• Kitabın yazarı Trevanian takma adlı Newyork ta dünya ya gelmiş Rodney William Whitaker dir.Roman ın kahramanı olan kısaca Hel(Nikolay Aleksandroviç Hel)in karakteri ve yaşadıklarından daha ziyade kitabın yazarı nın daha önceki kitaplarında adeta uygulansın diye kullanma kılavuzu olarak kullanılmış anlatımları ve bu anlatımların birinin bir dağcının ölmesi diğerinin de İtalya da bir müze den tablo çalma hırsızlığının Travenian ın kitaplarındaki kurgudan etkilenilerek uygulanması dikkat çekicidir.Travenian bu sebeple bir kiralik katil olan Hel in ‘çıplak elle adam öldürme’ maharetini ayrıntısına inmeden anlatmıştır.Hel Japonya da dünya ya gelmiş annesi Rus, babası Alman 40 yaşlarında ama 20 görünümlü,kadim bir Uzakdoğu oyunu olan Go ustası ve bu oyunun felsefesini yaşam biçimi haline getirmiş bir adam dır. İspanya da mülkü olan bir şato da ve kendisi için özel olarak yetiştirilmiş geyşa Hana ile Maldivler de tatil tadında bir hayat yaşarken Bask bölgesi olaylarında etkin bir arkadaşına yardım etmek üzere huzurlu günlerine ara vererek aksiyon dolu asıl hayatına geri döner.Benim aklımda daha çok kalan yıllarca çözümsüz bir merakla beynimin dehlizlerinde dönüp duran şu jilet olayı..Hel ve Hana nın Hint felsefesi ürünü Kamasutra yı aratmayacak farklı bir orjinlikteki seks hayatları nda Hel in Hana ya daha fazla zevk alması için uyguladığı jilet olayı dır.Ama kitap hiç mi hiç ayrıntı vermiyor.Ama siz biliyorsunuz ki Müslümcülerin kendi varlıklarını hissetme adına kendilerini jiletlemeleri ile uzaktan yakından alakasız bir jilet olayı..Sanırım yazar,daha önceki kitaplarındaki betimlemelerin taklit edilmesinden duyduğu endişe sebebiyle siz Hel kadar becerikli olamazsınız diye düşünmüş ve tüm erkek okuyucularına notunu vermiş tir.Hel bir dehadır 7 dünya dilini anadili gibi konuşur.Kitap okunduktan sonra ılık tatlı bir rüzgarın estiği bir ilkbahar gününde ,kelebek kanadı gibi uçuşan eteklerinizi bir elinizle tutarken diğer elinizle de saçlarınızdaki papatya tacını tuttuğunuz sırada birden yağmur un başlaması ama tüm damlaların jilet formunda yere düşmesi ve sizi hiç acıtmaması gibi sıradışı bir hayal in içinde kalma duygusu içinde beni bıraktı..Kitabın adı Şibumi ise hakimiyet sağlamaya çalışmadan elde edilen otorite anlamına gelir bizim Türk islam felsefesindeki kanaatkarlık ve mütevazılık ile benzeşir.Farklı becerilere sahip olmak başlı başına farkındalık yaratan bir durumdur zaten.Şibumi okunmalı.
  • Papatyanın hikayesi

    Sadece 3 gün ömrü olan Kelebek
    Papatya ya aşık olur :
    ancak : öleceğine saatler kala
    " Seni Seviyorum " der
    papatya sadece " bende " diyebilir ve
    Kelebek ölür.
    Ona sevdiğimi neden zamaninda söylemedim diye Papatya üzüntüden hasta olur...
    yapraklarıni dökmeye başlar...
    döktüğü her yaprakta " seni seviyorum " der
    ve Papatya ölür....
    işte bu günden sonra sevildiğini duyamayan herkes papatya ya sorar
    seviyormu, sevmiyormu diye...
    sevdiğinizi söylemekte cimrilik etmeyin ve geç kalmayin. Bunu duymaya herkesin ihtiyaci var.

    ALINTI
  • Sabahları benim kadar seven şair Şükrü Erbaş'ın, kapağı mint yeşili, içi derya deniz, kıymetli 4 kitabının derlendiği Bütün Şiirler-1 ile günlerimi insanlıkla doldurdum da geldim. İnsan olmayı hissettiren ve hissedenler var olsun.

    Kitabın ilk sayfasına kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü not düştüm: ''Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.'' Şükrü Bey'de hissettiğim merhametti çünkü.

    Şairin bana düşündürdüğü en kuvvetli hâli, her neye bakarsa ve her ne yaşarsa yaşasın <güzel bakması.> Hepimizin hayatında çivi yazısıyla yazılmış gibi kazınmış anılar vardır. Bazısı kanayarak yazılmıştır bazısı gülerek. Fakat o baktığı her şeyde bir güzellik bulduğu için, acıyı bile öyle ifade etmiş ki, acı olduğunu bile bile, anlamın içine adım atmaktan bir an geri durmak istemiyorsunuz. Kirpiklerle ilgili kaç güzel satır yazılabilirse yazmış ve bazen acının kenarına papatya yaprağı gibi dizmiş intizamla, bazen kirpiklerini salıncak yapmış bir çocuğun sevincine. Bu da şairin sadece güzel bakmakla değil, söz oyunlarını yapabilmesiyle de şair olabileceğini gösterir.

    Yaşam denilen bu uzun yolda birçok anıyı, acıyı, meşgaleyi ömre katık eder gideriz. Ama onlar ne yenir ne yutulur. İşte bundan sebep ki ''Yaşamak bir uzun yolculuk/ Bitirmeden biteriz.''

    Her insan gibi konuşmaktan hoşlandığım ve maruz kalmaktan hoşlanmadığım şeyler var. Hayatım boyunca hep sosyal bir insan oldum. Ama geçtiğimiz sene içerisinde şunu fark ettim, eğer bazı insanlarla çok fazla konuşmak istemiyorsanız bazen hoşlandığınız insanlardan da uzak durmanız gerekebilir. Bu yüzden kendimi sosyal medyadaki insanlara sessize alırken, içimin sesini sonuna kadar açıp, çok mutlu haftalar geçirdim de geldim. Uzun yıllardır yağmur mevsimi geldiğinde mumlarımı yakar, şiirlerimi okur ve bir tür terapi ile ruhumu, enerjimi tazelerim. Güzel söz söyleyen herkesi dimağıma işler, sözüme sohbetime yedirir, o insanların bayrağını taşımaya çalışırım. Şiirler, kalbinize ulaşan şairleri keşfettiğinizde, işte o zaman anlamlı gelir size. Şiir denilen ne bir koldur, ne bir yoldur. Kimi kaktüs gibi gelir, kimi gelincik gibi. Bu sizin şairle ruh uyumunuzla da ilgilidir. Ama rüştünü ispatlamış her şairde, mutlaka sizin de kalbinizde, dilek balonlarının sakin güzelliğini uyandıracak mısralarınız bulunur. Bu yüzden Şükrü Erbaş'ta hepinizin içine dokunacak satırlar bulmanız kuvvetle muhtemel. Böyle güzel haftalar içerisinde bana beni anlatan satırlar içinde öyle mutlu oldum ki, bunu söz ile anlatmak kafi gelmez. ''Geceler Aydınlık'' isimli şiiri beni yıllar öncesinden sesime ses olan adama tebessümle baktırdı ve sessizliği aydınlık yaptığım günlerde, insansızlık gündüzüm olmuşken, bu dedim, işte bu. Şair de zaman zaman hepimizin içine düştüğü o dış dünyayı sakine alma metodunu denemiş ve suskunluğun tüneklerine çekilmiş. Eğer siz de, söz umduğunuz inceliğe inmiyorsa, alnınızdaki damar kalınlaşmadan, anlamı ucuz edenlerden uzaklaşın ve sessizliğin şükrüne varın. Çünkü Şükrü Bey'in de dediği gibi uysanız kendi özünüzden uzaklaşır, direnseniz gününüz kararır.

    ***

    Kitapta kadınlara ve çocuklara sık sık merhamet içeren, yufka bir yüreğin nazik ve <anlayan insanın gözlerini> taşıyan cümleler var. ''Herkesin gerçeği kendine acı/ Herkesin acısı kendine biricik'' Bunun böyle olduğunu kabul edip, çevremize acımızdan yaptığımız iğnelerle dikenlerle bir hâl sergilemek de mümkün, acımızı gücümüzle sarıp, diğerlerine merhem olmak da mümkün. İyilik; sadece içimizden geldiği için yapılan bir eylem değildir. İyilik, aynı zamanda seçerek yaptığımız bir eylemdir. İnsanız. Hepimizin bir kalbi var. Ve bazen kalbimize yenik düşeriz. <Kalbe yenik düşmek> demek, sadece üzülmek, acı çekmek demek değildir. Kalbimizin, bizi koruyan yanına da yenik düşmek demektir. İnsan, kötülüğe maruz kaldıkça saldırganlaşabilir. Kötü söze maruz kaldıkça kötüleşebilir. (Engin Geçtan'ın İnsan Olmak'ı da bu yazıda etkili.) Haberleri izlemek dahi kâfi. Kelimeleri fırlatıyor musunuz? Yoksa çiçek gibi mi sunuyorsunuz?

    ***

    İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındığınız ne çok an var, değil mi? Aslında siz, bir insandan bir başka insana sığındınız. Kiminin dert olduğu yere, kimi şifa olur. Aslında biz yalnız kalmak istemedik, hiçbirimiz. Anlaşılmak ve anlamak istedik hepimiz. Kitap; bir kalp, bir düşüncedir. Kitap, insanı temsil eder. Peki, bizleri birbirimizden kaçacak noktaya getiren nedir? Sebeplerin en büyüğü, nerede duracağımızı bilmemek. Karşımızdaki insana, gereğinden fazla yaklaşmak. Kirpilerden öğreneceğimiz çok şey var. Birbirimize, birbirimizi ısıtacak ama dikenlerimiz batmayacak kadar yaklaşmayı öğrendiğimizde daha iyi hissedeceğiz. Her şey insanla anlamlıdır. Her kitap, insanın dünyaya bir haykırışıdır. İçeriği ne olursa olsun, yazanın izidir. Kimle dost olacağınızı belirleme özgürlüğü kitaplara olan sevginizin sebebidir. Anlamı, insansızlıkta aramak da bu seçim özgürlüğüdür. ''Koşaradım'' şiiri de işte bana bunları düşünürken kelime arkadaşı oldu. Bu şiirle öyle çok şey düşündüm ki. Mutlaka okumanızı isterim. Kulaklarımızı tıkayan kalbimizin gümbürtüsü değil, kötülüğün uğultusu olunca, sesi kesmek için sessizliğe çekilişimiz bundandır. Kalp de kötü de 4 harf, ikisi de göğsümüzden çıkıyor. Seçiminiz nedir?

    ***

    Bu kitap kusursuz bir kitap değil. Fakat kusursuz o kadar çok şiir var ki, sevgimiz şefkatle el ele tutuşup, derin bir hürmete dönüşüveriyor bu satırlar karşısında. Bu kalbi pamuk insan için yaşamak çok zor olmuştur eminim. Bu incelik, çok kırmıştır yüreğinin dallarını. Hassaslıkla acizliğin/ güçsüzlüğün/ zayıflığın karıştırıldığı bu hayatta bu gönlü güzelin yazdığı/yaptığı şey sadece edebi sanat, söyleyiş güzelliği değil.Hiç değil. Baktığı her yeri, bir his olarak içine alan bir insan bu. Onun dimağını, düşüncelerini paylaşıyorum hissem kadar. Yorgun düşüyorsak, yorulduğumuzdan değil, düşen bir yaprağın dahi hüznünü paylaştığımızdan. Bundan kaçamadığımızdan değil, kaçmadığımızdan. Umduğunuzu alabildiniz mi bari şu hayattan, bilmiyorum Şükrü Bey. Sulardan hayatın duruluğunu, mavilerden mutluluğun rengini almamızı söylüyor. Okurken her bir zerrem kanatlanıyor da kelebek oluyor sanki, mutluluktan uçup uçup konuyorum kelimelerin dallarına. Yaşamak mutlaka bir sanat, elimiz ne kadar iyi fırça tutar, nefesimiz ne kadar yeter bu dünyanın kavalına bilmem. Kelimelerim ve kelimelerim var o kadar. Bir de sevdiklerime sarılmak için göğsüm. Sanat sizin, sanata değer vermek bizim işimiz olsun. Bu şekilde gönül penceresini ışıl ışıl temiz tutmuş insanlarla karşılaşmak umuttur. Herkese duyduğu o incelikli saygı bize de yol gösteriyor.

    Tek bir satırını dahi ıskalamamak için, sayfalarını günlere böldüm yine. Şiire hak ettiği saygıyı sunmak lazım. Bütün saygımı toplayarak araladım sayfaları. Hazır olarak okumak, en güzel okuma halidir. Bunu anladığımdan beri mutluyum şiirlerin eşlik ettiği saatlerde. İçimi maviye boyayan kitaba güneşimle geldim. Işıyorum. Bir insan, bu kadar iyi satırı bir ömre nasıl sığdırır, bilmiyorum ama. Ve merak ederek sonlandırıyorum, öyle çok şiir var ki içimi hayal işlemeli bir hançerle oyan, böyle sevebilen insanların sevdikleri kadınlar, acaba bu şiirlere değen kadınlar mıdır? Yoksa ''güzelliğin on para etmez/ şu bendeki aşk olmasa mıdır?''

    Serbest nazım ölçüsü ile sanat nasıl yapılır, buyrun. Tercih edeceklere keyifli okumalar dilerim.
  • Ah insanlar . . .
    Kelebek der,papatya der,mavi der,seviyorum der
    Birgün yaşatmaz,işini görünce ezer,aslında karadır, ve onlar sevemez . . .

    Namık BAHAR
  • Sadece üç günlük ömrü olan kelebek, papatyaya aşık olur.
    Ancak öleceğine saatler kala, seni seviyorum der.
    Papatya sadece ''Bende'' diyebilir ve kelebek ölür.
    Ona sevdiğimi neden zamanında söyleyemedim diye papatya üzüntüsünden hasta olur. Yapraklarını dökmeye başlar,
    Döktüğü her yaprakta seni seviyorum der. Sonunda ölür.

    İşte O günden beri sevdiğini söyleyemeyen herkes,
    Papatyaya soruyor, seviyor mu? sevmiyor mu....? diye
    Eğer sende seviyorsan Papatyaya sorma,
    Sevdiğine.... SENİ SEVİYORUM de...!