• ŞAMPİYON ❤️

    Şşşşşştttttt burası Veliefendi Hipodromu!
    Tüm hipodrom sus pus çünkü safkan İngiliz atı Bold Pilot yarış pistine girmek istemiyor sessiz olun...

    At yarışlarının egosu yüksek :)), kibirli, huysuz,bir o kadar akıllı, duygusal ve asil atı Boldi...
    Filmin en iyi oyuncusu o.
    Yağmurda koşmak istemeyen, sadece Begüm’ le ve Halis’le duygusal bağ kuran , rüzgâr kadar hızlı, güçlü, cesur bir at.

    Hepimiz zaten bir gün kaybedeceğiz ha bugün ha yarın ne fark eder anlayışından çıkıp umuda koşan iki canlı var filmde:
    Biri Bold Pilot.
    Biri Begüm.

    Halis Karataş’la her yarışı birincilikle bitiren bu İngiliz atını izlerken hayranlık hissetmemek imkansız.
    Çok güçlüdür ama hırsı yoktur Boldi’nin ona kazanma hırsını aşılayan Halis Karataş’tır.
    Tek mesele yarışı kazanmaktır ama ya kaybederse?
    Kaybedeceğini bile bile koşmak gerektiği için koşar o ve hep kazanır.

    Ve Begüm...
    Sürekli nükseden kanserle mücadele ederken ...
    Kemoterapi sırasında kusarken...
    Saçlarını, kaşlarını, kirpiklerini kemoterapide kaybederken...

    Ama pes etmez...
    Yaşama arzusuyla doludur...
    Gözyaşlarıyla umutsuzluğa isyan eden güzel kalpli bir kadın...
    Kanserden öleceğini düşünerek Halis’in aşkından kaçmaya çabalar “ Bunu yapma, kendine de yapma bana da yapma!” diyerek.
    Sağlığı yerinde milyonlarca insan aşkı yaşayamazken, ölmeye hazırlanan kadın aşka yenik düşer.
    Ve film bağırır şu duyguyu :
    Aşk iki iken bir olmaktır.
    Ne zaman biri diğerinin ne istediğini önemsemezse aşk biter.
    Halis, atla konuşur :
    Biz onun için koşacağız!
    O bizim için yaşayacak!
    Umuda koşar ikisi de...

    Tarih imkansız denilen savaşları kazanan komutanlarla doludur .

    Bold Pilot Veliefendi’nin rekorlar kıran İngiliz atıdır ve hipodromun komutanıdır.
    Begüm kanserle mücadeleden galip çıkan komutandır..
    Halis Karataş ikisine de aşkla bağlı umudun komutanıdır...

    Sivas’tan İstanbul’a uzanan, kocaman yürekli bir yarış atı, bir jokey ve bir kadının yollarının kesişme gerçeğini anlatan bu film Türk sinemasının gerçekten kayda değer bir ilerleme gösterdiğinin kanıtıdır.
    Çok güzeldi....
    Hele Bold Pilot...
  • 240 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Şizofreni; nedeni iyi bilinmeyen,işlevselliği önemli ölçüde bozan,duygu,düşünce ve davranışlarda önemli bozukluklarla seyreden,adıyla bile ürkütücü bir hastalıktır.Kahramanımız TamerBayraktar da şizofreni tedavisi görmekte olan bir doktordur.Şizofreninin birincil ve tek belirtisi beni takip ediyorlar,öldürecekler gibi değişmez sanrıları olmasıdır.Sanrı; dışarıdan uyaran olmaksızın hayaller görmektir.Ses olmamasına rağmen ses duymak,koku olmamasına rağmen koku almak.Bu ve bunun gibi değişik türde sanrılar gören Tamer kitabın baş karakteri olup,Sanrı kitabı Tamer Bayraktar ve onun etrafında gerçekleşen olayları konu almaktadır.Kitabın karakterlerini kısaca tanıtacak olursak :
    Tamer Bayraktar: Doktor,Şizofreni tedavisi görmekte
    İnci: Tamer Bayraktar'ın eşi.
    Arda: Tamer ve İnci Bayraktar çiftinin yeni doğan çocukları
    Sevil: İnci'nin yakın arkadaşı
    Deniz: Tamer Bayraktar'ın uyguladığı kemoterapi sonucunda ölen hastası
    Aslı: Hemşire,Tamer'in her konuda güvendiği çalışma arkadaşı
    Gürkan: Aslı'nın nişanlısı,cinayet büroda komiser

    Gelelim kitaba,işinde son derece başarılı bir doktor olan Tamer, Deniz adlı kanserli hastasına uyguladığı yüksek dozlu kanser tedavisi olumsuz sonuçlanınca görevinden alınır ve kısa süreli hapse atılır.Hapisteyken, ölen hastasının sanrılarını görmeye başlamasıyla birlikte şizofreni teşhisi konularak hastaneye kaldırılır.
    Tamer'in eşi İnci'ye gelecek olursak başlarda Tamer'in zekasından ,ilaçlara olan ilgisinden etkilenmişse de zamanla evliliğinde yaşadığı sorunlar onun Tamer'den uzaklaşmasına sebep olur.Ne yalan söyleyim ben İnci karakterini hiç ama hiç sevmedim.Bana çok bencil ve benmerkezci bir karakter olarak geldi.Eşi birtakım sorunlarla mücadele ederken o hep kendisini düşünüyor gibi geldi bana.

    Yazarın Sağlık Bilimleri alanında eğitim almış olması kitaba ayrı bir tat vermiş,bunu da belirtmekte yarar görüyorum.SANRI son derece güzel kurgulanmış bir tıbbi gerilim romanı olarak değerlendirilebilir.Tamer'in yaşadığı olayları okudukça gerçek mi yoksa birer hayalden mi ibaret siz de inanın karar vermekte zorlanıyor olacaksınız.Kanser tedavisine çözüm bulmak adına verdiği uğraşlar ve bu uğurda yaşadıkları gerçekten inanılmazdı.Kitabın kapağına gelecek olursak,kapak görseli gerçekten harika ve konuyla bağlantısı açısından son derece uyumlu olmuş diyebilirim.Kitaptaki yan karakterler olan Aslı ve Gürkan ise Tamer'in etrafında şekillenen olayların tam da merkezinde kendilerine yer buluyorlar.Bana göre kitabın en ilgi çekici kısmı ise Tamer'in plazada yaşadığı olaylardı.Okuduğunuzda sizler de benim kadar şaşıracaksınız diye tahmin ediyorum.
    Sanrı gerçekten takdiri hak eden bir roman,yazarı tebrik etmek gerek.Kitabı yer yer gerilerek okuyacağınıza ve acaba ne olacak sorusuna cevap arayacağınıza dair sizi temin edebilirim.Keyifli okumalar dilerim.

    Ramazan ÖZKUL
  • Madem yazdıklarımı duyurma kararı aldım, sizlere Wattpad'de umut temalı bir kış hikayesi yazdığımdan da söz edeyim efendim. Aslında kendisi bir gençlik romanıdır. Zamanında başlamışım şimdi kemoterapi sebebiyle okulu dondurduğumdan vaktimi onu tamamlamakla değerlendiriyorum. Burada duyurmak istedim çünkü sizler kitaplara gönül vermiş, belli bir okuma zevki olan kıymetli insanlarsınız. Kitabım hakkındaki fikirlerinizi duymayı çok isterim. Eksiklerimi görmek ve kendimi düzeltmek çabasındayım. Okurlar basılmasını arzu ediyor ancak raflarda yer almayı hak etmiyorsam buna asla talip olmam o yüzden değerlendirilmeye ihtiyacım var. Linki bırakıyorum dileyen bir göz atıp bu kız neler kurgulamış diyebilir. Seve seve beklerim dünyama: https://www.wattpad.com/...92-ufuk-%C3%A7izgisi
  • 18 yaşında tanıştık biz Kübra ile.. Böyle bir saçları vardı, lüle lüle. Ama var ya; nasıl aşığız. Senden sonra asla olmayacaklar, sen benim sonumsunlar, sensiz ben nefes alamamlar falan.. Çok güzeldi her şey..
    Sonra bir gün..
    Dokunmaya kıyamadığım saçlarına!..
    donup kalmıştım..
    yapmaz dedim,
    yok hayır asla olmaz dedim..
    Gördüklerim karşısında çaresiz kaldım. Böyle karşısına geçip bağıra bağıra, ''neden ulan neden??'' diye sorasım vardı.. Ama yapmadım. Uzak tuttum kendimi ondan. Çok direndim, çok çabaladım, kendimi kullanılmış hissediyordum..Uzun süre bunu unutmak için çabaladım. Sonra bir gün; hiç ummadığım anda, hiç ummadığım bir yerde gördüm bunu..
    Saçları..
    Ellerimi uzatsam,
    dokunamayacaktım..
    Öylece baktım uzaktan..
    Kafasında bir maske vardı,
    ve saçları yoktu..
    O ana kadar her şeye susan ben, ona bir zarar gelmiş olabilme ihtimalini kabul edemeyerek yanına kadar gittim.
    Uzun zamandır kanser olduğunu, hastalık evrelerini atlatamadığını, saçlarının dökülmeye başladığını ve hastanede uzun süredir sıkı denetim gördüğünü anlattı. O an içinde bulunduğum durumu anlamaya çalışıyordum. Ve büyük ihtimalle; benim bu hastalık evrelerinden etkilenmemem için, ve bu durumda benim ondan vazgeçmeyeceğimi bildiği için, kendini benden soğutmak adına o çocuğu kullanmıştı.. Bunu nasıl yapardı? adlı yüzlerce soru sordum kendime.. Ama iyi olmalıydı..
    Şu an bütün soruların anlamı yoktu.. Önce sevdiğim iyi olmak zorundaydı..
    Kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Daha da sıkı olmaya, beraber daha fazla zaman geçirmeye, bol bol sosyal aktiviteler yapmaya başladık. Kemoterapi seanslarında azalma başladı, doktor moralinin çok iyi olduğunu ve hastanın çok hızlı bir şekilde düzelme katettiğini belirttiğinde çılgınlar gibi sarılmıştık..
    Hayallerimdeki her şeyi yaşamak için sabırsızlanıyordum..
    Kır düğünü yapacaktık.
    O çiçek desenli bir gelinlik istiyor, benim de beyaz damatlık giymem için ısrar ediyordu.
    Çocuklarımızın isminden, gideceği okula, hatta seçeceği bölüme kadar her şeyi tek tek hayal ediyorduk.
    Uzun bir süre sonra, her şey normale döndü..
    O eski lüle lüle saçları, dokunmaya kıyamadığım..
    Tıpkı yeni açan bir çiçek gibi, harika bir şekilde yakışmıştı.. Çok güzel gülüyordu, mutluydu..
    Çok geçmeden onunla düşündüğüm her şeyi yaşamak istiyordum, karşısına çıkıp ona onunla bir ömür yaşamak istediğimi belirtecektim ki; ben daha ağzımı açmadan ağzıma tıkadı bütün mutsuz kelimeleri ''bitti'' dedi..
    Şaka sandım..
    Acaba hastalığı nüksetti de, ondan mı böyle yapıyor dedim.
    Yok bu olamaz dedim..
    Olamaz lan bu ! dedim..
    Bana artık; benimle olamadığını, eski duyguları ile hissedemediğini, işi uzatmanın bir anlamı olmayacağını, karşıma ondan daha da iyilerinin çıkacağını, benim her şeyi hakettiğimi, benim çok harika birisi olduğumu anlattı durdu..
    Ona çok fazla şey söylemek istiyordum, sadece elimdeki yüzük kutusunu yüzüne fırlatarak sinirimi almıştım..
    Sonradan öğrendim ki;
    onu o parkta gördüğüm, onun eski erkek arkadaşıymış. Hayatında ben varken, bir başkasını daha sokmuş. Bu çok derin yaraladı beni. O çocuk bunun kanser olduğunu öğrendiğinde, uğraşamam ben seninle deyip ayrılmak istediğini söylemiş. Bu da bunu iyice moral olarak bitirmiş, ve hastalık çok hızlı yayılma göstermiş.

    Bardağından sert bir yudum daha aldı..
    ''şimdi onunla evli'' dedi..
    Onu hastalığında yüz üstü bırakıp kaçan, zor gününde s*ktir olup giden, iyi olunca yanında olanla birlikte.. Saçlarını o okşuyor, gözlerine o bakıyor, gülüşünü o görüyor..
    Bizde işte, burada.
    Neyse, kaldır hadi şerefine..

    Bir iki yudum aldı, Ve devam etti.

    ''biliyormusun? saçları döküldü gene de o benim dedim.. Ben onu, o haliyle bile sevdim, o haliyle bile razıydım ona.. Ya kendini yanlız hissetmesin morali yüksek olsun diye, sıfıra bile vurdum saçımı..

    O ise, dedi..
    Devamı gelmedi..
    İki şarkı kadar sustuk masada,
    Sezen Aksu'dan sonra giriş yaptı ve ;
    ''biliyormusun, şimdi 5 çocuğu ile gelse bile razıyım ona''

    Erkan Akagündüz..
  • Selamun aleyküm ve rahmetullah dostlar. 🙋 Daha evvel duyurduğumda beklemediğim kadar dua aldım burada, Allah razı olsun hepinizden. O yüzden tekrar haber etmeyi bir gönül borcu bilirim. Ben haftaya 11. kemoterapimden sonra tekrar PET/CT isimli kanser taramasına gireceğim inşaAllah. Onun sonucuna göre tedavim şekillenecek. İnşaAllah bir daha kemoterapi almama gerek kalmaz, hayırlısıyla şifamı bulurum duaları ile geçiyor günlerim. Rabbim tüm hasta kullarına ve bana Şafi ismiyle acil şifalar versin. Kanser çok başka bir imtihanmış gerçekten. Dert var, derdin içinde derman var. Acı da mevcut olmadık şeylere sevinçler de... Ayrıca sizlere de çok teşekkür ederim. Bu kadar duyarlı ve dili dualı olduğunuz için ❤ Hayırla ve umutla kalın Rabbime emanet olun. 🌸
  • Kenevir ile ilgili kısa bilgi.... KENEVİR NASIL YASAKLANDI?

    👉1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

    👉2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaça eş kağıt üretilebilir.

    👉3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.

    👉4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda.

    👉5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.

    👉6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.

    👉7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.

    👉8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “kanvas” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir.

    Kenevir ayrıca ip, halat, çanta, ayakkabı, şapka yapımı için de ideal bir bitkidir.

    👉9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.

    👉10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.

    👉11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.

    👉12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.

    👉13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.

    👉14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.

    👉15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.

    👉16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.

    Amerika’da 18. yüzyılda üretimi zorunluydu ve üretmeyen çiftçiler hapse atılıyordu. Ancak durum şimdi tam tersi. Neden?

    👎-W. R. Hearst, 1900’lü yıllarda Amerika’da gazete, dergilerin ve medyanın sahibiydi. Ormanları vardı ve kağıt üretiyordu. Eğer kenevirden kağıt yapılırsa, milyonlarını kaybedebilirdi.

    👎-Rockefeller, dünyanın en zengin adamıydı. Petrol şirketi vardı. Bio yakıt olan kenevir yağı da, elbette onun en büyük düşmanıydı.

    👎-Mellon, Dupont şirketinin ana hissedarıydı ve petrol ürünlerinden plastik üretmek için patente sahipti. Ve kenevir endüstrisi, onun pazarını tehdit ediyordu.

    👎-Sonra ise, Mellon ABD Başkanı Hoover’in hazine bakanı oldu. Bu bahsettiğimiz büyük isimler yaptıkları toplantılarda, kenevirin bir düşman olduğuna karar verdiler. Ve onu ortadan kaldırdılar. Medya aracılığıyla, marihuana sözcüğüyle birlikte keneviri, insanların beynine, zehirli bir uyuşturucu olarak kazıdılar.
    Kenevir ilaçları piyasadan çekildi, bunun yerini bugün kullanılan kimnyasal ilaçlar aldı.
    Kağıt üretimi için, ormanlar katledildi.
    Tarım ilaçları ile zehirlenme ve kanser arttı.

    Ve derken dünyamızı plastik çöplerle, zararlı atıklarla donattık…

    Yararlanılan Kaynak: İndigo Dergisi

    gizlidosya.net/ #Takipçimizden
  • Kemoterapi gören ve ölümü zerre kadar önemsemeyen iki lösemili çocuk gibi birbirlerinin başlarını okşuyorlardı.
    Hakan Günday
    Sayfa 168