• Merhaba Sofia
    Kışının kardeleni olmaya geldim
    Varlığında üşüyüp, yokluğunda yanmaya
    Çığlık çığlığayken susuşlarım, ölmedim
    Sen sürdüm dilime acının zemheri ayazında
    Yaşamakça...

    Martılar gözyaşı toplarken sahilden
    Karanlık bir şehrin senden ötesindeyim
    Ne olur Sofia
    Gülüşlerine geç kaldığım için bağışla
    Kaç yıldızı kaydı göğün
    Sesin kulağıma değmeyeli
    Kaç dalga öptü kumsalı sayamadım
    Epey oldu ben umudumu kaybedeli
    İnan, hiç doyasıya gülemedim yokluğunda
    Cehennem kadardı içimin yangını
    Üstelik, sensizlik kadar sancılıydı hava
    Geceden
    Bir parça karanlık bulanırken günaydınıma
    Susuşlarımdın Sofia
    Satırlarca...

    Yorgun bir kavganın son mültecisiyim
    Solgun bir darağacının son yalnızı
    Söyle Sofia
    Çok mu ağır geldi yüreğine bu sevda
    Senfonisiz acılarda
    Notalarca...

    Sen görmezdin Sofia
    Ben hep yakın dururdum kapıya
    Olur ya, bel ki 'Gel' dersin de
    Aniden koşadururum umuduyla
    Oysa biliyorum
    Para etmiyor terazide duygular
    Tüm haritalar
    Ayrılığın coğrafyasına çıkıyor yokluğunda
    Hani, 'sevmek için bir nedenin olmalı' diyordun ya
    Haklısın Sofia
    Bak, şimdi burada yağmur başladı
    Ve ben seni çooook seviyorum hala
    Yağmurlarca...

    Ah be Sofia
    Sol'u(ğu)mda senden yorgun bir hisle
    Sensizliği haykırdım mahşerin kuytularına
    Ne geceye sitem edebildim, ne de hüzne
    Allah şahit
    Çok emekleri var uykusuzluğumun boşluklarında
    Efkarlarca...

    Sevmek, mutlu olmak değilmiş Sofia
    Sen mutsuzken üzüldüğümde anladım
    Mutsuzluğumda
    Kıyısındayken okyanusunun hüznünde
    Eski bir sevda y/eliydi dokunan saçlarıma
    Sözcükler paramparçayken boğazımda
    Ne vakit ansam adını
    Cennetin başkenti kanardı dudağımda
    Seni sevmek yasak bir dine tapmak gibiydi
    Ve kimseye anlatamamaktı gerçekliğini
    Kana kana se(v)ndim Sofia
    Kanadıkça...

    Söylendim durdum kendimce
    Sessizce ağladım en kırılgan yanımla
    Ve ben en son
    Seni yitirdim bir şiirin satır başında
    Kayboluşlarca...

    Senle doluyken her bir yanım
    Zoruma gidiyor bir tek sen'siz kalmak
    Azrail'e gerek kalmaz belki
    Bir bakışınla
    Sana nasip olur canımı almak
    Al be Sofia, feda olsun
    Zaten, mecburiyettir sensiz yaşamak

    Merhaba Sofia
    Yüzümün yorgun tebessümü
    İçimin en derinindeki sızı
    Aşka söylenen tümcelerimin gizli öznesi
    Sana hayatça merhaba...
  • 576 syf.
    ·256 günde·Beğendi·10/10
    “Nasıl kabullendiysem hayatı
    Ölümü de öylece kabulleniyorum artık.” (S:75)

    Ahmet Erhan, gerçek ismiyle Erhan Bozkurt.Babasının adı Ahmet İzzet, kendi adının önüne babasının adını koymuş ve Ahmet Erhan olmuş. Ölümü kabullenmiş. Dahası kabullenmekten başka çaresi kalmamış belki de. 78 kuşağı şairlerinden Ahmet Erhan, acıyla ölümle yoğurmuş şiirini. Hem dönemin Türkiye'si ölümle yakından münasebet kurmaya zorlamış Erhan’ı:

    "Analar, çocuklarının ölümlerini düşünüyorlar
    Kendi ölümlerinden daha çok.
    Sokaklara bakan pencerelerde
    Gözlerinin izi kaldı artık.
    Bugün hayatlar tek bir çizginin üstünde
    Birdenbire birleşti ülkemde.
    Herkes birbirinin yüzüne sorar gibi bakıyor:
    -Bugün kim ölecek?"

    "Anlatmak isterdim ülkemin dağlarını, denizlerini
    Çiçeklerinin, kuşlarının adlarını birer birer
    Ama bütün bu güzellikleri görüp duyacak olanlar
    İnsanlarım, öldürüldüler, öldürülmekteler."

    "Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor
    Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne."

    Hem kişisel yaşamında erken yaşta kaybettiği babasının ölümü:

    "Seninle konuşurduk baba
    Böyle gecelerde, iki bilge gibi
    Karşılıklı bakışarak
    Bazı şeyleri kavrayamasam da, dinlerdim
    Belki sen de yeni bir şeyler bulurdun gecmişte
    O dupduru yüreğini, yılların
    Unutulmuş sularına bırakarak.

    İşte, bir minder daha koydum yanıma
    Henüz sıcak
    Sanki yeni kalkmışsın üstünden
    Terliklerin şuracıkta, getireyim
    Çayı da ocağa koyarım istersen.”

    Ölümü bir an olsun çıkarmasına izin vermemiş Erhan’a şiirinden, yaşamından:
    “Bugün oturdum ölümü düşündüm
    Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken”

    Öylesi ölümle yoğurmuş ki şiirini, 23 yaşında "Alacakaranlıktaki Ülke" ile kazandığı Behçet Necatigil Ödülü’nün töreni esnasında orada bulunan Edip Cansever ona, “Evlat ne çok bahsetmişsin, daha gençsin oysa, kimden öğrendin ölümü...” demiş.

    Halbuki kaçmak istemiş böylesi bir dünyadan:
    “Keşke kaçsam
    Keşke kaçabilsem şu dünyadan.” (S:228)

    Ama belli ki kaçamadığından şiire sığınmış zira,
    “Neyse ki şiirlerin elleri, ayakları yok
    Onlar ne ölür, ne de çürür - yankısız sesler gibi” (S:157)

    Kitabı okumaya başladığımda ailemden birini kaybedeli birkaç ay olmuştu henüz. Bundandır beni derinden etkiledi Ahmet Erhan. Bir yandan da bana yoldaş oldu,abi oldu. Hemen bitirmedim. En zor anlarıma sakladım. Geceleri birer ikişer okudum. Üstelik okunacak koca bir cildi daha varken. Kıyamadım okumaya.

    Adnan Satıcı, “Ölüm Nedeni: Bilinmiyor” üzerine yazdığı incelemesinde şöyle diyor Ahmet Erhan için:
    “Ahmet Erhan, çelişik tavırların birleşimi bir kişiliktir. Kimi zaman güneşin bir daha doğmayabileceğini duyumsatan bir karamsar, kimi zaman tek bir dize için bin yıl yaşayabileceğini sağlayan bir yaşamseverdir.”

    Akdeniz onun evi, yuvası. Şiirinin ta kendisi. Dünyayı burada görmüş:
    “Dünyayı
    akdeniz’in mavisinde
    uzanıp
    yatarken gördüm”. (S:192)

    Eninde sonunda Akdeniz’e dönmek istiyor,
    “Akdeniz’e dönüyorum! Akdeniz’e dönüyorum!
    Anamın rahmine yeniden,yeniden döner gibi.” (S: 104)

    Ancak hayat belki de izin vermiyor:
    “Akdeniz’in mavisini, turuncusunu anlatmak isterdim
    Oysa hep ölümü anlattım, hemen bütün şiirlerimde” (S:122)

    Belki de bunu bildiğinden bir öğüt bırakıyor ardında Ahmet Abi:

    “Kimse yazdığım şiirleri bir daha yazmasın
    Acının son şairiyim ben” (S: 452)

    Saygıyla...
  • Ben yokken karım evde yaşlanıyor. Kendine diğer kadınlar gibi bakıyor, –ekolojik besinler, kozmetikler, uzmanlar, estetikçiler, spor salonları– diğer kadınlara benziyor artık. O firaklı güzelliğini kaybedeli çok oldu.
    Ayfer Tunç
    Sayfa 16 - Kibir
  • "Vakfa bir çivi çakan âbad, bir çivi söken berbad olur " düsturunu kaybedeli kim bilir ne çok zaman oldu ..yazık !
  • Sevmedim bu dünyanın yükünden fazlasını.
    Mevsiminde göçmeyen kuşları hiç sevmedim.
    Çok oldu kaybedeli, masumluk hülyâsını
    Üzerime yapışan suçları hiç sevmedim

    Güldüysem saniyeydi, ağladıysam saatler.
    Ve arsız sevgiliydi yaşamak, yüreğimde
    Boşa çıktı gülerken verdiği tüm vaatler...
  • bak biz bir zamanlar. bak biz bir sabah. bak biz bazen bazı zamanlar.. ya da şöyle; diyelim ki insan fıtratı gereği bencil bir varlık. ki öyle. kelimelerini de bu doğrultuda sıralarmış ve av da böyle böyle başlarmış. öyle dedi şair. demiş olmalı. şair demediyse de bir şiir elbet demiştir.neyse, dinle. diyorum ki; senin yanınında kendimi çok güzel hissediyorum. bak bu bir altılık. ateş. ben seninle uyurken, dört yaşımdayken kaybettiğim anne şefkatini geri bulduğuma emin olmuş ve buna çok sevinmiştim. bak bu standart. on beş artı bir. ateş çiçeğim. anlıyorsun sen beni. hep böyle böyle vurduk birbirimizi. kelimelerin delip geçiciliğinin altında çok ufalandık biz seninle. kalibreler diyorum. hep bu kalibreler kırdı kemiklerimizi. sonra sonra gökkuşakları soldu ve devamını biliyorsun. diyorum ki; biz seninle renklemizi kaybedeli çok oldu. karıştı bir şeyler birbirine ve bir şeyler hiç güzel olmadı. bir şeyler hiç güzel olmadı. bir şeyler hiç güzel olmadı ve av başladı sonra. bir yarış başladı. daha ne olduğunu anlayamadan biz hep en güzel pozlarımızı vermeye çalıştık. birer birer kıyasa düştük biz ve sonrasını biliyorsun. sonrasında dört yedi ve ikiden bahsetmeyeceğim bu yüzden çünkü onlar birbirlerini kırıp dökeli çok oldu. iki kalbin yapabileceklerinde de bahsetmeyeceğim çünkü. çünkü onlar da çarpışa çarpışa kırdı birbirini ve ben buna av diyorum çiçeğim. ikimiz de en kıymıklı kelimeleri seçtik ve batırdık birbirimize. sonra ne senin namluyu doğrultandan farkın kaldı, ne benim soluk soluğa kalmış ceylandan. diyorum ki; sonrasını biliyorsun. sonunu biliyorsun. sonları ve sonraları tam da bu yüzden bir çocuk parkında yetim bırakmak istemiştim. olmadı ve sonrası da hiç güzel olmadı. diyorum ki; biz fıtrata mağlup olduk. ve? bitti. bak bu tek kurşun. tüm silahların en büyük hayali. ya da şöyle diyelim; bitiş çizgisini kendi kararınla çekmek. ateş!