• "En azından denedim, öyle değil mi?"
  • Baba,öldüğüm zaman beni gökyüzüne iğnele.
  • Aynadaki yüzün benim olmadığını düşünürdüm. O yüzün sahibi olmaya çalıştığım zaman da benim değildi. Ben, ben bile değildim. Yalnızca göründüğüm gibi oluyordum. İnsanların istediği gibi. Sanki ben hiç ben olmamıştım.
  • Gözleriniz sisin içinde görmeye çabalarken o kadar odaklanmıştır ki göz önüne gelen her nesne normalden on kat daha berraklaşmıştır. Her ikiniz gözlerinizi aynı anda kaçırırsınız. Bir adam belirdiğinde suratına bakmak istemezsiniz, o da kendi suratını görmek istemez, hatta sizinkini de, çünkü bu kadar berrak bir biçimde bir adamın suratına bakmak adamın içine bakmak demektir.
  • Ken Kesey'in 1962'de yayınlanan Guguk Kuşunun Yuvasının Üzerinden Birisi Uçtu adlı romanı bu totaliter düşü resmeder. Kitap, bir deliler evinde tiran karakterli bir başhemşirenin gözetiminde çocuksu bir anlamsızlık içinde ömürlerini dolduran kişileri konu alır. Romanın kahramanı olan McMurphy tımarhanenin kurallarını bozarak bu kişileri kurtarmak ve özgürlüklerine kavuşturmak ister. Ama zaman içinde hiç kimsenin kendi isteği dışında burada tutulmadığını farkeder; hepsi dış dünyadan korkmakta ve başhemşireye bağımlı plarak burada tutulmayı tercih etmektedir. Sovyetler Birliği'ndeki totaliter egemenliğin nihai amacı da aynen böyleydi: Yeni Sovyet insanı yalnızca özgürlüğünü kaybetmekle kalmayarak, bunun da ötesinde özgürlükten o kadar korkacaktı ki, güvenliği ona tercih edecek ve zincirlerinden övgüyle söz edecekti.
  • Merhaba arkadaşlar! Yine güzel bir inceleme için bir aradayız ve bugün Ken KESEY’nin Guguk Kuşu adlı romanını ele alacağız.

    Yazarın, gençlik yıllarında üniversitede eğitimine devam ederken, ilk taslağını ele aldığı kitabımızın orijinal adı “One Flew Over The Cuckoo’s Nest”tir ve 1 Şubat 1962 yılında Methuen & Co. tarafından yayımlanmıştır. İlk yayınlandığı tarihten bu yana, Ken Kesey'in sıra dışı olan bu ilk romanı, tanınmış bir klasik kitap statüsüne/unvanına kavuşmuştur. Ülkemizde 2007 yılında, Aziz ÜSTEL tarafından Türkçe çevirisi yapılarak, Turkuvaz Kitap tarafından satışa sunulmuştur. Guguk (Cuckoo) Amerika'da 'deli' veya 'çılgın adam' anlamına gelir. Bu sebepten, 'guguk kuşu yuvası' akıl hastalarının tedavisi için kullanılan en uygun terimdir. Ben şahsen bu kitabımızın ana temasında mevcut sistemler ile bireyler arasındaki çatışmaların konu edildiğini düşünüyorum. Ve bu sebepten, 'Guguk Kuşu' temelinde özgürlük yatan, günümüz insanının topluma karşı olan çelişkilerini çok güzel ifade eden ve etkin biçimde ele alan bir romandır.

    "Bu dünya... güçlünün dostum. Varoluşumuz, güçlünün güçsüzü yutarak güçlenmesine dayalı."


    AZ BİRAZ KİTAP HAKKINDA.

    Romanımızda yaşanan olaylar zinciri 1960’lı yıllarda bir akıl hastanesinde geçmektedir. Bu akıl hastanesinde yatan ve Kızılderili Şef’i olarak adlandırılan bir hastamızın deneyim ve gözlemleri biz okurlara anlatılmaktadır. Hastaların müşahede altında oldukları bu akıl hasta hanesi, toplumdan dışlanmış ve orada tedavi amaçlı bulunanları yeniden rehabilite ederek, onları ahlaken ve ruhen toplama kazandırma gayesi ile tıman etmektedir. Başkahramanımız da burada, bu sebepten tedavi gören hastalarımızdan birisidir. İşte romanımızın özü ve ironisi de tam bu noktada başlar. Hayata hep bir sıfır geride başlayanlar, kaybedenler kulübünde olanlar ve hayatta kaybetmiş olduklarına kavuşma gayesinde olan bu insanlar gerçekten neleri kaybetmişlerdir?

    "Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir."

    Konuyu tıbbi açıdan ele alacak, bakacak olursak, her hastalık sürecinde olduğu gibi, bu akıl hastanemizde de tedavi edilebilir olanlar ile tedaviye elverişsiz olan olumsuz vakalar, hastalar vardır. Otuz beş yaşında olan kahramanız McMurphy bugüne dek hiç evlenmemiştir. Askerlik yaptığı dönemde Kore’de bulunan bir esir kampında bazı tutsakların kaçma ve kurtulmasında göstermiş olduğu başarıdan dolayı Üstün Hizmet Madalyası almaya uygun görülmüştür. Ancak hayatta işler her zaman olması gerektiği gitmez ve kendisi bazı sebeplerden kaynaklı emirlere itaatsizliği ve asiliğinden dolayı ordudan atılır.

    “Üstüne üstüne gelen, sana dünyayı zindan etmeye çalışan kişilerin karşısında gülüp söylemek, onları çileden çıkarır.”

    McMurphy kesinlikle düzene sadık kalacak bir adam değildir ve içten gelen asi ruhunun özgürlüğüne düşkün olduğu kadar, kendince o özgürlüğü korumakta da kararlıdır ve bu doğrultuda yaşamayı da esas edinmiştir. Bu arayış ve düşünceleri, onun topluma ve düzene aykırı kalmasında esas olmuştur.

    "Herkes yaşamını, bir başkasının yaşantısını mahvetmek için kullanıyor."

    Çoğu kez toplumsal huzuru bozma, alkol sonrası taşkınlık, kumar ve reşit olamayan bir kız ile yaşamış olduğu ilişki gibi suçlardan dolayı adli makamlarca defalarca gözlem altına alınmış ve sonrasında da tevkif edilmiş bir sabıkalıdır. Bir süre sonra tutuklu bulunduğu cezaevinden, kitabımıza konu olan tımarhaneye nakledilmesine karar verilir. Kendisi için yeni öngörülen bu tımarhanenin kalmakta olduğu hapishaneden çok daha eğlenceli olacağı düşüncesi ile alınmış olan bu yeni karara hiçbir şekilde aksi ses çıkartmamış ve bu kararı kabullenmiştir. Bundan sonraki tüm olaylar, kendisinin deli olduğu şüphesi ile nakledildiği akıl hastanesinde gelişir.

    "Tedavi değerini uzun süre düşünmedikçe sizleri belirli kural ve kısıtlamaları kabullenmeye zorlamıyoruz. Pek çoğunuz dış dünyadaki toplumun kurallarına uyamadığınız için buradasınız. Çünkü siz bu kuralları cesaretle kabullenmeyi reddettiniz. Çünkü siz bu kuralları hileyle ortadan kaldırmaya ve bunlardan kaçmaya kalktınız. Belki bir zamanlar… belki de çocukluğunuzda… toplumun kurallarıyla alay etmenize izin verilmişti. Bir kuralı çiğnediğiniz zaman bunun farkındaydınız. Üstünüze düşülmesini istediniz. Buna gerek duyuyordunuz. Ama o ceza verilmedi."

    "Uykunun o puslu, buğulu kıyısında, aydınlık ve karanlığın arasındaki gri bölgede, uyumakla uyanıklık, yürümek ya da yaşamakla ölmek arasında, artık bilincinin uyandığını, ama henüz günün hangi gün olduğunu bilemediğin, uyandım da ne yapacağım deyip durduğun yerde. Eğer uyanmak için bir nedenin yoksa o kurşuni bölgede uzun süre dolanır durursun. Ama istersen, benliğinle mücadele edip o sisli dünyadan kurtulursun."


    KENDİ GÖRÜŞÜM.

    Filmini birkaç kez izledim ve bu hikâyeyi çok seviyorum. İşte bu sebeptendir ki, bu kitabı okumayı çok istedim. Doğrusu kitabın başlangıçta biraz garip olduğunu düşünmedim değil. Bir okur olarak başlangıçta gerçekten okuduğunuz şeye dikkatinizi vermek zorundasınız. Kitabımız ilk bölümden sonra daha da ilginç olmaya başladı. Şahsen kitabın çok hareketli olduğunu düşünmedim de değil. Hayatta yaşadıkları bazı sebeplerden dolayı burada, akıl hastanesinde olan karakterlerle yeri geldiğinde övgülerde bulundum. Ayrıca, Şef tarafından bizlere aktarılan olaylar, zihinsel bir hasta için çok gerçekçi olduğundan, onların yaşamakta olduğu hayatların iç görüntüsünü de almamıza olanak sağlar. İşte bu sebepten dolayı kendimi bu kitaptan okumaktan alamadım çünkü bu gerçekten beni ilgilendirdi diyebilirim.

    Kitabın sıkıcı olduğunu hiç düşünmüyorum, aksine okura keyif vereceği düşüncesindeyim. Her ne kadar Şef burada ana karakter olmasa da, babası ve gençliği hakkında olan anıları da okumaya değer şeyler arasındaydı ve kendisini de kitapta tanıma imkânına sahip olacaksınız. Benim açımdan güzel ve çok ilginç bir insandı.

    Kitapta konu olan karakterlerin çoğu biraz uçuk ve çılgın kişiliklerdir. Eğer bu böyle olmasaydı, kitap bir süre sonra sıkıcı olmaya başlardı, ama karakterler biz okurları burada şaşırtıyor ve etkiliyor. Eğer doğru hatırlıyorsam ve yanılmıyorsam, Ken Kesey'in bu kitabı yazarken LSD'nin etkisi altında kaleme aldığını bir yerlerde okumuştum, ama bunun üzerinden de bir hayli zaman geçti. Kitabın en çok sevdiğim kısmı sonlara doğru olanıydı ve güzel bir son ile bu güzel romanda burada bitti.


    BENİM BEĞENDİĞİM ALINTILARDAN.

    "Anne babalarınızın bu aptalca yumuşaklığı, hoşgörüsü, bugünkü hastalığınızın mikrobu olabilir. Bunu size, disiplin ve düzeni yalnızca sizin iyiliğiniz için kurmaya çalıştığımızı anlayacağınızı umarak söylüyorum."

    "Hayır. Hayır, dinle beni. Seni öyle yola getiremezler. Sana öyle dümenler çevirirler ki, onlarla mücadele edemezsin. İnsanın içine işlerler. Kafana bir şeyler sokarlar. Senin büyüyüp, işler çevirmeyi tasarladığını anlar anlamaz harekete geçerler. Sen daha küçükken o iğrenç makinelerini çalıştırıp senin canına okurlar. Artık hiçbir şey yapamaz hale gelinceye kadar da uğraşırlar."

    "Şimdi, bana verilen bilimsel ad, psikopat."

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~