• 159 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    İlk kez Stephen King kitabını okuyorum. Küçük kasabada geçen olaylarda her ay kurtadamın saldırısına uğrayıp vahşice katlediliyor. Olay örgüsü çok basit bir şekilde ilerliyor. Normal amerikan sinemasında bir film izler gibi kitabın sayfalarını çeviriyorsunuz. Belki de kurtadamın bizim kültürümüzde pek karşılığı olmadığı için yeteri gerilim ve heyecanı yakalayamadım. Ama sade bir kalemi var yazarın. Sizi olayların içine rahatlıkla adapte edebiliyor bu da yazarın yeteneği olsa gerek. Çizgi roman tarzında bir kitap. Varsa zamanınız okunabilir bir kitap.
  • 343 syf.
    ·23 günde·Puan vermedi
    Ne mutluluğu
    Anlamadım ki...

    Tam da bunu soylettiren bir kitap olmuş desem kitaba fazla mı haksızlık etmiş olurum bilemedim. Zira kitapta mutluluktan ziyade dram mevcut...

    Klasik bir Livaneli kitabı olmuş. Tamda onun tarzına yakışır , günümüz Türkiye'sinde üçüncü sayfa haberlerinde görmeye alışık(!) olduğumuz (ne yazık ki ) güncel konular etrafında dönen bir kitap.

    -Küçük bir kasabada tecavüze uğramış 17 yaşındaki Meryem,
    -İstanbul'un tanınmış profesörlerinden olan Harvard mezunu herkesin imrenerek baktığı İrfan,
    -Gabar dağlarında PKK takibinde olan Cemal.


    >Biri sırf cinsiyeti yüzünden 17 yıllık yaşamı boyunca ezilmiş,horlanmış, kadının insan yerine bile konulmadığı bir kasabada doğmuş yaralı bir yürek,

    Yetiştiği ortamdaki zihniyetin kadına bakış açısı;

    "#37904565

    #37904402

    Tecavüze uğrayan Meryem, ama ölümü hak eden, pis, lanetli, "kirli" olan yine Meryem...
    》Ülkemizde "namus cinayeti"adi altında yuzlerce kadın katlediliyor. Kadınları katleden namussuz erkekler namusu sadece kadınlarda aradıkları için tecavüz edeni değil tecavüze uğrayanı cezalandırıyor....
    Dilerim tecavüzlerin önüne geçilecek kadar şiddetli cezalar gelir.》
    Söylenecek çok şey var ama bunlara bir nokta koyup diğer kişilere geçelim.

    > Diğeri kendini kandırmayla geçen, kendinden kaçtığını sanarken aslında tam da kaçtığı hayatı yaşadığını fark edeni ve kuma gömdüğü kafasını artık kumdan çıkaran, kendi metanoyasının arayışına geçen, profesör

    "Geceleri göğsüne çöreklenen korku ve ağlama krizleriyle başlayan dönem, ağırlaşarak devam ediyor, o, bütün benliğiyle 'ben' kavramına yabancılaştığını hissediyordu. Bu 'ben' den kurtulmalıydı."

    " Yaşayacaklarına bilmenin korkusunu kalıplaşmış bir hayat sürmekten ileri gelen yükü şu şekilde açıklar İrfan ; #37952902


    > Öteki ise, bir zamanlar kardeşi olarak gördüğü birlikte yedikleri, içtikleri, oynadıkları kardeşim dediği kişiyle dağlarda can pazarı içinde olmanın, dağlarda yaşadığı zorlukları ;

    "Çarşaflar yıkandıgi zaman, onları, üstlerine örterek kurutuyorlardı. Çoraplarını fanilalarının içine yerleştiriyor ve delikanlı göğüslerindeki sıcaklıkla kurutuyorlardı."

    Her an ölümle burun buruna olma her an birinin gözlerinin önünde mayına basma ve gözlerinin önünde paramparça olma tehlikesiyle;

    ".....göğsünde naylon torba taşımaya başladı. Bir daha bir arkadaşı mayına basarsa, parçalarını bu torbaya koyacaktı. "

    geçen bir askerlik... İçinde bulunduğu psikolojiyi varın siz düşünün.

    Her birinin ayrı bir kaçışı, ayrı bir hikayesi ve ayrı bir hayali olan bu üç kişinin hayatının kesişmesinden oluşan film tadında bir roman diyecektim ki :))) zaten filmi çekilmiş.

    Buraya link bırakıyorum keyifli okumalar ve seyirler
    https://youtu.be/yiUszMaSZ38
  • Türkçe her gün katlediliyor . Ya zavallı musikimiz.
  • 223 syf.
    ·2 günde·1/10
    Bayanlar, baylar;
    Sıla ile; yuları bıraķılmış gitmesine izin verilenler, ağlak kalanlar ve "ben seni sevdim sen beni neden sevmedin" temalı bir kitap yorumuna daha hoşgeldiniz...

    Kitabı okurken yazar bilgisini okuduğumda bir milyona yakın takipçisinin olduğunu okuduğum esnada keşke elimden bıraksaydım. Bu cümlemden nasıl bir kitap olduğunu çıkarınız.
    Velhasıl avlandım.
    Yazar benim o çok sevdiğim(!) Miraç çağrı ve Ahmet Batman ile aynı skalada, hepsi aynı şeyin laciverti...

    Bir insan 223 sayfalik bir kitap yazar da nasıl hiçbir şey anlatamaz örneği bu.
    Kitap türünde yazılanlardan farklı olmadıği gibi içinde yazanlarda ayni.... sayfalar birbirini takip ediyor. Kuru laf kalabalığı.
    Keske bu güruh kitap yazmak için bu kadar çabalayacağina, oturup azıcık kitap okusalar. En azindan bir sonraki kitaplarını üç, beş kelimelik kelime dağarcıklarıyla yazmazlar.
    Ben bu tarz yazarların emir kipi ile yazmasından da hazzetmiyorum
    "Karşındaki insanın cebine, güzelliğine, kıyafetine bakma; özüne bak" diyen bu yazarlar acaba günlük hayatlarında bunu uyguluyorlar mı?
    Ben " istersen git, gidersen canım acır, gittin öldüm" temalı aşk acısı pompalayan kitapları sevmiyorum. Bu da onlardan biri.
    İsmini saydığım bu modern çağ filozoflarının aşk hakkında bu kadar beylik laf edip, bu kadar ayağa düşürmeleri, aşk acısını bu kadar kutsallaştirip iyileştirilmesi gereken bir yaraymış gibi empoze etmeleri gercekten öyk getirtti artık. Bazı sayfalarda sadece bir adet cümlecik var. Doğa kirletiliyor diye poşeti paralı yapan devlet bu savurganlığa da acil el atmalı. Agaclar katlediliyor.
  • Müslümanlar olarak içinde yaşadığımız rejim belimizi ikiye büküyor. Yarım asırdır sırtımızda çirkin bir kambur taşıyoruz. Yükümüz ağır, sorumluluk duygumuz ise zayıf. Kamburun farkında olmayanlar milyonlarca. Yardımlaşma hissimiz güdükleşmiş. İslâm dünyasının her tarafında Müslümanlar mı katlediliyor, yoksa Mecusiler mi umurumuzda değil. Gafletin kuyusu içinde ilmimizin, ehliyetimizin, memuriyetimizin vasfina bakmadan üzerimize vazife olmayan mevzuların tartışmasına dalmışız.
    Maişet derdi ise baş meselemiz.
  • Ve insanlar katlediliyor:
    Ağaçlardan ve danalardan
    Daha rahat
    Daha kolay
    Daha çok.
  • Müslüman olarak içinde yaşadığımız rejim belimizi ikiye büküyor. Yarım asırdan fazla bir zamandır sırtımızda çirkin bir kambur taşıyoruz. Yükümüz ağır, sorumluluk duygumuz ise zayıf. Kamburun farkında olmayanlar milyonlarca. Yardımlaşma hissimiz Afganistan'da,Suriye'de, Filipinler'de Müslümanlar mi katlediliyor, yoksa Mecusiler mi umurumuzda değil. Gafletin kuyusu içinde, ilmimizin, ehliyetimizin, memuriyetimizin vasfına bakmadan, üzerimize vazife olmayan mevzuların tartışmasına dalmışız. Maişet derdi ise baş meselemiz. Kurban Bayramı'nda "borcumuz var, bize düşmez" diye kurban kesmedik. Acaba ne borcumuz vardı? Ekmek parası bulamıyorduk da ona mı borçlandık, yoksa yenilediğimiz koltuk takımina 50 bin, buzdolabına 20 bin, mukaddesat düşmanı programları izleten televizyona 20 bin, çamaşır makinesine 25 bin, toplam 215 bin liranın (bugün tabii ki milyonların) taksitlerini ödemekteyiz de borcumuz o mu?