• Kitabın önsözündeki alıntı da çok çarpıcı ifade yer alıyor. "Biz dünya nüfusunun % 6.3'ünü oluşturuyoruz fakat zenginliğin ise yarısına sahibiz...Kendimizi, çıkarlarımızdan fedakarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza gerek yok."

    Hemen alt kısımda başlayan kitabın başlangıç cümlelerini okuyunca insan kendini film izlemiş gibi hissediyor ve hani bazı filmlerde yer alan kayan yazıları okuyormuş gibi düşündüm kendimi. Siyah ya da flu arka plan ve alttan yukarıya doğru silik kesik titrek beyaz bir yazıda şu söyleniyor: "Bu kitap (film) küçük bir sosyo-politik elit zümre tarafından 2. Dünya Savaşı sonrasında Vaşington'da ele alınmış bir proje ile igilidir. Aynı zamanda bir avuç insanın savaş sonrası tüm kaynaklara ve güce sahip olmasının hikayesidir." Daha kitabı okumaya başlamadan önce önsöz kısmında bununla karşılaşıyoruz ve bu iddialı cümle üzerine pür dikkat kesilip, neler olacağını düşünmeden edemiyor insan.

    Kitabın hemen başında etkili ve dikkat çekici bir cümle. O zaman akla şu gelebilir. Sosyo-politik, elit, zümre, Vaşington, proje, 2.Dünya Savaşı, Rockefeller, ABD Başkanları, BM, şirketler gibi gibi onlarca kelimeyi birbirine bağlayan nedir?
    Kim? Ne amaçlıyor? Niçin? gibi gibi çeşitli sorular ard arda gelebiliyor.

    Ölüm tohumları - Genetik Bilimin Arkasındaki Karanlık Oyunlar- kitabı da bu çerçevede gıda üzerinden oynanan oyunları göstermeye çalışıyor. Açılış Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nun yazısıyla başlıyor ve yazarla tanışıklığından bahsettikten sonra gen bilimi ya da moleküler biyolojinin insanlığın iyiliği için kullanılmak istendiğinde nasıl güzel şeyler ortaya çıkacağını ama kötü amaçlı kullanım olursa insanlığın karanlığa bile gömüleceğini bize bildiriyor. Moleküler Biyolojinin bir avuç insanlık düşmanı, karanlık güçlerce nasıl bir silaha dönüşebileceğini de ifade ediyor. Bu çerçevede kitap, bazı yapılanmaların, insanların gıdalarını kontrol etmek suretiyle,
    bazı ırkları yok ederek dünya nüfusunu azaltmayı amaçladığından bahsediyor.

    Diğer konularda olduğu gibi Moleküler Biyoloji sahasının stratejik önemde olduğunu ve bir an önce bu yönde çalışma yapılması gerektiğini 1960'dan beri ifade eden Sinanoğlu, maalesef çeşitli sebeplerle kendi söyleyip kendi dinlemiş olduğunu da üzelerek anlatıyor.

    Dünyada her millet içinde insanlığı düşünen bilim insanları, devlet görevlileri var ama bu kişiler görevlerini de bazen yapamaz duruma da getirtilebiliyor. İnsanları bilgilendirmeyi ve daha iyi bir gelecek için birşeyler yapılmasını düşünen de az değil ve William F. Engdhal da bunlardan biri.

    Oktay Sinanoğlu kitaba önsöz yazarken, yazarda kitabı Sinanoğlu'na ithaf ediyor. Birileri yine biryerlerde bunlara komplo diyebilir. Varsın desinler. Ama 'komplo' değil gerçekse o zaman ne olacak? (1)

    William Engdahl'ın okuduğum ilk kitabı olan Sahte Domuz Gribi, Gıdalar Üstün Irk Yaratma Dünya Nüfus Azaltımı Projeleri den sonra bu ikinci kitabı. Yeni okumaya başladığım Tanrıların Gazabı Kaybolan Hegomonya bittikten sonra diğer kitaplara da sıra gelecek. Muhalif bir yanı var. Muhalif bilgiler veriyor ama öyle laf ola torba dola anlamında da değil. Belki Türkiye'de pek tanınmıyor, okunmuyor olabilir amabu bir takım olguların varlığını da yok saydıramaz. Yazar bize bir görüntü, resim gösteriyor ve onun nasıl okunması gerektiğine dair bazı ipuçları vererek hem kendi bazı yerleri açıklıyor hem de bizim bulmamızı, düşünmemizi istiyor. Yani, körü körüne bir yere bağlanmadan şu, bu, o, onlar, bunlar demiş ben inanırım demeden kabul veya reddetmenin neden-sonuç ilişkisi içinde birşeyleri anlatmaya çalışıyor. Gördüğümüz dünyanın içindeki bazı insanların gün gelip bizim kökümüzü bile kazımak için ellerinden gelen herşeyi peyder pey yapmaya başladıklarını bunun bir adımı da gıda olduğunu ve hatta Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger'in "Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin." cümlesinin öylesine söylenmiş bir söz olmadığı vurgusunu kitabın sayfaları arasında görmekteyiz.

    Peki ne anlatıyor "Ölüm Tohumları" adlı kitap. Temel yiyecek maddeleri üzerine oynanan oyunlardan bahsediyor ve bir ailenin 'kara altın' petrolden elde ettiği kazancın devamında GDO'lu besinlerle de zenginleştiğinden bahsediyor.
    Peki, genetik değiştirme nasıl oluyor diye bir soru insanın aklına takılıyor. Onun da cevabı şu şekilde veriliyor: "Bir bitki ya da organizmada genetik değişiklik demek yabancı genlerin alınarak bir bitkiye eklenmesi ve böylece genetik yapısının normal üreme yoluyla olmayacak şekilde değiştirilmesi.." demek oluyor.

    Kabul edelim ya da etmeyelim belki çok da az olabilirler ama dünyada kendini 'Tanrı'nın yerine koymak isteyen küresel bir çete var. . Bu çetenin çeşitli kollarından biri de 'gıda'dır. Bir takım yeni arayışlarla insanlığı kendi egemenlikleri ya da boyundurukları altına alıp, onların peşinden gidecek sürüler haline getirmenin yollarını arıyorlar diye bahsediyor kitap. Kendi imal ettikleri ve kendilerine biat edecek şekilde insanlık arayışı içinde olduklarını ifade ediyor. Tarım ve hayvancılık yani gıda üzerinden ince hesaplar yapıp gelecek zaman içinde peyder pey toplumun kendilerine tabi olmasını yani bir çeşit distopik bir dünya egemenliğine gidecek yollardan biri olan gıdayı kontrol edip dünyayı kontrol etme peşinde koşan insanların yaptıklarından bahsediyor.

    Özet olarak gıda işlenmiş kitapta ama bunun çeşitli ayakları olduğu da bilinmektedir diyor yazar. Belki okuyan kişiye bilim kurgu gibi gelebilir ama distopik eserler de bu
    yapılan çalışmalardan esinlenmiş olmasın?

    İnsan neslinden bir çeşit salt 'temiz' bir ırk oluşturup, onun dışında kalanların yani uygunsuz, engelli, sakat, beyaz olmayan ırkların ayrıştırılıp, yok edilerek yeni bir insan nesli hedeflenmiş olmasın? Belki de ilk adım bu tarım ve hayvancılıkta başlayan çalışmalar olabilir. Genleriyle oynanan ve farklı türdeki meyve-sebzeler
    haricinde hayvancılık alanında da uzun yıllara dayanan gen mühendisliği çalışmaları artarak devam ediyor.

    Kitap 5 ana kısım ve onların altında yer alan alt başlıklardan oluşuyor. Birbirine bağlı, kaynak verilerek anlatılmaya çalışılan kitapta ilk bölümden son bölüme kadar araştırma kitaplarında yer alan kaynaklar da veriliyor.

    Kitaptan çok sayıda alıntı yaptım ama ayrıca kendi notlarıma aldığım yani buraya yansıtamadığım yerler de mevcut. Öyle basite alınacak, tek seferde okunup bitecek, john'la, Jehnn'in aşk hikayesini ballandıra ballandıra anlatan bir kitap değil. Kafa yorup, niçin bizde bazı şeyler değişmediğinin cevabını da bulabileceğiniz nitelikte size kılavuzluk eden bir çalışma. O yüzden bu kitapta sanatsal anlatım, betimlemeler, kelime oyunları gibi unsurlar bulunmaz. Gizlenen, göz ardı edilen, arka planda tutulan ama önemli yani insan sağlığıyla doğrudan ilişkili konular mevcut.

    Örneğin, 168.sayfadan başlayan ve devam eden konuda, bir ülkenin yani Arjantin'in ekonomik olarak nasıl batırıldığını ve ele nasıl muhtaç duruma getirildiğini açık kaynaklarla okuyacağız. Aynı şeyler dünyanın her tarafında da isimler farklı olsada yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

    Türkiye'de bunu gördü. Mesela, 15 günde 15 kanun bunlardan biriydi. Ya da şu anda olan şeker fabrikaların satılması da küresel güçlere yani ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler)'lara yeni pazar elde etmek için olmasın? Arjantin örneğinden yol çıkarsak, 'Hükümet ve özel propaganda araçları, soya diyetinin ne kadar sağlıklı olduğunu, süt ve etten alınacak proteinden daha faydalı olduğu anlatılıyordu ama uzun süreli soya tüketimi insan sağlığını olumsuz etkilediğinden kimse bahsetmiyordu.'

    Bu bana hiçte yabancı gelmedi. Şimdi TV, gazeteler , internette bu şekilde bol miktarda haber yok mu? Yok etten bu kadar daha fazla besleyiciymiş, sağlıklıymış, kalorisi yüksekmiş falan filan. Bu haber adı altındaki yönlendirmenin tek amacı parası olamadığı için et alamayan vatandaşları uyutmak. İsyan çıkmasını önlemek, uyuşturmak. Yani, o kadar besleyiciyse kendileri niye yemiyor. Onlar koca göbekleriye ağızlarını şapırtatarak biftekleri, bonfileleri yutacaklar eee, vatandaşa da sağlıklı beslenmek istiyorsan 'soya fasulyesi' ye, rahatlarsın, aynı kalori hatta bak besin değeri daha yüksek ve hatta et kolestrol yapar diyerek milleti aldatmaya devam ediyorlar. Yerinde ya da kararında yenilen bir besin insan sağlığını tehlikeye atmaz ama genleriyle oynanmış ve artık ne olduğu belli olmayan terminatör tohumlardan türetilmiş besin maddeleri her türlü tehlikeye yol açacağını şu andaki sağlık sisteminden de görmekteyiz. Hergün yeni hastalık adları duymaya başladık ve bunlara uygun hemen tedavi yöntemleri de peşinden geliyor.

    'ABD ve İngiltere Hükümetlerinin genetik olarak değiştirilmiş tohumları acımasızca tüm dünyaya yayma girişimleri aslında Rockefeller Vakfı'nın 1930'lardan beri onlarca yıldır süren Nazi soy arıtım araştırmasına para aktardığı sır siyasetin uygulanmasıydı.' Ve bu düzen hala devam ediyor.

    Ezcümle: Bu kitabı da okumakta fayda var. Bir şeyler öğrenmek için okuyup, anlatmak da önemli. Tavsiye ettiğim bir kitap.

    Notlar: Okuduğum kitap 3.baskı 2010 tarihli ve 294 sayfadır.
    + Bilim + Gönül Yayınları yani Oktay Sinanoğlu'nun (ya da onun desteklediği) bir yayınevinden çıkmış.
    + Kitabın baskısı bitmiş ve o yüzden ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
    + Kitabın giriş kısmında yazar hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmakta ve genelde hangi konular hakkında yazdığını okuyabilirsiniz.
    + İngilizce biliyorsanız yazarı internet sitesinden takip edip ve İngilizce kitaplarını okuyabilirsiniz. Türkçe hariç başka bir dil bilmediğim için, iyi bir yayınevi ve iyi bir çeviri kitapları tercih diyorum.
    + Ayrıca kitabın yayınevine, yazarına, çevirmenine bu güzel çalışmayı bizlere sundukları için teşekkür ederim.
    + Kapak resmi ve arka kapak yazısı bence yerinde ve kitapla bir bağ kurulabilir nitelikte.
    + Kullanılan yazı tipleri ve büyüklük yeterli.
    + (1) olarak geçen bölüm yazısını 18/05/2013 tarihinde yazmışım. Kitabı 25 sayfa okumuşum sonra bu zamana kalmış.
    + 15-23/03/2018 tarihleri arasında okudum.
  • İlk önce farklı tür kitap okuma etkinliğini #28167510 oluşturan Necip G. abim ve bu kitabı ısrarla okumamı isteyip, ayrıca kitabı hediye eden kardeşim Mustafa Diyar a teşekkürler. Etkinlik henüz başlamadı ama kitap erken gelince beklemek istemedim.

    Evet İmam Gazali denilince korktuğum doğrudur. İmam Gazali isminin ağırlığındandı belki de korkum. Ve de sufizm’e uzak oluşum. İmam Gazali den bahsedecek olursak hayatını ilme adayan bir düşünür. Öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikri akımları araştırmasına neden olur. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördüğünü söyler. Kendiside doğru gördüğü tasavvuf yolunda ilerleyerek hakikati aramıştır.

    Kitap konusunda ilkin çok tereddüt ettim. Her kadar Mustafa Diyar çok seveceksin dili hafif dese de kendisi bir ilahiyat fakültesi öğrencisi olduğundan kitabının dilinin ona hafif geldiğini beni zorlayacağını düşündüm. Ama yanılmışım su gibi aktı geçti sayfalar.

    Kitap İmam Gazali tarafından öğrencisine verilen cevaplardan oluşan bir kitap. Bir nasihat kitabı. Öğrencisine oğul diye sesleniyor. İmam Gazali'nin öğrencisi mektuplarla hocasına sorular soruyor. İşte eser bu mektuplardan oluşuyor. Kesinlikle kafa karıştırmıyor. İnsanın kendi kendisiyle ahlaki yönden kendini sorgulamasını ve vicdanen bir muhasebe yapmasını sağlıyor.

    Kitabın ismimden yola çıkarak şunları söylemek istiyorum; Birine oğul diyebilmemiz için ya kan bağı olması gerekiyor ya da çok samimi olduğumuz birini oğlumuz gibi özümsememiz gerekiyor. İşte buradan hareketle İmam Gazali öğrencisine bu mektuplarda oğul diye seslenerek bu ilim davasında ne kadar samimi bir profil çizdiğini bu satırlar arasında gözler önüne seriyor. Cevap verirken İslam'ın edebini özümsemiş biri olarak cevap veriyor ve cevapları bir nasihat halini alıyor.

    Dili inanılmaz bir derece yalın. Her satırının altı çizilmesi gereken bir başucu kitabı. Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra İmam Gazali gibi ilmin güzelliklerini özünde eritmiş biriyle tanışmış oluyorsunuz. Normalde bir saatte bitirilebilecek bir kitap ama ben kendimi sorgulayarak ağır ağır okumak istedim. Tekrar okunacaklar rafıma ekledim.

    Son olarak imam gazalinin bazı öğütleriyle yazımı sonlandırıyorum.
    1- Boş sözden uzak dur
    2- Ağırbaşlı ol
    3- Herkese hoşnut davran
    4- Fırsatları kaçırma
    5- Az kelime ile çok şey anlat
    6- İnsanları iyi tanı
    7- Kendini herkesten aşağı gör
    8- Fazla konuşma
    9- Kendinden fazla söz etme
    10- Tamahkar olma
    11- Dargınları barıştır
    12- Merhametli ol
  • Öncelikle okuduğum ilk İhsan Oktay Anar kitabı olmakla birlikte kesinlikle son olmayacağını belirtmek isterim. O kadar keyifle okudum ki hemen diğer kitaplarının araştırmasına giriştim.
    Hikaye biraz karışık kabul ediyorum ve dili biraz ağır. İçinde anlamını bilemediğim,hikayenin kurgusundan çıkaramadığım bir sürü kelime olmasına rağmen sorun etmeden masalı okumaya devam ettim. Masal diyorum çünkü gerçekten bir masalı dinliyor muşçasına hissettim. Ortaya sürpriz bir şekilde çıkan bir sürü karakter ve acaba bir daha nerede karşıma çıkacak diye sayfaları yutarcasına okumak inanılmaz keyifliydi.
    şimdi size bir soru sormak isterim. Sırada hangi kitabını okumalıyım? Hangisini okumamı tavsiye edersiniz?