemal için de kıymetli olan bu kitap icin şu sözü eklemek istiyorum :

“Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır” der Yaşar Kemal…

Keyifsiz okumalar ...

Elif Nur, bir alıntı ekledi.
12 May 19:35 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

İslâm dünyasının her tarafında Müslümanlar mı katlediliyor, yoksa mecusiler mi umurumuzda değil.

Bir Değirmendir Bu Dünya, Cahit ZarifoğluBir Değirmendir Bu Dünya, Cahit Zarifoğlu

Kurban Bayramında Hayvanlar katlediliyor diyenler, bu Yıl Başinda Hindi yemeyiversinler...
K.TATAROĞLU

Adem YEŞİL, bir alıntı ekledi.
30 Nis 23:50

Ermeni soykırımı iddialarını (yalanını) Atatürk nasıl yanıtlamıştı?

26 Şubat 1921’de Amerikalı gazeteci Clanence K. Streit, Kurtuluş Savaşı'nın önderini merak edip, tüm dostlarının ikâzlarına rağmen Amerika'dan Ankara'ya gelir.

Yüce Atatürk, İstiklâl mücadelemizdeki haklılığımızı tüm dünyaya duyurmak için Amerikalı gazetecinin bu ziyaretine çok önem verir. Amerikalı gazetecinin tüm merak ettiği soruları cevapladıktan sonra konu Ermeni tehcirine gelir. Büyük Önder bundan 94 yıl önce der ki:

"Düşmanca ithamda bulunanların sürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir:

Rus Ordusu 1915’de bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti.

Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız bir şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.

Bu cinayetleri işleten saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından itibaren kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan istifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinde yapıyorlardı.

İngilizlerin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.

Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı."

Bilinmeyen Türkler, Clarence K. Streit (Sayfa 213 - Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları)Bilinmeyen Türkler, Clarence K. Streit (Sayfa 213 - Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları)

“Sevgilim,
başlar önde, gözler alabildiğine açık,
yanan şehirlerin kızıltısı,
çiğnenen ekinler
ve bitmez tükenmez ayak sesleri :
gidiliyor.
Ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.
Sevgilim,
bu ayak sesleri, bu katliâmda
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni
kaybettiğim oldu,
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan
gelecek günlere güvenimi
kaybetmedim hiçbir zaman...”

Son Kitap Bükücü, bir alıntı ekledi.
 21 Nis 23:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.

Bütün Şiirleri, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 644 - YKY)Bütün Şiirleri, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 644 - YKY)