Mutlak birlikten doğan ve mutlak birliğe dönen kozmik gerçek. Bu yoldaki tecellinin dokuz basamağı: l —
Mebde, 2 — Akıl, 3 — Ruh, 4 — Fikrî madde, 5 — Üç
buutlu madde, 6 — Felekler, 7 — Tahte'l kamer'de müessir
olan tabii kuvvet, 8 — Unsurlar, 9 — Unsurların terkipleri.
Bu ilk tecelli hareket sayesinde gerçekleşir. Unsurların terkibi yoluyla Bir'den doğan gerçek yeniden vahdet'e döner.
Madenden nebat doğar, nebattan da hayvan ve sonra insan. Atmosferden buzlar bölgesine sonra da esir âlemine
geçildiği gibi, esir âleminden de arşa geçilir. Danvin'in
tezlerini müjdeleyen bir «geçiş-dönüş» telâkkisi. Danvin
için de taşlan kaplayan bitki embriyonlan madenle bitki
arasında bir ara durak değil mi? Maymun da insanla
hayvan arasında bir geçiş. İnsan, arzın merkezi ile gök'ün
doruğu arasında, yan tabiat, yan ruh. Arşa dönmek ister,
orada madde dışı. saf varlıklar kendini beklemektedir.
Ruhî güçlerden her birinin kendine göre bir amacı
vardır, mahiyetini belirleyen bir amaç: insan hürdür.
renler de görülür.
Kilise kendi üzerinde kafa yormaya başlayınca, helenlzm'e neler borçlu olduğunu, daha doğrusu helenizmin
hıristiyanhğa ne kadar yakın olduğunu anlayacaktı. Kilise
babalarından bir çoğu (Justin, İskenderiyeli Clement gibi)
helen hikmeti ile meşbu idiler ve helenizme yakınlıklarından dolayı «gentils»ler arasında imtiyazlı sayılıyorlardı.
Onlara göre kadim hizmetin üstadları Allah tarafından
aydınlatılmışlardı ve kelam, İncil'in ortaya çıkışından önce, Heraklit ve Sokrat'a aşikâr olmuştur. (İslâm mutasavvuflan içinde Yunan'ın 7 hekimi, adını bilmediğimiz nebiler arasındadır. İlk hıristiyan babalarıyla İslâm mutasavvıflarının inançları arasındaki benzerlik çok dikkate lâyıklar.)
ununla 'beraber bu mistik kozmoloji doğrudan doğruya sufilerin eseri değildir. Sufi düşüncesine nereden ve
nasıl geldiğini ilk defa olarak bu eserde görüyoruz. Seyit
Hüseyin Nasır'a göre bu görüşün temellerini «Altın Çağ»
daki felsefe mektepleri atmıştır. iBlhassa Aristo felsefesinin üstad-i sânisi ibn Sina. Demek ki tasavvufun son çiçeklenişini Helenistik kültürün varislerine borçluyuz. Garip bir zıddiyet.. Bu zıddiyeti İslam düşüncesinin ve kültürünün bir iç-hikmet'iyle izah edebiliriz.»