• 208 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    1000 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – BİRİNCİ AŞAMA

    Ülkemize yurtdışından dönen Türk bilim adamları şöyle bir tespitte bulundular. Bu bilim adamları Avrupa Amerika ve bili mum yabancı ülkelerde uzun yıllar görev yapmış akademisyenlerdir. Türkiye de sayısal bilim alanında tüm dünya ile başa baş gitmektedir( fizik-kimya- matematik-tıp-mühendislik bili mum teknik ve sayısal bilimlerde gelişmiş ülkeler ile 3 yıl ileri 5 yıl geri başa baş) Ancak sözel ve metafizik bilimlerinde dünyadan 100 yıl 200 yıl 300 yıl geride. ( felsefe-sosyoloji-edebiyat- psikoloji- ahlak- kişisel gelişim- dinler tarihi- vahiy kültürünü okuma ve anlamada 500 yıl geride olduğu bile var.). Toplumun ülkenin kodlarını oluşturan medeniyeti kuran vizyon u geliştiren milleti ayakta tutanda işte bu sözel bilimlerdir. Ülkemizde en zeki çocuklarımızı fen liselerine veriyoruz. Fen liselerinde sadece sayısal bilimler verilmektedir. Fen lisesi mezunların tamamı Tıp – mühendislik gibi alanlara gitmekte felsefesi olmayan her hangi fabrikada makine parçası üretmekle ömrünü geçirmektedirler.
    Vasat öğrencilerimizde öğretmen imam gazeteci siyasetçi esnaf gibi direk insan yetiştiren meslekleri seçiyorlar. Bu tablodan nasıl bir inkişaf beklersiniz. İrfanı olmayan zeki seküler mühendisler. Kitap okumayan vasatın altında eğitimci akademisyenler bu ülkeye için tehlikedir.
    İşte bu listedeki kitapların tümünü fen lisesi ve sayısalcılar öncelikle ve tüm toplum bireyleri mutlaka okumalıdırlar. Böylece dünya ile açığı kapatıp öne geçelim. Selam ve dua ile…..

    Kitaplık Okuma Listesi’nin BİRİNCİ AŞAMA kitap listesi:
    1- İslam’ın Dirilişi-Sezai Karakoç.
    2- İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    3- Diriliş Neslinin Amentüsü-Sezai Karakoç.
    4- Sütun-(Hepsi değil, bazı bölümleri seçilerek okunacak)-Sezai Karakoç.
    5- Yitik Cennet-Sezai Karakoç.
    6- Geleceğimizde İslâm Var-Roger Garaudy.
    7- Bu Ülke-Cemil Meriç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    8- Beş Şehir-Ahmet Hamdi Tanpınar-(Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    9- Yaşamak-Cahit Zarifoğlu (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    10- İnsanlığın Medeniyet Destanı-Roger Garaudy.
    11- Gül Yetiştiren Adam-(Anlatı) Rasim Özdenören
    12- Yoksulluk İçimizde-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    13- Ya Tahammül Ya Sefer-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    14- Bu Böyledir-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    15- Sır-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    16- Uzun Hikâye-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    17- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler-Rasim Özdenören.
    18- Üç Zor Mesele-İsmet Özel.
    19- İslâm’ın Vadettikleri-Roger Garaudy.
    20- Doğu ve Batı Arasında İslâm-Aliya İzzetbegoviç.

    KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – İKİNCİ AŞAMA
    21-Okulsuz Toplum-Ivan Illich-Birey Toplum Yayınları.
    22-Türkiye’nin Maarif Davası-Nurettin Topçu-Dergâh Yayınları.
    23-İslâm Kültür Atlası-İsmail Faruki-İnkılab (“Rehber” kitap bu: Liste bitince 2. kez okunacak)
    24-İslâm Tarihi-3 cilt-Filibeli Ahmet Hilmi ve Ziya Nur Aksun-Ötüken Yayınları
    25-Kur’ân-ı Kerîm Işığında Hz. Muhammed Mustafa (sav)-2 cilt-Osman Nuri Topbaş-Erkam Y.
    26-Mızraklı İlmihal-Semerkand Yayınları
    27-Komünist Manifesto-Marx & Engels.
    28-İlm-i Hâl-S. Ahmet Arvâsî
    29-Tefsir Usûlü ve Tarihi-Ömer Çelik-Erkam Yayınları
    30-Sünneti Anlamada Yöntem-Yusuf el-Karadavî
    31-Çöle İnen Nur-Necip Fazıl Kısakürek
    32-Fıkıh Usûlü-Vehbi Zuhayli-Risale Yayınları
    33-Tasavvuf-William Chittick-İz Yayıncılık
    34-Kelâma Giriş-U. Murat Kılavuz-A. Saim Kılavuz-İSAM Yayınları
    35-İslâm’ın Vizyonu-William Chittick-İnsan Yayınları
    36-Yoldaki İşaretler-Seyyid Kutup
    37-İslâm Düşüncesi-Muhammed İkbal-Külliyat Yayınları
    38-40-Çağ ve İlham-I-II-III-Sezai Karakoç-Diriliş Yayınları
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-REFERANS KİTAPLAR
    1-Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm-3 cilt-Hasan Basri Çantay
    2-Riyâzü’s-Sâlihîn-3 cilt-İmam Nevevî
    3-Büyük İslâm İlmihâli-Ömer Nasuhi Bilmen
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-SÖZLÜKLER
    1-Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat-Ferit Develioğlu
    2-Misalli Türkçe Sözlük-Ayverdi-3 cilt
    3-Büyük Türkçe Sözlük-Mehmet Doğan.
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-KAVRAM-TERİM SÖZLÜKLERİ
    1-Kur’ân Sözlüğü-John Penrice-İşaret Yayınları
    2-Kur’ân Terimleri Sözlüğü-Mukatil b. Süleyman-İşaret Yayınları
    3-Arap Dili’nde ve Kur’ân’da Farklar Sözlüğü-Ebû Hilâl el-Askerî-İşaret Yayınları
    4-Kelimeler Arasındaki Farklar-İsmail Hakkı Bursevî-İşaret Yayınları.
    5-Tarifat-Cürcanî-Litera Yayıncılık.
    6-Müfredat-Kur’ân Istılahları Sözlüğü-Râğıb el-Isfehânî-Pınar / Çıra Yayınları.
    İkinci aşama kitap listesini kaynağından okumak için tıklayınız
    4 KURŞUN KALEMLE OKUMA YÖNTEMİ
    Kitaplar, mutlaka 4 Kurşun Kalem’le okunacak.
    1-Yeşil Kalem’le: Kilit kavramların altı çizilecek.
    2-Kırmızı Kalem’le: Önemli satırların altı çizilecek.
    3-Mavi Kalem’le: Atlanmayacak yerler işaretlenecek veya gerekirse çizilecek HAFİFÇE
    4-Siyah Kurşun Kalem’le: Kitab’ın sayfalarının sağ ve sol kenarlarına notlar alınacak, başlıklar çıkarılacak, kavramlaştırmalar yapılacak ve ÜST BOŞLUKLARA EN ÖNEMLİ CÜMLE YAZILACAK…
    Okunan kitabın Birinci Bölüm’ü bitince, sırasıyla:
    1-Önce yeşil kalemle çizilen yerler / kavramlar hızla okunacak…
    2-Kırmızı kalemle çizilen satırlar okunacak…
    3-Sayfaların üst taraflarına yazılan cümleler okunacak…
    100 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – ÜÇÜNCÜ AŞAMA
    41-Tarih Hırsızlığı-Jack Goody-İş Bankası Yayınları.
    42-Şarkiyatçılık-Edward Said-Metis Yayınları.
    43-Küresel Çağda Tarih Yazmak-Lynn Hunt-Küre Yayınları.
    44-Dünya Tarihini Yeniden Düşünmek-Marshall Hodgson-Vadi Yayınları.
    45-Dünya Tarihi-William McNeill-İmge Yayınları.
    46-Uygarlıkların Grameri-Fernand Braudel-İmge Yayınları.
    47-Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri-Pitirim Sorokin.
    48-49-Tarih Bilinci-Arnold Toynbee-2 cilt.
    50-İslâm Medeniyeti Tarihi-Wilhelm Barthold, Mehmet Fuad Köprülü-Alfa Yayınları.
    51-53-İslâm’ın Serüveni-Marshall Hodgson-3 cilt-Pegasus Yayınları.
    54-Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi-Osman Turan-Ötüken Yayınları.
    55-Zihniyet ve Din-Sabri Ülgener.
    REFERANS KİTAPLAR
    -Türk Tarih Deyimleri Sözlüğü-Zeki Pakalın-3 cilt.
    ROMAN VE TARİH ANLATILARI
    * Devlet Ana-Kemal Tahir-roman.
    * Osmancık-Tarık Buğra-roman.
    * Yaban-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-roman.
    * Çankaya-Falih Rıfkı Atay-Yakın Tarih Anlatısı.
    * Fatih-Harbiye-Peyami Safa-roman.
    * Huzur-Ahmet Hamdi Tanpınar-roman.
    1. Bir küçük Osmancık vardı – Hasan Nail Canat
    2. Yasemen – Hasan Nail Canat
    3. Bir avuç ateş – Hasan Nail Canat
    4. Gül yarası – Hasan Nail Canat
    5.Yiğit Mustafa – Hasan Nail Canat
    6. Kırımlı Murat destanı – Hasan Nail Canat
    7. Nur dağındaki çocuk – Hasan Nail Canat
    8. Yaralı serçe – Hasan Nail Canat
    9. Kardeş kurşunu – S.Ateş Alpat
    10. Ana yüreği – S.Ateş Alpat
    11. Zamanın Zeynebi – S.Ateş Alpat
    12. Güller ağlar ülkemde – N.Aydın Gökduman
    13. Bir firavun bir mucahid – Yusuf Koç
    14. İdamlık genç – Emine Şenlikoğlu
    15. Maria – Emine Şenlikoğlu
    16. Huzur sokağı – Ş.Yüksel Şenler
    17. Boşluk – A. Günbay Yıldız
    18. Sokağa açılan kapı – A. Günbay Yıldız
    19. Dallar meyveye durdu – A. Günbay Yıldız
    20. Hristiyan gülü – Emine Şenlikoğlu
    21. Aşka uyanmak – A. Günbay Yıldız
    22. Aynada batan güneş – A. Günbay Yıldız
    23. Bir dünya yıkıldı – A. Günbay Yıldız
    24. Çiçekler susayınca – A. Günbay Yıldız
    25. Ekinler yeşerdikçe – A. Günbay Yıldız
    26. Figan – A. Günbay Yıldız
    27. Gurbeti ben yaşadım – A. Günbay Yıldız
    28. Mavi gözyaşı – A. Günbay Yıldız
    29. Ona secde yakışıyor – A. Günbay Yıldız
    30. Sitem – A. Günbay Yıldız
    31. Ülkemin açmayan çiçekleri – A. Günbay Yıldız
    32. Yanık buğdaylar – A. Günbay Yıldız
    33. Yıllar geriye dönse – A. Günbay Yıldız
    34. Müslüman savaşçı – Sadık Tekin
    35. Özgürlük Savaşçıları -1 K. Sancaktar
    36. Zaferin bedeli – 2 K. Sancaktar
    37. Moskof Mezarlığı – 3 K. Sancaktar
    38. Zindan hatıraları – Zeynep Gazali
    39. Mushaflar ve Bombalar 1 – Ahmet Pakalın
    40. Şehid Hama -2 Ahmet Pakalın
    41. Hamalı – 3 Ahmet Pakalın
    42. Alim ve Tağut – Yusuf Kardavi
    43. Derviş – M. Ali Gönül
    44. Yeterki Kuran Susmasın – Ömer Saruhan
    45. 39. Koğuş – Naşit Tutar
    46. Hakikat Yolcuları – Naşit Tutar
    47 – Kalbimin Düştüğü Yerdeyim – Habbab Çetin Akdeniz
    48. Aşk Düşünce Yollara – Munib Engin Noyan
    49. Malcolm X – Alex Haley
    50. Hatıralarım – Hasan el-Benna
    İslam Düşünce Atlası- İbrahim Halil Üçer
    İslam Düşüncesi Tarihi- Mian Muhammed Şerif
    • Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi- Necip Taylan
    • İslam Felsefesi- Hilmi Ziya Ülken
    • İslam Düşüncesi- Salih Aydın
    • İslam Düşüncesi Üzerine- Ekrem Demirli
    • İslam Düşüncesi Tarihi- Bayram Ali Çetinkaya
    • İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler- Ebu’l Ala Afifi
    • İslam Düşüncesi Yazıları- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesine Giriş- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesi Tarihi- H. Ömer Özden
    • İslam Felsefesi Tarihi- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi- Cüneyt Kaya
    • İslam Düşüncesinin Yapısı- Süleyman Uludağ
    • İslam Düşüncesinin Kurucu Unsurları- İsmail Kurt, S. Ali Tüz
    • İslam Felsefesi Sözlüğü- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihi- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • Ana Kaynaklarıyla İslam Felsefesi- Osman Öztürk
    • İslam Felsefesi Tarihi- Hüseyin Karaman
    • İslam Felsefesi Üzerine- Ahmet Arslan
    • İslam Felsefesi Tarihi- İsmail Hakkı İzmirli
    • Mekasidü’l Felasife- İmam Gazali
    • Filozofların Tutarsızlığı- İmam Gazali
    • Mişkatu’l Envar- İmam Gazali
    • El-Munkız Mine’d-Dalal- İmam Gazali
    • Faslu’l Makal- İbn Rüşd
    • Tutarsızlığın Tutarsızlığı- İbn Rüşd
    • Metafizik Şerhi- İbn Rüşd
    • Ahlak-ı Alai- Kınalızade
    • Kitabu’l Burhan- Farabi
    • El-Medinetu’l Fazıla- Farabi
    • Mukaddime- İbn Haldun
    • En-Necat- İbn-i Sina
    • Şifa Külliyatı- İbn-i Sina
    • Kitabu’t Tavasin- Hallac-ı Mansur
    • İşrak Felsefesi- Sühreverdi
    • Nüzhetü'l-Ervâh ve Ravzatü'l-Efrâh- Şehrezuri
    • Filozoflarla Mücadele- Şehristani
    • Münazarat- Fahreddin Razi
    • İslam Bilim Tarihi ve Felsefesi- Osman Bakar
    • Mutluluk ve Felsefe- İbn Miskeveyh
    • İbn-i Sina’da Metafizik ve Meşşai Gelenek- Muhittin Macit
    • Çağdaş İslami Akımlar- Mehmet Ali Büyükkara
    • Aristoteles ve Farabi’de Ahlakın Kaynağı- Hümeyra Öztüran
    • Amiri Felsefesinde Tanrı ve Âlem- Cüneyt Kaya
    • Varlık ve İmkân- Cüneyt Kaya
    • Şeriat ve Hakikat- H. Bayram Başer
    • Varlık ve Akıl- Ali Tekin
    • Nasıruddin Tusi’de Önermeler Mantığı- Harun Kuşlu
    • Cahız’ın Ahlak Düşüncesi- Yunus Cengiz
    • Nedensellik Kitabı- Kadı Abdulcebbar
    • Osmanlı Felsefesi- Ömer Mahir Alper
    • İslam Felsefesinde Akıl-Vahiy/Felsefe-Din İlişkisi- Ömer Mahir Alper
    • Varlık ve İdrak- İbrahim Kalın
    • Kindi Felsefi Risaleler- Mahmut Kaya
    • İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri- Mahmut Kaya
    • Felsefe ve Ölüm Ötesi- Mahmut Kaya
    • İslam Düşüncesinde Felsefe Eleştirileri- Fatih Toktaş
    • İbn Rüşd Felsefesi- Hüseyin Sarıoğlu
    • İslam Felsefesine Giriş- Neşet Toku
    • İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi- Kolektif
    • Ebubekir Razi’nin Ahlak Felsefesi- Hüseyin Karaman
    • İslam Ahlak Felsefesi- Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol
    • İslam Ahlak Teorileri- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi Kelamı- Macit Fahri
    • Felsefi Mirasımız ve Biz- Cabiri
    • Arap-İslam Aklının Oluşumu- Cabiri
    • Kelam Tarihinin Problemleri- Muhit Mert
    • Sistematik Kelam- Ömer Aydın
    • Kelam- Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak
    • Tefsir Usulü- Muhsin Demirci
    • Tefsir Tarihi- Muhsin Demirci
    • Hadis Usulü- İsmail Lütfi Çakan
    • Hadis Tarihi- Ahmet Yücel
    • Fıkıh Usulü- Fahrettin Atar
    • İslam Felsefesinde Mistik Bilginin Yeri- Şahin Filiz
    • Yitirilmiş Hikmeti Ararken- İlhan Kutluer
    • İslam Ahlak Felsefesine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri- Bekir Karlığa
    • Mezhepler Tarihi- Muhammed Ebu Zehra
    • Ahlak-ı Nasıri- Nasıruddin Tusi
    • İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları- İrfan Abdulhamid
    • Üç Müslüman Bilge- S. Hüseyin Nasr
    • Gazali’nin Felsefi Kelamı- Frank Griffel
    • İslam Mantık Tarihi- Tony Street
    • İslam Felsefesi ve Kelamı- Montgomery Watt
    • İslam Felsefesi Tarihi- Henry Corbin
    • İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Ortaçağ İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Doğuşundan Günümüze İslam Felsefesi- Roy Jackson
    • İslam Felsefesi Tarihi- S. Hüseyin Nasr, Oliver Leaman
    • İbn-i Sina Metafiziği- Robert Wisnovsky
    • İbn-i Sina’nın Mirası- Dimitri Gutas
    • Yunanca Düşünce Arapça Kültür- Dimitri Gutas
    • İslam Felsefesine Giriş- P. Adamson, R. C. Taylor
    • Varolmanın Boyutları- William Chittick
    • Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi- Anthony Black
    • İslam’ın Mistik Boyutları- Annemarie Schimmel
    • İslam’da Felsefe Tarihi- T. J. De Boer


    İSLAM AHLAKI SAHASINDA
    1. Tasavvuf ve Ahlak Eğitimi, Hasan el-Benna, Nida Yay.
    2. Hicab, Mevdudi, Düşün Yay.
    3. İslam’da Sosyal Adalet, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    4. Furkan-Rahman’ın Dostları İle Şeytanın Dostları Arasındaki Fark, İbn Teymiyye, Guraba Yay.
    5. Abidler Yolu, İmam Gazali, Semerkand Yay.
    İSLAM AKAİDİ SAHASINDA:
    1. İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Ebu Hanife, İFAV Yay.
    2. Sırat-ı Müstakim, İbn Teymiyye, Pınar Yay.
    3. Allah’ın Varlığı ve Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Karadavi, İhtar Yay.
    4. El-Akidetü’l-Vasıtiyye, İbn Teymiyye, Takva Yay.
    5. Kitabu’t-Tevhid, Muhammed b. Süleyman et-Temimi, Ümmülkura Yay.

    İSLAM DÜŞÜNCESİ SAHASINDA:
    1. İslam’da Cihad, Seyyid Kutup & Mevdudi & Hasan el-Benna, Özgü Yay.
    2. Gelin Bu Dünyayı Değiştirelim, Mevdudi, Özgün Yay.
    3. Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    4. Din Bu, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    5. İstikbal İslam’ındır, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    İSLAMİ ŞAHSİYETLER SAHASINDA:
    1. Hatıralarım, Hasan el-Benna, Beka Yay.
    2. Babam Mevdudi, Hamire Mevdudi, Mana Yay.
    3. Üstat Ali Ulvi Kurucu – Hatıralar 2, Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Kitaplığı.
    4. Şeyhülislam İbn Teymiyye ve Mücadelesi, Rizaeddin Fahreddin, Özgü Yay.
    5. Hakikate Giden Yol, İmam Gazali, Semerkand Yay.

    İSLAM TARİHİ SAHASINDA:
    1. Hilafet ve Saltanat, Mevdudi, Hilal Yay.
    2. Yahudi İle Savaşımız, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    3. Kayıp Minare (Kemalizm Tahlili), Abdullah Azzam, Küresel Kitap.
    4. 20. Asrın Cahiliyesi, Muhammed Kutub, Beka Yay.
    5. İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç, Fide Yay.

    İSLAM DAVETİ SAHASINDA:
    1. İslam Davetçilerine, Mevdudi, Dünya Yay.
    2. Tevhid Daveti, Seyyid Kutub, Ravza Yay.
    3. İslam’a Bağlılığım Neyi Gerektirir, Fethi Yeken, Özgün Yay.
    4. Bilginin Gücü, Cevdet Said, Pınar Yay.
    5. Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, Cevdet Said, Pınar Yay.
    İSLAM SİYASETİ SAHASINDA:
    1. Tevbe Suresi Tefsiri, Abdullah Azzam, Buruc Yay.
    2. İslam ve Beşeri Kanunlar, Abdülkadir Udeh, Ravza Yay.
    3. Said Halim Paşa Bütün Eserleri, Ahmet Özalp, Anka Yay.
    4. Öncelikli Meseleler Fıkhı, Yusuf el-Karadavi, Nida Yay.
    5. Biz Müslüman mıyız? Muhammed Kutub, Hilal Yay.

    İSLAMİ KAVRAMLAR SAHASINDA:
    1. Şehadet, Said Havva, Yenda Yay.
    2. Tevhidin Anlamı, Seyyid Kutub, Şehadet Yay.
    3. Tağut, Ahmet el-Kattan, Kitap Dünyası.
    4. Kur’an’ın Dört Temel Terimi, Mevdudi, Özgün Yay.
    5. Güç İrade ve Eylem, Cevdet Said, Pınar Yay
    Dini eserler:
    Mesnevi tümü -- mevlana
    Mahir İz – Tasavvuf
    Hamidullah’ın bütün kitapları
    A. Kemal Belviranlı - İslam Prensipleri ve Peygamberimiz Efendimiz
    Mahmud Hakkı - Halid b. Velid
    Bekir Topaloğlu - İslam’da Kadın
    Muhammed Ebu Zehre - İslam’da Sosyal Dayanışma
    Gazali’nin eserleri
    Ali Özek - İslam’da İbadet
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Dini Şiirler Antolojisi
    Mehmet Vehbi Efendi’nin tefsiri ve Ahkam-ı Kuraniyye’si
    Hasan Basri Çantay ve Ömer Nasuhi Bilmen’in mealleri, Hukuk-ı İslamiye Kamusu ve Muvazzah İlm-i Kelâm
    Eşref Edip - Asr-ı Saadet
    Şirvanî - İslam’da Siyasi Düşünce ve İdare
    Ebu’l Hasan en-Nedvî - Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti ve Hazreti Peygamber’in Yolu
    Ömer Rıza Doğrul - Kuran Nedir
    Enver Kuraşî - Faiz Nazariyesi ve İslam
    Zübeyir Sıddık - Hadis Edebiyatı Tarihi
    Mahmud Ebussuud - İslami İktisadın Esasları
    Osman Keskioğlu - İslam Hukuku
    Muhammed Ebu Zehre - İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Riyazu’s-Salihîn
    Seyyid Kutup’un kitapları
    Muhammed Kutup’un kitapları
    Mevdûdî’nin eserleri
    Rahmi Baban - İlim-Ahlak-İman ve Allah Vardır.
    Edebi eserler:
    Mehmet Akif – Safahat
    Necip Fazıl - Ahşap Konak ve Reis Bey
    Ali Ulvi Kurucu - Gümüş Tül ve Alevler
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Sessiz Gürültü
    Necla Pekolcay - İslami Türk Edebiyatı
    Yahya Kemal Beyatlı - Aziz İstanbul ve Kendi Gök Kubbemiz
    Namık Kemal - Gülnihal ve Vatan Yahut Silistre
    Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir ve Huzur
    Nurettin Topçu – Taşralı
    Cengiz Dağcı’nın romanları
    Ergun Göze - Meşhurların Son Sözleri
    Peyami Safa - Matmazel Noralinya’nın Koltuğu ve Fatih-Harbiye
    Samiha Ayverdi’nin eserleri
    Tarık Buğra - Ayakta Durmak İstiyorum
    Ahmet Hikmet Müftüoğlu – Çağlayanlar
    Ömer Seyfettin - Eski Kahramanlar
    Ahmet Kabaklı - Türk Edebiyatı Tarihi
    Fahri Ersavaş - Hamasi şiirler Antolojisi
    Genel kültür eserleri
    İlhan Egemen Darendelioğlu - Türkiye’de Komünist Hareketleri
    Kadir Mısıroğlu - Sarıklı Mücahitler
    İsmail Hami Danişment - Garb Medeniyetinin Membaı Olan İslam Medeniyeti, Eski Türk Seciye ve Ahlakı ve İstanbul’un Fethinin Medeni Kıymeti
    Hitler - Komünistler ve Beynelmilel Yahudi
    Necip Fazıl - Büyük Mazlumlar, Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri ve İdeolocya Örgüsü
    Abdülmecit Belli - Adalet Mülkün Temelidir
    Osman Turan - Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi ve Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları
    Tahirü’l Mevlevi - Müslümanlıkta İbadet Tarihi
    Cevat Rifat Atilhan - Masonluk, 31 Mart Vakası ve diğer eserleri
    Ergun Göze - Peyami Safa-Nazım Hikmet Kavgası, Kadir Mısıroğlu Amerika’daki Zenci Müslümanlık Hareketi
    Nurettin Topçu’nun tüm eserleri
    Ahmet Çiftçi - Komünizmin Maskesi Sosyalizmdir ve Ortak Pazar
    Bekir Berk - Dünya Anayasalarında Din
    Mustafa Sıbai - İslam’da ve Müslümanlara Göre Kadın
    Ali Fuat Başgil - Gençlerle Başbaşa
    Saadet Bektöre - Volga Kızıl Akarken "Volga Kızıl Akarken"
    Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu - Sultan II. Abdülhamit ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar ve Ordu ve Politika
    Mümtaz Turhan - Garplılaşmanın Neresindeyiz
    Kadircan Kaflı - Türkiye’nin Kaderi
    Mehmet Kaplan - Büyük Türkiye Rüyası
    William J. Lederer-Eugene Burdick - Kızıl Karıncalar ve Çirkin Amerikalı
    U. T Hsu - Gizli Mücadele.
    Tarihi eserler:
    M. Asım Köksal - Hz. Muhammed ve İslam Tarihi
    Vecdi Bürün - Nasıl Öldüler
    Yılmaz Öztuna’nın eserleri
    Kadir Mısıroğlu - Yunan Mezalimi, Lozan Zafer mi, Hezimet mi
    Necip Fazıl - Sultan Abdülhamit ve Vahideddin
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı
    İsmail Hami Danişment - İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
    Abdullah Taymaz - Rus İhtilalinden Hatıralar.
    İBNİ HALDUN - MUKADDİME
    ROGER GARAUDY – TÜM KİTAPLAR
    1000 Soruda 4 Raşit Halife / POLEN YAYINLARI
    1000 Soruda Peygamberimizin (s.a.v) Hayatı POLEN YAYINLARI
    20. Asrın Cahiliyesi BEKA YAYINLARI
    Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (sav) BEKA YAYINLARI
    Asrımızda İslam Uygulanabilir mi? RAVZA YAYINLARI
    Batıcı Söylemler ve İslam BURUC YAYINLARI
    Benzerini Getiremezler BEKA YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? AĞAÇ KİTABEVİ YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? HİLAL YAYINLARI
    Biz Müslümanmıyız ŞURA YAYINEVİ
    Bosna Hersek Katliamı TEVHİD YAYINLARI
    Çağdaş Dünyaya İslami Bakış BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları (3 Cilt Takım) RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 1- Demokrasi RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 2 -Komünizm- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 3 -Sekülarizm, Rasyonalizm, Milliyetçilik- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Konumumuz BEKA YAYINLARI
    Çocuklar İçin Peygamberlerin Hayatı BEKA YAYINLARI
    Düzeltilmesi Gereken Kavramlar RİSALE
    Evrim ve Değişmezlik BEKA YAYINLARI
    Gelenekler Çatışması BEKA YAYINLARI
    Hz. Muhammed'in Hayatı / Gençler İçin İLKE YAYINCILIK
    Hz. Peygamberden Gençlere 50 Nasihat İLKE YAYINCILIK
    İman ve İnkar Aynasında İki Kadın Portresi İLKE YAYINCILIK
    İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler RAVZA YAYINLARI
    İslam Budur BEKA YAYINLARI
    İslam Dünyasında Aydınlanma Sorunu BEKA YAYINLARI
    İslam Etrafındaki Şüpheler HİSAR YAYINLARI
    İslam İnancı RİSALE /Nureddin Yıldız
    İslam Kahramanları Ashab-ı Kiram (5 Kitap Takım) HİSAR YAYINLARI
    İslam Terbiye ve Ahlak Sistemi HİSAR YAYINLARI
    İslama Göre İnsan Psikolojisi ESMA YAYINLARI
    İslamın Etrafındaki Şüpheler TUĞRA NEŞRİYAT
    İslami Açıdan Tarihe Bakışımız RİSALE
    Kadının Özgürlüğü ve Tesettür RAVZA YAYINLARI
    Kadının Özgürlük Savaşı RAVZA YAYINLARI
    Kur'an Araştırmaları Medeni Ayetler Cilt 2 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Araştırmaları Mekki Ayetler Cilt 1 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Kıssaları BEKA YAYINLARI
    Kur'an'ı Nasıl Okuyalım İŞARET YAYINLARI
    Küreselleşme ve Müslümanlar BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllallah BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllellah / Akide, Şeriat ve Hayat Yolu RAVZA YAYINLARI
    Lailahe İllallah İHTAR YAYINLARI
    Nasıl Davet Edelim? BEKA YAYINLARI
    Örnek İslam Toplumu RİSALE
    Peygamberden Parıltılar BEKA YAYINLARI
    Peygamberimizin Savaşları HİSAR YAYINLARI
    Peygamberimizin Seriyyeleri HİSAR YAYINLARI
    Sosyal Bilimlerin İslami Temelleri BEKA YAYINLARI
    Tartışmalar BEKA YAYINLARI
    Tih'den Çıkış BURUC YAYINLARI .
    ….. DEVAM EDECEKTİR….
  • 216 syf.
    ·8 günde·1/10
    Bu ay bilimkurgu klasiklerinden birini okudum. İlk başta okuması güzel olsada ilerleyen sayfalarda büyük bir hayalkırıklığı yaşadım.
    Öncelikle bu kitabın nasıl bir bilimkurgu sayıldığını çözebilmiş değilim. Kitapta bilimin b’si bile yok. Yorumumu yazmaya nereden başlayacağımı şaşırdığım nadir bir kitap. Kafamda oturttuğum düzenle bir şeyler karalamaya çalışacağım.
    Kitap Vandyck adlı kahramanımızın Kadınlar Ülkesi’ne yapmış olduğu yolculuğun notları olarak kaleme alınmış. Düşününce yazarın kurguyu ele alma şekli aslında anı türüne benziyor. Bu seçimi kurgusuna gerçekçi bir hava vermeye çalışmasına bağlıyorum. Kurgunun ilerleyişi ise üç kâşif erkeğin bir şekilde sadece kadınlardan oluşan ülkeye ayak basmasıyla başlıyor. Sadece Van karakterimizin bakış açısıyla ülkeyi görsek de arkadaşlarının duygu ve düşüncelerini de yaptığı gözlem ve sohbetlerle aktarmaya çalışıyor. Açıkçası bu üç adamın düşüncelerini genelleme yapacak olduğumda yazarda aşağılık kompleksi var galiba dedirtti. O kadar taraflı ve bir o kadar da düşüncesini okuyucuya empoze etmeye çalışmış ki okurken bir yerden sonra sıkılmaya başladım.
    İlk olarak kitabın her bir bölümünde sürekli kadınları öven içi doldurulmamış kelimeler var. Güzel, akıllı, cesur, girişimci, güçlü bla bla bla... Yazar, güzel diyor ama gözümün önünde canlanacak kadar betimleme yapamıyor; akıllı derken bir zeka emaresi anlatmadı; cesur kelimesini neye göre kullandı anlamış değilim. Zaten ülkede belli bir kadın ve çocuk nüfusu var. Çoğu hayvanı da yer kaplıyor diye soylarını tüketmişler. Bununla ilgili hemen kitabı okurken aldığım bir notu paylaşmak istiyorum.
    ‘Kitapta bizim dünyamızın insanları süt veren hayvanları besleyip sütlerini buzağılar için değil de insanlara gıda olarak ayırdıklarından ötürü Kadınlar Ülkesi’nin insanları tarafından canilermiş gibi bir algıya bırakırken Kadınlar Ülkesi’nin kadınları fareleri ve köstebekleri öldürmeleri için kuşları öldürmeyip bir de miyavlamayan kedi türü oluşturarak aslında kimin cani olduğunu düşündürmüyor mu? Açıkçası yazar bana bu konuda taraflı gibi geldi. Ben burada bariz bir hayvansal gıdaya karşılık gördüm. Bilmem, siz ne düşünürsünüz?’
    Cesurluk sergileyecekleri bir şey yok yani.
    Kitap bölüm bölüm Kadınlar Ülkesi’nin yaşam tarzı, kültürü, tarihi, dili, inancını anlatıyor gibi görünse de bunlar sadece birbirinden güzel sıfatlarla nitelenmiş içi boş ifadelerden ibaret. Mesela bahçelerini övüyor, yazar. Ama bizim bildiğimiz bahçelerden farkı şöyle dursun peyzajına dair hiçbir şey anlattığı yok. Kolay öğrenilebilir bir dile sahipler güya ama tek bir kelime bile örneklediği yok. Tarım anlatıyor dersiniz; çok verimli topraklardan ötesi yok. Kısacası bir sürü laf var ama bir icraat yok. Bunları anlatmasına gerek yoktu mu diyorsunuz? O zaman yazarın kitabı kadınlar ütopyası olmamalıydı.
    Aslına bakarsanız bu kitabın en temel sorunlarından biri de kadınlara özel bir şeyi ele almıyor oluşu. Kurdukları dünyada kötü duygu ve düşüncelere sahip olmayan insanlar bir arada sevgiyle yaşadıkları için mutlu mesut yaşıyorlar. Aynı şey tüm insanlık için geçerli değil mi? Kadın olsun erkek olsun bir arada sevgi ve saygıyla yaşandığında zaten mutlu mesut bir dünya olmayacak mı? Kısacası kitabı neresinden tutsam elimde kalıyor.
    Neden yarım bırakmadığımı sorarsanız eğer tamamen yazarın okuyucuyu kandıran o tutumu yüzünden. Bir bölümü okurken öyle bir şey anlatıyor ki o ne acaba dedirten yerde bunu daha sonra anlatacağım deyip hiçbir zaman anlatmıyor. Tabii kitabın sonunu görene dek ben hiçbir zaman anlatmayacağını bilmediğim için tamamını okumuş bulundum. Yoksa sevmediğim bir kitabı okuyarak zamanımı harcamazdım.
    Böyle bir yorumdan sonra kitabı okumanızı öneremem elbette. Ama ille de merak ederseniz yorumunuza beni de etiketleyin. Yorumlarınızı görmek isterim.
  • İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı. Dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    Tokat
    aklıma bile gelmezdi
    babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa hergün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    Forbes firmasına satan babamdı. Budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güç bela kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilal haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir. İnsanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak:
    Ezan sesi duyulmuyor
    Haç dikilmiş minbere
    Kâfir Yunan bayrak asmış
    Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim
    Hep verelim elele
    Patlatalım bombaları
    Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
    polistir babam
    Cumhuriyetin bir kuludur
    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sanarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly Pan-Am
    drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    Ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı. Orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından
    aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    Nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?
    Hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    Ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi alemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla Varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim.
    İsmet Özel
    Sayfa 177 - Tiyo Yayınları
  • 672 syf.
    ·Beğendi·10/10
    West World dizisini izlediniz mi bilmiyorum. Ama eğer izlemediyseniz bence bir an evvel başlamalısınız. Çünkü dizide bir tarafta insanların yarattığı robotlar, diğer tarafta kendi benliğini bulmaya çalışan insanlar. Ama aslında zaten var olan benliklerini açığa çıkarmaktan başka bir şey yapmayan insanlar. Kendini insan sanan, insanımsı robotların buna o kadar çok inandığını görüyoruz ki bir zaman sonra gerçeği öğrenmek dahi onları buna inandırmıyor. İşte geçmişte bizim, şu an çocuklarımızın ve gelecekte de torunlarımızın okuyacağı tarih batılı dediğimiz emperyalist düşmanlarımızın yazmış olduğu tarihtir. West World gibi oldu değil mi? İnanamıyorsunuz... Çünkü okuduğunuz şeyin gerçekliğine o kadar çok inanmışsınız ki bu kalıpların dışına çıkmanın sizi -mecazi olarak- cehenneme götüreceğine inanıyorsunuz. Ama ya ben haklıysam? Ya gerçekten onlarca yıldır okuduğumuz tarih tek merkezden yönetilen yalanlar üzerine kuruluysa? O zaman ne yaparsınız? Ben cevabı biliyorum. Çünkü Atatürk’ü okuyorum. Ve Atatürk’ü anlamış bir insanın kitaplarını okuyorum. Şu an okuduğunuz kitap yorumu da o ilk domino taşının devrilmesidir. Atatürk, bunu çok önceden fark etmişti. Herkesten daha önce. Ve mücadele etmesi gerektiğini, aksi takdirde gelecek yıllarda mensubu olmaktan gurur duyduğu Türk milletinin ve tabi ki Müslüman dünyasının karşı karşıya kalacağı acıları görmüştü. Örnek mi istiyorsunuz, ne yapabilirler ki mi diyorsunuz? Amerika’nın İspanyollarca keşfine tanık olan İspanyol tarihçi Bartolome de Las Casas’ın, gördükleri karşısında yazdığı şu satırlar oldukça düşündürücüdür: “Kazıklara geçirmek, ızgaralar üstünde alttan verdikleri ateşle ağır ağır pişirerek öldürmek, vücutlarına kuru saman bağlayıp ateşe vermek, köpekbalıklarına atmak, çeşitli uzuvlarını kestikleri yerlileri ayaklarından dar ağaçlarına asarak sergilemek, etoburlaştırdıkları köpeklerin önünde yerlileri koşturarak av sürmek, annelerinin kucaklarından kopardıkları bebekleri tek hamleyle ikiye ayırmak...” Ne kadar da medeni ve uygar bir Avrupa değil mi! İşte ulu önder birleştirdiği bu noktalarla Batı’nın yazdığı tarihe başkaldırdı. Vicdan ağır bir yüktür. Atatürk, geçmiştekilerin kendi nesline yüklemiş olduğu bu ağır yükün acısını çekmiş ve gelecek nesil olan bizlerin aynı yükü taşımaması için elinden gelen çabayı sarf etmişti. Ama kendisinden sonra gelenlerin o ağır yükü taşıyamayarak gelecek nesillere aktardığı apaçık ortadadır. Bugün mücadele etmek zorunda kaldığımız acımasız gerçekler bir Atatürk’ün daha olmayışından mı kaynaklanmaktadır? Bence hayır. Herhangi birimizin Atatürk gibi düşünmemesinden kaynaklanmaktadır. Tam da bu kitap size tarihinizi gösteriyor. Atatürk’ün adı öylesine Atatürk değildir. Baştürk olmayı hak ettiği için Atatürk’tür O. Şimdi, tam bu satırda bir karar vermeniz gerekiyor. Atatürk gibi düşünüp, bu ağır vicdani yükü üstlenip ulus devlet karşısındaki emperyalizm ve İslam karşısındaki birleşik müstevlilerle mücadeleye mi başlayacaksınız yoksa siz de bu ağır yükü torunlarınıza bırakıp, Kızılderililerin sonunu yaşamalarını diğer alemden, hak etmediğiniz için Allah’ın, cevapsız bırakacağı dualarınızla gözü yaşlı bir şekilde izleyecek misiniz? Eğer birinci şıkkı seçiyorsanız okumaya devam edin. Ama uğraşamam diyorsanız, sizi anlarım. Kalan hayatınızı size verecekleri kadar mutlu bir şekilde yaşayarak ölebilirsiniz. Bundan sonraki satırlar, mücadele edecek olan Müslüman Türk milleti içindir. Atatürk, sağlam bir geleceğin ancak doğru kavranmış bir geçmiş üzerinde yükselebileceğini düşünmüştür. Elbette ki yeteneklerinin bir kısmını okuduğu kitaplardan elde etmiştir. Ancak yaşadığı yüzyılın toplumsal ve siyasal koşullarına baktığımızda, Atatürk’ün emperyalist kuşatmayla çevrilmiş bir ülkede yaşadığını ve sürekli Batı tarafından aşağılanan bir ulusa mensup olduğunu görüyoruz. Doğal olarak Atatürk’ün kendini kitaplara vermesi, sürekli araştırıp kültürel bir devrim yapması tüm bu etkenlerin sonucudur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, Atatürk’ün vermek zorunda kaldığı hem bir sıcak savaş hem de bir kültürel savaş vardır. Sıcak savaş Atatürk’ün önderliğindeki Türk milleti tarafından başarıyla sonuçlandırılmıştır. Ancak kültürel savaş, hala devam etmektedir ve korkarım ki Atatürk kararlılığında olmadığımız için her geçen gün kaybediyoruz. Atatürk gibi bir insansanız, -yani üstlenmiş olduğu sorumluluklardan bahsediyorum- o zaman yapmanız gerekenleri çok önceden planlamalı, bu plana göre stratejiler geliştirmelisiniz. Atatürk de aynen bunu yapıyor. Silahlı mücadeleyi başarıyla sonuca ulaştırdıktan sonra kültür savaşına başlıyor. Peki ama nedir bu kültür savaşı dediğimiz şey? İçeriği nelerden oluşmaktadır ve neyi amaçlamaktadır? Çalışma şekli nedir? Cevap şudur; tarih, dil ve antropolji çalışmalarıdır. Batı'ya Batı'nın silahıyla karşılık vermek. Batı dediğimiz kavram emperyalist devletlerdir. -Kabul etmek gerekir ki her ülkenin namuslu insanları vardır. Ama bu insanlar genellikle fakir ve devlette en fazla memuriyet pozisyonunda ya da etkisiz milletvekili statüsünde olabilirler. Namuslu yazar ve bilim insanlarında ise durum biraz daha farklıdır. Ancak orada bile göz yumulamayacak bir başarı elde etmişseniz zoraki bir ödüllendirmeyle onure edilirsiniz.- İş bu devletler, emperyal amaçlarına hizmet edebilecek hemen her argümanı kullanma noktasında doktoralarını tamamlamışlar diyebiliriz. İşte bu Batı, Doğu'yu baskısı ve etkisi altına almak için de hedefindeki coğrafyadaki insanları kültürsüz ve tarihsiz bırakmaya çalışmış, bu toplumları zayıf, güçsüz ve aşağı göstererek bu insanların kendilerine olan güvenlerini kırmıştır. Bakın diyebilirsiniz ki onların silahları, teknolojileri, güçlü istihbarat örgütleri ve en önemlisi çok paraları var. Evet, bu doğru. Ancak size bam başka ama alakalı bir konudan bahsedicem. Hepimiz modern çağa ayak uydurmuş insanlarız değil mi? Cafelere ve alışveriş merkezkerine gitmeyi de seviyoruz. Bu benim için geçerli değil diyebilirsiniz ama büyük bir çoğunluğumuz için geçerli bir durumu anlatıyorum. Üstünüz kirliyse, saçınız akşamdan kalmaysa, güzel kıyafetler giymediğinizi düşünüyorsanız hiç inkar etmeyin ama insan içine çıkmak istemezsiniz. İnsanlar arasına karışsanız bile herkesi gözünün sizin üzerinizde olduğunu zanneder, ikili diyaloglarınızda özgüvenli bir şekilde konuşamasınız. İşte emperyal Batı'nın, Doğu halklarına bir zaman yaptığı şey de buydu. Bugün bunu tam anlamıyla başaramasalar da bizi kapitalizm psiklojisine hapsetmiş durumdalar. Yüzyıllar içinde bu özgüveni sarsılmış toplumlardan biri de biz Türklerdik. Doğu'nun ilk uyananı ve son kahramanı Atatürk, emperyalizme ve sair türevlerine kültürel ve siyasal anlamda başkaldırmıştır. Şimi, Atatürk'ün hangi silahları kullandığına bakalım. Öncelikle Tarih silahı. Türk Tarih Tezi'ne göre Türkler, Anadolu ve Mezopotamya'ya Malazgirt'ten çok çok önce gelip ileri uygarlıklar vücuda getirmişlerdir. Bunlardan da en çok Hititler (Etiler) ve Sümerler üzerinde çalışılmıştır. Hatta zamanın en tanınmış Hititologlarından Prof. Hans Gustav Gütterbock ve en tanınmış Sümerologlarından Beno Landsberger'ı Türkiye'ye davet etmiştir. Bu da yetmemiş Atatürk, sırf bu çalışmaların daha bilimsel bir şekilde yapılabilmesi için Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Hititoloji ve Sümeroloji bölümlerini kurdurmuştur. Bu iki ünlü isim 1935'den itibaren Atatürk'ün yanındadır. Ulu önder tarih çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş, bu konuda kitaplar okumuş ve tarihçilerle sert tartışmalara girmiştir. Ki zaten emin olun Atatürk'ü merak eden biriyseniz onun "benim" diyen tarihçiden de daha tarihçi olduğunu görürsünüz. Batı merkezli tarih anlayışının geliştirdiği emperyalist projeye karşı Atatürk ve Türk Tarih Kongresi askerleri de Türk Tarih Tezi'ni geliştirmişlerdir. Atatürk önderliğindeki Türk Tarih Kurumunca 606 sayfalık Türk Tarihinin Ana Hatları adlı bir kitap ayrıca liseler için 4 ciltlik Tarih serisi hazırlanmıştır. Sinan Meydan'ın deyişiyle; "Türklerin tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret zannedenlere gerçekler gösterilmiş, Türklerin uygarlığa hiçbir katkıları olmadığını dillendiren Batılı tarihçilere de gereken yanıtlar verilmiştir." Batı merkezli emperyalist tarih anlayışında karşı bilimin ışığıyla aynı şekilde karşılık verilmiştir. Afet İnan Hanımefendinin şu sözleri oldukça manidardır; "Dünden gafil olan insan bugünü bilemez ve yarına intikal eyleyemez. Aslını bilmeyen bir mevcudiyet, içinde yaşadığı cihana yeniden kendini tanıtacak hayat ve eserleri gösterinceye kadar meçhul varlık halinde kalmaya mahkumdur." Şimdi geldik başka kültürlerle beslenerek büyüyen bu kültür canavarlarına etki eden bir diğer Türk kültür silahına :"dil". Yaratıcı düşünce dışında bilimsel gözle baktığımızda Güneş'in yaşamın başlangıcında ve deviniminde etkili olduğu apaçık ortadadır. İşte Atatürk'ün Güneş Dil Teorisi'nin amacı da nasıl ki Güneş, doğudan doğup dünyayı aydınlatıyorsa Türk dili de doğup dünyaya medeniyeti yaymıştır. Bu teorinin temel iddiası, bütün kültür dillerine kaynaklık eden dilin Türk dil kökleri olduğudur. Böyle söylendiği zaman size ne kadar mantıksız geldiğinin farkındayım. Ancak her zaman ne dedik; Atatürk gibi düşünmek... Yani ön yargılı olmamak, karar vermeden evvel konuyu araştırmış, alanında çeşitli kaynakları okumuş, neden ve sonuçlarıya birlikte kafamızda bir tez oluşturabilmiş olmalıyız. Bundan sonra mevcut kaynaklarla ilerleyerek, kendi tezimizi sorgulamalı ve yanlışlanabilirliği ihtimalini araştırmalıyız. Çünkü bilimde ne vardır, bir hipotez sonsuza kadar değil yanlışlanıncaya kadar doğru kabul edilir. Bugün Güneş Dil Teorisi ile dalga geçen bilge insanların(!) bu teorinin bilimselliği üzerinde kafa yormadıkları açıktır. Çünkü tek başına I.Türk Dil Kurultayındaki sonuç bildirisi bile bu tezin bilimselliğini ispat etmekdetir: "Güneş Dil Teorisi ile ilgilenenlerden ricamız şudur: 1.Tenkit ediniz, 2.Reddediniz, 3.Tahlil ediniz, 4.İkmal ediniz (tamamlayınız), 5.Tavzih ediniz(eleştiriniz). Tavzih edinizden maksadımız, müspet veya menfi tavzihtir. Yani, bu olamaz diyorsanız,niçin? İzah ediniz ve buna karşı teorileriniz varsa onunla mukabele ediniz. Olur diyorsanız,niçin? Bunu izah ediniz." Bunu da mı yeterli görmüyorsunuz. O halde size şunu arz edebilirim ki, Atatürk,bu teoriyi geliştirirken sadece alanında uzman kişilerle değil, aynı zamanda milletiyle paralel bir çalışma yürütmüştür. Bakın, Atatürk dönemi Cumhurbaşkanlığı süreci, Türkiye'de eğitimin, bilimin ve sürekli okuyup araştırmanın tavan yaptığı bir dönemdir. -Her zaman derler ya nasılsanız öyle yönetilirsiniz diye. Evet buna katılıyorum ancak zaman içerisinde iktidar sahiplerinin görev süreleri arttıkça, halkın devletin başındaki isim nasılsa aynen o şekle büründüğünü de düşünüyorum. Çünkü devlet adamı dediğin rol modeldir. Tıpkı sanatçılar gibi. Çocuklarımızmın odalarının duvarlarına asacağı posterlerin sahiplerinin kim olduğuna çok dikkat etmeliyiz. Devlet adamlığı da böyle bir şeydir. Halk devletin başında kim varsa onu rol model alır.- İşte böyle bir dönemde Atatürk'ün rol modelliği neticesinde Türk milleti de bu rüzgardan etkilenmiş ve ülke de herkes Atatürk'ün dil ve tarih tezleri üzerine kafa yorar olmuştur. Doktor, memur, milletvekili, gazeteciler ve birçok kesimden insan, kökeni bilnmeyen kelimeler üzerine araştırmalar yapıp, kelime türetir olmuşlar. Atatür ve TDK tarafından incelenen kelimeler, kabul edilebilirliği varsa kabul edilmiştir. Ülkede esen rüzgara inanbiliyor musunuz! Yok olmanın ateşinde terlemiş bir milletin bilimin rüzgarında ferahlıyor olması... Böyle bir ortamda bilim insanı ya da hangi alanda olursa olsun uzman insanların yetişmemesi mümkün değildir. Yani soruşturmanın lideri Atatürk de kelime türetiyor, halkın içinden insanlar da. Hani nerede baskıcı ve totaliter rejim anlayışı! Hani nerede halk dil devrimini istemiyordu iftirası. Halkın dahi dil bilim araştırmalarına katıldığı bir devletde hangi halk istemiyordu acaba devrimlerin yapılmasını, burası da ayrı bir drama gerçekten. Bilim yine galip gelmiştir Amerikan merkezli yobaz, liboş ve ikinci cumhuriyetçi ordusuna. Şimdi geldik Emperyal canavarın kullanmış olduğu bir diğer silah olan Antropolojiye. Atatürk, canavarın en etkin silahlarından birinin bu olduğunun farkındaydı. Zira bugün ülkemizde inanılmaz bir deizm patlaması yaşanmaktadır. Deizm'in sonraki aşaması ise Ateizm'dir. Yani önce sizi Allah'ın kuralları koyup, sonra da uyanları cennete uymayanları cehenneme hapsettiği ve bunun haricinde de dünya işlerine karışmadığı bir sisteme inandırırlar. Sonra da uğramış olduğunuz adaletsizliklerin ekonomi de dahil olmak üzere kendi kurmuş oldukları sosyal düzenin etki etmesini beklerler. Yani sizi Tanrı tanımazlığa götürürler. Deizme kadar onlar çalışmışlardır ama deizmden sonra kurdukları sistem gereğini yapmıştır. İşte emperyal canavarın antroplojiyi kullanması da en etkili saikle Charles Darwin ile başlamıştır. En temelden gidelim istiyorum. İnsanlığın ırka dayalı ilk sınıflandırması 1750'de Linnaeus tarafından yapılmıştır. Bu sınıflandırmaya göre Avrupa beyaz, Asya sarı, Amerika kırmızı, Afrika ise siyahlardan meydana geliyordu. Bundan tam 100 yıldan fazla bir süre sonra Charles Darwin adında bir adam ortaya çıkıyor ve önce 1859'da Türlerin Kökeni ve 1871'de İnsanın Türeyişi adlı kitaplarını yayımlıyor. Emperyalizmin artık iyice hareketlenmeye başladığı bu yıllarda Darwin'in ortaya çıkışı tam da emperyal devletlerin işgallerine dayanak noktası oluşturdu. Darwin'in teorisini bu amaçla ortaya atmadığı düşünülebilir. Ancak yaptığı etki tam da buydu. Darwin'i hep evrim teorisiyle biliriz. Ancak burada bahsettiğimiz temel konu şu ki Darwinizm'e göre dünyada doğal kaynakların besleyemeyeceği bir nüfus fazlası bulunmaktadır. Bu savaşta ancak güçlüler ve uygunlar galip çıkabilir. İşte emperyalizmin ari ırk kuramı da bu noktadan itibaren işlemeye başlamıştır. 1853'de Gobineau tarafından geliştirilen ari ırk kuramı Darwin'in doğal seleksiyon kuramıyla birleşince, teknolojik ve ekonomik gelişmişliği geri kalmış ülkeler bir anda alt ırk konumuna düşmüş, yok edilmeleri gerekliliği ortaya çıkmış ve ülkelerinin işgal edilmesi için gerekli olan doğal neden ortaya çıkmıştır. Görüldüğü üzere küresel düzenin hegemon sahiplerinin gene herhangi bir çaba sarfetmesine gerek kalmamıştır. Her şey bitmiştir. "Ama durun bir dakika, bu da nesi böyle. Doğudan yoğun bir ışık huzmesi geliyor. Bu nasıl bir parlak ışık böyle. Ne, olamaz! Bu ışık Türkiye'den geliyor. Biz bu adamları karanlığa mahkum etmemiş miydik? Buna cüret eden göstersin kendini, kimsin sen?" Bu kişi Doğunun ilk uyananı ve son kahramanı Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildir. Bu emperyal canavara eline aldığı tarih ve dil silahlarıyla ağır darbeler indiren Atatürk, bu sefer de Antropoloji ile nihai bir darbe indirmeyi planlıyordu. Batı, biz Türk ulusunu evrimini tamamlamamış, sarı ırka mensup, geri kalmış ve ikinci sınıf şeklinde nitelemelerle damgalıyordu. Böyle bir ortamda yapacağınız Antropoloji çalışmaları da gayet tabiidir ki Türk ulusunun bu sıfatlardan olmadığını ispat etmeye yönelik olmalıdır. Bu antrolopoloji çalışmalarını tutup da ırkçılık ve bilim dışı temellerine oturtmaya çalışmak oldukça mantıksız bir hareket olur. Zira günümüzün gelmiş olduğu insanlık teknolojisi çağında antropolojik çalışmalar karşısındaki bu tarz bir duruş sizi inanılmaz bir utanca düşürür, teşebbüs etmemeniz sizin yararınıza olur. Peki ama Atatürk ne yaptı da antropolojik bir karşı silah geliştirdi? Birinci olarak ırk incelemeleri yapabilmek için konuya dair verilere ihtiyacınız vardır. Bu amaçla 1925 yılında Türk Antropoloji Kurumu'nu kurdurmuştur. Buna bağlı olarak da bu kurumun elde etmiş olduğu sonuçları yayımlaması amacıyla Türk Antropoloji Mecmuası yayımlanmaya başlanmıştır. İkincil olarak da 64 bin kişi üzerinde yapılan Antropometri anketidir. "Dur biraz, anket mi? Atatürk ırkçıydı işte, al milletin kafatasını ölçtürmüş, yuhhh!" Yok, öyle değil güzel kardeşim. Dur bir dinle. Anlatıyoruz. Batılı emperyal canavar, o tarihlerde Avrupa ülkelerinde antropometrik çalışmalar yaptırır. Avrupa insanının fiziksel özelliklerini çıkarır. Sonra da der ki, bunun dışında kalanların hepsi ari ırk dışındadır, geri kalmıştır, ikinci sınıf insandır. Ari ırk dışındaki insanlar da Allah tarafından Avrupa insanına hizmet amacıyla yaratılmıştır. Şimdi sen olsan ne yaparsın? Elbette sen de bu çalışmaların aynısını kendi ülkende yaptırır, elde ettiğin verileri dünyanın gözüne sokarak sizden bir farkımız yok, belki de sizden daha iyiyizdir, dersin değil mi? "aaa,hmm,eee,şey evet sanırım" Ha şöyle, aferin bak dinleyince nasıl da anlıyorsun. Bu fiziksel ölçümler incelendiği zaman Türk ırkı ile diğer ırklar arasında büyük bir fark göze çarpmamış ve emperyal canavarın ırk farkına dayanarak yaptığı aşağılama silahı da o büyük insan, Atatürk sayesinde etkisiz hale getirilmiş. Tüm bu veriler ışığında şunu söyleyebiliriz ki Brekisefal (kısa kafa) Avrupai bize bağlıdır. Emperyal canavarla olan savaşımız, Atatürk'ten sonra da devam ediyor. Okyanus ötesindeki sarı kafalı canavar, bizi rahatlıkla tehdit edebiliyor. Sormadan edemiyorum, Türk ülkesi neden bir Almanya gibi ekonomik endüstrisi güçlü, neden bir Hollanda gibi tarımsal güç, neden bir Amerika gibi siyasal kudret sahibi ve neden bir küresel oyun planlayıcısı değil? Allah bize tarihsel süreç içerisinde çok büyük liderler, çokça da fırsat vermiş. Her şeyi bir kenara bırakalım e büyük peygamberi de bize vermiş. Biz bu fırsatları belirli süreler değerlendirmiş, belirli süreler de görmezden gelmişiz. Bugün geriye yani tarihe baktığımızda damarlarımızdaki o asil gücü görebiliyorum. Atatürk önderliğindeki Türkiye'nin Batıya karşı verdiği mücadele aynı zamanda Doğu'nun özgürlük savaşıdır. Ve bu savaş yüksek bir ihtimal kıyamete kadar da sürecektir. Ancak bu mücadelenin şeklini yalnızca Doğu halklarının öldüğü tek taraflı bir kıyımdan çıkararak silahlar yerine kalem ve kitapların kullanıldığı bir kültür savaşına dönüştürmek de bizim elimizdedir. Yakın geçmişe kadar Orta Doğu'daki sorunlar yalnızca sınırlarımız dışında kalıyordu. Ancak bugün öyle bir hal almıştır ki yalnızca güvenlik değil aynı zamanda kültürümüzü bile tehdit eder hale gelmiştir. Toplumsal yapımız hızla değişmektedir. Değişen toplumsal yapının sonucunda değişen yönetimler, değişen kanunlar ve değişen insanlar vardır. Tarih göstermektedir ki terakkiden geriye gidişlerdeki değişimler hiçbir zaman olumlu sonuçlar doğurmamıştır. Hiçbir zaman umut eksik değildir. İnanmak lazım, değişim lazım. Bir yerden başlamak lazım. Neydi o güzel şiir;
    Koç yiğidim, Bahadırım, Ozanım
    Alp Dadaşım, Yağız Efem, Ozanım
    Bir narada dokuz tümen bozanım,
    Tuğ kaldırıp yürüyecek Bozkurdum!
    Tanrı Türk'ü koruyacak Bozkurdum!
    "İnanmaktan vazgeçmeyin, bir gün başaracağız, sadece çok çalışın."
  • 250 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ütopya'yı İş Bankası Kültür Yayınlarından Mîna Urgan'ın incelemesiyle birlikte okudum.
    Haliyle Thomas More'un hayatı, fikirleri ve dramı ile de ilgili epey bilgi edindim.
    *
    Ütopya; hiçbir yerde olmayan, düşler ülkesi, gerçekleşmesi imkansız düşünce anlamlarına geliyor.
    Ütopya kavramını fikir ve edebiyat dünyasına kazandıran Thomas More.
    *
    Önce kuş bakışı hayatına bakalım:
    *
    Thomas More, 16. yüzyılda İngiltere'de Rönesans ve hümanizmin temsilcilerinden biri.
    Erasmus'un yakın arkadaşı...
    Yunanca ve felsefe ile uğraştıktan sonra hukuk eğitimi alıyor.
    Babası yargıç...
    Kendisi aslında bir müddet rahip olmayı düşünmüş.
    Dindar bir Katolik.
    Bazı sebeplerden dolayı bundan vazgeçmiş.
    Erasmus'a göre; bir kıza sevdalanmış ve ''İffetsiz bir rahip olmaktansa iffetli bir koca olmayı tercih ettim'' demiş.
    Şakacı, ironik, güler yüzlü, sakin bir adammış...
    Sonuç olarak avukat olmuş önce, sonra parlamentoya girmiş. Kral 7. Henry'nin vergi politikasını eleştirince Fransa'ya kaçmak zorunda kalmış.
    Kral 8. Henry zamanında yargıç olmuş.
    Londra'da geniş kitlelerin güvenini kazanmış.
    Daha sonra 8. Henry'nin en yakınlarında yer almış hep ve başyargıç, hükümet temsilcisi, Lordlar Kamarası Başkanlığı gibi yetkileri olan Lord Chancellor görevine kadar yükselmiş.
    Aslında More hiçbir zaman ihtiraslı bir adam değilmiş, yüksek mevkileri sevmemiş; ancak kader onu en yüksek mevkilere çıkarmış; daha sonra ise yine aynı 8. Henry döneminde idam cezasına çarptırılmış.
    *
    Olay şu: Kral 7. Henry ölünce büyük oğlu Arthur İspanyol prensesi Arragonlu Catherine ile nişanlanmış. Fakat Arthur 1 yıl içinde ölmüş. Onun yerine 8. Henry ünvanıyla geçen kardeşi ise ağabeyinin dul karısı ile evlenmiş. Fakat günün birinde başka bir kadına aşık olunca Catherine'den boşanmak istemiş. Ancak Katoliklerin boşanmaları Papa'nın iznine tabi olduğundan Papa bu yetkisini siyasi sebeplerden ötürü kullanmayınca kriz çıkmış. Bunun üzerine İngiltere Kralı 8. Henry bir yasa çıkartarak Papalığın egemenliğini tanımadığını ve kendisinin İngiltere Kilisesi'nin başı olduğunu ilan etmiş.
    Fakat Katolik inancına sıkı sıkıya bağlı olan More buna katılmamış ve bulunduğu görevden çekilmiş.
    *
    More zaten makam delisi bir adam olmadığından görevden çekildikten sonra şöyle söylendiği rivayet ediliyormuş:
    ''Aman ne güzel! Artık güneşe günaydın diyorum, devlete iyi geceler!''
    *
    Fakat More'un bundan sonraki hayatı ıstırap ve dramdır.
    Düşüncelerini ve inançlarını Kral baskısıyla değiştirmeye yanaşmadığından idam cezasına çarptırılır ve öldürülür.
    Bu bakımdan ona ikinci Sokrates benzetmesi yapan yazarlar var.
    *
    Ütopya 1516 yılında kaleme alınmış. Yani 500 yıl önce...
    İçindeki bilgiler bugün için bile çok kıymetli.
    Çağını aşan fikirlerle Rönesans ve hümanizm akımlarına ciddi katkılar sunmuş More.
    Ve dünya siyasi / edebi / hukuk düşünce hayatına bir şaheser bırakmış.
    *
    Kitap iki kısımdan oluşuyor.
    Birinci kısım kitabı öyküleştirmeye yarayan bir girizgah, ikinci kısım ise tamamen monolog şeklinde.
    *
    Birinci kısımda Amerigo Vespucci ile seyahatler eden ve sonra ondan ayrılarak Utopia adında bir ada devleti keşfeden Hythloday ile tanışma ve onun 2. kısımda bu devleti bütün yönleri ile anlatması için gelişen diyaloglar yer alıyor.
    Bu arada yeri gelmişken Hythloday ''saçma sapan konuşan'' anlamına geliyor.
    More bu şekilde kelimeler seçerek hedef haline gelmekten kurtulmaya çalışmış.
    Nitekim bu bölümde ülkesi İngiltere'ye yönelik ciddi eleştiriler de var. Fakat More dikkatli olmak adına bu bölümde kralları eleştirip ve onlara söz anlatılamayacağını izah ederken her şeye karşın Fransa'dan örnek vermeyi tercih ediyor.
    Bu bölümde genel olarak Kralların sarayında felsefenin yer alamayacağını More adeta kendisinin yarattığı bir hayali kahramanla kendisini tartıştırarak ironik bir şekilde ortaya koyuyor.
    *
    İkinci kısıma gelirsek...
    Artık burada Hythloday büsbütün monolog şeklinde bir yeryüzü cenneti olan devletin bütün özelliklerini uzun uzadıya anlatıyor.
    Batı Dünyasında ilk sosyalist olarak ilan edilecek olan More'un Utopia'sında özel mülkiyet bulunmamakta, para kullanılmamakta, herkes eşit kabul edilmektedir.
    Herkes günde 6 saat çalışmakta, ihtiyacına göre yiyecekleri almakta, geri kalan zamanda ise kendini geliştiren bilimsel, sanatsal, zihinsel faaliyetlerde bulunmaktadır.
    Ütopia'da demokrasi vardır. Seçimle yöneticiler belirlenir.
    Hatta More, papazların bile seçimle belirlenmesi gerektiği görüşünü ortaya atmıştır.
    Ütopia devletinde genel olarak;
    Kadın ve erkek eşitliği söz konusudur.
    Evliliklerde belli şartlarla boşanma hakkı vardır.
    Savaş aşağılanmaktadır.
    Öldürmeye dayalı bütün mitler ve güç gösterileri şeref dışı ilan edilmektedir.
    Altın ve gümüş gibi madenler yaratıldıkları yer olan ''yerine dibine'' sokulmaktadır.
    Gösteriş ve debdebe kınanmıştır.
    Yasaların az, kısa ve öz olması gerektiği vurgulanmıştır.
    Ruhani zevklerle birlikte bedensel zevkler de ortaya konulmuş, mutluluk, zevkin erdemleşmiş hali olarak anlatılmıştır.
    Ötanazi hakkı tanınmıştır.
    Rahiplere evlenme hakkı verilmiştir.
    Kölelikte ''umut hakkı''ndan bahsedilerek kölelerin özgürlüklerine kavuşmalarının yolu açılmıştır.
    Sınıfsal statüler yoktur.
    Ölüm cezası tenkit edilmektedir. Cezalarda ölçülülük savunulmaktadır.
    Din ve vicdan özgürlüğü tanınmış ve önemi belirtilmiştir.
    Dinlerin birleştirici ve bütünleştiriciliğine çalışılmıştır.
    Yaşam boyu eğitim fikri ortaya atılmıştır.
    Zorunlu askerlik kaldırılmıştır.
    Paralı askerlik düşüncesi ortaya konulmuştur.
    Bilim, sanat ve düşüncenin değerinden bahsedilmiştir.
    Kumar, avcılık gibi eğlenceler tenkit edilerek yasaklanmıştır.
    *
    Bütün bu fikirler 16. yüzyılın başındaki bir dünya için çok ileri ve dikkat çekici fikirlerdir.
    İşte bu yüzden 500 yıldır Ütopya hala dipdiri....
    Thomas More hümanist fikirlerine rağmen reform hareketlerine karşı mesafeli duruşu nedeniyle birçok kesim tarafından çelişkili / kafası karışık / eseriyle hayatı arasında zıtlık bulunan adam diye tenkit edilse de bazılarına göre ise More sanıldığı kadar kafası karışık bir adam değildi.
    Bu kimselere göre onun birtakım pratik sebeplerden dolayı ( savaş karşıtlığı / Hristiyanlıkta birlik arzusu) reform hareketlerine mesafeli duruşu laikliğe dayalı seküler yaşama geçişe mani olucu sonuçlara yol açsa da o inandığı değerler uğrunda fikir / inanç hürriyetini ortaya koyucu kahramanlıkla can veren bir fikir adamı olarak kabul edilmekte.
    (Bu konuda Mina Urgan incelemesinde uzun uzadıya farklı fikirlere yer vererek izahta bulunmakta.)
    *
    Sonuç olarak Thomas More fikirlerinden dolayı öldürülmüş bir hukukçu ve devlet adamıdır.
    Ve ölümünden 400 yıl sonra Katolik Kilisesinin azizleri arasında yer alarak Saint Thomas More diye anılmaya başlanmıştır.
    Onun tartışmalı hayatından geriye ise 500 yıldır okunan bir dünya klasiği kaldı:
    Yeryüzünde cenneti arayan :
    Ütopya!
    *
    Bununla birlikte 20. yüzyıl ütopyaların değil anti-ütopyaların (distopyaların) egemenlik kuramaya başladığı bir yüzyıl oldu!...
  • 230 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    “Dahi olmak yeterli değil. İnsanların kalbini değiştirmek cesaret ister.”

    ~Yeşil Rehber (Green Book)

    U S A! United States of America! Yani; Amerika Birleşik Devletleri! Elli eyalet ve bir fedaral bölgeden oluşur. “American Dreams” yani Amerikan Rüyası şişirilmiş bir balondan ibarettir. Amerikalıların bir lafı vardır, “Bullshit” yani çevirisine göre değişir ama biz “Saçmalık” olan anlamını kullanalım. Amerika dediğimiz ülke, Hollywood efektinden başka bir şey değildir. Muazzam bir tiyatrodur. Bu tiyatronun IRKÇILIK geçmişine kısa bir yolculuğa çıkalım.

    Howard Zinn ‘in yapmış olduğunu kaç beyaz Amerikalı yapmıştır bilinmez ama, az kelimesini kullanmak yerinde olacaktır. Ne mi yapmıştır?

    Fikirleri ile kitlelerin harekete geçmesine katkı sağlamış, bir Amerikalı olarak devletinin neler yaptığını gözler önüne sermiştir. Siyasetin nasıl insanları kandırdığını, yasalarda yazanlar ile gerçekte uygulananların birbiri ile alakası olmadığını göstermiştir. Eşitliğin olmadığı Amerika’yı gün yüzüne çıkarmış, kaşif diye methiyeler düzülen Kolomb’un bir kaşif değil, yerli katli gerçekleştiren bir insan olduğunu Amerikalılara anlatmıştır. Bundan geri adımda atmamıştır. Bütün linçlere rağmen. #37296530

    Bu kitabın incelemesine “Yeşil Rehber” filmi ile paralel devam edeceğim. Irkçılığın ne olduğunu filmi izlediğinizde tüyleriniz ürpererek iliklerimize kadar hissediyorsunuz. Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki, neyi bilmediğimizi bilmiyoruz. Tarih okuyanlar az çok bilir ki, Amerika gibi insanları sömüren ülkelerin geçmişi kölelik ve eşitsizlikle doludur. "Yeşil Rehber" filmi, bu kitabın bize anlattıklarının beyazperdeye aktarılmış farklı versiyonudur.

    "Yeşil Rehber" aslında bir kitapçık. Bu kitapçık 1960 yıllarında Afro-Amerikan vatandaşlarının sorunsuzca demesek te daha az sorunla yolculuk edebileceği yolları, kalacağı ve yemek yiyebileceği yerlerin listesini barındırıyor. Yeşil Rehber de ki liste neden var olmuş ve Hovard Zinn bu kitabı neden yazmış, size biraz biraz anlatayım…

    Bir gün bir öğrencim ofisimde otururken bana şöyle dedi:


    “Annem burada iyi iş çıkartmak zorunda olduğumu söylüyor, çünkü zaten iki sıfır yenik durumdayım. Hem siyahım hem de kadın, bir gol daha yersem oyundan atılırım.” #37297654

    Amerika, bilindiği gibi özgürlükler ülkesi değildir. Kandan beslenen, çoğunluğu arkasına alan güçlülerin ezdiği halk üzerinden propaganda yapan, her eyaleti kafasına göre takılan, güvenlik güçlerinin keyfi hareketlerine pek ses çıkarmayan, söz de “Özgürlük Bildirgesi” ile övünen, Irkçılığın damarlarına kan pompalayan ve bununla övünmüş bir federal devlettir.

    1950 – 1960 arasına bir göz atalım, siyahı Amerikalıların çektikleri zulümleri hatırlayalım, gerçek Amerikan Rüyası neymiş öğrenelim…

    O yıllarda hangi eyalete giderseniz gidin, hepsinde ırkçılık sorunu vardır. Bazısında çok şiddetli, bazısında daha az şiddetlidir.

    Siyahiler özgürlüklerini Direniş ve Kan ile kazanmadan önce nasıl bir yaşama mahkum edilmişlerdi?

    *Otobüslerde beyazlar için ayrı, siyahlar için ayrı oturma alanları vardı,
    *Mahkemelerde renkliler diye ayrılan ayrı alanlarda otururlardı,
    *Bir elbise dükkanına keyiflerince giremezlerdi. Çünkü sadece beyazlara hizmet ederlerdi. Eğer şanslılarsa, elbiseyi satın alabilirlerdi. Kesinlikle deneyemezlerdi, yasaktı.
    *Bir restoran da yemek yiyeceklerse, ya belirli saatte yiyebilirlerdi, ya da kendilerine ait olan yerde yiyebilirlerdi. Oturmaları yasaktı, oturamazlardı.
    *Kesinlikle oy kullanamazlar, siyasette temsil edilemezlerdi,
    *Patron olamazlardı, hizmet edebilirlerdi,
    *Dönemin en önemli beyzbol, basketbol takımları içerisinde bulunan siyahiler aynı yerde yemek yiyemezlerdi,
    *Bir eyalette siyahiler, kaldırımdan yürüyemez diye yasa çıkarmışlarsa o siyahi o kaldırımdan yürüyemezdi, denemek bedava, ağzı burnu kırılana kadar dövülürdü,
    *Bir siyahi, bara giremez, beyazlarla birlikte oturamazdı,
    *Beyazların kaldığı otellerde kalamazlardı…

    Daha da uzun yazabilirim ama yazarken bile içim sıkıldı. Bu söylediklerimin bir çoğu kitapta mevcut. Bununla birlikte Yeşil Rehber filmini izlediğinizde de bu durumla karşılaşacak, izlerken sinirlerinize duygusal anlamda hakim olamayacaksınız.

    Martin Luther King adını duymayanımız yoktur. Bu isimlerin arka planları farklı şeylerle dolu olsa da verdikleri özgürlük çabası ve bu çabayı şiddet üzerinden değil de, tamamen pasif direnişle başarmış olmaları takdir edilmesi gereken bir şeydir. Bunun daha ötesidir ama kelimeler pek anlam ifade etmiyor. Arka planları dediğim kısım şu dur ki; bu insanların kendi kişisel düşünceleri gereği, farklı kültür ve insanlara da farklı yaklaşım sergileyen ve sözler söyleyen konuşmaları mevcuttur. Bunları araştırmayı sizlere bırakıyorum ve konuya devam ediyorum.

    Bu pasif direnişler ilk önce liselerde ve üniversitelerde baş gösteriyor. Buralardan yayılıyor ve ülke genelinde çok büyük eylemlere dönüşüyor. Bu eylemler dediğim gibi yıllara yayılan ve pasif direnişlerden oluşuyor.

    Beyazların girdiği restoranlara girip, oturmaları ve yemek istemeleri,
    Oy kullanmak için her eyaletin bürosu önünde saatlerce, günlerce beklemeleri, koskoca bir günde belki 1 kişinin anca kayıt yaptırılması ya da yapılmamasına rağmen vazgeçmemeleri,
    Bu kayıtlar esnasında, sırada bekleyenlere yemek vermek isteyenlerin dövülmesi, yemek almaya çalışanların dövülmesi ve öldürülmesi,
    Beyaz Saray’ın bu ölümlere ses çıkarmaması ama buna istinaden de pasif direnişin devam etmesi,
    Her gün her eyalette yasak olan şeylere karşı direnişin örgütlenmesi,
    Beyazlarla siyahların aynı yerde oturamadıkları otobüslerin koltuklarına oturmaları,
    Mahkelemelerde siyahilere ayrılan yerlerde değil, beyazların yanında oturmaları,

    Bunlar basit şeylermiş gibi gelebilir, hiç biri basit değil. Her eylem ya ölüme yakın sonuçlar doğuruyor ya da sakat kalan, ölümüne dövülen insan manzaraları doğuruyor. FBI dediğimiz olgu bu durumları uzaktan izlemekle yetiniyor, pek kıymetli ve övünülen Amerikan Yasası sessiz kalıyor, Yargıçları kıllarını kıpırdatmıyor, Beyaz insan Siyah insanı düşmanı belliyor ve kafasına kafasına vuruyordu…

    Dünyanın en dahi insanı olmanız yeterli değildir. İncelemenin başında bir alıntı paylaştım, “Dahi olmak yeterli değil. İnsanların kalbini değiştirmek cesaret ister.”

    Kendi Kurtuluş mücadelemiz de buna örnektir. İnsanları harekete geçirmek için akıl yetmez. Onları bir davaya inandırmak ve kalplerini, yüreklerini, fikirlerini değiştirmek cesaret ister. Ve bu kolay değildir, hem de hiç kolay değildir. Bir şeyleri görmek, onu değiştirebileceğiniz anlamına gelmez. Siyah insan gördüğünde, yolunu değiştiren bir beyazın fikrini değiştirmek ve o insandan tiksinmemesini sağlamak kolay iş değildir.

    Tüm Amerikan halkı ırkçı olmayabilir ama bu duruma baktığımızda ve yıllar süren bir özgürlük savaşı olduğunu gördüğümüz de pekte siyahilerin yanlarında hareket etmiş olmadıklarını, sonra sonra yavaş yavaş destek verdiklerini, yine bu kitleleri nüfuzlu beyazların harekete geçirdiğini görüyoruz.

    Bir Öğretmen, bir insan neler yapabilir ki dediğimizde Howard Zinn karşımızda kaya gibi durmaktadır.

    Onlarla birlikte fikir savaşı vermiş, bir öğretmen olarak sistemin karşısında olmuş, illegal bir şekilde okuldan atılmış, yılmamış eyalet eyalet, okul okul konferanslar vermiş, ölümle burun buruna gelmiş olmasına rağmen, bir beyaz olmasına rağmen haksızlığa uğramış bir topluluğun yanında olmaktan vazgeçmemiştir. Amerikan propagandasını az çok bilirseniz, birilerini çarmıha germek için nasıl basını kullandıklarını, siyahilere karşı olan halkı nasıl kışkırtabileceklerini bilirsiniz. Amerikan toplumu özgür düşünceli midir sorusuna ben evet diyemiyorum. Bağnazdır Amerikan toplumu ve net olarak söyleyebiliriz ki, kendi vatandaşları ve tv yorumcuları, yazarları da söylemektedir; biraz da aptallardır. Dünyayı Amerikadan ibaret bile sanmaktadırlar…

    Hareket Halindeki Bir Trende Tarafsız Olamazsınız evet, kesinlikle olamazsınız. Bir taraf seçmek zorundasınız ve ben kimseyi desteklemiyorum diyemezsiniz, özellikle ezen taraf sizin tarafsızlığınızı alıp bir yerinize monte edebilir. Ya direnişte olacaksınız ya da sizde zulme ortak olacaksınız. Zafer yakında da değildir, gelecek mi o bile belli değildir. İşte tam da bu tren de tarafsız olmamak cesaret ister. Bu cesareti gösterenler hem gönüllere hem de tarihe adını yazdırmış onurlu insanlardır.

    Özgürlüğün bedelini birileri ödemiştir. Hiçbir şey bedava değildir. Birileri rahat yaşıyorsa, bilmemiz gereken en temel nokta, birileri bizim yerimize büyük bedeller ödemiştir. Bunu unutmamak ve zorla alınan özgürlüğün geri verilmemesini sağlamak yine o ülke insanlarının ve hepimizin elindedir. Konu ne olursa olsun, bir şeyi güç bela elde ettiyseniz, onun savaşı bitmemiş, devam ediyor demektir. Yaşam bitene kadar devam!

    Filmle birlikte bu kitabı birleştirdiğinizde kafanızda hiç bilmediğiniz bir Amerika ve Irkçılık ortaya çıkıyor. Çünkü bu konuları bilmiyorsanız, ağzınızın açık kalacağına garanti verebilirim.

    Geçmişi Irkçılık dolu bir ülke, daha sonra nasıl bir ülke oldu? Kısaca ve önemle birkaç kelam edelim…

    Barack Hussein Obama, Amerika Birleşik Devletleri'nin 4 Kasım 2008'de yapılan ABD başkanlık seçimlerinde ABD'nin 44. devlet başkanı seçilmiştir. Daha sonra bir kez daha seçilmiştir.

    Obama’nın ten rengini bilmeyenler var ise, Google'a bir bakabilir. Anne ve babasının kim ve nereli olduğuna ve hikayesine bakabilirler. Bunları neden mi söylüyorum? Bir zamanlar aynı metroyu kullanmaktan tiksinen, aynı yerde yemek yemeyen, giyinmeyen, okumayan beyaz Amerikalılar, Siyah bir Amerikalıyı başkan yaptı ve oldukça da sevdi diyebiliriz.

    Günümüzde Amerikan film ve dizilerine bakarsanız, bolca siyah oyuncu vardır, müzik dünyası öyledir, NBA öyledir, Amerikan Basketbol takımına bakın desek bile yeterlidir, ölenlere ve dövülenlere ses çıkarmayan FBI’da çok önemli yerlerdedirler, CIA aynı şekilde, eyaletlerde ve şehirlerde bir çok güvenlik güçlerinin üst düzey yöneticileridirler. Hukukta, üniversitelerde, bilimde, sanatta her yerde...

    Bir başka Amerika ve dünya ortaya çıktıysa, bu yıllar önce bedel ödeyenlerin sayesindedir. Amerika kötüdür demiyoruz, geçmişini bilin öyle davranın diyoruz. Amerika’yı Amerika yapan bir bakıma Hitler’in bilim insanlarını kendi ülkesinden kaçırmasıdır. Bunun en çok yararını Türkiye ve Amerika görmüştür. Amerika’nın şu an ki bilim ve teknolojik yapısının kaynağı Nazi zulmünden kaçan bilimadamlarıdır.

    Önerdiğim filmi kesinlikle izleyin. Uzun süresinden korkmayın, sizi güldürecek, düşündürecek, yaşamları iliklerinize kadar hissetmenizi sağlayacak. Ten rengi farklı olan insanların neler çektiğini kısaca görmenizi sağlayacak. Yaşanmış bir hikaye olması, sizi daha fazla etkileyecektir.

    Howard Zinn gibi insanlar dünya tarihin de hep var oldular. Adları bilinmiyor olabilir ama hep var oldular. Kadınların insan sayılmadığı bir dünyadan bugüne, siyahilerin insan sayılmadığı dünyadan bugüne çok şey değişti, değişiyor ve değişecek. Yetmez ama düne nazaran bugün daha iyi, yarın ve sonraki günler ve yıllarda daha da iyi olması dileğiyle.

    Ten rengi yüzünden insanın sınıfsal ayrımcılık yaşaması, köle yapılması, işkence edilmesi, yaşam hakkının sınırlandırılması hiç deneyimlemek istemeyeceğimiz bir şey. Her türlü insan ayrımcılığına karşı olmamız en içten dileğimdir. Kimin nerede, nasıl, ne şekilde dünyaya geleceğeni kimse bilemez ya da seçemez.

    İnsanın RENGİ olmaz, İnsan; İNSANDIR…

    *

    Tanrı Amerikayı Korusun "God Bless America" yanlış bir söylemdir aslında. "Tanrı Dünyayı Amerikadan Korusun" demek daha nezih bir beklenti ve istektir kanımca.

    *

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    10/10