• 👨‍🚀 Bazı eski astronomlar, Dünya’nın her şeyin merkezi olduğu yer merkezli bir evrende yaşadığımızı öne sürmüşlerdi. Aynı ay ve diğer gezegenlerin hareketleri gibi güneşin de bizim çevremizde döndüğünü ki bunun da gün doğumu ve gün batımına sebep olduğunu söylemişlerdi. Ama bu görüşe göre açıklanamayan belli şeyler bulunmaktaydı. Mesela bir gezegen bazen ileri doğru hareketine yeniden başlamadan önce gökyüzünde geri geri gidiyordu...

    Şu anda geri hareket olarak da bilinen ve Dünya’nın diğer bir gezegeni onun yörüngesinde yakalaması ile ortaya çıkan bu hareketi biliyoruz. Örneğin; Mars, Dünya’dan daha uzak bir yörüngede güneşin çevresinde dolanır. Mars’ın ve Dünya’nın kendi yörüngeleri üzerinde bir noktada Dünya, Mars’ı yakalar ve geçer. Bu geçiş esnasında Mars gökyüzünde geriye doğru hareket etmiş olur. Dünya onu geçtikten sonra ise tekrar ileri doğru hareket etmeye başlar...

    ☀️ Güneş merkezli sistemin diğer bir kanıtı da, paralaks veya yıldızların birbirlerine göre olan pozisyonlarındaki görünür değişikliklerine bakılarak anlaşılabilir. Paralaks için basit bir örnek şöyle verilebilir: işaret parmağınızı bir kol uzaklığında yüzünüze doğru tutun. Sağ gözünüzü kapatarak sadece sol gözünüz ile ona bakın. Daha sonra ise tam tersini yapın. Parmağınızın pozisyonu değişmiş gibi görünecektir. Çünkü sağ ve sol gözleriniz parmağınıza oldukça farklı açılardan bakmaktadır...

    Aynı şey Dünya’dan yıldızlara bakınca da gerçekleşir. Güneşin çevresinde dönmemiz 365 günümüzü almaktadır. Eğer görece bize yakın olan bir yıldıza önce yaz mevsiminde daha sonra da kış mevsiminde bakarsak, bu yıldızın gökyüzündeki pozisyonunun değiştiğini görürüz çünkü biz de kendi yörüngemizde farklı bir yerde bulunuyoruz. Yani yıldızlı farklı noktalardan görüyoruz ve paralaks kullanılarak yapılacak birkaç basit hesaplama ile yıldızın uzaklığını tespit edebiliriz...

    📌 Ne Kadar Hızlı Dönüyoruz..?

    Dünya’nın dönüşü sabittir ancak, hızı bulunduğu enleme bağlıdır. Mesela, ekvator da dediğimiz Dünya’nın en geniş alanındaki çember yaklaşık olarak 40.070 km genişliğindedir. Eğer çemberin genişliğini bir günün uzunluğuna yani 24 saate bölerseniz, bu sonuç size dünyanın ekvatordaki hızını yaklaşık 1.670 km/saat olarak verir...

    Ancak diğer enlemlerde bu kadar hızlı hareket etmezsiniz. Eğer 45 derece enleminde kürenin yarısına gelirseniz (hem kuzeyden hem güneyden) enlemin kosinüsünü kullanarak hızı hesaplayabilirsiniz. 45’in kosinüsü 0.707’dir ve böylece 45 derecedeki dönüş yaklaşık 0.707 x 1037 = 733 mph (saatte 1.180 km) hızında olmaktadır. Daha kuzeye veya daha güneye gidildiğinde hız azalmaktadır. Kuzey veya Güney kutbuna ulaşırsanız dönüşünüz oldukça yavaş olacaktır...

    Uzay ajansları, Dünya’nın dönüşünden avantaj sağlamayı severler. Örneğin, eğer Uluslararası Uzay İstasyonu’na astronot gönderilecekse onları ekvatora yakın bir yerden göndermeyi tercih ederler. Bu yüzdendir ki Uluslararası Uzay İstasyonu kargo görevleri genelde Florida’dan fırlatılır. Bu sayede Dünya’nın dönüşü ile aynı yönde fırlatılan roketler, onların uzayda yol almasını sağlayacak hız artışını edinmiş olurlar...

    📌 Peki Dünya, Güneşin Etrafında Ne kadar Hızla döner..?

    Dünya’nın dönüşü tabi ki de uzaydaki tek hareketimiz değildir. Güneş etrafındaki yörüngesel hızımız yaklaşık 107,000 km/saattir. Bunu da basit bir geometri ile hesaplayabiliriz...

    İlk önce Dünya’nın ne kadar uzaklığa seyahat ettiğini bulmamız gerekir ki, bunu gayet iyi biliyoruz. Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşü yaklaşık 365 gün sürer. Yörünge bir elips şeklindedir ancak, matematiği basit tutmak adına ona çember diyelim. Yani, Dünya’nın yörüngesi bir dairenin çevresidir...

    Dünya’nın güneşe olan uzaklığı ise Uluslararası Astronomlar Birliği’ne göre 149,597,870 kilometredir. (r) yarıçapı belirtir. Buna göre dairenin çevresi, 2 x π x r denklemine eşittir. Böylece Dünya’nın bir yılda yaklaşık 940 milyon kilometre yol kat ettiğini bulabiliriz...

    Hızın zamanla alınan uzaklığa eşit olmasından dolayı, Dünya’nın saatteki hızı, 940 milyon kilometreyi 365.25 güne bölerek ve bu sonucu da 24 saatte bölerek hesaplanabilir. Yani bu durumda Dünya bir günde; saatte 107,627 km hızla 2.6 milyon kilometre yol almaktadır...

    📌 Güneş ve Samanyolu Galaksisi de Hareket Etmektedir...

    Güneş’in de Samanyolu üzerinde kendi yörüngesi vardır. Güneş, galaksinin merkezinden yaklaşık 25.000 ışık yılı uzaklıktadır ve Samanyolu da en az 100.000 ışık yılı genişliğindedir. Güneş ve beraberinde bizler, saniyede 200 kilometre veya saatte 720.000 km hızla hareket ediyor gibi görünmektedir. Bu inanılmaz hıza rağmen Güneş Sistemi, Samanyolu’ndaki tüm yörüngesini yaklaşık 230 milyon yılda dolanmaktadır...

    🌌 Samanyolu ise uzaydaki diğer galaksilere bağlı şekilde hareket eder. Yaklaşık 4 milyar yıl içerisinde Samanyolu, en yakın komşusu olan Andromeda Galaksisi ile çarpışacak. İki galaksi de birbirlerine saniyede yaklaşık 112 km hız ile yaklaşmaktadır. Yani evrendeki her şey hareket halindedir...

    📌 Eğer Dünya Dönmeyi Bırakırsa Ne Olur..?

    Şu anda uzayda bizlerin uzaya savrulmasının hiçbir yolu yoktur. Çünkü Dünya’nın yer çekimi, dönme hızına kıyasla daha fazladır. (Son harekete merkezcil ivme denir.) Ekvatorda gerçekleşen en güçlü noktasında bu merkezcil ivme, Dünya’nın yerçekimine sadece yaklaşık yüzde 0.3 oranında karşı koyabilmektedir. Diğer bir deyişle, kutup bölgelerinde ekvatora göre daha ağır olursunuz ancak bunu fark etmezsiniz bile...

    Ancak Dünya birden bire durursa bunun etkileri korkunç olabilir. Çünkü atmosfer, Dünya’nın orijinal dönüş hızı ile Dünya’nın çevresinde dönmeye devam edecek. Bu da karada bulunan insanlar, binalar ve hatta ağaçlar, yüzey toprağı ve kayalar dahil her şeyin süpürülüp gitmesi anlamına gelmektedir...

    📌 Peki ya bu süreç, yani ge aşamalı olarak gerçekleşirse ne olur..?

    Bu durum insanlara, hayvanlara ve bitkilere değişmek için biraz zaman tanımaktadır. Fizik kurallarına göre Dünya’nın en yavaş halindeki hızı, her 365 günde 1 kere dönecek şekilde olacaktır. Buna “kütle çekim kilidi” denir ve bu durum gezegenimizin bir yüzünün sürekli Güneşi görmesine diğer yüzünün ise sürekli karanlıkta kalmasına neden olur. Karşılaştıracak olursak bizim uydumuz Ay da Dünya senkronlu bir dönüş sergiler ve ayın bir yüzü her zaman bize baktığı gibi diğer yüzünü hiç görmeyiz...

    Ancak ikinci dönüş olmayan senaryoya geri dönersek: eğer Dünya dönmeyi tamamen bırakırsa bunun Dünya üzerinde başka tuhaf etkileri de olabilir. Mesela Dünya’nın dönmesinden kaynaklandığı düşünülen manyetik alan muhtemelen kaybolacak. Bu sebepten dolayı da o güzel aurolarımızı, Dünya’yı kuşatan Van Allen radyasyon kuşaklarını kaybederiz...

    Daha sonra ise Dünyamız, Güneş’in hiddetine açık bir hale gelecektir. Ne zaman taç küre kütle atımı gerçekleştirip Dünya’ya yüklü parçacıklar gönderirse, bunlar Dünya’nın yüzeyini vuracak ve her yeri radyasyona boğacaktır ki bu da önemli bir biyolojik tehlikedir...
  • "Üzgün ​​kalbim ve belirgin yara izlerim, kaybolmayacaklar."
  • 304 syf.
    ·1 günde
    Âşık, defalarca gördüğünüz, bildiğiniz bir yaraya, ilk diye bakmamış her defasında. İnsan acılarını paylaştığı, derdine derman olacak insanı değilde gider içinde, bir daha hiç kapanmayacak kadar derin yaralar açan ve dönüşü olmayan sevdaların derin dehlizlerinde kaybolacak sevdalara yelken açar. Hayat buya, zaten hep kalpte yara açana duyulur tüm sevgiler.. Çünkü âşkın en büyük özelliği yarayı açana duyulmasıdır.. Zamanınızı hiç değmeyecek birine harcamak, ömrümüzü onun yüzünün gülmesi için feda edecek kadar yürekli olmak. Tüm bunlar gerçek bir sevgi için kanıt olarak yeter.. Zamanla sevilmez, hor görülür ve belki de çocuk gibi dışlanırsınız aşk oyunundan, çünkü siz oyunu tüm kurallarına uyarak oynarken, bunu bir yenilgi olarak kabul eder kalanlar.. Bir aldatış bir savrulma başlar hayatınızda.. Her şey biter, "zamanla geçer" deyip sarmaya başladığınız yaralar aslında kapanmayan birer yara olarak kalır sizde.. Hayatınız normalleşsede her şey yara olarak kalır göğsünüzün orta yerinde.. Birde dost diye her seferinde omzunda ağladığınız vardır ki aslında görmeniz gereken bir türlü yalan sevgilerle yara almaktan, gerçek sevginin göz bebeklerinde ki aşkı görememek vardır..
    Böyle sever böyle gerçek sevgiye sahip oluruz ya da ömür boyu kalpteki yara ile yaşarız. Önemli olan gerçek sevgiyi bulup ömür sürmektir.. Hayatta illa birini sevmek zorunda da değilsiniz.. Bir ağacı,bir çiçeği hatta bir çocuğun masum gülüşünü bile sevebilirsiniz sadece severken kalbinizi kirletmeden, sevdiğiniz şeyleri seviyormuş gibi yapmadan tüm gerçekliği ile sevmelisiniz..
    Kahraman Tazeoğlu'nun "Bukre" adlı kıtabı işte tüm bunları ifade eden müthiş güzellikte bir gerçekliği ile anlatılan eser olmuş.. Belki yüreğinize dokunup kiminin okurken yaşadığı hayatı gözlerinin önünde canlandırarak okumasına vesile olacak kimi için ise gerçek sevginin tenlerde değil de gözlerin bir birine anlattığı bir duygu olduğunu gerçek aşkın işte o gözlerde olduğunu ve sadece güzel bakarak bulunacağı bir sevgi olacağını anlayacak ve sevdiğini işte öyle sevecek.. Unutmadan "Eğer sevdiğinizin gözlerini okuyabilirseniz kalbinde ne yazdığını görebilirsiniz..
  • Tüm o anıların zamanla kaybolacak, tıpkı yağmurun akıttığı gözyaşı gibi.
    Blade Runner
  • Zamanla..
    Zamanla her şey gelip geçer.
    Zamanla yüzü ve sesi unuturuz..
    Kalp daha da yenilince gitmek dert olmaz..
    Daha uzaklara gidip aramak gereksizdir.
    Boş vermek gerekir ve böylesi daha iyidir..
    Zamanla, geçer her şey gelip geçer zamanla.
    Taptığımız, yağmur altında aradığımız,
    Bir bakışının etrafında köle olduğumuz öteki
    Bu gece kelimeler ile satırlar arasında
    Ve makyajlı bir yeminin farı altında
    Geçecek ve kaybolacak,
    Her şey görünmez olacak zamanla..
  • Yaşamaktan öte yaşatmak daha güzeldir.
    Yaşamak sınırlı ve sonu vardır fakat yaşatabilmek sonsuzluktur.
    Ne yaşadığınız önemli değil nasıl yaratıldığınız ve yaratılma düşünce gücünüzle
    yaşadığınızda ne yaşattığınız önemlidir.
    Birine dünya olabildiğinizde sonsuzluk sizinledir.
    Yaşadığında değil ne yaşattırdığınla varsın ve varırsın asıl yaşayacaklarına.
    Belkide özel bir özettir yaşanılan hayat ve asıl yaşanacaklara içinden ulaştıran.
    Hayatın içinde yaşam katabildiğimiz kadar daima varız.
    Bazen yaşamak değil, yaşam olabilmektir hayat.
    Ve sonsuzluğu hissederek yaşamış, daha nice yaşanılacak gibi.
    Çünkü yaşam katmak nice yaşamalara ulaştırmak ve ulaşmaktır içinden.
    İçinde yaşattıklarındır daima varoluşun.
    Belki sevgiye yansıma varlığın bir iklim içinden ulaşılan
    bir yaşam.
    Belki yaşama zaman aralığı bir an sonsuzluğun mevsimi duyulan.
    O iklimin içinde sonsuzluğa savrulan içinde ki duyuşun resmidir.
    Yaşadığın andan ulaşılmamış zamanlara, ulaşmış gibi zamanın içinde bulmaktır kendini hayat.
    Dün, dünden önceydi. Bugünün tüm yarınları bugünden yine düne gider.
    Biz bugünden ise sadece düşünceyle daimaya gideriz.
    Yaşayacak sonsuzluk ve ulaşılacak bir aslımız vardır.
    Yaşamak düşüncelerde o halde düşüncelerin sonsuzluğunda;
    en uzak ve ulaşılmazdır özvaroluş.
    Yansımak en yakın şimdiye ait tek an.
    Belki güneş ışığı gibi içine doğan, aydınlanır düşünceler.
    Tüm gerçekliğine dokunabilmek güzel yaşamın.
    Hayat içimizde ki gerçeklerdir.
    Yaşam buyüzden güzel.
    Ve yaşamın içinden yaşamaktan öte
    sonsuzluğa ulaşabilmektir asıl yaşamın özüne varabilmek.
    Ve varolabilmek özüne.
    Yaşamak sınırlı değil sonsuzdur o.
    Yaşamak değil, yaşamaya akmak.
    Yaşamanın ötesinde yaşam olmak.
    Yaşanılmak yaşadıkça.
    Yaşattıkça yaşamak sonsuz varoluştan.
    Yaşamadan,yaşanabileceği ve yaşanabilirliliği seversin.
    Yaşamanın ötesinde varoluşu yaşamadan öğrenirsin.
    Bir sen vardır yaşanacak, yaşanılası.
    Bir sen vardır sonsuz yaşanılacak.
    Bir sen vardır yaşarken kendine dokunmak istediğin.
    Bir sen vardır kendine dokunduğunda oluştuğun.
    İnsan hayattır kendinden hayata dokunan.
    Hayat sadece yaşamaya değil sonsuzluğa ulaşmanın kapısıdır.
    Sonsuzluğun anahtarı kalbin duyuşudur.
    Hayata kalpten dokunmalı, sonsuzca dokunduğunda
    Sonsuzluk içine başka dokunandır.


    Ulaştığın kendinsin herşeyin içinden.
    Bakışlarındadır bazen yaşayacakların.
    Bakışların hem uzak bir o kadar yakın
    ve herşey yarımdır.
    An çoğalır baktığında
    her an zaman olur.
    Gözbebeklerinde büyürsün.
    Oysa yaşarken büyürdü insan.
    Görüşlerde büyür, duyuşlarda yücelirsin.
    İçindeki tek görüş,
    sözsüz bir anlatımdır.
    Aydınlığın yansımasıdır görüşüne yansıyan.
    İşte o an aydınlık olur bakışından öte
    seni içine alan.
    Bakışlarındadır bazen yaşadıkların.
    Sen senden önce hiç yaşamamış gibi.
    Bakışın en gerçek söz gelimi bir izlenim.
    Ve yaşayamadıkların vardır bakışlarında
    Kendinden içeri tutsak kalırsın.
    Kendini sorgularsın bakışlarda
    Bakışların hem uzak, bir o kadar yalındır.
    Bakışlarda yaşarsın.
    Gözyaşı içinden akan öz zamandır.
    Yaşadıkça küçülürsün bazen.
    Oysa yaşarken, büyürdü insan.
    Düşünürken bazen,
    Gözbebeklerinde büyürsün.
    Gözlerin sözlerin olur anlatıma susarsın.
    Henüz zaman yansıyan sonsuz aydınlık.
    Bakışın bir an sonsuza açılan yansımadır.
    Dinlemeyi gerçek anlamda duyduğunda izlemeye gerek kalmaz.
    Duyduğun yaşam yüreğinden içine yansır.
    Dinlemeyi gerçek anlamda duyduğunda,
    zamanla izlemek yaşamak olur.
    Herzaman gerçeklik yaşanır.
    Nasıl bir resim kalıyorsa geçmişten elimize,
    gözlerimizle gördüğümüz yüreğimize dokunan varoluş yansır.
    Daima gerçeklik yaşanacağını duyumsadığında gerçekleşirsin.
    Çünkü duyumsayabilmek içindeki zamandır.
    İçimizdeki gerçekler ile daima varız.
    İçimizdeki gerçeklik bizi yansıttığında tüm gerçekliğe ulaşırız.
    Madde belki birçok şeyi gerçekleştirebilir ancak maneviyat yalnızca kendimizi gerçekleştirendir.

    Önemli olan kalbin ne derece dolu olabilmesidir.
    Dolu bir kalple herşeyin ötesinden gerçekliğe ulaşılabilir ancak.
    Düşüncelerin kadar değil, gerçekliğinin sınırsızlığı kadarsın.
    Gerçekliğinin sınırlarına ise; hiçbir düşünce ulaşamaz.
    Gerçekler daima düşüncenin sınırında başlar.
    Çünkü hissedilen herşey kendi içimizde ki gerçekliktir.
    Özgürlük bir hayaldir onu düşlemek gerek.
    Düşledikçe özgürleşebilmeli ve özgürleştikçe gerçekleşmeli.
    Ve hayat düşüncenin içinden hayal ötesi ulaşmaktır aslına.
    Gerçekliğin sınırsızlığında ise kalp özgürleşir.
    İnsan sonsuzluktur ve kendi sonsuzluğuna ait.
    Öyleyse hangi zaman ve mekan tutsaklaştırabilir ki?
    Sevgi sığabilir mi kalpten başka mekana ?
    Düşündükçe üşür her bir düşünce.
    Yinede kendi içine akarsın aşkla.
    Hayatın içinde ayrı bir yaşam gibi
    sonsuzluğun şiiridir içinden ulaşılan.
    Tek bir an kalbinin derinliğidir.
    Ve tüm zamanlara kendi içinden ulaştığındır.
    Gözlerinin sonsuzluğudur henüz düşüncesiz görülen.
    Yüreğinin dokunuşudur, sonsuzluğun durduğu an.
    Sonsuzluğun içinden ulaşmaktır aşkla bakışın.


    Anları tutarsın bazen içinden daima ulaşılan.
    Oysa ulaştığın sonsuzluktur bir an duyulan.
    Ulaşabileceğin bir varoluştur yaşadığın.
    Yaşanılacak tüm kendi zamanından ulaştığındır yaşam.
    Tüm zamanlar ötesine bir an saydığındır bazen hayat.
    Yalnız aşka ulaşan aynı anda varolmak gibi.
    Zamanın savurduğu belki yaşanılası ve yaşamaya dair olan.
    Hiçbir zamandan söz edemeyiz zamanın kendisidir bazen ulaştıran.
    Başlangıç en eski ve en yeni çocukluk.
    Şimdi bir özgürlük rüzgarı gibi duyulan.
    Hissedilen daima bir ses yüreğimizden.
    Tek andan sonsuz yansıma ve yaşanılmaya ait.
    Daima sevginin aydınlığıdır aydınlatan.
    Sevginin içinden gerçek birliğine ermeli.
    Ulaşıldığında öylesine birşey için değil,
    birbirimiz için diyebilmeli.
    Yaşam için söz söylemeye kelime sınırlıdır.
    Yaşarken en anlamlı cümle olabilmeli.
    Özgürlüğün kokusu kendi ektiğin toprakların içinde ki çiçekten hissedilmeli.
    Topraksızda yaşayabilmeli çiçek.
    Öyle olmalı ki özgürlük; düşüncede sınırsız yetişmeli.
    Birdenbire duyulan bin kez hissedilen tek bir bakış olmalı sevgi içimizden.

    Ne geçmiş nede gelecek tek bir an tutuyorsa seni.
    Zamanın kalbidir yaşanılan.
    Sonsuzluğundur seni sana ulaştıran.
    Sonsuz zamanlara kaybolmuş gibi yaşarsın bazen kendinde.
    Düşündükçe hissedersin yaşamanın sonsuzluğunu.
    Sonsuzluğundan ulaşmış gibi aşkla varırsın kendine.
    Kendinde kaybolacak kadar seversin en varedenden herbir yokoluşu.
    Ve varolmaya yenilenen kalbindir.
    Sonsuzluktur gözlerinle yüreğinden duyuşun.
    Ve bakışın kadar yansır içine herşey.
    Tek zaman tutarsın gözlerinde.
    Baktığında gerçekten görürsün görüleni.
    Görünürlük tüm yaşamanın perdesidir aralanan.
    Süzülür içine bir ışık henüz gözlerini kapamadan.
    İçinde bir sonsuzluk tutarsın.
    Sonsuz şimdi , her anın parçası gibi
    Parça parça olsada tüm düşünceler
    tek düşünce tutar birleştirir içinden.
    Kendine tamamlanırsın.
    Duyarsın varolmanın derinliğini.
    Ellerin kalbinde değil,
    kalbin ellerindedir yaşama sunulan.
    Sevgi görebildiğin kadar değil,
    kalbinden duyabileceğin kadar vardır.
    Düşünürsün yaşamanın ayrıntısını.
    Hissedersin başka bir duyuş.
    Daima varolan ruhumuz ve duyuşumuzdur.
    Yaşarsın herşeyin üstünde öz bir düşüncede.
    İz bulursun içinden bir izlenimdir.
    Ve o izlerde kalbinde derin
    sonsuzluk hissettiğin bir gizdir.
    İçini merhamet sarar yaşama başka varoluş.
    Bir an sitemlerin iç örtüdür tüm haykırışlara.
    Öyle el sürmeliki kalbimize aydınlığa yüz sürer gibi.

    Bazen yaşarken görebildiklerinden çok,
    yürekten bakabildiklerinden ulaşırsın suyun asıl kaynağına.
    Herşeyden mutluluk çıkarırsın bazen.
    Çıkardıkça herşeyin hüzün yanına sarılırsın.
    O an başka mutluluk sarar içini.
    Ve herşeyden bişeyler çıkardıkça başka doğarsın kendine.
    Aramak zordur herşeyde kendini.
    Yaşamak hoştur bulduğun herşeyde kendini.
    Anlam çıkarmak herşeyden, herşeyin kendisi olmak ne güzeldir.
    Tek anlam olmak herşeye, ne zordur herşeyin içinde.
    Herşey olmuşcasına büyürsün hani herşey çok şeydir ya öyle.
    Herşeyi dahi aşarsın herşeye rağmen.
    Özgürsündür içinde.
    Zamanın ötesinde bir zaman var herşeye ulaşabildiğin.
    Bir perde, bir bakış, ve bir duyuş yürekten.
    Gerçeklikten bilince hayatın özünü,
    gerçek aşkın içinden ulaşırsın varlığının varolacağı
    ve varlığını unuttuğun andan varolabileceğin anlara.
    Anlaşılır varlıkta ki yokluğun değeri ve her anı.
    Düşüncenin özünde olabildiğinde,
    olabildiğince gerçeksin ancak.
    İçimize işlenir dizeler.
    Dizelerin her harfindesindir.
    Ruhunun yapraklarında okursun kendini.
    Dizeler hayatın özeti bir özet ki kendine öz anlamdır.
    Dizeler ki değil okudukların
    gördüklerin kendinden.
    Görebilir her bilen okuyabildiği kadar kendini.
    Dizeler hayatın özeti
    ve düşüncede buluşmaktır yüreğinle derinden.
    Sayfalar iç dizelerinle anlam bulur.
    Okudukça çoğalır, çoğaldıkça yazar, yazdıkça yaşarsın.
    Çoğaldıkça herşey artar. Ve herşeyin artmasıyla sen çoğalırsın.
    Amaçta sensin,hiçlikte, yaşamakta sensin, birlikte.
    Yaşamaktan daha özel ne olabilir ki?
    Varolduğunu bilmek gerçeği en büyük bilinçtir.
    Kendine dokun yaşama sarılır gibi.
    Kalbine sonsuzca dokunduğunda
    sonsuzluk içine b/aşka d/okunacaktır.
    Yürek bir kez dokundu mu söz d/okunmaz.
    Yaşamın özü dokunur hayatın s/özü d/okunur içine.


    Mutluluk inançtır.
    Çünkü gerçek mutluluk sahip olduğu kişiye daima gülümser.
    Duyulan özgürlüktür yaşanılan hayat.
    Bilmek,görebilmektir kendimizi aynı duyuştan.
    Aslında sade olanı karmaşık yansıtır gölgeler.
    Bazen başka doğar gün, geceden güneş.
    Buyüzden karanlık duyuş, yüzümüz aydınlık ses.
    Kim olsak, en derin şair biraz şiir olur içimizde.
    Şiir olduğumuzda tamamlanırız en özel aşk için.
    Sözsüz,kelimesiz,yazısız bir duyuş gibi.
    Kalbimizde gömülü hazinelerle yaşamak.
    Hazin hayatın içinden sevgi bir hazinedir ellerimizin altından kalpten el sürdüğümüz.
    İnsan herşeyden arınmış bir düşünceyle özüne ulaşabilir ancak
    Derin düşüncenin sizi nereye alabileceğini hiç düşünmeden düşüncenin kendisi olursunuz.
    Düşüncenin kendisi olmak düşünmek değil,
    Düşünce ötesi oluşmaktır.
    Yazı olabilmek; dokunabilmekten öte okunabilmek gibi.
    Anlamlaşabilmek ve anlam katmak.
    Bir noktadan sonra daima varolmak.
    Özümüz düşünceden öte sözsüz başkaldırmaktır kendimize.
    Asla hiçbirşeye başeğmemek.
    Çünkü okurken ancak yazılara başeğilir.
    Kendi oluşumundan sevginin özüne eğilir insan.
    Ancak ruhuna işlediğinde kelimeler
    düşünceyle bakışın ışığına yansıma ulaşılır.
    Bir düşüncede gözyaşı olmayı özlemek gibi.
    Kelimeler kendi iç sessizliği kadar yalnız
    Daima bizi bize yansıtan ve tamamlayandır.
    Yaşamın dışında ki aydınlık,hayatın ışıklarını biraz kısabiliyor ki
    karanlıklarda içimizi görebilelim yansımadan.
    Ve yaşamda kelimeler daima aydınlığa yazılır.
    Öyle olmasaydı okunamazdı hiçbir karartı.
    Önceleri kalbimizi duyarız kalbimizin duyuşudur hayat
    Sonraları ise kalbimizi görmekle başlar yaşam.
    Düşüncenin derinliğinden varolup duyabilmek kendimizi,
    kendimizi, kendimizin ötesinden görebilmektir.
    Önemli olan aynı bakıştan aydınlığa ışık tutabilmektir.

    Kendi içimizden gerçekleşebildikçe gerçeğin kendisiyiz.
    Yok ki gerçeklikten ötesi.
    Özüdür insanın yaşama varolduğu duyuşu.
    İnançtır duyumsadığı ve bilmektir kendini kendi ilminden.
    İmandır kalbinin özü.
    En büyük mutluluk eğilebilmek sevginin birliğine.
    Çünkü sevgi kimlik olmaktır önce kendine.
    Bir kimliğe herhangi bir kimlik giydirilir.
    ama herhangi bir kimlik bir insana asla.
    Ne kadar bilirse bilsin insan,
    kendini sevginin birliğinden bilmek en güzel bilgidir.
    Bilmek ister insan yinede bilmediğini bilginin dışında.
    Sevginin özünü bilen yaşamın özünüde bilir.
    Herşey birşey için varolur o tek şey kendi özümüzdür.
    Kendimize kendimizin ötesinden varolmak.
    Olmak bir andır,oluşmak ise zamanla.
    Çünkü yaşam değil
    daima yaşanacaklardır yaşam ötesi yaşayacak varlığımızdır.
    Mesela yeni bir dünya doğacak, sonsuz derinliğinde yol aldıkça sen.
    Mesela gökyüzü bir resim çizecek mutluluğun resmini görecek insan.
    Sen dile ki o ilham sonsuzluktan aksın içine.
    Güneş, bir çiğ tanesinin içine sığabilecek mesela.
    O an gün, gözlerinde gülümseyiş olacak ıslanır gibi yağmurlu bir ışıkla.
    Mesela zaman ellerinde dokunmalı kendine yürekten.
    Sonsuzluğun ilk hecesinde yeniliktir başlangıca duyuşun..
    Kendimize inanmak yaşama kanmaktır.
    Yaşama kanmaksa onun bize doğru bakışı.
    İşin içinde ya yürek varsa? öyleyse yüreğin sermayesidir alın teri.
    Kalb her işin içinde, bir hazinedir.
    Akıl ise yüreğin orantısında mantıklaşır.
    Yüreksiz bir akıl ise daima akla aykırıdır.
    Yapacaklarına inan ki daha önce yapılan herşey bundan sonra
    yapacaklarının yanında hiçbirşey olsun.
    Ve hiçbirşey engel olmasın, yapmak istediğin ne varsa herşeyden öte bir şey olsun adı yaşam olan.
    İnanç sonsuzluktur.
    Gerçekliğimiz ise düşüncemizdir ulaşılan.
    Gerçekliği duymak düşüncede tüm oluşan hissettiğin şeydir duyulan.
    İçimizden dışarıya yansır,
    bir söz, bir bakış ve gülümseyiştir o.
    Kalbimizle duyabildiğimiz kadar imkanlar içindeyiz.
    Çünkü içimizde ki yaşamak asla dünyanın içindeki biz değil.
    Buyüzden hayat dünyada sınırlı iken sınırsızlık kalbin ulaşabileceği yerdir.
    Buyüzden beden tutsak iken gerçeklik ruhun özgürlüğüdür.
    Dünyanın içinde en özgür olabilen dünyayı gözlerinin dışında görebilendir.
    Gerçek özgürlük içimizde ki inançtır.
    Ve kalbinle duyabilmek gerçekliği yaşamaktır.
    Kalbinle duyabileceğin kadardır hayat, ötesi ulaşabileceğin sonsuzluğun.