Fuat kızıl, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
18 May 18:13 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kâğıt üretimi için, ormanlar katledildi.
Tarım ilaçları ile zehirlenme ve kanser arttı.
Dünyamız plastik çöpler,zararlı atıklar ile dolduruldu.
Evet .. Öyle bir bitki düşünün ki ...
Yüksek kalite kağıt,kumaş, ilaç,kozmetik ve sabun üretiminde kullanılabiliyor. Aynı bitki dünyanın gün geçtikçe daha da yok olmasına sebebiyet veren petrol ve petrokimya alanına alternatif sağlıyor. AIDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi tedavilerinin etkilerini azaltıyor. Ilaçların en zengin hammadesi...
Şimdi, bu bitkinin yasal olmadığını düşünün! Elinizdeki kitabın yazılma sebebini bundan daha iyi ne anlatabilir ?
Daha nice nice olmazlari oldurtuyorlar, yalan dolanla. Ve bu yalanları bize güvenilir "gösterilen " insanlara, dergilere ,gazetelere ve televizyonlara yaptırıyorlar..
Harika bir araştırma olmuş...

Yer: İzmir... Doktor Mehmet Bayındır, kanser hastalarının kemoterapi gördüğü serviste orkestra eşliğinde hastalara şarkı söyledi, onlarla birlikte zeybek oynadı.

Subhanallah!
Hasan gibi sevmek

Burada yazdığım hadise gerçek bir olaydır ethem cebecioğlu hocanın bir konuşmasından alıntıdır ses kaydı mevcuttur. İnanıp yada saçma bulmak tamamen size bağlı beni son zamanlarda en etkileyen hadiselerden biri olduğu için sizlerle de paylaşmak istedim uzun ama okumanızı tavsiye ederim;

''bizim ankara'da hasan diye delikanlı çocuk ya 25 sene oldu yada 30 seneye yakın ama 30 sene falan oldu öyle hatırlıyorum. Yaşadığımız hatıramız. Hasan güzel bir çocuktu. yaşı 11-12 o civarda daha buluğa ermemiş. O sıralarda çağrı filmi vardı ve yaygındı. ilk ingilizce sonra arapça sonra türkçe 
versiyonlarını izledik insan etkileniyor Kaddafi tarafından çektirilmiş Antony quin başrol de oynadığı kaliteli bir yapım. Hz hamzayı anlatıyor Hz. Hamza'nın merkezinden yola çıkarak peygamber efendimizin hayatını kesit olarak sunmaya çalışıyor. İşte bu film çıktığında, Hasan'ın babası bana demişti ki; tabi hasan o zaman vefat etmiş babası bir hatıra olarak bana anlatıyor. Ailecek oturup çağrı filmini dvd koyduk ve izledik 3 saat falan sürdü hepimiz hüzünlendik, duygulandık bi heyecanlandık peygamberimizin hayatı mücadelesi, hz. Hamzan'ın vahşi tarafından şehit edilmesi  uhud , peygamberimizin çektiği çileler vs.
ondan sonra oğlum Hasan okuldan gelince her gün o videoyu koyuyor her gün izliyor cumartesi pazar günleri de sabah izliyor , akşam izliyor. ''Oğlum usanmıyor musun?'' diyoruz ''baba, peygamberimizi ben sevdim'' diyor. ''oğlum nasıl oldu?'' peygamber sevgisi o babacığım diyor anlatılmaz yaşanır'' izliyor ama her gün izliyor bıkmadan usanmadan.
ve sonrasında namaza başladı diyor babası izledi ve namaza başladı.. namaz kılarken annesine ''annecim başörtünü tak sende namaz kıl'' annesine de sürekli böyle söylüyor. ''anne namaz kıl, anne namaz kıl..'' Hasan'ın halleri değişti namazı öğreniyor, süreleri ezberliyor, bize anlatmaya çalışıyor ve her gün peygamberimizin hayatını bıkmadan izliyor.
bir gün baktık üstü başı toz içinde elbisesi yırtılmış efendime söyleyeyim halinden belli ki kavga etmiş birisiyle. sordum ''oğlum Hasan ne oldu sana'' baba dedi ''sınıfımızda bir arkadaşımızın vardı peygamberimize küfretti küfredince dayanamadım onu dövdüm o bana vurdu ben ona vurdum.'' ''oğlum sana ne dedim'' Hasan ''ben peygamberimize küfredilmesine tahammül edemem baba'' dedi.
ondan sonra ertesi gün hademe geldi '' Hasanın öğretmeni sizi istiyor ''dedi. okula gittik hanımla beraber ''Hasan arkadaşlarıyla kavga ediyor çocuğunuza sahip çıkın deyince üzülerek eve geldik Hasanın kulağını tuttum çektim. ''Hasan bir daha kavga etme oğlum öğretmenin bizi azarladı mahçup olduk.'' ama baba dedi '' peygamberimize küfrediliyor küfredilirse ben dayanamam ki ne yapayım'' diye ağlamaya başladı.
yine bu arada Hasan sürekli namaz kılıyor anneye babaya namazı teşvik ediyor. filmi de kesintisiz izlemeye devam ediyor. bir ara baktık, burnundan kan akıyor kafası yarılmış üstü başı toz içinde yine dayak yemiş halde eve geldi ''oğlum bu ne hal dedik'' bu sefer '' baba arkadaşlarımızdan bir tanesi Allah'a küfür etti dayanamadım onu dövdüm'' diyor. o da beni dövdü diyor bunun üzerine çok kızdım kalkıp vuracaktım kaçtı bunun üzerine 2 gece halasında kaldı sinirlerim geçince de halası getirdi anlaşma yaptık bundan sonra bir şey duymayacağım dedim ''baba ama daha öncekinde peygamberimize küfür etti dövdüm ayrı bir şey ama şimdi Allah'a küfür etti ben dayanamadım baba olursa bir daha döverim ben'' bunu bir çocuk diyor.

aradan 15 gün geçti Hasan grip gibi  bir rahatsızlığa yakalandı. Doktora götürdük ilaç verdi kullandık ama Hasan günden güne zayıfladı hastalığı arttı ve güçten  kuvvetten düştü. Tekrar doktora götürdük birde kan tahlili alalım dedi kan tahlillerinden sonra doktor dedi ki; şüphelendiğimiz bazı konular var daha ince bir tahlil yapacağız. daha sonra kan ölçümleri geldi. doktor; oğlunuz ileri düzeyde kan kanseri maalesef tedavisi mümkün değil. dedi
üzüldük yine de çare aramaya koyulduk kemoterapi oluyor ilaç kullanıyor vs o şu bu.. derken Hasan artık yatağa düştü. Arkadaşları, öğretmenleri ziyaret ediyor. Gözümüzün önünde oğlumuz eriyor yemek yemiyor, zayıflıyor, saçları dökülüyor. Kanser ilerliyor. O süreçte kitaplar okuyor annesine sürekli ''anne çorap giy bacağını açıkta bırakma, bileklerin açıkta gezme, başını ört, anne namazını kıl, baba sende kıl'' çocuk hasta, bizde hanımla beraber namaz kılmaya başladık ki gönlü olsun.
sürekli o süreçte peygamberimize salavat getiriyor bize de sürekli sizde salavat getirin onu sevin, Allah'ı sevin, Kuranı sevin diyor.

geceleri sabah namazına kalkıyor ışık uzun bir süre açık aklıyor  yatak odasından da anahtarın deliğinden ne yapıyor çocuk diye bakıyoruz hanımla. Sabah namazını kılıyor, kıldıktan sonra pencereyi açıyor elini  karanlığa doğru bir süre sallıyor bir şeyler söylüyor birisiyle konuşuyor gibi sanki ama biz duymuyoruz ne olduğunu ne yaptığını bilmiyoruz.
biz takip ediyoruz. bir gün iki gün üç gün böyle. Acaba çocuk ölecek, ölümü kaldıramaz aklını mı yitiriyor diye düşünmeye başladık. Yine o gece pencereden elini sallayıp bir şeyler söylerken içeri girdik '' Hasan ne yapıyorsun oğlum'' Hasan ''hiç baba '' diye inkar etti tekrar tekrar sorunca ''baba dedi sabahleyin sabah rüzgarı esiyor ya o esen sabah rüzgarına diyorum ki; ey sabah rüzgarı lütfen benim selamımı medine'ye yolun düşerse peygamberimize iletir misin? diyerek peygamberimize selam yolluyorum'' (Ethem hoca; hasanın babası nadir bey bana bunu anlattığında bende bir nokta olarak bu kaldı bende şimdi 30 seneden bu yana teheccüd namazında  penceremi açıp rüzgarla efendimize selam yolluyorum. kimi gülebilir, kimi tuhaf karşılayabilir benim hoşuma giden bu kıssadan bu oldu ben tasavvuf pr. ama öğretmenim 11 yaşında ki Hasan oldu benim)

ve Gasan artık ne yiyor ne içiyor içtiğini yediğini kusuyor kalkamıyor.
Bir gün sabahleyin Hasan yanımıza gelip dedi ki; babacım bu gece  çok ilginç bir olay yaşadım ama rüya değil çünkü rüya başımı yastığa koyarım uykum gelir uyurum gözümü de yumarım dalar giderim ve  rüyada bir şeyler görürüm. Ama bu öyle değil gözüm var ya bu iki gözümle gördüm bu olayı, belki inanmayacaksın ama babacım şu evimizin çatısı çatır çatır dökülüp ikiye ayrıldı gümbür gümbür sesler geldi ben deprem oluyor zannettim zar zor oturdum baktım yukarıdan iki kişi iniyor bembeyaz giyinmiş, başlarında sarık var ve sakalları da simsiyah gülerek yanıma geldiler. dediler ki; Hasan, biz melekleriz beni kucakladılar öptüler biri saçımı okşuyor biri sırtımı okşuyor çok mutlu oluyorum bana dediler ki; çok yoruldun Hasan seni bir gezmeye çıkaralım 3-4 aydır hep evdesin kendini iyi hissedersin. olur dedim biri bir elimden diğeri bir elimden tuttu göğe yükseldik.
sonra yukarı çıktık güzel yeşillik bir yere geldik burası neresi dedim burası cennet Hasan dediler hadi gezelim. Gezerken çok büyük  bir köşk gördüm önünde durduk bu ne dedim Hasan bu köşk, senin dediler. Hadi gel beraber gezelim. baba köşke girdim benimmiş o kadar büyük ki ucu bucağı yok orada oyuncaklar,arkadaşlar, hizmetkarlar, yiyecekler, içecekler her şey var çok mutlu oldum bana dediler ki; Hasan aşağıya inme burada kal bak şu inek senin (sembolik dilde deve nefs-i Merziye, inek nefs-i raziye, nefs-i mutmainne ise koyun olarak gözükür tabi çocuk o manaya geldiğini bilmiyor sığır görmüş demek raziye makamında) izin ver de ineğini keselim sen de ebedi olarak burada kal.
ben dedim ki olmaz ben annemi babamı özlerim onları isterim olmaz. Ama Hasan biz seni seviyoruz aşağıda hastalıktan acı çekiyorsun sana yazık oluyor burada kal diye ısrar ettiler. inek kesilecekmiş orada kalacakmışım anlayamadım baba ( nefsin ölümüne işaret ediyor)
ben istemedim o yüzden ineğimi kesmeyin dedim onlar da beni aşağı indirdiler. alnımdan öptüler ve gittiler çatı yine aynı gürültüyle kapandı.( ethem hoca; yakaza halinde görülen bir olay diye düşünüyorum ama anlatırken anne babasına canlı canlı her detaydan bahsediyor ve rüya olmadığı konusunda diretiyor). anne baba olarak anlamlandıramadık tamam oğlum dedik..

hasan yine yorgun ama sürekli efendimize salavat getiriyor misafirler geldiği zaman sürekli '' aman bakın namaz mühim namaz kılın ibadetlere önem verin, kavga etmeyin, dedikodu yapmayın bol bol sadaka ,zekat vermeyi Allah'ı peygamberi sevmeyi öğütlüyor.
sadece çorba mama türü besinlerle beslenecek hale düştü namazlarını yattığı yerden kılıyor durmadan dua ediyor. hep böyle uzun uzun aklımıza gelmeyecek güzel güzel dualar yapıyor.

derken bir sabah mamasını yedireceğiz baba anne dedi; bu gece de aynı o geçen sefer ki yaşadığım olayın aynısı yaşadım. Yine evimizin çatısı ayrıldı o iki melek aynı şekilde geldi beni sevip okşadılar epeyi sıkıntı çekiyorsun seni cennete götürelim mi dediler. onlara ama orada kalmak yok tamam mı dedim. onlar da seni zorla orada tutmayız dediler. Yine göğe yükseldik bu sefer daha yukarı çıktık o alan da ziyaret ettiğim köşk var bide baktım bu sefer onun yanında daha güzel daha büyük bir köşk daha var öbür ucunu göremedim süslü, parlak bambaşka bir şey hayret ettim bu kimin dedim? Hasan buda sana verildi dediler. Yine içini gezmek için girdik ama burada kalmam anneme babama gideceğim tamam mı dedim tamam dediler. içeride havuzlar, sular , şerbetler, benim gibi çocuklar var. Onlarla oynadım dünya da görmediğim yemekler vardı hepsinden yedim bisiklete bindim dolaştım, gezdim her taraf altın, gümüş, yakut ışıl ışıl epey bir gezdikten sonra melekler bana ; Hasan rahatladın mı dediler evet dedim yine ineğimi gösterdiler keselim mi dediler bende hayır annemden babamdan ayrılmak istemiyorum dedim tamam dediler yürümeye başladık köşkün dışına çıkmadan önce köşkün içinde kocaman bir kapı gördüm o kadar süslü ki merak ettim ; bu kapı kapalı nereye açılıyor diye sordum. bana dediler ki bu kapının arkasında çok büyük bir zat var ziyaret etmemizi ister misin evet dedim kapının üzerinde kulp yok, anahtar yok nasıl açılacak diye sordum onlar; bismillahirrahmanirrahim lailaheilallah  muhammedun rasulullah diyeceksin kapı açılacak dediler söyledim gerçekten de kapı açıldı. kapı açılırken içeriden bir ışık geliyor ama o kadar kuvvetli ki gözümü tuttum gözüm ağrımaya başladı bide mis gibi kokular geliyor her tarafım nur ışık içinde kaldı. Bir iki adım attım ışık biraz azaldı baktım büyük bir taht kralların oturduğuna benziyordu  biri oturuyor orada eli yüzü düzgün, tatlı, güzel, siyah sakallı muhterem bir zat. Bana tebessüm ediyor Hasan gel dedi o kadar güzel ki baba hayran kaldım içim ısındı hemen gidip yanına oturdum çenemi dizine dayadım sürekli yüzüne baktım gözümü ondan alamıyordum pırıl pırıl parlıyor hayran kaldım o ne güzellik.. o ne güzellik.. o bana bakıyor saçımı okşuyor bana Hasanım Hasanım diye sesleniyor. yüzüne bakmaya doyamadım bir süre o bana ben ona uzun uzun baktım ellerini tuttum pamuk gibi mis gibi kokuyor o kadar güzel bir insan ki hayatımda hiç öyle bir insan görmedim. En sonunda aklım başıma geldi efendim siz kimsiniz diye sordum; saçımı okşadı ah Hasanım dedi ben seni çok seviyorum her sabah namazını kıldıktan sonra pencereyi açıyorsun elini sallayıp sabah rüzgarıyla selam gönderdiğin biri var ya o selam gönderdiğin kişi benim.. sav..
aaa ya Rasulullah  sen misin deyip atladım boynuna sıkı sıkı kucakladım o da beni kucakladı sarmaş dolmaş olduk ah evladım Hasanım diye beni sevmeye başladı. bende ona sıkı sıkı sarıldım mis gibi kokuyordu kokusunu içime çektim anne kucağı gibi merhametli dönüp bana dedi ki; Hasan beni seviyor musun? dedim ki canım sana feda olsun ya Rasulallah seni seviyorum. o dedi ki; Hasan beni annenden babandan çok seviyor musun bende dedim ki; annem babam sana feda olsun seni annemden de babamdan da çok seviyorum. peygamberimiz; peki Hasan aşağıya annenin babanın yanına inmesen de benim yanımda kalsan hoşuna gider mi? gider ya Rasulallah kalırım. sav; ama anneni babanı özlüyorsun emin misin ? dedim ki; senin yanındayken annemi babamı kimseyi özlemem. bunun üzerine efendimizin bak ineğin burada duruyor izin ver onu keselim hep benim yanımda kal. olur dedim o iki melek ineğimi kestiler. Sonra peygamberimiz şimdi aşağıya in bugün öğlen ezanı okununca seni almaya geleceğiz dediler ve beni yanından ayırmayacağını söylediler. sonra aşağı indirdiler. Böyle bir olay yaşadım babacım ben bundan sonra peygamberimizin yanında yaşayacağım.

O gün anladım çocuk öğlen namazında vefat edecek rüya mı görüyor vaka mı yaşıyor bilmiyoruz ama yaşamış kendisine sorarsan rüya değil. Üzüldük ağladık... öğle ezanı okundu o sırada işte olmam gerekiyordu hanım telefon etti; Hasan ağırlaştı vaktim geldi diye sayıklıyor bize yatağımı kıble istikametine çevirin sırtıma yastık koyup beni biraz dikleştirin ayağı kalkamıyorum ama hiç olmazsa yatar vaziyette olmayayım diyor ve seni çağırıyor. koşarak gittim kucakladım ağladım baba dedi niye üzülüyorsun ben peygamberimizin yanına gideceğim. Bütün akrabalar toplandılar 40-50 kişi sürekli peygamberimiz gelecek beni alacak götürecek diyor. etrafındakilere sürekli birbirinizi kırmayın, gönül kırmayın,  peygamberi sevin namaza dikkat edin Müslüman gibi yaşayın,dine hizmet edin, evinizde yemek yedirin diye yaşından büyük biri gibi nasihat ediyor. birden baba diye bağırdı baba peygamberimizi gördüm bak geliyor beyaz bir ata binmiş görüyorum yanında 20 kişilik bir grup var geliyorlar görüyorum Elhamdulillah ben Rasulullaha kavuşacağım biz baktık kıble tarafına bir şey göremiyoruz Hasan birden hareketlendi yüzüne can geldi halbuki elini kolunu zor kaldırıyor bi dirilik geldi elini kaldırdı heyecanla elini uzattı geldi diyor yaklaştı.. şimdi  peygamberimiz ve arkadaşları eve girdi anne baba evimize geldiler dediği an ev zangır zangır sallandı biz deprem oldu zannettik bide baktık evin içerisi mis gibi bir kokuyla doldu o koku dünya kokusu değildi.. orada peygamberimize salavat getirdi hoş geldin ya rasulullah elini açtı ne olduğunu bilmiyoruz ama birden bire başı yavaşça arkaya gitti ve ruhunu teslim etti. vefatından sonra o koku 7 gün evden çıkmadı elbisemize dahi sindi taziyeye gelenler kokuyu sorup durdu.

işte rasulullah sevgisi.. bu olay beni çok etkiledi umarım size de dokunmuştur rabbim hasanın sevgisinden zerreler almayı ve bir an olsun oturup düşünmeyi nasip etsin... onu hakkıyla sevenlerden olmayı cümlemize bahşetsin ramazan-ı şerifiniz şimdiden mübarek olsun...

Düşünce kanseri oluyormus insan.
Birseyi fazla düşününce beynin öbür düşüncelere kendini kapamasıymış.
Tek ilaci kemoterapi değil senli terapiymis...

Guernica, bir alıntı ekledi.
19 Nis 18:42

Madam Curie
Kendisi ile anılır olan radyumdan çıkan ışınların kanserin bazı çeşitlerinde tümörleri iyi ettiği ortaya çıkınca, kanser tedavisinde, soyadından ilham alınarak, curieterapi(kemoterapi) olarak bilinen tedavi dönemi açıldı.

Tarihi Değiştiren Bilginler, Ali Çimen (Timaş Yayınları)Tarihi Değiştiren Bilginler, Ali Çimen (Timaş Yayınları)
Ayşe*, Tarihi Değiştiren Kadınlar'ı inceledi.
23 Şub 23:26 · Kitabı okudu · 41 günde · 7/10 puan

Kadın..

Maalesef bugünlerde, yaşadığımız ataerkil toplumun içinde sinip kalmış, şiddet görmüş, taciz edilmiş, kendisini aciz bir varlık hissedip intihar etmiş kadınlara rastlıyoruz. Ne acı.. Fakat tarihe damga vuran çok güçlü kadınlar da var feyz alınası. Bu kitapta sadece güçlü kadınlar değil, çıldırmış kadınlar, sadist kadınlar, çok zeki kadınlar, çok başarılı kadınlar , çok cesur kadınlar ve çok sinsi kadınlar yer alıyor :) adeta kadının elli tonu. Ara ara okuyup minik notlar aldım kendilerine dair, ilginizi çekerse buyrun :)



**Florence Nightingale; Soylu bir aileden gelmesine rağmen, soylu yaşamın olanaklarını reddedip hemşire olmaya karar vermiştir. İngiltere’nin Kırım’la yaptığı savaşta gönüllü olarak İstanbul’a gelip 36 hemşire ile birlikte ordusunda ki yaralıların tedavisinde görev almıştır. Geceleri herkes uyuduktan sonra elinde lambası ile yaralıları kontrol ettiği için cephede Lambalı kadın lakabı ile anılırmış. İlk eğitimli hemşire olan Linda Richards’ı yetiştirmiştir. İngiliz Kralından Britanya imparatorluğu ve insanlık yüksek hizmet madalyasını alan ilk kadındır. Nightingale’in Doğum günü her yıl hemşireler günü olarak kutlanır.



**Harriet B. Stowe ; Tom amcanın kulübesi kitabıyla , Amerika’da yaygın olan kölelik sistemini sert bir dille eleştirip, insanların köleliğe karşı savaşında büyük destekçisi olmuştur. Sadece Amerika’da değil tüm dünya da 3.5milyondan gazla satan kitap, kalemin kılıçtan keskin olduğunu bir kez daha farketmemizi sağlamıştır.

**Kraliçe Victoria; İngiltere’de kraliyet tahtında en uzun süre kalan kadındır kendisi, aynı zamanda düğününde ilk kez beyaz gelinlik giyen kadında kraliçe Victoria’dır :)) Victoria döneme adını vermiş ve döneminde büyük işlerin altından tarihe adını yazdıracak başarılarla kalkmıştır. Ülkesini tarım toplumundan, sanayi toplumuna geçirmiştir. Ülke sınırları en geniş halini aldı. Parlementer sistemi elden geçirerek orta sınıfa ait erkeklere oy kullanma hakkı tanındı ve nispeten ülke temsil sistemi daha adil bir sisteme geçiş yaptı. Kraliçe 64 yıl tahtta kalmıştır. Eşi öldükten sonra hep siyahlar gitmiş ve sarayından pek çıkmamıştır. Yine bu dönemde sanayileşme ile birlikte olur yazar oranında büyük artış olmuş ve ebedi eserler daha ucuza mal edilmeye başlanmıştır. Victoria dönemi aynı zamanda emperyalizm ve sömürgecilik konularının gündeme gelmeye başladığı bir dönemdir, sınırlarının büyüklüğünden dolayı İngiltere o dönemde “Üzerinde güneş batmayan ülke “ olarak anılır.

**Maria Curie ; Radyoaktivite’yi keşfeden ilk kadın ‘dır. Aynı zamanda Nobel fizik ödülünü alan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir. Radyoloji biliminin kurucusudur. Eşiyle birlikte yaptığı çalışmalarda radyum ve uranyum’u keşfetmiştir. Hayatını da bu uğurda yıllarını verdiği radyasyon sebebiyle kaybetmiştir. O kadar çok radyasyon almıştır ki kullandığı not defterlerinin hala radyasyon yaydığı söylenir. Kanserli hücrelerin tedavisinde,soyadından ilham alınarak curieterapi (kemoterapi) tedavisi geliştirilmiştir.

**Helena Rubinstein ; Dünyanın en büyük kozmetik firmasını kurdu, Polonya’yadan amcasının yanına Avusturalya’ya kaçtığında ,Avustralya’da ki kadınların ciltlerinin güneş yüzünden kuru olduğunu farkedip annesinin verdiği 12 kutu kreme bir takım karışımlar ekleyerek kadın cildinin daha güzel göründüğü fikriyle yola çıkmış ve akabinde “Çirkin kadın yoktur tembel kadın vardır!” düsturuyla girişimcilik faaliyetlerine başlamıştır. Paris’te güzellik eğitimi alarak,büyük bir güzellik salonu açmış akabinde dünya pazarına girmiştir. 1.dünya savaşı sırasında yahudi olduğu için eşiyle birlikte Amerika’ya yerleşmiş ve Amerika pazarında da büyük şirketler kurarak servetini katlamıştır.

**Rose Luxemburg; Dünya komünist hareketinin en büyük isimlerinden birisidir. Yahudi asıllı bir Polonya’lıdır. Aldığı eğitimler sayesinde rusça’yı anadili gibi konuştuğu için Rusya’da ki sosyalist/Komünist hareketleri yakından takip etmiştir. Lenin ve Stalin’in ulusalcı yaklaşımlarından dolayı ters düşmüştür. Ömrünün çoğunu hapishanelerde geçiren bu devrimci kadın, 1919 yılında Almanya’da ağır işkenceler sonucu kurşuna dizilmiş, ve cesedi bir kanala atılmıştır. Troçki , Luxenburg’u bizlere “damarlarında Marksizm dolaşan” olarak hatırlatır.

**Mata Hari ; Dünya çapında ünlü bir casus ünvanına sahip ilk kadındır.Bu ünvan cesur ve zeki olmasından ziyade ,biraz şans biraz şehir efsanesi,biraz egzotik hayatı sebebiyle verilmiş ve zamanla efsaneleşmiştir. 1. Dünya savaşı sırasında Almanlara çalışırken , Fransızlardan da teklif alıp kabul edip, onu denedikleri bir görevde kendini ele verdirmiştir. Fransız hükümeti savaşın kaybının faturasını hemen hemen Mata Hari’ye kesip idam mangası önünde 41 yaşındayken hayatına son verilmiştir.

**Amelie Eathart; Kadınlar yükseklik rekorunu kıran ilk kadındır, ayrıca Atlantik okyanusunu yolcu olarak geçen ilk kadın olma özelliğini de taşır. Amerika’yı bir ucundan diğer ucuna kat eden ilk kadında Amelie’dir. Pilot lisansını 24 yaşında kazanmış olup , ilk uçuşundan sonra hayatta ki yerinin hep gökyüzü olduğu kanaatine varmıştır. 1937 yılında dünyanın etrafını turlama rekorunu da kırmak üzereyken uçağı Howland adası yakınlarında kaybolmuş olup, bir daha da ne uçağından ne kendisinden ne de yardımcısı uçak mühendisi Fred Noonan’dan haber alınamamıştır. Amerikan hükümeti aylarca arama ekipleriyle tüm okyanusu taramış fakat izine ulaşılamamıştır. 1938’de Amelie anısına Howland’a bir deniz feneri inşa edilmiştir.

Ilse Koch ; Tarih onu Buchenwald cadısı olarak yazıyor. Nazi Almanya’sında akıl almaz işkencelere imza atmış olan bu cani kadın, Aryan ırkının özelliklerini taşıdığı için Ordu’da yüksek rütbeli bir subayla evlendikten sonra hayatı komple değişiyor. En az kendisi kadar sadist eşi ile birlikte yaptığı sadist işkenceler tarihe damga vuracak nitelikte. Savaş sonrası Amerikan geçici hükümetinin kurduğu mahkemelerde yargılanırken en az 50.000 yahudinin ölümünden sorumlu tutulmuştur. Mahkeme ömür boyu hapsini istese de 61 yaşında kaldığı hücrede yatak çarşaflarıyla kendini asarak intihar etmiştir.

Simone De Beauvoir ; Hayatının aşkı Sartre ile birlikte , devlet toplum aile gibi kavramları reddedip kişinin kendi kaderini kendinin tayin ettiği fikrini savundular. Feminizm akımının öncüsüdür. 70’lerde ki kadın hareketlerinde ilham olmuştur. Mandarinler romanı ile Fransa’nın en önemli edebiyat ödülü Prix Goncourt’u almıştır. Sartre öldükten sonra küllerinin gömülü olduğu mezarlığa bakan bir eve taşınıp Hayatının sonuna dek orda yaşamış ve öldükten sonra da Sartre’ın yanına gömülmüştür.

**Rahibe Teresa ; İsmini duymayan kalmamıştır muhtemelen, peki neydi bu kadar bilinmesinin sebebi? Teresa ,koyu bir katolik olan annesinden aldığı dini eğitim neticesinde 10 yaşında Rahibe olmaya karar verir, Makedonya doğumludur. 18 yaşına geldiğinde katolik bir misyoner olarak Kalkütada görevlendirilir. Hindistan’da kıtlığın başgöstermesi ile birlikte Vatikan’dan aldığı fonlarla bir psikoposluk bölgesi kurmuş. Fakirlere , düşkünlere, cüzzamlılara, açlara ve evsizlere umut ışığı olmuştur. Daha sonrasında 123 ülkeye yayılan yardım kuruluşları tahmin edeceğiniz gibi Teresa’nın yılmadan çabalamaları sonucu olmuştur. 1979’da Nobel Barış ödülünü kazandığında ziyafet verilmesini reddedip 6 bin dolarlık fonun Kalkütalı yoksullara devredilmesini talep etmiştir. Milyonlarca dolarlık bir para trafiğini yönetse bile üstünden yıllar yılı çıkarmadığı elbisenin fiyatı 1$’dır.

**Rosa Parks ; Bir çok siyahinin hayatını bir günde değiştirmiş bir kadındır kendisi . 1955yılında Amerika’da insan hakları kabul edilmiş fakat ırkçılık devam ediyor. Otobüslerde koltuklara beyazların oturma üstünlüğü var ve bir gün bu küçük kadın yerinden kalk talimatını reddedip yerinden kalkmıyor ve evet polis tarafından tutuklanıyor. Fakat bu olay ülke çapında büyük yanlı buluyor ve otobüslere boykot kararı alınıyor. 382 günlük boykotun ardından hem hükümet hem otobüs firmaları geri adım atıyor ve artık Amerika da hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Parks’ın o güne dair söylediği şu söz aslında herşeyi özetliyor;

“İnsanlar sürekli o gün yorgun olduğum için yerimi vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. Yorgun değildim, ya da genelde bir iş günü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. Yaşlı da değildim. Bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir hava yaratıyorlar, 42 yaşındaydım. Tek bir yorgunluğum vardı; pes etmekten yorulmuştum.”

**Eva Peron ; Arjantin tarihinde daha çok Evita olarak anılır, çok yoksul bir ailenin çoğuğu olarak dünyaya gelir. 15’li yaşlarda bir radyo programında görev almaya başlamasıyla birlikte bürün hayatı değişir. Katıldığı bir davette saha sonra o dönem Arjantin’in çalışma bakanı olan Juan Peron ile tanışır ve bir süre evlenirler. Hayatı boyunca sınıfsal ayrımcılıkla karşılaşan Eva , eşinin Başkan seçilmesinin ardından hayatını yardım kuruluşlarına, yoksul insanların eğitim ve sağlık sorunlarını çözmeye adadı. Öyle çok sevildi ki halk tarafından , rahim kanserinden öldüğünde ulusal yas ilan edildi. Ordu tarafından ,geldiği sınıfsal statü sebebiyle mezarıda rahat bırakılmayan Evita yaklaşık 16 yıl kimsenin bilmediği bir yerde gömülü kaldı. Eşinin 3.Kez Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte mezarı Arjantin’de Peron’ların naaşları ile birlikte sergilenmeye başlamıştır. Hayatını halkı için adayan bu kadın ,ülkesinde sınıf ayrımcılığını kaldırıp, kitlelerin yaşam kalitesini yükseltmeye çalışmıştır.

*Margarate Thatcher ; Nam-ı değer Demir leydi , Muhafazakar bir çevrede büyümüş ve siyaset hayatına bu şekilde yön vermiştir. Kürtaja, idam cezasının kaldırılmasına ve boşanmanın kolaylaştırılmasına karşıdır. Bosna savaşı sırasında sırpların yaptıklarını nazilerin yaptıklarına benzetip NATO’yu göreve çağıran ilk siyasilerden biri olmuştur. Seçim kaybetmemiş olmasına rağmen parti içinde oylarının azaldığı gerekçesiyle istifa etmiştir. Seksenli yıllarda küresel ısınmaya ilk dikkat çeken kişiler arasında yer alır.

*Benazir Butto; 11 yıl önce suikastle öldüğünü sanırım bir çoğumuz hatırlıyoruz, Butto köklü bir ailede doğmuş olup , eğitimini babası gibi önce Amerika’da sonra İngiltere’de görmüştür. İslam dünyasının ilk kadın başbakanıdır. Hayatı siyaset,darbe, sürgün, politik mücadele ve suikastlerle geçmiştir. Önce babasını, sonra kardeşini suikastle kaybeden Butto, 2007 yılında kendisine düzenlenen 2. Suikastle hayata veda etmiştir. Ülkesinde çok sevilen bir Başbakan olmasına rağmen, toprak sahiplerinin hoşuna gitmeyen reform hareketlerinde bulunduğu için hedef haline gelmiştir.


Buraya kadar okuduysan ödül şarkısını da hak ettin demektir :)

https://youtu.be/h-62wGtUW_Y

Keyifli okumalar olsun o_O

Hayran Oldum
'' 20 Temmuz 2017 saat 16’yı geçiyor biraz.
Bir hastane odasındayım, elimde rujum.. Ameliyata girmeden önce uyandığımda kendimi güzel görmek istediğim için, iyi hissetmek için sürmüştüm. Bacağımla olan son resmim olacağına, bacağımı geride bırakacağıma inanmıyordum, inanmak istemiyordum. Bacağımın bende kalacağına inanıyordum. 5 ay kemoterapi görmüştüm, tümör küçülsün bacağım bende kalsın diye. Tüm kötü zamanların ödülü olacaktı ameliyattan çıktığımda bacağımı görmek. Doktorumda kurtarmak için uğraşacağını söylemişti. Ben bu umuda tutunarak girdim ameliyata.
Aynı gün saat 18.30 uyandım..
19 yılımın içindeki en kötü uyanıştı. Herkes başımda ama kimse umrumda değil ilk kez. Saati soruyorum uyanır uyanmaz. Altı buçuk diyor birisi. Anlıyorum ki uğraşılmadı ve kesildi bacağım. Üstümdeki pikeyi üzerimden atışımı hatırlıyorum, bacağımı göremeyişimi. Acıyı tüm hücrelerimde hissediyorum. Tekrar tekrar uyuyup uyanıyorum narkozdan. Her seferinde o pikeyi kaldırıp bacağımı görmeyi bekliyor ve her uyanışımda tekrar kaybediyorum onu. Kendime gelemiyorum her pikeyi kaldırışımda canımdan can gittiğini hatırlıyorum. Ki gitmişti de.. Bırakın aynaya bakmayı kendimi unutuyorum. Nasıl olur diyorum nasıl devam ederim bilmiyorum. Yerimde duramazdım ki ben nasıl yaşayacaktım öyle? İş kadını olduğumda topuklu ayakkabı giyemediğimde? İlerde çocuklarım olurda peşlerinden koşamazsam? Peki toprak nasıl kabul edicek bacağımı? Ben nasıl kabul edeceğim böyle olmayı? Sanki o masada bacağımla beraber tüm geleceğimi, hayallerimi bırakmışım gibi hissediyordum.
Bir süre izin verdim kendime. Acı çekmeme zaman tanıdım. Zaman iyileştirmeyecek gibi geliyordu ilk başlarda. Acımın altında ezilmemek için hep üstüne gittim. İmkansız değildi, zaman ve yaşama olan sevincim benim acıma ilaç oldu. Ve şimdi bugün burdayım ve hayatımda hiç bu kadar kendimden emin olarak ayaklarımı yere basmamıştım. Gerçekten ben tek bir bacaktan ibaret değildim ve olmayacaktım da!''

Neslican Tay