• Her kelime bir âlemdir, yani bir şiardır. Her kelime aynı zamanda bir âlemdir, yani bir dünyadır. Onlara karşı istisnasız, şuursuz, dikkatsiz olmak bunun için bir kayıptır. Dil, din demektir. Çünkü din kelimeler ile nakledilen vahye ve sünnete dayanır. Dil aynı zamanda düşünce demektir. Çünkü kişinin düşünmesi bildiği isimlerle, kavramlarla, kelimelerle olur. Bu nedenle dili bozuk olanın dini de, düşüncesi de bozuk olur. Dilimize giren zihnimize, zihnimize giren hayatımıza girmiştir. Kendi kelimeleri olmayanın kendi kavramları ve anlamları olamaz.
  • Güzel bir kitaptı. Gönlü yumuşatan farkındalığı arttıran. Manevi güzelliklerin osmanlıca kelimeler ile aktarılıp hissedilebileceği paylaşılabileceği yorumuna ve öz türkçeleşmeye ve inkilaba karşı eleştirisine katılmam mümkün değil. İslamiyetin ve manevi duygu ve düşünce aktarımının her dilede ki kelimelerle yapılabileveğini bunun için osmanlıca yada arapça kelimeler kullanmanın gerekli yada doğru olduğunu düşünmüyorum. Manevi iklim sadece dinin geldiği toprak yada zamana ait değil evrenseldir.
  • 512 syf.
    ·107 günde·Beğendi·10/10
    Bahaettin Karakoç'u, Türk Edebiyatı Dergisinin 541. sayısıyla tanıdım, vefatından bir ay sonra.
    Onu okudukça düşünce ve fikirleriyle beni kendisine çekti ve pek şiir okuyan biri olmasamda ilk kitabı "Seyran"ı aldım.
    #Karakoç değiştirilmeye çalışan insan ruhuna, maddeci ve yozlaşmış bir hayatın karşısına çıkıyor, yine bütün değer yıkımlarına itiraz ediyor.
    #Şiirlerinde tenkide çok sık raslıyoruz. Bu tenkit insanların duyarsızlıklarına, katılıklarına ve en çok da kendi kültürlerinden, inançlarından uzaklaşmalarına yöneltilmektedir. Bunu yaparken kapalı bir üslupla, sembollerle yapıyor.
    #Beni şiirlerin etkileyen bir yönüde kullandığı kavramlar, yerel kelimeler. Güzlekledi, göverir, ak muştuluk, esriklik, geller, seyip, meri gibi uzayıp gidiyor.
    #Düşünceleriyle, fikirleriyle, yazım tarzıyla, hayatıyla okunup bilinmesi gereken bir değerimiz "Bahaettin Karakoç".
  • 55 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Beni kitapta en çok etkileyen alıntı : "Acıların çoğu kendi seçiminizdir" buydu sanırım. Evet mantıklı düşünecek olursak hepsi olmasada bir çoğu bizim seçiminizdir. İnsanlar dünyada kolay ve güzel olan şeyleri zorlaştırmak ve batırmakta bir numaradır. Güzel olan her şeyi bitiren biziz kendimize acı çektiren kendi benliğimizdir.Bu ve buna benzer bir çok güzel düşünce tarzına bu kitapla eriștim diyebilirim sanırım. Kitap aslında çok açık uçlu kelimeler ve cümleler bütünü olmakla birlikte kişiye özgürce düşünme, farklı düşünme boyutları katabilecek bir kitap diye düşünüyorum. Bu kitaptan sonra hemen Ermiş'in Bahçesine başlamanızı öneririm. O da çok güzel bir kitaptır. Keyifli okumalar. ;)
  • 391 syf.
    ·13 günde·10/10
    Bir İstanbul romanı: Huzur.

    Anahtar Kelimeler: İstanbul, Savaş, Buhran, İhtiras, Aşk, Kader, Sanat, Musiki, Din, Mevsim, Ümit, Acı, Hastalık, İsyan, Toplumsal Kalıp, Nesne.

    Anahtar kelimeleri yavaş yavaş ve üzerine biraz da yoğunlaşarak okuduğunuzda neler düşündünüz ya da düşünüyorsunuz? Huzuru okumuş olanları ayrı tutuyorum elbette. Bu kadar birbirine zıt kavramların bir romana yedirilmesi ne kadar da güç öyle değil mi? Muhtemelen aklınızdan geçen düşüncelerden birisi buydu! Her bir konu başlığının kendi bünyesinde bir dünyası varken bu dünyaları birbiri ile ilişkilendirip çok güçlü bağlar kurmak, üstüne üstlük karakterlerin içsel buhranlarıyla harmanlamak başlı başına bir yetenek işi. Bu yetenekten ve donanımdan noksan yazarların bu gibi kapsamlı işlere yeltenmesi bana kalırsa aptal cesaretiyle kabil olabilir. Bunu fütursuzca yapan yazarların akıbetleri-hiç gereği yok konu bahsi etmeyeceğim- malumunuzdur.

    Tanpınar’ın donanımı hayranlık uyandırıyor. Musikiye ve sanata olan ilgisi ve bilgisi, akıl hocaları, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’e olan saygısı, Paul Valery ve Marcel Proust gibi usta yazarlardan etkilenip onların düşünce dünyalarından da esintiler sunması, bir asır öncesi İstanbul’un tasvirleri, karakterlerin yaralarını okurlarına kabul ettirmesi, dinsel sorgulamaları, nesnelerin çağrışımları ile Huzur başlı başına bir yüksek edebiyat ürünü.

    Zannediyorum ki, Huzur romanında yer alan karakterlerin özelliklerine değinmek gerekecek. Benim nezdimde Tanpınar’ı değerli kılan; toplumunun geçmiş değerleriyle bağını koparmayan güçlü karakterleri yaratmış olmasıydı. Bektaşi ile, Veli ile, Dede ile, şark musikisinin güçlü isimlerinin ve eserlerinin sürekli deklare ediliyor olması ve bu eserlerin insan ruhundaki belirtilerini ve çağrışımlarını okurlarına dökmesi şahaneydi. Hiç bilmediğim, tatmadığım, hissetmediğim, düşünmediğim şeylerin etrafında dönmek onları koklamak, keyfine varmak bana varlığımı hissettirdi. Yorucuydu, çok çaba sarf ettim öyle ki bilmediğim onca kelimeyi okurken duraksayarak araştırmak oldukça meşakkatli olmasına mukabil tüm uğraşlarıma fazlasıyla değdi. İyi ki böylesine dolu bir eseri okudum diyorum kendime.

    İstanbul ile bütünleşmiş, iç içe geçmiş bir hikayesi var romanımızın. Bir aşk romanı mı derseniz, ben bu düşünceye kati bir düşünceyle karşı çıkarım. Aşk var lakin asla öne çıkmıyor, yalnızca gidişata yön veren bir konumda. Şu vaziyette ne İstanbul’u bu hikâyeden çekip çıkarabiliriz ne de karakterlerin aşkını, ihtirasını. Kaldı ki böylesine yüklü bir romana aşk romanı deyip çekilmek de bir anlamda pervasızlıktır. Genellemelerden ve sınıflandırmalardan kaliteli eserler özelinden kaçınırım. Bu gibi eserleri bir kalıba sokamazsınız, sığmazlar çünkü.

    Bir savaşın arifesinde yaşanan bir aşk. Dönem itibariyle karakterler zaten travmalı. Ana karakterlerin yaşları göz önüne alındığında hemen hepsi birinci dünya savaşını görmüşler. Her biri savaşın elim izlerini yüreklerinde taşıyorlar. Tedirginlikleri, ümitsiz olmaları ve hiçbir duyguya bütünüyle bağlanamamaları bu endişeden kaynaklanıyor. Savaşın izlerinin yanı sıra bir şekilde arzu edilen hayatların yaşanmamış olması, yanlış kararlar ve neticeler de bu bağlamda önemli yer teşkil ediyor. Neden bu endişeleri öne atıyorum çünkü nihayete ermeyen, varılamayan aksiyonların alt nedenleri hep bu endişelere temas ediyor.

    Romanın genelinde kimi öğeler belirgin olarak göze çarpıyor. Misal Camiiler. Tasvirlerde ve karakterlerin çokça odaklandığı öğelerden biri; örneğin ana karakterin bir an bir düşünceden sıyrıldığında camii görmesi gibi. Bunun yanı sıra dinsel sorgulamalar, Hz. İsa’ya göndermeler, Tanrının sorgulanması gibi konular bana Dostoyevski’yi anımsattı. Hoş karakterlerden biri zaten Dostoyevski için; “Dostoyevski, içinde bulunduğumuz çıkmazı en iyi gören adamdır.” bile diyordu. Yani karakterlerin içsel hesaplaşmaları, Tanrıyı sorgulamaları, dinlere değinmeleri ile belki de Rus edebiyatına göndermelerde bulunuyordu Tanpınar.

    Toplumsal kalıpları sarsan karakterin itici bir halle romana dahil olmasıyla Tanpınar neyi amaçladı ya da neyi hesap etti bilemiyorum ama şundan eminim ki bu itici halle romanda kendine yer bulan karakterin artık gerçek savunucuları ve sevenleri var.

    Gerçek bir sanat eseri, edebiyat ürünü Huzur. Sabırlı okurlarını bekliyor.

    Herkesin keyifli okumaları olsun.
  • 640 syf.
    ·Puan vermedi
    Öncelikle felsefe ile alakası olan bir kitap olduğunu bildirmek isterim. Düşünce var olmak ve var olanlar hakkında ince ruha sahip fikirlerin topluluğundan oluştuğunu da belirtmek istiyorum.

    Kısıtlanan hayatlar kadar Kısıtlanan kelimeler var. Söylenmesi gereken susuluyorken, susulması, susturulması gereken kelimeler konuşuyor.

    Meşhur oldu baştan aşağı konuşup dil sustuktan sonra düşünmek. Anlaşılmak yazık kapı önünde yatıyor ki bu kadar zor bir durum olmamalı toplumda.

    Bir insanı anlamak çoğu zaman anlaşılmaktan daha başarılı bir eylem. Konuşmak istediklerin dilin ucunda kalabilir ama anlaşılmak hayat ucunda kalmamalı diye düşünüyorum.

    Konuşurken karşı tarafa uygun gelmeyen kelimeler yüzünden ülkemizde bilindiği üzere bir çok infaz, yargısız infaz uygulamaları getirilmiştir. Bunun başlıca sebepleri anlaşılmamak, anlayamamak ve gerçeklerle yüzleşmeye yüzü olmamak gibi... Eski dönemlerde infaz şeklinde engeli olan kelimeler günümüzde engel tanımamasına rağmen saklanmakta ısrarcı olunmaktadır.

    Peki empati ile konuşmak arasındaki ilişki nedir?
    Empati; birini anlamak, kendini karşısındakinin yerine koyabilme becerisidir. Konuşma ise empati eyleminden sonra gerçekleşen ikinci bir eylemdir. Kişi önce düşünüp, anlayıp daha sonra konuşmalıdır.

    Çeşitli durum ve sözlerle bunu farklı yollardan beyan etmiştir yazar. Elimde kalemle altını çizerek okuduğum bir eserdi. Lakin empati ile alakası olmayan insanlar için gelişme kaydedeceğini düşünmüyorum çünkü anlamak, anlaşılmak için önce empati gibi şeyleri öğrenmek gerekir. Bu gibi eylemlere geç kalan bir insan ne kadar gelişir hiç bir fikrim yok. Sonuçta insan değişim için olanak sağlayabilen canlı değildir ki belki de bu yüzden atalarımız" Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de o' dur" demiştir.

    Empati belki de değişim değil insan için bir gelişimdir. Eğer tanım bu şekilde ise tüm insanların gelişmek adına ölene kadar şansı var demektir tabi kendini karşısındakinin yerine koyabilecek, karşısında birini bulabilirse...

    İnsan insanı kaybetmeden anlamalı lakin çıkarlar doğrultusunda anlaşılmayan insan her gün eriyen muma benzer.

    Eskiden insanı anlamak ve anlaşılmak yerine infaz ederken düşünme eylemini henüz başaramamış olmak geçmişten günümüze pek çok gelişim çağının önünü kapatmıştır. Bunun günümüzde bir çok şeye sebebiyet verdiğini de göz ardı edemeyiz. Mesela empati üzerine yazılan bu kitap çeşitli durum kaygılarını dile getirmiştir ki empati sıkça uygulanan bir eylem olsaydı neden bu eser ısrarla okunması gereken eserler arasında yerini koruyordu? Ya da neden insan empati kelimesinin tanımını öğrenip de uygulamasını hala yapamamaktadır? Yaşadığımız şu dönemde iki ülke arasındaki sorunlardan biri de empatidir. Gelişim adına iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum ama tavsiye konusuna gelince; ister okuyun ister okumayın. Konusuna fazla girmeden yargıya sığdırdığım bu kitabı tavsiye etmeyi doğru bulmuyorum çünkü genel anlamda bütün kitaplar insan ruhunu yansıtan birer ayna ve empati örneğidir. Malum insan anladığı kitabı okur bunun hakkında bir kitaba örnek vermek istiyorum" Tutunamayanlar" bu kitaplardan biri çoğu zaman okunması zirvede kalan bir eserdir.

    Şimdiden iyi okumalar diliyorum.