• Kelle koltukta cenk etmek için hiçbir haklı gerekçesi bulunmayan çünkü haklılığın bir gerekçe sayılmadığı çağımızın beyni deteıjan reklamlarıyla yıkanmış bireyleri, koltuğa ‘gömülmüş’ gövdelerinin üzerindeki kuru kafalarıyla, toplumda kendilerine yer açmayı başarmış teneşir kargalarını andırıyorlar.
  • Yazar hakkında genelde ülkemizde olumsuz bir görüş vardır ama merhum kelle koltukta çalışan alimlerdendir.batının iç yüzünü en iyi bilenlerdendir zira ingiliz sömürüsünü görmüştür. Laiklik , Demokrasi ve bunu gibi insanları uçuruma götüren kavramları açıklayan Bu eser, başucu olabilecek türden.
  • "... korkakların aramızda yeri yoktur. Biz kelle koltukta gidecek Serdengeçtilere muhtacız."
  • Az bilinen, yeni duyulan, yeni olduğu için ön yargı ile yaklaşılan kitaplardan birisini size tanıtmak için bu incelemeyi yazıyorum.

    Ne yazık ki yeni yazarlara karşı bir güvensizlik mevcut, bu sebepten nice kitaplar kıyıda köşede kalıyor, yazarlarınsa hevesi kırılıyor. Sonra ortamlarda piyasadaki Wattpad kitaplarının hakimiyetinden şikayet ediyoruz. Halbuki böyle güzel işler çıkarmaya uğraşan yazarlara şans vermediğimiz için piyasada birbirinin kopyası kitaplar varlığını sürdürmeye devam ediyor. Şuan iyiki bir çılgınlık yapıp, kitabı görene kadar kim olduğu halkında tek bir fikrimin olmadığı yazarın, bu kitabını alıp okudum diyorum.

    Kamu spotu bitti kitaba giriyorum.

    Kitabımız karanlık bir yolda ilerlemeye çalışan bir arabanın içinde başlıyor. Hep senin akrabalarını geziyoruz, ben de geçerken akrabalarımı görmek istiyorum diye tutturan hanımının dırdırına dayanamayan kahramanımız Murat, aracı Bulgaristan'ın Tırnova köyüne doğru sürmeye başlar. Burnuna pis kokular gelmeye başlar hemen, takip ediliyormuş hissine kapılır fakat tedirgin ola ola Gül'ün (Murat'ın eşi) halasının evini bulurlar. Bulurlar bulmasına da halanın evi bir garip. Kapı küflü, etrafta in cin top oynuyor, halanın hali tavrı desen tuhaf, halanın yemeklerinin tadı da ayrı bir garip. Murat kafasında gerilim filmi sahneleri çevirirken, insanın aklının en iyi çalıştığı iki durumdan birisinde karar kılar ve tuvalet niyetine girdiği kapıdan at olarak çıkar. :)

    Halanın tuvalet meğer kuvakt denilen bir solucan deliğiymiş.

    İşte asıl kurmaca burada başlar.

    Sevdiğinden ayrı düşen Murat kendisini 1877 Osmanlı Rus Harbi'nde bulur, buradan sonra bir Şipka Geçidi'ne, bir Tırnova'ya gider geliriz. Bir Gül'ü arayan Murat'ın, bir Murat'ı arayan Gül'ün başına gelenler şeklinde, ikisinin zaman zindanında birbirlerini arayışlarına şahit oluruz. Büyücüler, zamanda yolculuk, vampirimsi yaratıklar derken kah kelle kuleye kah Jasenovac Kampı'na savrulur dururuz.

    Tarih, efsane ve fantasya harika bir harmana kavuşmuş. 1833 Tırnova Olayı, Şipka Geçidi Muharebesine, Harut- Marut ve Zühre'ye, onlar da Bosna'ya bağlanmış, hepsi Ehrimen ile birleştirilmiş, kitap harika bir finale ermiş. Ben 100.sayfada gerçeğin üzerine kurgu oturtulduğunu fark ettim. Bunun sebebi dehşet tarih bilgim demek isterdim ki olay tamamen google araması.

    Daha iyisini Oidipus ve Sührab ile Kırmızı Saçlı Kadın kitabında Orhan Pamuk yapmıştı. Ki çoğu Pamuk sever onu bile çok da sevemeyerek, bir eksiklik var gibi hissetti.

    Bülent Ayyıldız kurgusunu Pamuk kurgusuna doğu-batı sentezi bakımından değil ama efsaneyi gerçekliğe bağlama bakımından benzeştirebiliriz. Aslında doğu-batı sentezi bakımından da benzeştirebiliriz ama yazar ikisi arasında kıyas yapmamış sadece her iki tarafın da masal ve efsanelerinden beslenmiş. Babasını öldüren Oidipus (Kral Oidipus) yerine kuyucu çırağının oğlunu koymak ya da Harut ve Marut yerine, Tırnova olayındaki Ali ve Abdi Alemdar kardeşleri koymak çok da farklı değil gibi. Sonra spoiler vermeden nasıl açıklayabilirim tam bilemediğim Ehrimen var. Ehrimen üzerinden de geçmişten hikayenin kendi zamanına taşınan, değişik bir kurmaca var. Bir çeşit reenkarnasyon gibi, inception gibi...

    Kitabı gerçekten çok beğendim. Zamanda yolculuk ve solucan delikleri sebebiyle bilim-kurgu kategorisinde değerlendirilse de tam olarak bilim-kurgu da, fantastik de denilemez.

    Kitabı bitirince, yazarın üzerine kurmak için Şipka'yı seçme sebebi ne olabilir peki diye düşündüm, genelde böyle şeylere kafa yormayı seviyorum sanırım. Kendisi de Bulgaristan göçmeni olduğu için bir çeşit köken bağı ya da meşhur Osman Paşa'nın Plevne direnişini çok fazla dinlemiş olması olabilir diye düşündüm.(Berjer koltukta.. :D )

    Şipka Geçidi'nin kaderi değiştirilebilse Plevne'nin de kaderi değişebilirdi. Zaman yolculukları da genelde insanlık tarihini etkileyen olayları merkez alarak kurulur. (Örneğin Stephen King 22/11/63 ve Kennedy suikasti.) 1877 Osmanlı-Rus savaşı sonunda da Osmanlı Devleti'nin dağılma süreci başlamış, Bulgaristan Türkleri kitleler halinde göç etmek zorunda kalmıştır. Yani Şipka geçidi kitapta olduğu gibi tarih çizgisinde de kesinlikle önemliydi ve geçidin kurgu noktası olarak seçilmesinin yazarın göçmen bağı ile alakalı olduğu savımda da ısrarcıyım. (Berjer koltuk insana neler düşündürtüyor.)

    Kitabın bitiminde verilen 6 adet QR kodu ile kitabın esinlendiği tarihi olaylar ve hikayeler hakkında kapsamlı bilgi bulabiliyor oluşumuz da kitaba dair ayrı bir artı.

    Yazarın yazım sürecinde epey araştırma yaptığı hissediliyor.

    Sonuç olarak şöyle bir toparlayıp bitirmek istersem, kitabın esinlendiği mitolojik hikayedeki gibi kibire kapılıp da yazarı hiç duymadım, kitap iyi değildir şeklindeki önyargılarınızı bir kenara bırakıp bu güzelim kurgunun tadını çıkarın. Unutmayın Dostoyevski de Öteki'yi yazdığında kimse yüzüne bakmamış kitabın. :)

    Son bir bonus bırakayım, İsmail Pelit ile kitap üzerinden yapılan söyleşi :

    https://youtu.be/bqgsCuB_JT0

    Herkese iyi okumalar.
  • Koğuşta kaçakçı yaşlı bir Kürt vardı. Koluna yazdığı Kürtçe yazı henüz görülmediğinden içerideki en büyük telaşesi ne yapıp edip bu yazıyı yok etmekti. Çaresini bulmuştu. Jiletle olduğu gibi derisini kazıyarak kanlarla birlikte derisinden, yazıyı çıkardı. Ürpererek seyrettim. Acının, korkunun derinliklerine inmeye başladım. Kaçakçı, kelle koltukta, mayınlı dağlarda can havliyle ekmek uğruna ölümlere gidip gelen bu insan korkmuyordu. Oysa şimdi esir düşmüş bu yoksulun en büyük korku kaynağı kendisinin ana diliydi.
  • Bugün Camiler Açıksa ve Ezan Sesleri Hâlâ Yankılanıyorsa Her şeyden önemlisi, “cami düşmanı” olmakla suçlanan Atatürk ve İnönü olmasaydı, bu vatanseverlerin kelle koltukta verdikleri o kutsal mücadele olmasaydı, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkıp çoluk çocuk demeden korkunç bir katliama başlayan Yunanlılar, camileri yakıp
    yıkacak, ezanları susturacak ve işte o zaman camiler; ahır, tuvalet, eğ lence merkezi yapılacak, hatta Ayasofya’ya çan takılacaktı.
  • " Kelle koltukta dolaşmış diyorum işte Mecnun, daha n'apacaklar,Vermişler kellesini koltuğunun altına yollamışlar geri, Anlayacağınız bizde hep aileden gelir, genlerim surlarla çevrili benim."