• 464 syf.
    “Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız.”

    Karakterimiz : KA

    Olmazsa olmaz olgumuz : KAR

    Mekan : KARS


    Kelimelerin sihrine inanırım. Acaba diyorum Orhan Pamuk buna başvurmuş olabilir mi? Mümkündür :) George Perec'in 'Kayboluş' isimli kitabında 'e' harfini kullanmadan bir roman yazmış olması Pamuk'un böyle bir girişimini masum kılar. Bu arada Kars şehrinin adı Bulgar Türkleri'nin Karsak oymağından geliyormuş.

    Kar nedir? (100 Puan)

    KAR. Suyun atmosferin içinde düşerken, gezinirken ya da yükselirken aldığı katı şekildir. Genellikle altıgen bir biçimi olan güzel kristal yıldızcıklar halindedir. Her kristal tanesinin kendine özgü altıgen yapısı vardır. Karın sırları eski çağlardan beri insanoğlunun ilgisini ve hayranlığını çekmiştir, ilk olarak İsveç'in Uppsala kentinde 1555 yılında papaz Olaus Magnus her kar tanesinin kendine özgü altıgen bir yapısı olduğunu söyler... -kitaptan alıntı-

    Çok eleştirilen bir kitap Kar malumunuz. Pamuk'un Nobet Edebiyat ödülü alması ülkemizi ikiye değil %90'a - %10 gibi fazlaca mutabık kalınan bir olumsuz algıda birleştirmiştir. Orhan Pamuk’un, İsviçre’de yayımlanan Das Magazin isimli dergiye verdiği röportajdaki “30 bin Kürt’ü ve 1 milyon Ermeni’yi öldürdük. Türkiye’de hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben ediyorum” demesi onu bir anda sadece Türkiye gündemine değil dünya gündemine de taşımıştı. Kimilerine göre bu cesaretin ödülü olarak aldı Nobel'i, kimine göre ise kaleminin hakkıydı. O kısım hakkında pek yorum yapmak istemiyorum ancak bu demecin 'Ermeni Meselesi'nin ayyuka çıktığı ve çeşitli ülke parlamentolarında tartışıldığı bir dönemde gelmesi Türkiye'yi epey zora soktu. Katliamların hala tartışıldığı, olup olmadığı noktasında belirsizliğin sürdüğü belli iken Pamuk'un bu açıklaması tam anlamıyla hezeyandır. Çünkü iddia ispat yükümlülüğünü de gerektirir. Belki'ler, bu denli uç iddialar Türkiye'nin dışarıya açılan bir yüzü olarak Pamuk'un sözlerinde olmamalıydı diye düşünüyorum. İnandığı şeyleri hiç inanmadan söylemenin verdiği başdöndürücü özgürlük duygusunu hissediyordu bunu söylerken belki de iç dünyasında bunu bilemeyiz.

    Orhan Pamuk ve onu okuyanlar cesur bir yazar olduğunu bilir. Zaten bu cesareti Yaşar Kemal'den sonra penceresini dünyaya açmasında ve dünyaca tanınan bir diğer Türk yazar olmasında etkili olmuştur. Pamuk bu kitabı ilk siyasi romanı olarak niteliyor. Tepkilerden çekindiğini de zaten NTV'de yayımlanan röportajında dile getiriyor.

    Sevgili ülkemizde sağ ve sol diye derin bir çizgi var. Bu çizgi genelde yazarların kaleminde, düşünce dünyasında kendini gösterir. Zaten okurlar ve yayımcılar tarafından bu çizgilerden birinde yer almadığınız müddetçe dışlanıyor bir yer edinemiyorsunuz. Sağcı isen sağcılar, solcu isen solcular, dinci isen dinciler sizi okuyor. Sizden övgüyle bahsediyorlar. Orhan Pamuk bu kanadın neresindedir sizce? Kendisini iyi bir solcu, iyi bir ateist olarak niteleyebiliriz sanırım. Ülkemizin kalıplaşmış sloganlarından dışa çıkarak ''Onlar benim sloganlarım değil, Türkiye’deki insanların sloganları. Kitabımda hiç bir slogan yok. Kitabımın sloganı, insanları anlamaktır. Bu da, Türkiye’yi anlamaya getirir. Ama Türkiye’nin kitabımı siyasi olduğu için anlayamamasından da peşinen korktuğumu söyleyim'' diyor yine NTV röportajında. Siyaset bizim için takım tutmak gibi. Oy verip desteklediğimiz partinin neferi olmaktan kendimizi alamıyoruz. İtinayla kalp kırıp, kimi zaman öldürmekten bile çekinmiyoruz. O sebeple Pamuk'un bu çekincede olmasını anlayabiliyorum.

    KARS

    Allah'ın olmadığı yer olarak nitelendiriliyor kitapta Kars. Ne de olsa insanoğlunun inisiyatifinde iyilikler, güzellikler olduğu sürece Allah'ın dualarını, kendini kabul ettiği varsayılır. Cennet vaadi olmasa çoğu insanın namaz kılıp, ibadet edeceğinden şüpheliyim. Pamuk romanına Kars şehrini siyasal anlamda Türkiye'yi anlatmak istediği için seçtiğinden bahis etmiş. Kars şehrinin uzun yıllar Rus himayesinde kalması, 2 yıl gibi kısa bir süre Ermenilerin hakimiyetinde kalması, Türk-Kürt sentezi yapabilmek vs. gibi nedenlerden dolayı Pamuk'un ilgisini cezbetmiş olabilir. Yine yazarın Kars şehrine 5 kez gittiği, insanlarla kahvehanelerde, çay ocaklarında, berberlerde, marketlerde onların yaşayışlarını, dertlerini, düşüncelerini dinleyip notlar, ses kayıtları aldığını küçük bir araştırma sonucunda öğrendim. Haa kitabı bitirdikten sonra koşa koşa Google'a Kar romanının gerçek olup olmadığını yazmıştım.

    SİYASET

    Siyaset ve politika içinde samimiyet duygularının arınmış olduğu, hilenin, hurdanın insanlara inandırıcı bir dille anlatıldığı oyunlar bütünüdür. (bence) Başörtüsü, din, Atatürk, sağ, sol, terör bir şekilde siyasetin malzemesi olmuştur. Bu romanda da ne ararsanız var. Genelde halkın ana temadan uzaklaştırılıp, asıl düşünmesi, sorgulaması gereken şeylerin üstünü örtmek adına belli periyotlarla tartışmalar doğar. Başörtüsü bunlardan biriydi zamanında. Şu bir gerçek ki biz asla demokrat, özgür bir ülke olamadık. Başa kim geçerse geçsin bunu başaramadık. (Atatürk dönemini tenzih ediyorum) Çünkü siyasetin malzemesi bir bakıma halktır. Aslında siyaset halk için vardır. Dünyanın genelinde bu yanlış yorumlanıyor olsa gerek ki halk siyaset için gerekli bir hammaddeden öteye gidemiyor. Bu romanın bence vermek istediği en büyük mesaj: ANLAŞILMAK sorunsalı. Allah bile anlaşılmak ister. Dini kitaplar, peygamberler, emareler hep anlaşılmak istemekle alakalıdır. Siyaset yaşamlarınızı düzenleyen iktidarları seçmemiz için yaptığımız yorumdur. Ötesi değildir. İnsan da anlaşıldığı kadar insandır.

    Gerçekten geleceği bilebilir mi insan? Bilmese bile, gene de bildiğine inanıp huzur duyabilir mi?

    Hissetmek, duyularını ayağa kaldırıp onları devrime hazırlayıp savaşın ortasında bırakmak gibi. Eğer hissetmiyorsan mutluluğun, güzelliğin, iyiliğim, savaşın, barışın, nefes almanın, dokunmanın, bakmanın ve sayabileceğim milyonlarca olgunun bomboş olacağı katidir. Allah'a inanıyor musun? sorusuna ''haşa elbette inanıyorum'' diyen %99'luk müslüman nüfus bunu hangi hissiyatla söylüyor ya da inandığı için neler hissediyor? Bu yine insanın kendisinde. Eylemler hislerin aynasıdır ve his bir başlangıç noktasıdır. İnanmakta hissiyatla muktedirdir. Kitapta müslümanların hissiyatları, Allah'a inanmayanların kaldığı ikileme dem vuruluyor. Baş karakterimize Allah'ın varlığını durmadan yağan kar düşündürüyor örneğin. Allah'ı hatırladıkça bir hiç edasıyla işgal ettiği, yeryüzündeki yegane yeteneği şairliğine tutunuyor. Allah'a inanan ve aşkla bağlı olan Necip'te gün geçtikçe tersine başkalaşım meydana geliyor. OP, çok zeki bir yazar. Ne büsbütün içinde olayın ne de dışında. Ne Allah'a inananların safında ne ateistlerin. Anlattıkları bir yığın olayın üstüne yüklediği sorumluluğun içinden o kadar sorumsuzca ve sorunsuzca sıyrılıyor ki hayran kaldım doğrusu. Pamuk'un izlediği yol: orta yoldan sağı,solu hatta herkesi anlamaktan geçiyor.

    AŞK

    464 sayfalık bir kitabın sadece 3 günlük olayı anlattığını duysanız belki şaşırırsınız. Evet karakterimiz Kars iline sade ve sadece üç günlüğüne geliyor. KA'nın aşkı diğer aşklara göre biraz garip, çokça ise değişik. İlgisizlik müziğinin içinde yarattığı o koca karmaşanın yine kendi içinde bir büyüsü olduğunu biliyor. Derin bir karamsarlıktan çıkıp kalabalık bir mutluluğa geçiş yapmak için saniyeleri, saliseleri bile uzun saydığı olabiliyor. Yarım kalan bir aşkın içinde meydana getirdiği ukdelerin tamamlanmışlığı onu ürkütmekle kalmıyor olumlu ya da olumsuz her gelişme onu ümitsizliğe itebiliyor. Durmadan içinde aşkla çalan müzikle birlikte ''hayatın, âşık olup mutlu olmanın dışında, birbirleriyle ilişkisiz, anlamsız sıradan bir olaylar dizisi olduğu'' düşüncesini de atamıyordu KA. Aşkın o benzersiz yalnızlık ve yenilgi duygusuna sevkini sağlayan, ruhunun kanamalı odalarında hep bir kaybın mevsimini yaşatan yegane bir duvar buluyor karşısında: kendisi. Evet KA'nın kendisinden öte bir düşmanı yok ne yazık ki.

    Veee evet. Kitabın sağında, solunda, önünde, arkasında hiçbir yerinde gerçek olaylara dayanmadığı yazmıyor. Orhan Pamuk kendisini karakter olarak gizleme ihtiyacı da hissetmiyor ayrıca. Kitabın kurgu olduğu belli ancak yazar o kadar sağlama, yan bilgi ve destekleyici hikayeler anlatıyor ki, acabalarınızla kalakalıyorsunuz. Bence bunun belirtilmesi gerekirdi. Çünkü anlatılanlar Türkiye'nin birçok gerçeğini muhteva etmekle birlikte yaşanmayan şeyler. Dünyanın herhangi bir yerinde bu kitabı okuyanlar bizi muz ülkesi zannedebilir. (Öyle değil miyiz demeyin, o kadar olmadık bence) Bu eksikliğin açıkçası merakımı cezbettiğini de itiraf etmeliyim. Belki gerçekliğe dayanmadığını bilsem sayfaları bu denli hızlı çevirmez, uykularımdan olmazdım.

    DİPNOT: Kuran-ı Kerim'de Allah'ın intiharı yasakladığı yazmıyor. Kitabın birçok yerinde bununla alakalı atıflar var. Nisa suresinin 29.ayetine de yine bakılırsa ''Birbirinizin canına kıymayın'' demektedir.

    Eksiklikleriyle, güzellikleriyle, siyasetiyle, aşkıyla, şüpheleriyle, gerçekliğe yakın anlatımıyla bir kitap daha bitti. Kitabı beğenmekle birlikte OP'un 'yazınsal, edebi' yönü açısından onu tekrar tanımam adına keyifli bir tecrübe oldu. Diğer kitaplarını da alıp okuyacağım. Sevgili Ayşe* nin bu kitabı okumamda etkisi büyük. Ona da teşekkür ediyorum. Unutmadan Orhan Pamuk okumaya Kar ile başlayın :)

    https://www.youtube.com/watch?v=t6C4ZL6GR6Q
  • Bilirmisin ne kötüdür insanın bildiğini anlatamaması , kelimelerin yarım kalması..
    `Ben` deyip susmasi , `Sen` deyip ağlaması.
  • "Bilir misin ne kötüdür insanın bildiğini anlatamaması. Kelimelerin hep yarım kalması. 'Ben' deyip susması, 'Sen' deyip ağlaması."
  • Nazım Hikmet, "Bilir misin ne kötüdür insanın bildiğini anlatamaması, kelimelerin hep yarım kalması. 'Ben' deyip susması, 'Sen' deyip ağlaması!" demiş ya, sanki Asya'yı düşünmüş de söylemiş.
  • 164 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu eser için ne yazsam sığ kalacak, zaten yeterince inceleme de eklenmiş benden önce okuyan arkadaşlardan. Bu benim Sabahattin Ali ile ilk tanışmam, ki çok memnun ve mutlu kaldığımı söyleyebilirim. Yazdığı hikayeden çok tam da o yazar anlatmış diye alıp okursunuz bazı kitapları, işte Sabahattin Ali onlardan biri.
    Romana gelince: okura türkçenin güzelliğini yansıtan bir yapıt. Başlarda ben biraz zorlandım çünkü bazı kelimelerin anlamını bilmiyordum. Ama onları da oturtunca kitap akıp gidiyor. Sıradan bir adamın sıradışı iç dünyasına dahil ediyor yazar bizi. Zamanında yaşadığı bir romansın yarım kalması sonucu oluşan güvensizlik ve kayıtsızlık, Raif Efendi'yi insanlara ve hayata küstürüyor, sevme özürlü bir hale getiriyor adeta. Kısacık ama esaslı bir hikaye. Şiddetle tavsiye ediyorum :)