• Beni merak ediyorsanız bu resimden bana bakın.
    https://www.dropbox.com/...zycdj/Mavis.jpg?dl=0


    Üzerimde duran küllük, yeşile çalan taşlı çakmak ve yarım bırakılmış bir Maltepe sigarasından ibaret. Gerisi alabildiğine toz, toprak. Unuttular bizi, işe yarar yanlarımızı söküp bir boş tarlaya çektiler hurdamızı. Şimdi kurda kuşa yuva olduk. Üzerimde duran küllük, yeşile çalan taşlı çakmak ve yarım bırakılmış Maltepe sigarası.

    Geçmişimiz çok başkaydı bizim. Boncuk Göz’ün yününden eğirdiler beni. Topak topak yünü Ehlizar hatun dizine vurdukça ipe çevirdi. Öreke fırfır döner de dönerdi dizinde. Asıl eğrilme amacım bir gözü karanın leçeğinde süs olmaktı lakin bir parçam direksiyona bir parçam ise koca otobüsün torpidosuna süs olmak imiş. Boncuk Göz’ün yününden tam tamına üç ip çilesi çıkarı verdi Ehlizar hatun. Gerisi ise kızların işiydi. Gerdiler hananın iplerini, hazırda durmalıydı. Dereden it üzümü de toplanmış kazana atılmış kaynatılıyordu. Kıvamını alınca usulca saldılar beni kazana, beyaz halim yavaş yavaş allanıyor it üzümü renginde koyulaşıyordum. Mora çalan bir renge bürünmeye başladım. Sonra uzunca odun kürek ile karıştırıp içime işlediler rengi. Kazanın suyu soğumağa başladı, aldılar içerisinden, kurumam için beni metre metre kestiler, serdiler yerlere. Üç gün kaldım gündüzün güneşi ve gecenin ayazında sonra iyice koyulaştı rengim. İstenilen kıvama gelmiş olmalıydım ki Ayfer Kız topladı beni yerden.

    Gergisi çekilmiş hananın başına geçtik, kirkit ise hemen yanı başınızda pırıl pırıl parlıyordu. Çok daha kısa ölçülere böldüler, metreler uzunluğunda eğrilen ben artık iki santimlik parçalar halindeydim. Ayfer hatun hana gergisini çekti, ince kemikli parmakları ile usulca diğer parçalarımdan ayırıp iki düğüm ile beni gergin iplere düğümlemeye başladı. Öyle hızlı bir şekilde yapıyordu ki işini, parmaklarını takip etmek ise çoktan zorlaşmıştı benim için. Her düğümde biraz daha şekilleniyor biraz daha hacmim artıyordu. Aklında bir sürü motif vardı ama o beni sadece tek bir renk yapmayı aklına koymuştu. Beş dakika içerisinde düğüm sayısı yüzlere ulaşmıştı. Sonra kirkite elini attı ve taraklı kısmı hanaya gelecek şekilde düğümlerime vurdu. Pek canım yanmadı ama o vurdukça düğümlerim daha da sıklaştı, kavi, mökkem oldu. Saatler ardı sıra ilerledi. Hacmim metrelere ulaştı, sonra bir güzelce beni hanadan ayırdı. Öylece saldı yere…

    “Ayfer gözlerine yazık kızımcan ne gerek vardı,” diye söze girdi Ehlizar hatun yere serilmiş beni gördüğünde.
    “Ana, Patom’a kurban olsun bu gözler,” diye karşılığını verdi Ayfer hatun.
    “Deli deli konuşma,” deyip, dönüp sırtını odadan çıktı Ehlizar hatun.

    Akşamın geç vaktinde yedi kardeşin ikincisi Nurettin geldi. Ayfer ise altı erkek kardeşin arasındaki tek kız kardeşti. Üç abisi, üçte kardeşi vardı Ayfer hatunun, evliydi bir oğlu ve birde kızı evlada sahipti. Ehlizar hatunun iki gözdesinden birisi Nurettin diğeri ise Ayfer’di. Ama olsundu diğerleri de evlattı, sevilirdi.

    Beni fark edince Nurettin hemen söze girdi. “Bacı bu nedir?”
    “Pato’m az önce hanadan söktüm, Zağlı’ya örteriz değil mi? Örteriz dimi?” diye heyecanla hızlı konuşmaya başladı Ayfer hatun.
    “Tamam, bacı ön camın kenarından, torpidoya kadar kapatırız bununla,” deyip bacısına sarıldı Nurettin. Diğer kardeşleriyle bu kadar iyi anlaşamayan abi kardeş birbirleri ile konuşmadan dahi anlaşabiliyorlardı.

    Sabahın ayazında serildiğim yerden Nüro ( Nurettin) bir hamlede aldı beni. Hiç eğilip bükülmeden sofadan çıkıp, soğuk bir esintiyle karşılaştım. Gün yeni yeni ağarıyordu. Uzun bir zaman düğümlerimde güneşi hissetmeye çalıştım, olmadı, hissedemedim. Sonra gözüme o sekiz metre uzunluğundaki mavimsi yarı demir yarı camdan oluşan tuhaf şeyi gördüm. İnsanlar bu tuhaf alete otobüs diyrolardı. Bundan sonraki yaşantım ise onun sırtında olacağına asla emin olamazdım. Fakat öyle oldu, yıllarca beni torpidosunun üzerinde taşıdı. Hem göze hitap ediyordum hem de koyulan ufak tefek eşyaları hareket halinde kaymasını önlüyordum. Bu “Zağlının Işıltısı’yla” ilk karşılaşmamızdı. Nüro direksiyonun başına geçti, yarı marşa aldı otobüsü, birden her yerde ışıklar yanmaya başladı, sanırsın ortalık bayram yeri. Birkaç ikaz sesinden sonra başka bir şey duymağa daha başladım. Birisi tarif edemediğim bir gayda ile acılı bir şeyler söylüyordu. Daha sonradan adını öğreneceğim Sabri Şimşekoğlu’ydu sesin sahibi.

    ♪♪♫♫♫♪♪♫♫♪♪♫♫♪♪♪♫♫♫♪♪♫♫♪♪♫♫♪♪♪♫♫♫♪♪♫♫♪♪♫♫
    “Polatlı eller gocaldı, ağardı başın
    Vay bu hicran gocalttı, ben gocalmazdım of of
    Göylere savruldu toprağım, taşım
    Vay bu zaman gocalttı, ben gocalmazdım of of”
    ♪♪♫♫♫♪♪♫♫♪♪♫♫♪♪♪♫♫♫♪♪♫♫♪♪♫♫♪♪♪♫♫♫♪♪♫♫♪♪♫♫

    “Ya Hayy,” diyerek jikleyi çekti, yarı olan kontak tam çevrildi ve homurtulu bir şekilde koca otobüs titremeye başladı. Gazı verdikçe bağırtısı karşı ki dağlarda yankılandı. Kafasını yana çevirdi ve beni hemen yanı başında gördü. Direksiyon başından kalkıp, beni uzunlamasına serdi koltuğa. Göz hesabı ile hem bana hem de öndeki konsola baktı. Beni kesmeye kıyamadığı kesindi. Usulca kaldırıp torpido üstü konsola uzattı beni. Elleri ile düğümlerim üzerinde gezerek bel veren yerlerimi düzeltti. Kenar kısımlarını tırnakları ile ütüleyip, konsol kenarına sıkıştırdı. Yeniden ellerini kullanarak iyice ütüledi düğümlerimi, kenar püsküllerimi düzeltti. Biraz gerileyip koridordan baktı. İlk defa gözlerinin ışıltısını orada gördüm. Yaklaştı, kül tablasını üzerime koydu hemen yanına yeşilimsi taşlı çakmağı ve Maltepe sigarası. Yeniden geçti direksiyon başına, motor ısı ikaz ışığına göz gezdirdi. Işık hala yanmaktaydı, ayağını gazdan geçip otobüsü rölantide çalışmaya bıraktı. Camı açıp elini Maltepe sigarasına uzattı. İçerisinden bir tane dal alıp, parmakları ile yumuşattı, ucundan kırdı. Dudaklarına götürdüğü gibi çakmağa uzandı ve ateşledi. Keyif ile günün ilk sigarasını tüttürdü. Otobüsün titremesi aniden kesildi. Motor artık ısınmıştı, artık yoluna bakıp ekmeğinin peşine koşabilirdi. İmdat indirdi, imdat indirilmesi ile küçük bir sarsıntı daha geçirdik. Vites kolu en sağa çekilip, yukarı itildi. Otobüs bir homurtu ile yola koyuldu. Yoldaydık…

    “Mavi,” diye bir ses duydum. Sağa sola bakarken ses yeniden yenilendi. “Hişş Mavi,” “sana diyorum, duymaz mısın?” yeniden etrafı kolaçan ettim, ancak sesin sahibini bulamadım. “Mavi benim, Zağlının Işıltısı,” deyince bana seslendiğini anladım. “Ben Mavi değilim ki,” dedim. “Ama rengin benim rengime benzer, bana da mavi derler,” dedi. “Evet, sen mavisin, ben ise maviden çok mora çalıyorum,” dedim. “Olsun sen Maviş ol,” dedi. Ve bizim hikâyemiz buradan sonra başladı.


    Zağlı kimi zaman ciddi ama genel olarak çok hoş sohbet bir duruma sahipti. Hiç duymadığım kişilerin sözlerini, şiirlerini bana okur, düşüncelerini yorumlardı. Hiç sıkılmadan sorduğum bütün soruları anlayabileceğim şekilde bana açıklar, bazı bazı saatlerce anlamam için uğraşırdı. Zağlı 1965 yılında İngiltere’nin Leyland kasabasında üretilmiş. Hiç kullanılmadan Gürcistan’a pazarlanmış. Gürcistan’da bir şirkete bağlı olarak çoğu kez ülkeler arası seyahatlerde kullanılıp, beli bükülünce de bir kenara itilmişti. Nasıl olduysa Nüro 1985 yılında Gürcistan’da Zağlı ile karşılaşmış, çok cüzi bir rakama satın alıp, ülkesine getirmiş. Mavi beyaz ve gerisin geriye paslanmış olan Zağlı Trabzon sanayisine sokulup, bir güzel sökülmüş her vidası. Koltukları yeniden kılıflanmış, boyası tazelenmiş, motoruna gerekli bakımlar yapılarak eskisinden daha iyi bir hale gelmiş. O vakitler Zağlı’yı görenler en az 10 yaş gençleştiğini dahi derlermiş. Sonrası ise vize işlemleri ve Zağlı’ya ruhsat. Zağlı en çokta ruhsatta yazan renk ismiyle çok övünürdü. Dünyadaki hiçbir araç kimliğinde “Can Mavisi” yazmaz derdi. Gerçi çok sonraları bunun neden Can Mavisi olduğunu öğrenip kahkahalara boğulduk.

    Dönemin vize memuru yeni atanmıştı karakola, İskilipliydi. Terekeme şivesine uzak, halim salim bir adamdı vize memuru. Uzun uğraşlardan sonra adam edilen Zağlı artık hüviyetine kavuşmalı diyen Nüro soluğu karşında almıştı. Evraklarını uzattı memura, memur on dakika karıştırdı sayfaları. Sonra kafasını kaldırıp “30 yaşında otobüs hala yürür mü?” dedi. “Yürümek nedir ağam rüzgârı da dalına aldı mı sanırsın uçar,” diye cevap verdi Nüro. “Aracı görmemiz gerek,” dedi memur. Araç başına geçtiler, bir takım işlemlerden sonra geçer notu aldı ve bilgileri işlenmek üzere ruhsata geçirilmeye başlandı. Bütün bilgiler tas tamam yazıldı. Son olarak aracın rengi yazılıp, imza ve mühürden sonra plaka için gün alınacaktı ki, rengin Cam kelimesini yazarken m’nin ikinci bacağını da tam aşağı indirmişti ki, açık olan camdan sert bir rüzgâr esip masanın altını üstüne getirdi. Birde bunun üzerine Karakol Büro Şefi’de odaya girince memurun iyice heyecanlanmasına yol açtı ve Can Mavisi olarak ruhsata işleyiverdi araç rengini. Ardından imza ve mühürde tam edilince, “Bir ay sonra gelip plakanı alabilirsin,” dedi vize memuru. Nüro evraklarını toplayıp, kaçarcasına hürmetle çıktı karakoldan.



    Zağlı sağa doğru yanaştı, durdu. Kapısı açıldı ve günün ilk yolcusunu aldı. Neler nelerle karşılaşmıştı Zağlı. Ne dertlere ne mutluluklara ortak olmuştu. “Sabahın hayır olsun Elbeyi Emmi, hayırola neyi dalına aldın yine öyle,” dedi Nüro. “Atam Rabat’taki bibimgilin gıdıl oğulu İstanbul’da, bir tuluğ istemiş, onların tuluğların hepsi satılıf, mâa dediler. Mende aindi tuluğu ora götürerem,” dedi Elbeyi Emmi.

    Zağlı yeniden hareket etti. Soğuğa meydan okurcasına ilerliyordu buzlu, çakıllı yolda. Çok daha ilerleyemeden yeniden sağa doğru yanaştı. Zağlı hemen seslendi bana. “Bak bu teyze, Toyuz Hala’dır, herifini geçen sene Napızar’a gömdü. Çok içlidir, çok dertli. İki öz oğlu ve bir de evlatlığı vardır. Ama nerde… Hepsi göçmüşler babaları ölünce, yalnız bırakmışlar kadıncağızı. Şimdi ne küçük evine sığabiliyor, ne de evlatlarının ocaklarına.” Dedi Zağlı ve bir süre sustu. Bu sefer sessizliği bozan ise Toyuz Hala’ydı. “Nüre Can meni Daşlı Tarla’da indiriver hemi Can oğul,” dedi. “Peki, Toyuz hala, senin evlatlık gelmiş dedilerdi, doğru mudur?” deyince Nüro, “Gelemez olasıca. Daşlı Tarla’ya göz koymuş, illa ana orayı satıf, şehirde iş kurayım diye gezinir eteklerimde,” diye hemen lafa girdi Toyyuz Hala. “Aindi beni bekler Daşlı Tarla’nın oyanında,” deyip inene kadar bir daha ağzını açmadı Toyyuz Hala.

    Zağlı önce Rabat’ta durdu, döktü yükünü, sonra devam edip Daşlı Tarla’ya bıraktı Toyyuz Hala’yı. Merkeze 10 kilometre vardı daha. Çıldır Gölü’nün yanı başında 3. Viteste 2500 devirle devam ediyorduk. Zağlı birden çevresini anlatmaya başladı. Gölün bu mevsimde buz tutuğunu, üzerinde atlar ile oyunların oynandığını, balıkçıların kalın buz tabakasını kesip ağlarını nasıl saldıklarını sıkılmadan anlattı bana.

    Söylediğine göre 1961 yılında Aydın Dede askerden dönerken gecenin zifiri karanlığında bu göle düşmüş, saatlerce uğraşıp çıkmayı başarmış, eve gelene kadar ise gagaç olmuş adeta. Sağlam bir zatürreye tutulmuş, yedi gün dayanabilmiş. Ardında ise Songül ve Gülbeyi diye bir ve iki yaşında iki yetim ve Gülyeter adında çiçeği burnunda bir kadın bırakmış. Songül Nüro’nun Sono’su ve Gülbeyi ise Ayfer’in Gülo’su olup çıkmışlar. Bir abi kardeş ile diğer abla kardeş berdel tarzında severek evlenmişler. Evlenmişler ama geri de yaşananları asla unutamamışlar. Aydın dede ölünce biçare Gülyeter kalakalmış. Babası çocuklarını bırak gel der, Gülyeter ise bunu kabullenemez. Yaşı daha yirmisindedir. Servinaz nene hemen konuya dâhil olmuş. “Evlatlarını bırakıp gidemezsin, bekâr halinle de bu köy yerinde yalnız kalamazsın,” deyivermiş. Olacak iş, Selahattin ile yani kaynın ile evleneceksin.

    Şıgıdı (Selahattin) o vakitler daha on beşinde sarımsı bir delikanlı. Okumak yok daha düzenlerinde ama çocukları olursa okutacağı belli, daha şimdiden bile eylemiş hayallerini. Tarladan tapandan kalan zamanını ise vadinin dibindeki çayda yüzerek, arkadaşları ile oynayarak geçirirmiş. Haber ulaşmış kendisine tez eve gelsin Selahattin diye. Üzerini acelece giyinip, evin yolunu tutuvermiş hemen. Dizilmişler karşına ve anlatmışlar kendisine yengesi ile evleneceğini. Zorluk ve yokluk yılları ardı ardına dizildiği vakit. Elinden bir şey gelmeyen Şıgıdı kabul etmek zorunda kalmış bu durumu. Etmiş gözü yaşlı, evlenmiş gözü yaşlı, baba olmuş gözü yaşlı, dede olmuş hala gözü yaşlı…

    Ben hikâyenin derinliğinde kaybolurken, aklımdan bin bir düşünce ile girdik merkez içerisine. Nüro Zağlı’yı Sukaralı’nın kahvesinin önüne çekti ve kontağı kapattı. İşte o vakit, kontak kapalıyken Zağlı’nın konuşamadığını, tepki veremediğini, Zağlı ile bir olmak için aracın çalışması gerektiğini kendi kendimle uzunca konuştuktan sonra anladım. Defalarca seslendim ama hiçbir tepki vermedi bana. Daha sonraları durumu kendisi de söyledi. “Kontak kapalıyken seni ne duyabilir ne de tepki verebilirim,” dedi Zağlı. Bu sebeple bütün zamanlarımızı hep gündüz vaktinde geçirip gittik. Gündüzleri Zağlı ile beraberdim, gece ise bir başıma. Bir süre sonra yalnızlığa da alıştım. Lakin sabah olmasını, Zağlı ile buluşmayı heyecanla beklemiyor da değildim. Ben gün geçtikçe Zağlı’nın bir parçası oluyordum. Bu şekilde kendi kendime düşünürken ne kadar zaman geçti bilmem ama Nüro gelip motoru çalıştırdı, rölantide bırakıp otobüsten indi.

    Ben işte o vakit ilk ve tek defa İsmet’i gördüm. Gecen sene İstanbul’a yitip gittiğini anlattı Zağlı. İsmet çok çekmiş buradaki hasım, hısım akrabadan. Evvela kendisine Gıdıl İsmet derlerdi. Boyu bir metreden az daha uzundu, kafasında kahverengi kalın iplikle dokunmuş külahı, etekleri yere uzanan gri ile yeşil arasında kalmış gocuğu ve siyah pantolonu… Kartpostallardan çıkmışçasına karşımda duruyordu kanlı canlı. Onu gören çocuklar hemen etrafına toplandı. Normalden farklı bir şey görmek insanlarda merak uyandırırdı, hiçte kaçırmazlardı insanlar öyle şeylerle ilgilenmeyi. Başladılar çocuklar İsmet ile eğleşmeye. Bir çocuk gelip gocuğunu çekiyor, diğer külahını çekiştiriyor. Bir diğeri ise cüce cüce diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. İsmet bu sebeple kaçmamış mıydı İstanbullara? - Hani daha fazla okumuş kesimdi ya orası, cahili azdı ya. İnsanın kusurlarını yüzlerine vurmazdılar ya – O hayaller ile varmış koca şehre… Değişen hiçbir şey olmamış İstanbul’da da “hey cüce,” demeler, ardından taş atmalara, itmelere, kakmalara dayanamamış, gerisin geriye dönüvermiş memleketine.

    “Çocuklar bırakın adamı, Cüce sende gel taze çay var bir bardak iç,” diye seslendi Sukaralı. İsmet “bir şey diyecek oldu, ama biliyordu ki laf tesir etmez.” Sustu. Eğdi başını, önüne dahi bakmadan Zağlı’nın merdivenlerini bir bir çıkıp bir koltuğa ilişti. Gözlerindeki yaşı hissedebiliyordum, kavrulan içinin cızırtılarını duyabiliyordum. Yağmur yağdı, dolu değdi, kar düştü… Ailenin kaderiydi… Abisi Aydın’ı genç yaşında yitirmiş, diğer abisi Selahattin’in yengesi ile evlenmesine şahit olmuştu. Toplamda dokuz kardeştiler ama sadece ikisi kalmıştı hayatta. Gerçi kendisini yok sayıyordu ama olsun, ben Maviş’in ve Zağlı’nın gözünde İsmet tanıdığımız en gerçek insandı. Zağlı’nın dediğine göre köyün en aklı başında, hatta fikir danışılacak kişilerden biriydi İsmet. Anlamadılar, anlamak istemediler.

    Nüro geldi aniden. İsmeti görünce “İsmet abim hoş geldin, tez dönmüşsün İstanbul’dan, emmimler nasıllar, her şey yolunda mı?” diye seslendi. Tebessüm ederek baktı İsmet Nüro’ya. Sonra sessizce sorularını cevapladı. İsmet, Songül’ün öz amcasıydı, bu durum ise İsmet’i Nüro’nun amcası da yapıyordu. Elini cebine attı, bozuk birkaç lira çıkarıp uzattı, almadı Nüro. Zağlı yavaştan hareket etmeye başladı. Yol boyunca birçok kişi inip bindi. Herkesin ilk baktığı ve bakmakta devam ettiği tek şey İsmet’ti. - Allah vergisi bir duruma kulun burun kıvırması neydi – Hepimiz birer engelli adayı değil miydik bu dünyada? İnsanlar neden tebrikleri sessiz, hakaretleri yüksek sesle ederlerdi? Tuhaf yaratıklardı insanlar. Yol boyu düşünmekten neredeyse düğümlerim çözülecek oldu. Zağlı’da İsmet’in suskunluğuna, gözlerinin buğusuna dalıp gitmişti. Rabat’a yaklaşınca İsmet ayağı kalktı, kapıya doğru yürüdü. Nüro’ya dönüp “Allahaısmarladık,” dedi ve indi arabadan. Bu benim İsmet’i son görüşümdü. İlk ve tek görüşümdü. Diğer yolcular mı? Onlar hala yolcular…

    O gece tedirginlikle sabah ettim. Bir yanımla soğuğa meydan okumaya çalışırken diğer tarafım ise İsmet’i düşünmekteydi. Zağlı’nın dediği gibi; insanlar, bizler gibi eşya gözü ile baksalar dünya daha yaşanılır hala gelir. Ayrıştırmasız, çıkarsız, olanı olduğu gibi kabul etme yeteneği alsalardı çok daha güzel bir dünyaya gözlerimizi açardık. Ah Zağlı ah, keşke şuan sorularımın cevaplarını bana versen. “Kar suyun dünyaya en yumuşak düşüş halidir.” der durursun Zağlı, bu coğrafya da kar neredeyse 9 ay yerden kalkmaz ki?

    Güne yeniden erken başladık, saat öğlene varıyordu neredeyse. İkinci servisimizdi ve merkeze varmak üzereydik. Rabat’tan geçerken kalabalığı gördük, jandarmalar bir yandan köylüler diğer yandan karınca sürüsü gibi toplanmışlardı. İki cemse asker köy yerinde hoş karşılanır durum değildi elbet. Zağlı’yı Rabat yoluna çevirdi Nüro. Sağa çekip, stop edip aradan indi. Zağlı ile bir kez daha iletişimiz kesilmişti. En çok lazım olan vakitler asla ulaşamıyordum kendisine. Zağlı bir gün kıpırdamadan kaldı öylece, ertesi gün öğlene doğru ancak hareket edebildik.

    Bir cenaze vardı. Birisi ölmüştü. Ben kesin tanımazdım öleni ama Zağlı, kesin tanırdı. Zağlı kulak kabarttı iyice ve olayı noktası noktasına öğrendi. Ölen İsmet’ti. Mereğe ipi germiş küçücük bedenini sallandırmıştı. Koskoca, 7 milyon cana ev sahibi olan İstanbul bir metrelik adamı basamamıştı bağrına… Boyu kadar kısa ömrü oldu İsmet’in. Ölüm sebebine intihar dediler, lakin ben biliyordum onu daha önceleri öldürdüklerini. Sahip çıkmaları gereken kendi türlerine sırt çevirmişler, hakaret ve onur kırıcı davranmış, alayla yakıp yıkmışlardı bir ömrü. Çok daha sonraları çok başka hikâyeler de öğrendim İsmet hakkında ama hiçbirisi şuan ki kadar gerçek değildi.

    Yolcular mı? Onlar hala yolcular…

    Bu sadece başımızdan geçen ilk hikâyemizdi. Bu saatten sonra Zağlı bana kenetlenip, tek bir bedenmişçesine sahiplendi beni. Şimdi aradan yıllar geçti ve ben hala Zağlı’nın bana cevap vermesini beklerim. Bir gün belki bir gün… Nürolardan Serkan ya da Gökhan, belki de Gülbeylerden Tayfun… Ne bileyim ya da bir başkası…


    Akıbet-i Gerçek....

    *Zağlının Işıltısı: Ardahan ilinin Çıldır ilçesinin Garostav köyünde bir tarla içerisinde hala hurda yığını.

    *Maviş: En sevdiği, gönül dostu olan Zağlının Işıltısının enkazında hayatını devam ettiriyor. Bazı bazı Şeyh Galip’ten, Fuzuli’den ve Zağlı’nın en sevdiği Emrem Yunus’tan beyitler şiirler okuyor. Zağlı artık ona karşılık vermese de biliyor ki elbet bir gün yeniden eski anılarını beraberce yâd edecekler.

    *Nüro: Ayfer’in Pato’su iki bin on yılında apansız vuran tansiyon ile Cuma gecesi saat on ikiyi vurduğunda doğduğu topraklardan bin sekiz yüz elli kilometre ötede hayata gözlerini yumdu.

    *Ehlizar: Önce koca Temraz ağayı ardından oğlu Nüro’yu verdi toprağa. Son zamanlarında iyice hafızası silindi. Otuzdan fazla olan torunlarının isimlerini unuttu. Altı oğlunun isimlerini hatırlamakta zorlandı. Yedi gün süren yoğun bakım sürecinden mağlup olarak ayrılarak iki bin on sekiz senesinde hayata gözlerini yumdu. Gülbahçe mezarlığında eri Temraz Ağa ile aynı mezarda ebedi istirahate çekildi.

    *Ayfer: Doksanlarda İstanbul’a taşında. Doksan iki yılında bir kız bir oğluna kardeş olarak bir kız çocuğu daha dünyaya getirdi. Hacı olup Arabistanlara kadar gitti. Aşırı kilolarından mustarip, her sabah iki saat yürüyüş yapıyor ve ardından bir somun ekmeği hüp diye götürüyor.

    *Gülbeyi: İstanbul şehrinde kadını Ayfer ve çocukları ile devam ettirir hayatını. İşçi emeklisi.

    *Songül: Kocasını gömdükten sonra dört evladına sıkıca sarıldı. İstanbul’da evlatlarıyla devam eder hayatına.

    *Gülyeter: Aydın’dan iki, Selahattin’den dört çocuğu oldu. Ölü doğup toprağa verdiklerinin sayısını kendi de bilmez. İstanbul’da evlatları ile yaşamına devam eder.

    *Selahattin: Hala andıkça maziyi gözü çeşme misali akarda akar… İstanbul’da kadını Gülyeter ile evlatlarıyla beraber yaşar. Emekli.

    *Yolcular: Hala yolcular…

    *İsmet: …

    Sabri Şimşekoğlu – Men Gocalmazdım
    https://www.youtube.com/watch?v=mXERg34rcnw

    Can İsmet
    https://www.dropbox.com/...k6ljm/ismet.jpg?dl=0

    İsmet öldükten kısa bir süre sonra...

    - Zağlı bilir misin? İsmet kendini asmadan önce etrafındakilere intihar edeceğini söylemiş.

    - Bilirim elbet Maviş, bu hanenin yükünü ben 12 sene çektim.

    - Ya peki Ayfer Hatunlar İstanbul'a göçtüğünde, çocuklarını burada dede ve neneleri ile bıraktığını, çocukların annelerini 5 yaşından sonra gördüklerini ve anne demeye alışamadıkları için 9 yaşına geldiklerinde anne diyebildiklerini bilir misin?

    - Onu da bilirim elbet Maviş. Büyük olanın daha o yaşlarda "Bana İstanbul demeyin başım ağrıyor," değişini de bilirim.

    - Hadi uyan Zağlı. 30 sene oldu sesinden mahrum kalışım, bir 30 sene daha bekleyebilir mi düğümlerim bilmiyorum. Güneş iyice soldurdu rengimi, gövermeye başladım. Bir sen olup, bir kendim olup... Senin adına kendi sorularımı cevaplamaktan çok yoruldum. Zağlı, uyan artık...

    İleri ki bir zaman...

    Peki siz Servinaz’ı bilir misiniz? Dokuz çocuğunun yedisini toprağa veren Servinaz’ı… Zağlı bilir, bana da o anlatmıştı…

    Çocuklar aynı sünnet olur, sekiz erkek… Birde el kadar bacıları vardır.
    Sekiz erkeğin dört tanesi sünnet olduktan sonra o hafta içerisinde ağlayarak hayatlarını bitirirler.
    Geriye kalan kız çocuğunun kafasına bir komşuları tarafından tandır küreği vurulur ve el kadar olan kızcağız oracığa yıkılır. Yıkıldığı yerde yaşamı sona erer…
    Bir diğer erkek arpa kuyusuna düşer, anası Servinaz’da peşinden atlar, kuyu içerisinde sarar sarmalar çocuğunu ama çıkarmaya gücü yetmez. Kendi çıkar kuyudan, yardım çağırmaya gidip döndüğünde ise çocuk zehirden kapkara olmuştur.
    Bir diğer oğlu (Öz dedem olan) Aydın’ı Çıldır Gölü’ne verir.
    Hepsini birer birer toprağa serer. Bildiğim ise çok acılar çektiğidir. İsmi Tayfun ise sebebi de kendisidir.
    Servinaz 1986 yılının 11 Ekim’inde eri Abdüllatiften tam 5 sene sonra öldü.
    Gerisinde…
    İsmet…
    Selahattin…
    Öksüzlerini yetim bırakarak gitti.
    Zaten İsmet’te çok kalmaz anasından sonra ardı sıra gelir…
    Ben Maviş, Zağlı’nın hurdasında gelip geçen ömürlerin bekçisi..

    Bir keresinde Zağlı’ya “neden sana Zağlı” derler dedim. O ise uzunca anlattı ama benim aklımda kalan ise “bu kadar olaya, bu kadar yazgıya, bu ölümlere, insan değerinin olmayışına, insanın dert diye yandığının aslında ne kadar hafif olduğuna şahit oldumda ondan. Keskin, bilenmiştir benim adım…”

    Şimdi ben Zağlı’yı çok daha iyi anladım… Acılar insanı şekillendirir, keskinleştirir….


    Sakız Sardunya incelememden bir kesit.... #30207781

    "...Bu adam benim dedem olur, yani babamın amcasıdır. Boyu 1 metre vardı ya da yoktu. Hayal meyal hatırlarım. Hiç evlenmemiş ya da evlenemiş ama inadına çocukları sevmiş, sayısız iyilikler etmiş yine de gülmemiş bahtı. Boyunun kısa olması kendisine bir yükmüş gibi, bütün alayların konusu olmuş. Duramamış köy yerinde, göçmüş İstanbul’a babamların yanına. Kaderi, talihi burada da yakasını bırakmamış. İstanbul’ya bura... Ardından Ufak İsmet, Gıdıl İsmet ve en kötüsü de Cüce İsmet derlermişte dururlarmış. Nenem derdi ki; “Eyle zeki eyle zeki idi ki, köy yerinde onun gibisi yok imiş. Lakin hayat. Yedirememiş kendine. 7 milyonluk İstanbul herkese kucak açmışta 1 metrelik adamı bağrına basamamış. Dönmüş gerisin geriye baba toprağına. Mücadelesine kaldığı yerden devam etmeye çalışmış ama nafile. Germiş halatı damın direğine, sallandırı vermiş 1 metrelik adam dünyayı, ası vermiş nezaketi, öldürmüş hoşgörüyü, boğazlamış sevgiyi ve vurmuş insanlığın başını. Keşke biraz daha büyük olsaydık, keşke yaşımız beş değilde onbeş olsaydı. O vakit başımızda taşır boyumuzu boyu ederdik. Ama yetişemedik. Boynuna geçirdiği ip sadece kendi hayatına maal oldu. İnsanlık yine herkese kaldı, nezakette öyle ve hoşgörüyü hepimiz sahiplendik. Ölen ise sadece 1 metrelik bir adam oldu. Ondan kalan ise sadece sarı bir fotograf keresi. Bembeyaz karların üzerinde durmuş teni bronz, kara hafif kırmızıya çalan. Elinde deyneği, başında kahverengi kulahı, üzerinde haki gocuğu. Dim dik durmuş, ardında 3 metre gölgesi... Dedem İsmet. Yaşamak değil sana kısmet...."
  • "Yalnız doğar, yalnız ölürüz."

    Doppler’da kayıp olan birkaç parçanızı bulacaksınız. Belki de tümünü bulabilirsiniz. Benim de kendi parçalarımı bulduğum anlamlı ve ultra komik bu kitabın incelemesi ile sizlerleyim. İnceleme komik olmayabilir ama kitap "gerçekçiliği ile" fazlasıyla komik. :)

    ShamRain: https://www.youtube.com/watch?v=wTRaZ0HYwc4

    Hayatımızın birçok evresi var. Bebeklikten, yaşlılığa kadar birçok şey yaşayıp geçiriyoruz. Kısacası doğumdan ölüme uzanan inişli çıkışlı, bazen tepe de bazen de en dipte yaşadığımız bir hayat ile dünyada var oluyoruz. Herkesin kendisine göre yükseldiği bir de düştüğü dönem veya dönemler vardır. Bu dönemlerde nasıl kararlar aldığımız, kararların sonucunda ne ile karşılaştığımız hep bir muamma. Yaşadığımız sürece vereceğimiz ufacık bir karar bile tüm yaşantımızı, çevremizdekilerin yaşantısını etkilemeye yeter.

    Erlend Loe ‘nun hayatının değiştiği bu dönemde tam da bu bahsettiğim kararı alıyor. Bunu yaparken aldığı en büyük karar “bencillik” oluyor. Ormanda bisikleti ile gezerken bir kütüğe takılıyor, yuvarlanıyor ve bisikletten düşüyor. İşte gökyüzü ve Mrs. Doppler. Bu kitabın ana konusunun temeli işte tam bu noktada atılıyor. Yere düşmüş olan Doppler, gökyüzü ve yeni düşünceleri. Tik-tak, Tik-tak, Tik-tak…

    "Mutfak tezgahının üzerine, ormanda gezintiye çıktığımı, orada ne kadar kalacağımı bilmediğimi, beni yemeğe beklememelerini belirten kısa bir not bıraktım.
    Bu günlerde altı ay doluyor; o zamandan bu yana karımı birkaç defa görmüşümdür." Sy.25

    Ormana gittiğinde harika bir işi, eşi ve biri kız biri erkek iki çocuğunu arkasında bırakıyor. Her ne kadar eşi ay da bir ormana yanına gelse de onları belirli bir süre için, belki de sonsuza kadar bırakacak düşünce ile yaşayacağı yeni hayatına adım atmış bulunuyor.

    Kısa bir tanımın ardından Doppler bize ne sunuyor, kitap ve yazar bize ne vaat ediyor, ne veriyor ona bir bakalım.
    "İnsan oturduğu dalın en ucuna gitmeye cesaret edebilmeli ve hatta bindiği dalı kesebilmeli." Sy.111

    Başarı, daha çok başarı, daha da fazla başarı. Konfor alanı, bir ev, bir eş, çocuklar, iyi bir iş. Hayatımız teminat altında tamamdır. Evet, pembe bir tablo. Peki nereye kadar? Herkes bir konfor arayışı içinde olsa da dünya bu kadar basit bir şekilde işlemiyor. Evren basit düşüncelerle yola devam eden bir yapıya sahip olsa arayışta olan insan sayısı daha az olurdu. Herkes bir arayış içinde. Kahramanımız aradığını buluyor, hayatına yeni bir anlam kazandırıyor: Orman ve kendisi! Belirli bir süreliğine… Hesaba katmadığı küçük misafirleri de olacak çünkü…

    Kitap kapağında gördüğümüz geyiğin adı BONGO! Adamım Bongo, sizin de adamınız olacak. Cinsiyetçi bir adamlık değil, lafın gelişi bir adamlık diyelim buna. :) Bir geyik insanın yanında nasıl kalabilir? Normalde ondan ürküp kaçması gerekir hatta ve hatta küçük bir ses bile ormandaki tüm doğal akışı değiştirir ve geyiğin o önsezisi anında oradan yok olmasını sağlar. Ama bizim geyiğimiz Bongo, Doppler a bağlanıyor. Bu bağlanma aşaması hüzün barındırsa da hayatın bir gerçeği diye kabul edeceğimiz bir durum buna sebep oluyor. Spoilersız inceleme geleneğimi sürdürüp bu sürprize kitabı okurken ulaşacaksınız. İkinci ısınma turunu da attıktan sonra ana temalarını paylaşacağım asıl kısma geçelim.

    "İnsanlardan hoşlanmıyorum.
    Yaptıklarından hoşlanmıyorum. Temsil ettiklerinden hoşlanmıyorum. Söylediklerinden hoşlanmıyorum." Sy.24

    Bir insan ormana neden sığınır? Eğer evsiz ve benzeri durumlar söz konusu değil ise ya doğayı seviyordur ya da hayat buna onu mecbur etmiştir ya da her şeyden sıyrılmak, insanlardan uzaklaşmak istiyordur. Doppler bunu kendisi seçiyor. Seçme sebebi hayatın akışında olan biten bütün her şey. Hemen aklımıza Dövüş Kulübünü getirelim. Ne der Tyler Durden? “…sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz…”

    Günümüz toplumunda artık insanlar birbirlerinden sıkılıyor. Kabul edelim her şey yapay geliyor. Bir de işin içine sorgulama girince ok yaydan çıkıyor. Genelde plansız atılan bu ok nereye gideceği belli olmayan yolda sağa sola savruluyor. Yanlışlıkla hedefi vurduğu da oluyor. Doppler hem kendi hayatını anlattığı hem de yeni hayatına bizi misafir ettiği, her şeyden arındığı ve huzuru bulduğu yeni yaşamına kucak açıyor.

    Orman, Orman ve daha fazla orman. Sessizlik, yağmur, kar, çadır ve BONGO! Evet efendim, küçük dostumuz Bongo! Düşünsenize ormanda kalmaya başlıyorsunuz ve çadırınız da küçük bir geyikle yaşıyorsunuz. Uysal bir kuçu kuçu gibi sizden ayrılmıyor. Şaşırtıcı derece imkansız gelse de bu oluyor. Artık Doppler, orman ve BONGO var. Yemek ihtiyacını ormandan karşılıyor. Erzak bittiğinde ise kendince çözümler üretmiş. Şehre iniyor ve en savunmasız evin bahçesine girerek, bir eve dalıyor, ihtiyacını karşılayacağı şeyleri (Ç)alıp çıkıyor. Şaka gibi gözükse de bunu büyük bir keyifle yapıyor ve savunuyor da. Özellikle tatlı krizi esnasında yaşadığı şey bizim normal hayatta yapamayacağımız bir rahatlık. Toblerone savaşı sizi çok güldürecek diyebilirim. Doppler ‘ın süt içmesi gerekiyor. Ama bu süt yağlı olmayacak, yarım yağlı olacak, çünkü onun için yarım yağlı süt çok önemli, bir nimet. Ormanda yaşadığı için parası yok, o yüzden büyük bir süpermarkete giriyor, daha sonra istediklerini elde etmek için süper marketin müdürü ile anlaşıyor. Taze geyik etine karşılık istediği birkaç şey ve yarım yağlı süt! İçerken enfes anlatıyor canınız çekebilir. Bu arada söylemekte yarar var, evi şehirde, istese gidip tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir ama bu o durumdan uzak duruyor. Zaten kaçtığı şeye sığınmayı lüzum görmüyor.

    "Kafama taktığım en son şey insanların ne düşündüğü. Ne düşünürlerse düşünsünler. Onlardan zerre kadar haz etmiyorum zaten, fikirlerine de çok nadir saygı duyuyorum." Sy.25

    Tam olarak bulunduğum nokta. Hayatın sizlere ne getirdiği ne götürdüğü ayrı meseledir özellikle bu alıntıda kendinizden bir şeyler görüyorsanız, hayatla aranızda koca bir çizgi var demektir. Artık onu umursamaz bir hale gelmişsiniz demektir. İnsanların fikirlerine saygı duyduğumuz çoğu zaman küçük rollere bürünürüz. Her insanın kendi tiyatrosu vardır. Günlük hayatında bunu keyifle oynarlar. Kısacası evden çıkmadan önce bir maske, eve geldikten sonra ayrı bir maske, yalnız kalındığında başka bir maske, sanal ortamda bambaşka bir maske. Olabildiğince “GERÇEKÇİ” olunuz. Bunu başlarda başaramayabilir, insanlar tarafından yadırganabilirsiniz. Önemli olan onların ne düşündüğü değil, sizin ne hissedip düşündüğünüz ve yaptığınızdır. “Herkesin canı cehenneme” diyebilmektir bazen aldığımız nefes. Bunu yapabilmeli HAYIR diyebilmelisiniz. Kendiniz için yaşadığınız halde, bir başkası için yaşadığınızı ve toplum kuralları gereğince normal davranışlar sergilediğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Koca bir yalanın içinde başka yalanlar uydurup bambaşka bölümler halinde yaşadığınız yalanlarınızla boğulacağınız ve batacağınız günü bekliyorsunuz sadece. Bu raddeye gelmeden, en basitinden bir ayna bulup kendinizle yüzleşmelisiniz. Ya da bisikletten düşüp, ağrıyan kolunuzu bacağınızı bir kenara bırakarak, gökyüzüne kilitlenip artık ne yapacağınızı düşünmeniz gerekmektedir. Boğulmadan önce ilk çıkış yolunuzu bulmanız gerekmektedir.

    “Bunları yazan ben, bir şeyler yapıyorum ki yazabiliyorum. İçiniz rahat olsun, maske ile dolaşmıyor, insanlarla çıkar ilişkisine hiç girmiyor ve en gerçekçi halimle varlığımı sürdürüyorum. Ve herkesin canı cehenneme diyebiliyorum. Bu özgürlük hepimizde var, kullanmayı bilmek lazım. Ve en önemlisi hiçbir insana bel bağlamıyorum.”

    Belki de hayata karşı soruyu yanlış sorduk. Bir de şunu deneyelim; “Ölümden önce hayat var mıdır?” Ne dersiniz?

    "...kendimi yalnızlığa alıştırıyorum, yalnızlıkla birlikte yaşamaya."

    Yalnızlık. İnsanı sürekli olarak belirli bir karar aşamasında bırakan durumdur. Yalnızlık mı iyi, yoksa yalnız olmamak mı? Her ikisinin de kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan konu kendimizin mi yalnızlığı seçtiği, yoksa seçmek zorunda mı bırakıldığı. Bu iki seçenek çok önemli. Eğer kendimiz değil de zoraki olarak bırakıldıysak, bunun başka evreleri vardır. En tehlikeli olanı da budur. Duygusal durumlar insanın en zor baş ettiği konulardır. Dışarıdan basit gibi gözüken bir ayrılık bile çok büyük yaralara yol açabilir, insanı dağıtabilir ve en kötüsü intiharın eşiğine getirebilir. Biz bu seçeneği eliyor ve kendi seçtiğimiz yalnızlığımız üzerine devam ediyoruz.

    Doppler kendi seçtiği yalnızlığı yaşamak için ormana sığınmıştır. İnsanların yalanlarından, düşüncelerinden, maskelerinden ve katlanmak zorunda olduğu her şeyden sıyrılıp ormana çadırını kurmuştur. Bu yalnızlık onun en büyük hazinesi olmuştur. Ormanda yaşıyorsanız sistemi ve insanlığı eleştirmek ve daha gerçekçi düşünebilme ihtimaliniz artmaktadır. “Göğü Delen Adam” kitabında olduğu gibi, önümüzde ki şehir hayatını ormanın tepesinden rahatça eleştirebilir, topluma istediğimiz suçu yıkabiliriz.

    Doppler başlı başına bir baş kaldırıdır. Bu başkaldırı konforlu bir hayata, sisteme, eşe, çocuğa, arkadaşlara ve aklınıza gelebilecek her şeyedir. Oğlu ve kızı ile diyalogları, daha sonra ufak oğlunun da yanına gelmesi, eşinin hamile kalması, eşi tatile gideceği için tekrar şehre inip okul toplantısına katılması, hırsızlık yaptığı evde tanıştığı ev sahibi, kendi evine hırsızlığa gelen hırsızla muhabbeti, ormanda ki adamla muhabbeti, geyiğimiz BONGO! Hepsi bambaşka bir karakter katıyor kitaba. Hem toplum eleştirisi, hem absürt bir komedi ürünü. Kitabı okurken sorguladığınız şeylerin yanında diyaloglara ve Doppler’ın düşüncelerine fazlasıyla güleceğiniz yerler bulacaksınız. Hatta abartıp kahkahayı bastığınız yerler de hiç az değil.

    Norveçli yazarlara düşkünlüğüm Karl Ove Knausgaard ile başladı. KAVGAM adlı 6 serilik bir New York Bestseller’a sahip. Ülkemizde Monokl tarafından 5 kitap yayınlandı. Son kitap en fazla 2019’da bizimle olacaktır.

    İskandinav coğrafyası soğuktur yalnız dizileri, filmleri ve kitapları bu soğukluğa meydan okuyacak derecede farklıdır. Kesinlikle uğrayacağınız bir durak olsun bu kültür. Kitabın devamı olan Bildiğimiz Dünyanın Sonu YKY den taze çıktı. Kitabı bitirdiğinizde hızlıca almak istersiniz diye belirtmek istedim.

    Şehir hayatı ve günlük bütün rutinlerinizi bir kenara bıraktığınız kısa bir yolculuğa çıkın “Doppler” ile.

    Size ufakta olsa bir ilham aşılayacaktır...

    Kitabı öneriyor, okuyacaklara iyi okumalar diliyorum.
  • Mükemmel kadın olmayın.
    İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur..….
    Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar..
    Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz.
    Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.
    İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır
    Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz.
    Armut piş, ağzıma düş..
    İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez..
    Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır.
    Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir.
    Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir.
    Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.
    İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri, genellikle hayal kırıklığı ile biter.
    En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır.
    Neden aldatıldıklarını anlayamazlar.
    Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır.
    “Benim neyim eksikti”
    Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.
    İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur.
    Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. ,
    Çaba göstermek uğraşmak için ortada sebep bırakmaz.
    Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.
    Çevrenizdeki insanları bir düşünün.
    İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu
    Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin.
    Hazır bir hayat.
    İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır.
    İnsani egonuz zarar görür..
    Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir.
    Sürekli başkaları için yaşamak,onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar.
    Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz.
    Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymeti bilinmez.
    Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir.
    Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. ilişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir.
    Mükemmel kadın mutlu olamaz.
    Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.
    İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur.
    Mükemmellik, insana ait değildir.
    Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın..
    Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.
    Sevgiyle kalın…
    Candan Ünal
  • Benimle olan,benimle yaşar

    Misafir odası mı o da ne?
    Misafir nasıl olur da benden,çocuğumdan daha önemli olabilir?
    Bu sözüm onların daha önemsiz olduğuna değil, benimle eşit olduğu anlamına geliyor.
    Misafir için özel yemek tabakların yok. Çünkü tüm tabaklarım özel.
    Misafir için özel odam yok. Bizim evin her yeri özel.
    Misafir için özel yeteneklerim yok.
    Elimizden ve bütçemizden ne geliyorsa onu sunar,hep beraber yeriz.
    Misafir geldiğinde çocuğumu susturmam, çocuğunu da susturmasına izin vermem. Biz yetişkinliğimizi,onlar da çocukluğunu yaşayacak.sonuçta insanın en mutlu olduğu yer "kendisi gibi olduğu" yer değil midir?
    Misafir geldiğinde,mutfağıma girer,yardım etmek isterse eder. Ev hanımı aşçı değil sonuçta.
    İnsan rahat olmalı gittiği yerde.
    Hatta ev sahibinin imkanını biliyorsa istediği yemeği bile söyler. Ev sahibi de imkanı yoksa çok rahat," bu sefer değil onu da müsait olduğumuz zaman yaparız" diyebilecek kadar şeffaf ve samimi olabilmeli.

    Misafir,müfettiş değil.
    Bize not verecek,
    İtibarımızı,
    Düzeyimizi,
    Ailemizi onaylayacak bir makam değil.
    Kendimizi ona onaylatmak için değil, beraber geçireceğimiz zamanı kaliteli geçirmektir esas olan.

    Mutfaktan çıkmayan bir kadın,
    Sadece kendini anlatan bir baba,
    Misafir geldiğinde,sinen bir çocuk, hem kendini hem misafiri mutsuz eder.

    Rahat olmalı insan.
    Eşyanın bekçisi,
    Kıyafetin kölesi,
    İmajının sesi olmamalı

    Ne evinizdeki eşya,
    Ne dışardaki insanın sizinle ilgili düşüncesi,
    Ne komşunun başarılı oğlu,
    Ne başkasının eşinin nitelikleri.
    Hiç bir şey,insanın kendi evindeki huzurundan daha önemli olmamalı,
    İnsanın mutluluğundan daha çok yer kaplamamalı.
    Kendini mutlu etmek,
    Değerli hissetmek için kimseyle restleşmeye de gerek yok.
    Sadece kendi yolunda,istediklerinle yürümen yeterli.

    Sevgiyle..
  • Bakara Suresi, 35. ayet: Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
    Bakara Suresi, 49. ayet: Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
    Bakara Suresi, 187. ayet: Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
    Bakara Suresi, 197. ayet: Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.
    Bakara Suresi, 222. ayet: Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."
    Bakara Suresi, 223. ayet: Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver.
    Bakara Suresi, 226. ayet: Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Bakara Suresi, 227. ayet: (Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
    Bakara Suresi, 228. ayet: Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir.
    Bakara Suresi, 229. ayet: Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.
    Bakara Suresi, 230. ayet: Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar.
    Bakara Suresi, 231. ayet: Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir.
    Bakara Suresi, 232. ayet: Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz.
    Bakara Suresi, 233. ayet: Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.
    Bakara Suresi, 234. ayet: İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır.
    Bakara Suresi, 235. ayet: (İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır.
    Bakara Suresi, 236. ayet: Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tespit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır.
    Bakara Suresi, 237. ayet: Eğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
    Bakara Suresi, 240. ayet: İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.
    Bakara Suresi, 241. ayet: (Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır.
    Al-i İmran Suresi, 35. ayet: Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.
    Al-i İmran Suresi, 36. ayet: Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım."
    Al-i İmran Suresi, 37. ayet: Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
    Al-i İmran Suresi, 42. ayet: Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.
    Al-i İmran Suresi, 43. ayet: "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
    Al-i İmran Suresi, 44. ayet: Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
    Al-i İmran Suresi, 47. ayet: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."
    Al-i İmran Suresi, 61. ayet: Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
    Nisa Suresi, 1. ayet: Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.
    Nisa Suresi, 3. ayet: Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu, sapmamanıza daha yakındır.
    Nisa Suresi, 4. ayet: Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.
    Nisa Suresi, 7. ayet: Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay vardır.
    Nisa Suresi, 11. ayet: Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
    Nisa Suresi, 12. ayet: Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.
    Nisa Suresi, 15. ayet: Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.
    Nisa Suresi, 19. ayet: Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.
    Nisa Suresi, 20. ayet: Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
    Nisa Suresi, 21. ayet: Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
    Nisa Suresi, 22. ayet: Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.' Ne kötü bir yoldu o!..
    Nisa Suresi, 23. ayet: Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi biraraya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 24. ayet: Sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür' olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
    Nisa Suresi, 25. ayet: İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 32. ayet: Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir.
    Nisa Suresi, 33. ayet: Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz, Allah, herşeye şahid olandır.
    Nisa Suresi, 34. ayet: Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür.
    Nisa Suresi, 35. ayet: (Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.
    Nisa Suresi, 36. ayet: Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
    Nisa Suresi, 43. ayet: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 75. ayet: Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
    Nisa Suresi, 76. ayet: İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
    Nisa Suresi, 98. ayet: Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz'aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.
    Nisa Suresi, 124. ayet: Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır.
    Nisa Suresi, 127. ayet: Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
    Nisa Suresi, 128. ayet: Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
    Nisa Suresi, 129. ayet: Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. Öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 130. ayet: Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Maide Suresi, 38. ayet: Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    En'am Suresi, 100. ayet: Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir, uzaktır.
    En'am Suresi, 101. ayet: Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
    En'am Suresi, 139. ayet: Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
    Araf Suresi, 81. ayet: "Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz."
    Araf Suresi, 127. ayet: Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
    Araf Suresi, 141. ayet: "Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı."
    Araf Suresi, 189. ayet: O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."
    Tevbe Suresi, 24. ayet: De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
    Tevbe Suresi, 67. ayet: Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
    Tevbe Suresi, 68. ayet: Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
    Tevbe Suresi, 71. ayet: Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Tevbe Suresi, 72. ayet: Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
    Hud Suresi, 71. ayet: Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
    Hud Suresi, 72. ayet: "Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
    Yusuf Suresi, 21. ayet: Onu satın alan bir Mısırlı (aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
    Yusuf Suresi, 23. ayet: Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."
    Yusuf Suresi, 24. ayet: Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.
    Yusuf Suresi, 25. ayet: Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
    Yusuf Suresi, 26. ayet: (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
    Yusuf Suresi, 27. ayet: Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."
    Yusuf Suresi, 28. ayet: Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.
    Yusuf Suresi, 29. ayet: "Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun."
    Yusuf Suresi, 30. ayet: Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.
    Yusuf Suresi, 31. ayet: (Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.
    Yusuf Suresi, 32. ayet: Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak."
    Yusuf Suresi, 100. ayet: Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."
    Ra'd Suresi, 8. ayet: Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun Katında herşey bir miktar (ölçü) iledir.
    Ra'd Suresi, 23. ayet: Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)
    Ra'd Suresi, 38. ayet: Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.
    İbrahim Suresi, 6. ayet: Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."
    Hicr Suresi, 71. ayet: Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
    Nahl Suresi, 57. ayet: Ve Allah'a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O Yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir.
    Nahl Suresi, 58. ayet: Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir.
    Nahl Suresi, 72. ayet: Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
    Nahl Suresi, 78. ayet: Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.
    Nahl Suresi, 97. ayet: Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.
    İsra Suresi, 23. ayet: Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.
    Meryem Suresi, 5. ayet: "Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et."
    Meryem Suresi, 14. ayet: Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.
    Meryem Suresi, 16. ayet: Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
    Meryem Suresi, 17. ayet: Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
    Meryem Suresi, 18. ayet: Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
    Meryem Suresi, 19. ayet: Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
    Meryem Suresi, 20. ayet: O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.
    Meryem Suresi, 21. ayet: "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti.
    Meryem Suresi, 22. ayet: Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
    Meryem Suresi, 23. ayet: Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
    Meryem Suresi, 27. ayet: Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
    Meryem Suresi, 28. ayet: "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
    Meryem Suresi, 29. ayet: Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
    Taha Suresi, 40. ayet: "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."
    Taha Suresi, 117. ayet: Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
    Taha Suresi, 121. ayet: Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
    Enbiya Suresi, 91. ayet: Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.
    Mü'minun Suresi, 50. ayet: Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
    Nur Suresi, 2. ayet: Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
    Nur Suresi, 3. ayet: Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.
    Nur Suresi, 4. ayet: Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır.
    Nur Suresi, 6. ayet: Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir.
    Nur Suresi, 7. ayet: Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir.
    Nur Suresi, 8. ayet: Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır.
    Nur Suresi, 9. ayet: Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah'ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır.
    Nur Suresi, 26. ayet: Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.
    Nur Suresi, 31. ayet: Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
    Nur Suresi, 32. ayet: İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, Kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.
    Nur Suresi, 33. ayet: Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları Kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nur Suresi, 60. ayet: Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar, süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah, işitendir, bilendir.
    Furkan Suresi, 74. ayet: Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.
    Şuara Suresi, 166. ayet: "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
    Şuara Suresi, 171. ayet: Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
    Neml Suresi, 32. ayet: Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim."
    Neml Suresi, 42. ayet: Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk."
    Neml Suresi, 44. ayet: Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
    Neml Suresi, 55. ayet: "Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz."
    Neml Suresi, 57. ayet: Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
    Kasas Suresi, 7. ayet: Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).
    Kasas Suresi, 9. ayet: Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.
    Kasas Suresi, 10. ayet: Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.
    Kasas Suresi, 11. ayet: Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.
    Kasas Suresi, 12. ayet: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.
    Kasas Suresi, 13. ayet: Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.
    Ankebut Suresi, 8. ayet: Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.
    Lokman Suresi, 14. ayet: Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır."
    Lokman Suresi, 15. ayet: Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
    Ahzab Suresi, 4. ayet: Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.
    Ahzab Suresi, 6. ayet: Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitab'ında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitap'ta yazılmış bulunmaktadır.
    Ahzab Suresi, 29. ayet: "Eğer siz Allah'ı, Resûlü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır."
    Ahzab Suresi, 30. ayet: Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak artırılır. Bu da Allah'a göre pek kolaydır.
    Ahzab Suresi, 31. ayet: Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.
    Ahzab Suresi, 32. ayet: Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.
    Ahzab Suresi, 33. ayet: Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
    Ahzab Suresi, 34. ayet: Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır.
    Ahzab Suresi, 35. ayet: Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
    Ahzab Suresi, 36. ayet: Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
    Ahzab Suresi, 37. ayet: Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
    Ahzab Suresi, 49. ayet: Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.
    Ahzab Suresi, 50. ayet: Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Ahzab Suresi, 51. ayet: Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir.
    Ahzab Suresi, 52. ayet: Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir.
    Ahzab Suresi, 55. ayet: Onlar için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır.
    Al-i İmran Suresi, 58. ayet: Bunları Biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kur'an'dan) okuyoruz.
    Ahzab Suresi, 59. ayet: Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Ahzab Suresi, 73. ayet: Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Fatır Suresi, 11. ayet: Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.
    Yasin Suresi, 56. ayet: Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
    Saffat Suresi, 48. ayet: Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
    Saffat Suresi, 49. ayet: Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
    Saffat Suresi, 135. ayet: Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
    Saffat Suresi, 149. ayet: Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
    Saffat Suresi, 153. ayet: (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
    Zümer Suresi, 6. ayet: Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?
    Mü'min Suresi, 8. ayet: "Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin."
    Mü'min Suresi, 25. ayet: Böylece, o, Katımız'dan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir.
    Zuhruf Suresi, 16. ayet: Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı?
    Zuhruf Suresi, 17. ayet: Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur.
    Zuhruf Suresi, 18. ayet: Onlar, süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)?
    Ahkaf Suresi, 15. ayet: Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve Senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım."
    Ahkaf Suresi, 17. ayet: O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin masallarından başkası değildir" der.
    Fetih Suresi, 5. ayet: (Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah Katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur.
    Fetih Suresi, 6. ayet: Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.
    Hucurat Suresi, 11. ayet: Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.
    Hucurat Suresi, 13. ayet: Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
    Zariyat Suresi, 29. ayet: Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
    Tur Suresi, 20. ayet: Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
    Necm Suresi, 45. ayet: Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.
    Hadid Suresi, 12. ayet: O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
    Hadid Suresi, 18. ayet: Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır.
    Mümtehine Suresi, 10. ayet: Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Mümtehine Suresi, 11. ayet: Ve eğer eşlerinizden (kafirlere kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere geçer, böylece siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız, eşleri (kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisi'ne iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
    Mümtehine Suresi, 12. ayet: Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Talak Suresi, 1. ayet: Ey Peygamber, kadınları boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
    Talak Suresi, 2. ayet: Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
    Talak Suresi, 4. ayet: Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki- |üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.
    Talak Suresi, 6. ayet: (Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir.
    Talak Suresi, 7. ayet: Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
    Tahrim Suresi, 1. ayet: Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Tahrim Suresi, 3. ayet: Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.
    Tahrim Suresi, 4. ayet: Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.
    Tahrim Suresi, 5. ayet: Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.
    Tahrim Suresi, 10. ayet: Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi.
    Tahrim Suresi, 11. ayet: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."
    Tahrim Suresi, 12. ayet: İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.
    Nuh Suresi, 28. ayet: "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma."
    Nebe' Suresi, 33. ayet: Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.
    Tekvir Suresi, 8. ayet: Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman:
    Buruc Suresi, 10. ayet: Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
  • Engellilerin Bilmesi Gereken Tüm Yasal Haklar tüm detaylar ile...
    Anayasanın 10 Maddesine ilave edilen (2010 yılı referandumunda ) cümlede pozitif ayrımcılık gereği ''engelliler hakkında alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olamayacağı'' ifadesi yer alır. • Anayasanın 42. maddesi 8. fıkrası; “Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır”.
    • Anayasanın 49. maddesi; “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.”
    • Anayasanın 50. maddesi 2. fıkrası;'' Bedenî veya ruhî yetersizliği olanların çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar''.
    • Anayasa 70. madde; “Her Türk kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” .
    • Anayasa 70.Madde 2. fıkra; “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”
    • 5378 Sayılı Engelliler Yasası Madde 15;'' Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez.Engelli çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve engelli olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.''

    Engelli hakları konusundaki taleplerimizin yasal dayanaklarını Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesinden. Anayasa ve 5378 Sayılı Engelliler Yasasında yer alır.

    Engelli çalışanlar hakkında 2014 EPSS Yönetmeliğinde aşağıdaki hükümler yer alır:
    • MADDE 16 ‒ (1) Kamu kurum ve kuruluşları çalışma yerlerini ve eklentilerini, engellilerin erişebilirliğine uygun duruma getirmek, engellilerin çalışmalarını kolaylaştıracak gerekli tedbirleri almak ve engellilerin görev yaptıkları kadronun gereği olan işleri yapabilmeleri için engel durumlarına göre gerek duyulan yardımcı ve destekleyici araç ve gereçleri temin etmek zorundadır
    • (2) Engelliler, engelliliklerini artırıcı ve ek engel getirici işlerde çalıştırılamaz.
    • MADDE 10-(3) Engellilerin istihdam edileceği uygun münhal kadro bulunmadığı takdirde hizmet gereklerine ve genel hükümlere göre diğer münhal kadrolarda değişiklik yapılarak gerekli kadrolar temin edilir. Engelli personelin istihdam edileceği birimler engellilerin engel durumları dikkate alınarak ilgili kamu kurum veya kuruluşunca belirlenir.

    ENGELLİ HAKLARI
    KAMUSAL HAKLARDA İNDİRİM
    • Su İndirimi
    Her belediye su indirimini en az %30 oranında uygulamak zorundadır.Bu indirimi yapmayan belediyeler için şikayet hakkınızı kullanınız.
    Ankara’da su indiriminden (%50 oranında)yaralanmak için 18 yaşını doldurmak gerekmektedir.Ev sahibi,kiracılar ve lojmanda oturanlar su indirimi yaptırabilirler.Ev sahipleri ve kiracıların evin deprem sigortası belgesini göstermeleri gerekmektedir.
    Elektrik ve doğalgazda indirim yoktur.

    • Digitürk İndirimi
    % 50 indirimlidir.Bilgi için (212) 4737373 arayınız

    • Türk Telekom Sosyal Tarife
    Türk Telekom Sosyal Tarife engelliler için düzenlenmiştir.
    Başvuru için engelli raporu,nüfus kağıdı fotokopisi gereklidir.İlgili Telekom Merkezine engelli birey ile ya da vasi kararı ile başvuru yapmalısınız.

    • TTNET ve Fiber İnternet
    Yaş sınırı olmaksızın %25 indirimlidir.Bu indirimden yararlanmak için Türk Telekomu arayabilirsiniz.(444 0375)

    • Uydunet ve Turkcell Süperonline
    Bu hizmetlerde %25 indirim mevcuttur.

    • Cep Telefonu Hizmetlerinde İndirim
    Turkcell ,Avea ve Vodafone' da engellilere özel tarifeler mevcuttur

    Ulaşımda İndirim

    • Şehir İçi Ulaşım
    Belediye otobüsleri,Metro seferleri,TCDD ve Deniz Yollarının şehir içi seferleri ücretsizdir.’’Ağır engelli’’ibareli raporu olanların bir refakatçisi engelli kişi ile beraber olmak şartıyla ücretsiz ulaşımdan yararlanır.

    • TCDD ve Deniz Yolları
    Devlet Demiryollarına ve Deniz Yollarına ait şehir dışı seferleri ücretsizdir.’’Ağır engelli’’ibareli raporu olanların bir refakatçisi engelli kişi ile beraber olmak şartıyla ücretsiz ulaşımdan yararlanır.
    Not:Ücretsiz seyahat hakkı için Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerinden alacağınız ‘’Engelli Kimlik Kartı’’ geçerlidir.

    • Şehirler Arası Otobüslerde İndirim
    %30 indirim mevcuttur. Refakatçi indirimi yoktur.
    İnternetten bilet alımlarında bu indirimden yararlanılamamaktadır.
    Engelli indirimi yapmayan otobüs firmaları hakkında tutanak tutturup Ulaştırma Bakanlığına bildirebilirsiniz. Ya da aldığınız bilet ve engelli kimlik kartınızın fotokopisi ile beraber BİMER' e şikayet ediniz.
    Otobüs firmaları size '' otobüste bir engelliye (bu 2 veya 3 olabilir) indirim yaptık,kontenjan doldu ''der ise mutlaka itiraz ediniz. Hiç bir yasal dayanağı olmayan bu sınırlama için yine BİMER'e şikayette bulununuz. Size Karayolları Trafik Yönetmeliğine dayanarak kontenjan uyguladıklarını söylerlerse bu yönetmelikte her engelliye indirim uygulanacağının belirtildiğini söyleyiniz.
    Karayolları Taşıma Yönetmeliği 57.madde 11.fıkra:(Değişik ibare:RG-21/8/2009-27326) % 40 oranında engelli olduğunu belgeleyen kişiler için bilet ücreti geçerli ücret tarifesi üzerinden % 30 indirimli düzenlenir.

    • THY İndirimi
    %25 indirim mevcuttur.
    Ancak ekonomik bilet alanlar ile internetten bilet alanlar bu indirimden yararlanamamaktadır.
    Tekerlekli sandalyede olanlar,görme ve işitme engellinin ikisine birden sahip olanlar tek başlarına seyahat etme özgürlüğüne sahip değillerdir.Bu kişilerin yanında mutlaka refakatçi bulunmalıdır.

    ARAÇ ALIMLARINDA ÖTV VE MTV MUAFİYETİ
    % 90 ve üzeri engelli yakını olanlar ÖTV (Özel Tüketim Vergisi)ve MTV (Motorlu Taşıtlar Vergisi) muafiyetli sıfır araç alma hakları vardır.
    Kendisi H sınıfı ehliyet sahibi olup ''özel donanımlı araç kullanabilir '' ibareli sağlık kurul kararı alanlar da engel oranına bakılmaksızın (engel oranı %90'ın altında olması halinde) sol ayak veya sol bacak engeli bulunanlar otomatik vitesli araç, sağ ayak veya sağ bacak engeli olanlar otomatik vitesli araçlara engellerine uygun hareket ettirici tadilatlar yaptırarak ÖTV ve MTV muafiyetli araç alabilirler.
    Ayrıca %90 ve üzeri engelli yakını olanlar,engelli yakını tarafından kullanılması ve engelli kişinin ortopedik engelli olması şartı ile yurt dışından özel tertibatlı araç getirtebilirler.
    ÖTV indirimli araç alımlarında KDV indirimine özel bir düzenleme bulunmamaktadır.
    Engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullandıklarını sağlık raporu ile belgeleyenlerden engellilik derecesi % 90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye veya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malûl ve engelliler beş yılda bir ÖTV siz sıfır araç (sürücü dâhil 9 kişilik oturma yeri olan) alabilir.
    MTV muafiyetinden yararlanmak için;
    Vergi Dairesine müracaat edilmesi gerekmektedir.Aksi halde aracınıza ait vergi borcu ile karşılaşırsınız.Bu durumda araç ruhsatı,engelli raporu ve nüfus kağıdı ile beraber Vergi Dairesine başvurarak borcunuzu iptal ettirebilirsiniz.
    Bilgi için bakınız ‘’Gelir İdaresi Başkanlığı 2013 Engelliler Vergi Rehberi’’
    İşitme engelliler H Sınıfı ehliyet alır ancak ÖTV muafiyetli araç alamazlar.İşitme engelliler araçlarının arkasına ‘’işitme engelli’’simgesi yapıştırmalıdırlar.
    Özel Tüketim Vergisi İstisnasından Faydalanmayan Engelliler İçin MTV İstisna Uygulaması
    Özel tüketim vergisi istisnasından faydalanmayan ancak %90’ın altında engel oranına sahip engelliler engellerine uygun özel donanım yaptırtmak şartı ile MTV muafiyetinden yararlanabilmektedir.
    Engelliler İçin Araç Park Yerleri
    ÖTV indirimi ile alınmış olması şartı ile engelli araç park yerlerine araç park edebilirler.
    Otobanlarda 15 dakikaya kadar araçlarını yol kenarına çekebilirler.
    Hava alanlarında,Belediye tarafından işletilen otoparklardan ücretsiz yararlanabilirler.
    ÖTV indirimli aracı olanlar yaşadıkları evlerin önüne ilgili belediyeye müracaat ederek Engelli Araç Park Yeri yaptırabilir.
    Araç muayene istasyonlarında engellilere ait ÖTV indirimli araçlara öncelik hakkı vardır.

    Engelli Araç Park Kartı
    Aracın ÖTV indirimli alınan araçlar içinTrafik Tescil Şubesine dilekçe ile başvurarak engelli araç park kartı temin edilebilir.
    Ayrıca %90 ve üzerinde engel oranına sahip ancak ÖTV muafiyetsiz alınan araçlar için de engelli araç park kartı verilmektedir.(Ankara Kurtuluş Trafik Tescil Şubesinden alınan bilgidir)
    Engelli kimlik kartlarını araç ön camına bırakarak aracınızı park ettiğinizde oradaki güvenlik görevlisinin inisiyatifinde olduğunuzu bilmelisiniz.

    ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN ÇALIŞANLARIN HAKLARI

    Gelir Vergisi İndirimi
    Engelli çocuğu olan kamu,özel sektör çalışanları ve serbest çalışanlar gelir vergisi indiriminden yararlanırlar.Engel oranı değişikliğinde ilgili vergi dairesine bildirim zorunluluğu vardır.Rapor süreli ise her rapor değişiminde de bildirilmelidir.
    Emekli olanlar emekli maaşında bu hakkı kullanamazlar.Ancak emekli olup serbest çalışanlar gelir vergisi indiriminden yararlanır.

    Nöbet Muafiyeti ve İzin Hakkı
    Kamu kuruluşlarında çalışan engelli çocuğu olan memur anne ve babalara nöbet ve fazla mesai muafiyeti vardır.Ayrıca bakıma muhtaç yakını olan çalışanlara günlük bakım izni konusunda kolaylık tanınması sağlanmıştır.
    Genel Kurmay Sağlık Komutanlığı tarafından 20 Mart 2014 tarihinde ‘’özel eğitime giden engelli çocuğu olanlara ve bakıma muhtaç yakını olanlara günlük izinlerinde kolaylık sağlanacağına dair’’bir emir yayınlanmıştır.
    TSK da görev yapıp bakıma muhtaç engelli çocuğu olan muvazzaf asker ve sivil memurlara Haziran 2013 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinde yapılan bir değişiklikle nöbet muafiyeti hakkı tanınmıştır.

    Engelli Çocuğu Olan Çalışan Annelere Erken Emeklilik Hakkı
    ''Başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul çocuğu bulunan annelerin '' yararlandığı bu haktan Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı, Tarım İşçileri ve İsteğe Bağlı Sigortalı olan anneler yararlanır.
    1 Ekim 2008 sonrası çalışılan sürenin dörtte biri oranındaki süre çalışılan süreye ilave edilir, bu süre emekliliğe kalan süreden düşürülür.
    Bilgi için 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Madde 28. Hükmü.
    Engelli çocuğun bakıma muhtaç yani raporunda ‘’ağır engelli ‘’ibaresinin olması gerekmektedir. Çocuğun bakıma muhtaçlığı devam ettiği sürece bu haktan yararlanılır.Birden fazla bakıma muhtaç çocuğu olanlar için SGK; her çocuk için inceleme yapar ancak sadece biri üzerinden erken emeklilik hakkından yararlanılır. Diğer çocukların incelenme sebebi erken emeklilik hakkının kullanıldığı çocuğun bakıma muhtaçlığı biter ise diğer çocuk üzerinden hakkın devam ettirilebilmesidir.
    Evlatlık alınan engelli çocuklar için de bu haktan yararlanılır.
    Engelli çocuğu olan babalar erken emeklilik hakkına sahip değildir.

    Refakat İzni
    Memurun bakmakla yükümlü olduğu veya memur refakat etmediği takdirde hayatı tehlikeye girecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza geçirmesi veya tedavisi uzun süren bir hastalığının bulunması hâllerinde, bu hâllerin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi şartıyla (''bir kişinin sürekli bakımına muhtaçtır '' ve ‘’hayati öneme haizdir’’ ibareleri olan) aylık ve özlük hakları korunarak, üç aya kadar izin verileceği ve gerektiğinde bu sürenin bir katına kadar uzatılacağı belirtilmiştir.Sağlık kurulu kararı çıktığı gün izin başlar.
    Muvazzaf askeri personel için refakatçi izni;3 ay ile sınırlandırılmış, bu iznin devamında 6 ay aylıksız izin hakkı verilmiştir.
    Yakınınızın engelli raporuna sahip olması refakat izni almanızı sağlamaz.Yukarıdaki şartların oluşmuş olması ve doktorunuzun uygun görmesi halinde sadece refakat iznine ait rapor verildiğinde bu hak kullanılır.

    Senelik İzin Kullanma Hakkı
    Gn.Kur.Bşk.lığının 29 Nisan 2010 tarihli ‘’Engelli Yakını Olan Personel’’ konulu emrinde ‘’Engelli yakını olan personelin amirlerin inisiyatifi ile yıllık ve mazeret izinlerini parçalara bölerek,diledikleri tarihlerde kullanmaları gibi hususlarda kolaylıklar sağlanabileceği’’ bildirilmiştir.

    Mazeret İzni
    En az yüzde % 70 oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun (çocuğun evli olması durumunda eşinin de en az yüzde 70 oranında engelli olması kaydıyla) hastalanması hâlinde, hastalık raporuna dayalı olarak ana veya babadan sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla bir sene içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar kadar,”mazeret izni verilir.
    Bu madde 657 Devlet Memurları Kanununa,926 Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununa, 3269 Uzman Erbaş Kanununa işlenmiştir.
    Bu kanun maddesi sözleşmeli personel ve geçici personel için de ilgili kanunlara işlenmiştir.(Ağustos 2014)
    Mazeret izin hakkı sadece çengelli çocuklar için kullanılmaktadır. Engelli çocuğun hastaneden ya da Aile Hekimliklerinden alınacak hasta olduğunu gösteren rapor ile mazeret izni talep edilir.

    Tayin Hakkı
    Devlet Memurları Kanunu Ek Madde 39:‘’Devlet memurlarının, hayatını başkasının yardım veya bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede engelli olduğu sağlık kurulu raporu ile tespit edilen eşi, çocukları ile kardeşlerinin, memuriyet mahalli dışında resmî veya özel eğitim ve öğretim kuruluşlarında eğitim ve öğretim yapacaklarının özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından belgelendirilmesi hâlinde, ilgilinin talebi üzerine eğitim ve öğretim kuruluşlarının bulunduğu il veya ilçe sınırları dahilinde kurumunda bulunan durumuna uygun boş bir kadroya ataması yapılır.’’

    Devlet Memurları Kanunu 72 .Madde:“İlgili mevzuatı uyarınca verilecek rapora göre kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenlemeler yapılır.”

    Jandarma Genel Komutanlığı Atama Yönergesi: 14 Şubat 2014 Yönerge değişikliği kapsamında; tam teşekküllü askeri hastaneler tarafından verilmiş sağlık kurulu (bakıma muhtaç %90 ve üzeri ağır engelli) raporu olan engelli eş veya çocuğu olan personelin dilekçe ile müracaat etmesi halinde uygun kadro bulunması halinde atama döneminde olmak üzere kendileri ile eşlerinin memleketlerine veya daimi ikametgahlarına ataması yapılabilecektir.
    TSK da görevli devlet memurlarının sağlık durumu nedeniyle atama talepleri için;atama dönemine bağlı kalmak, bulundukları yerde çalışma sürelerini tamamlamak zorunluluğu yoktur.

    25 Şubat 2014 (Resmi Gazete Sayı : 28924) Milli Savunma Bakanlığı Subay ve Astsubay Atama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2 Maddesi ile Subay ve Astsubay Atama Yönetmeliğinin 31 inci maddesinin yedinci fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "Özel eğitim amaçlı değerlendirilmek üzere rapor alacakların atamaları ise; 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Engellilik Ölçütü, Sınıflandırması ve Engellilere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelikte, kendisine Engelli Sağlık Kurulu Raporu düzenleme yetkisi verilmiş, sağlık kuruluşlarından alacakları "özel eğitim amaçlı değerlendirilmesi uygundur" kararlı, Engelli Sağlık Kurulu Raporları ve Rehberlik Araştırma Merkezlerinden alacakları raporda bulunan özel eğitim imkanlarının bulunduğu garnizonlara yapılır veya ertelenir."
    Devlet Memurlarının Yer Değiştirmesi Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik Değişikliği 16 Ağustos 2014:"Engellilik Durumuna Bağlı Yer Değişikliği "

    • EK MADDE 3- İlgili mevzuatına göre alman sağlık kurulu raporunda en az yüzde kırk oranında engelli olduğu belirtilen memurlar ile ağır engelli raporlu eşi veya bakmakla yükümlü olduğu birinci derece kan hısımları bulunan memurlar engellilik durumundan kaynaklanan gerekçelere dayalı olarak yer değiştirme talebinde bulunabilir.
    NOT.Bakmakla yükümlülük Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden çalışanın üzerinden sağlık yardımından yararlanma şartıdır.(ayşe sarı,)
    Bu kapsamdaki talepler bu Yönetmelikte yer alan kısıtlayıcı hükümlere tabi olmaksızın kurumların kadro imkanları ve teşkilat yapıları dikkate alınarak karşılanır ve bu haktan bir defadan fazla yararlanılamaz.
    NOT.Bir kereye mahsus bu haktan yararlanan memur tekrar atama istediğinde engellilik nedeniyle atama talep edemez.Bu durumda yönetmeliğin diğer hükümlerine tabi olur. (Ayşe Sarı)

    Memurun kendisinin veya beraber yaşadığı eşi ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının engellilik durumunun tedavisi sebebiyle yer değişikliğini talep etmesi halinde, yer değiştirme suretiyle atama yapılacak yerin, memurun ve bu fıkra kapsamındaki yakınlarının engellilik durumuna uygun olması esastır.
    Engellilik durumu devam ettiği sürece kurumlarca isteği dışında memurun yeri değiştirilmez. Engellilik durumu ortadan kalkan memurlar hakkında bu Yönetmelikte yer alan diğer hükümler uygulanır."

    • MADDE 12- Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    • "GEÇİCİ MADDE 5- Kamu kurum ve kuruluşları bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yönetmeliklerini bu Yönetmeliğe uygun hale getirirler. Bu süre içerisinde kamu kurum ve kuruluşlarının yönetmeliklerinin bu Yönetmeliğe aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilir."
    NOT:Tüm kurumlar 16 Şubat 2015 tarihine dek kendi yönetmeliklerini çıkartmak zorundadırlar. (Ayşe Sarı)

    ENGELLİ ÇALIŞANIN HAKLARI
    Engelli kadrosundan işe başlayanlar ile işe başladıktan sonra engelli olanlar engelli memur olarak aynı haklara sahip olurlar.
    • İşe girişlerinde %60 ve üzerinde engel oranına sahip olanlar malulen emeklilik hakkına sahip değillerdir. Ancak işe girişten sonra engelli hale gelip %60 ve üzerinde çalışma gücünü kaybedenler malulen emeklilik hakkını elde ederler. Bu kişilerin en az 10 yıllık sigortalılık süresine sahip olmaları gerekir. Başkasının bakımına muhtaç hale gelen malul çalışanlar için bu süre aranmaz diğer şartların uygun olması halinde malulen emekli edilirler.

    • Sonradan %60’ ın altında engel oranına sahip olanlar ile işe engelli kadrosundan girenler işe giriş tarihlerine göre erken emeklilik haklarını elde ederler. 2008 öncesi işe girmiş memurlar için 5434 Sayılı Yasa hükümleri, 2008 sonrası işe girenler için 5510 Sayılı Yasa hükümleri uygulanır. Buna göre 1 Ekim 2008 öncesi işe girmiş engelli memurların tamamı 15 yılda emekli olurken, 2008 sonrası işe girenler engel oranlarına göre kademeli (15-19 sene arası) erken emeklilik hakkı elde ederler.

    • İşe girdiklerinde engelli oldukları halde engel durumlarını beyan etmeyip engelli kadrosunda olmayanlar doğuştan ya da işe girmeden önce engelli olduklarını gösteren raporlarını Sosyal Güvenlik Kurumu ya ilettikleri takdirde uygun görülürse erken emeklilik hakkını alırlar.

    •Doğuştan ya da işe girmeden önce malul durumda engelli oldukları Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulunca tespit edilenler (raporlarını sunmayıp sağlam olarak işe girenler) sonradan bu raporlarını sunduklarında da malulen emekli olamazlar.
    TSK da çalışanların malulen emeklilik işlemlerinde maluliyet tespiti Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğine göre yapılmaktadır. Engel oranı %60 ve üzerinde olanların malulen emeklilik hakkı elde edebilmesi için mutlaka Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğine göre değerlendirilmesi ,dolayısıyla sağlık raporlarının tam teşekküllü asker hastanelerinden alınması gerekir.
    TSK da engelli kadrosunda olan memurlar sonradan başka bir hastalığa bağlı engele sahip olurlarsa sadece bu engelin Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğine göre değerlendirmesi sağlıklı çalışanların değerlendirildiği maddelere göre yapılır.
    Asker hastaneler dışında alınmış sağlık raporlarının asker hastanelerde onaylanma şartı (TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğine göre değerlendirilmesi) Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Muayene Yönergesine göre zorunludur.

    Erken emeklilik ve maluliyet için alınmış raporların Sosyal Güvenlik Kurumu ya bağlı olan Sağlık Kurulunca değerlendirildiği, gerekirse tekrar raporlanma istenebileceğini ve son kararın bu sağlık kuruluna ait olduğu da bilinmelidir.

    • İş Kanuna tabi olan engelliler de işe giriş tarihlerine göre düzenlenmiş kademeli erken emeklilik hakkına sahiptirler. Ancak erken emeklilik hakkı için 1 Ekim 2008 öncesi işe girmiş olanların mutlaka vergi indirimi hakkını almış olmaları gerekir. 1 Ekim 2008 sonrası işe giren SSK' lı çalışanlar ile Bağ-Kur ve Emekli Sandığına tabi çalışanlar vergi indirimi belgesi almak zorunda değildirler.
    Bağ-Kur engelli emekliliği hakkı 1 Ekim 2008 sonrası 5510 sayılı yasa ile tanımlanmıştı.

    İstihdam
    Elli ve üzeri çalışanı bulunan özel sektör iş yerlerinde en az %3,kamuda %4 engelli personel çalıştırılması zorunludur. %3′lük yasal kotanın üzerinde engelli personel çalıştıran özel şirketlerin fazladan çalıştırdıkları engelli personele ait sigorta primlerinin tamamı Hazinece karşılanmaktadır.

    Engelli Memurun Tayin Hakkı
    Devlet Memurları Kanunu 72 .Madde “İlgili mevzuatı uyarınca verilecek rapora göre kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenlemeler yapılır.”
    Memurlar çalıştıkları kurumlarda atama ve yer değişikliğini belirleyen kurum içi yönetmeliklere de tabidirler.
    Devlet Memurlarının Yer Değiştirmesi Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik Değişikliği 16 Ağustos 2014:"Engellilik

    Durumuna Bağlı Yer Değişikliği
    • EK MADDE 3- İlgili mevzuatına göre alman sağlık kurulu raporunda en az yüzde kırk oranında engelli olduğu belirtilen memurlar ile ağır engelli raporlu eşi veya bakmakla yükümlü olduğu birinci derece kan hısımları bulunan memurlar engellilik durumundan kaynaklanan gerekçelere dayalı olarak yer değiştirme talebinde bulunabilir.
    NOT.Bakmakla yükümlülük Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden çalışanın üzerinden sağlık yardımından yararlanma şartıdır. (Ayşe Sarı)
    Bu kapsamdaki talepler bu Yönetmelikte yer alan kısıtlayıcı hükümlere tabi olmaksızın kurumların kadro imkanları ve teşkilat yapıları dikkate alınarak karşılanır ve bu haktan bir defadan fazla yararlanılamaz.
    NOT.Bir kereye mahsus bu haktan yararlanan memur tekrar atama istediğinde engellilik nedeniyle atama talep edemez.Bu durumda yönetmeliğin diğer hükümlerine tabi olur. (Ayşe Sarı)

    Memurun kendisinin veya beraber yaşadığı eşi ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının engellilik durumunun tedavisi sebebiyle yer değişikliğini talep etmesi halinde, yer değiştirme suretiyle atama yapılacak yerin, memurun ve bu fıkra kapsamındaki yakınlarının engellilik durumuna uygun olması esastır.
    Engellilik durumu devam ettiği sürece kurumlarca isteği dışında memurun yeri değiştirilmez. Engellilik durumu ortadan kalkan memurlar hakkında bu Yönetmelikte yer alan diğer hükümler uygulanır."

    Engelli Memurun Nöbet Durumu
    Engelli memura kendi isteği dışında gece nöbet ve fazla mesai hizmeti yaptırılamaz. (Devlet Memurları Kanunu)

    Engelli Çalışanlara Erken Emeklilik
    %40 ve üzeri çalışan tüm engellilere erken emeklilik hakkı verilmiştir. 1 Ekim 2008 öncesi işe girenler için 15 yıl, 1 Ekim 2008 sonrası işe girenler için engel oranlarına göre kademeli erken emeklilik hakkı getirilmiştir.

    Engelli Çalışanların Gelir Vergisi İndirimi
    %40 ve üzeri tüm engelli çalışanlar gelir vergisi indiriminden yararlanır.Bunun için engelli raporu,çalışma belgeleri ile ilgili vergi dairesine bir dilekçe ile başvurulmalıdır.
    Engel oranı:
    • %40-59 arası olanlar 3.Derece,
    • %60-79 olanlar 2.Derece,
    • %80 ve üzerinde olanlar 1.Derece vergi indiriminden yararlanır.

    Engelli Memurun İzin Hakkı
    • 10-16 Mayıs Engelliler Haftasının ilk günü ile 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde kamuda görev yapan tüm engelliler idari izinli sayılır.

    • Olumsuz hava koşulları nedeniyle valiliklerce okulların tatil edilmesi halinde aynı bölgedeki kamu görevlisi engelliler, ayrıca bir talimat ve talebe gerek kalmadan, belirlenen tatil süresince idari izinli sayılacaktır. ’’
    Devlet Memurları Kanunu Madde 100:Ancak engelliler için; engel durumu, hizmet gerekleri, iklim ve ulaşım şartları göz önünde bulundurulmak suretiyle günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile öğle dinlenme süreleri merkezde üst yönetici, taşrada mülki amirlerce farklı belirlenebilir.

    • Görme engelliler ,az görenler,gece körlüğü olanlar ve yürüme engelliler kış saati uygulanan,mesai saatleri bitiminin akşam karanlığına denk geldiği sürece mesai başlangıç ve bitiş saatlerinin düzenlenmesini talep edebilirler.
    Devlet Memurları Kanunu Madde 101: Engelli memurlara da isteği dışında gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez.Buna göre engellilerin çalıştırılamayacağı saatler akşam 20:00 ile sabah 06:00 arasındaki saatlerdir. Bu saatler İş Kanununda yer aldığı gibi Devlet Memurları Kanununda yer almaz. Ancak bu konuda Devlet Personel Başkanlığının 18 Eylül 2014 tarihli mütalaası bu saatleri teyid etmekte ve memurlar için de İş Kanununda belirtilen saatlerin ana alınması gerektiği ifade edilmektedir.

    Not: Memurlar için gece saatlerinin tanımlanmasına ait görüş talebi SİME-SEN tarfından yapılmıştır.
    Anayasa 50. Madde 2. Fıkra:’’Bedenî veya ruhî yetersizliği olanların çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar''.

    Yetim Maaşı
    Engelli çocuğun engel oranının %60 ve üzeri olması halinde çalışan anne ya da babasının vefatı halinde çocuğa yetim maaşı bağlanır.Anne ve babasının her ikisin de memur olması halinde;sadece talep halinde maaşı yüksek olan anne ya da babasının üzerinden maaş bağlanır.Anne ve babası ayrı sigorta kollarında iseler (biri SSK,diğeri Emekli Sandığı) malul çocuk her ikisi üzerinden yetim maaşı alır.Engelli çocuğun engel oranı %60’ın altında ise engelli çocuk Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından malul olarak kabul edilmediği için çocuğa yetim maaşı bağlanmamaktadır.

    Eylül 2014 Torba Yasa ile 5510 Sayılı Yasanın ilgili maddesindeki malul kelimesi yerine ‘’ağır engelli ‘’ifadesi yazılmıştır. Buna göre yetim aylığı bağlanma şartı çocuğun ağır engelli olması ile mümkün olabilecektir.
    Anne veya babasının üzerinden sağlık yardımına devam etme hakkı olan kız ve erkek çocuklar çalışmaya başladıklarında anne veya babalarının vefatı halinde yetim aylığı hakkını alamazlar.Ancak işten çıktıklarında yetim aylığı tekrar bağlanır.Bu durumun bir istisnası anne ya da babası 1 Ekim 2008 öncesi vefat edip yetim aylığı başlanmış olan yetim çocuktur.Bu çocuklar çalışsalar bile yetim aylığı alırlar.Ancak emekli olduklarında kesilir.
    Yetim kız ve erkek çocuklardan ağır engelli olup yetim aylığına devam edenler evlenseler dahi yetim aylıkları kesilmez.

    Özel Sektörde Çalışan Engelliler
    Engellilerin çalıştığı kamu kurum ve kuruluşu özelleştirme kapsamındaysa, kapatma ve tasfiye halleri dışında engelli çalışan işten çıkartılamaz .Kapatma veya tasfiye halinde işine son verilen engelli vatandaşlar ildeki Türkiye İş Kurumuna başvurmalıdır. Bu durumda iş kaybı tazminatı, kurumun diğer çalışanlara tanıdığı hakların iki katı oranında ödenmektedir.

    Malulen Emeklilik
    İşe girdikten sonra engelli hale gelenlerden engel oranı%60’ın altında olanlar engelliler için erken emeklilik hakkını alırken, engel oranı (iş gücü kaybı oranı) %60 ve üzeri olanlar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından malulen emeklilik hakkını alırlar.
    TSK’ da çalışanlar malulen emeklilik için 3 Ağustos 2013 tarihli Maluliyet Yönetmeliğinin 10.Maddesine göre:(4) Maluliyet kararlarında; b)’’ Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çalışan askeri ve sivil personel ile askerlik görevi ile yükümlüleri için, 8/10/1986 tarihli ve 86/11092 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği ana alınır’’ ifadesine dayanarak malulen emekli olurlar

    • 2014 EKPSS Yönetmeliği Madde 16 ‒ (1) Kamu kurum ve kuruluşları çalışma yerlerini ve eklentilerini, engellilerin erişebilirliğine uygun duruma getirmek, engellilerin çalışmalarını kolaylaştıracak gerekli tedbirleri almak ve engellilerin görev yaptıkları kadronun gereği olan işleri yapabilmeleri için engel durumlarına göre gerek duyulan yardımcı ve destekleyici araç ve gereçleri temin etmek zorundadır.
    (2) Engelliler, engelliliklerini artırıcı ve ek engel getirici işlerde çalıştırılamaz.

    SOSYAL YARDIM HAKLARI
    On Sekiz Yaş Üstü Engellilik Maaşı
    2022 Sayılı Yasaya göre; 18 yaşını dolduran %40 ve üzeri engelli olanlara,gerekli şartları taşıması halinde hane geliri kişi başına asgari ücretin üçte birinden az olanlara maaş bağlanır.
    Sahip olunan ev,arsa ve aracın(ÖTV indirimli alınan araç dahil) belirlenen raiç bedeli,kira geliri aylık gelire dahil edilir.Hane gideri gelirden fazla ise fazla olan miktar aylık gelire dahil edilir.(25 Ocak 2013 tarihli 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşları ile engelli ve muhtaç Türk vatandaşlarına aylık bağlanması hakkında yönetmelik.)
    Not:Evde bakım maaşı hane geliri ölçümüne dahil edilir.

    On Sekiz Yaş Altı Engelli Yakını Maaşı
    2022 Sayılı Yasaya göre;18 yaşını tamamlamamış engelli olan yakınlarının bakımını üstlenenlerden,gerekli şartları taşıması halinde, geliri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık tutarın asgari ücretin üçte birinden daha az olanlara aylık bağlanır.18 yaşını tamamlamamış engelli aylıklarında, engeli yakını da genel sağlık sigortası kapsamındadır.Engelli yakını maaşı alan kişinin engelli yakını ile aynı hanede oturması şartı vardır.Engelli yakını maaşı bağlanması için anne/babanın sigortalı olmaması gerekmektedir.

    2022 Yasasına göre aylık bağlanacaklar ve bağlanmış olanlar hakkında yapılacak sosyal inceleme ile ilgili olarak aşağıdaki madde yönetmeliğe ilave edilmiştir.

    Periyodik sosyal incelemeler
    GEÇİCİ MADDE 3 – (1) Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde yapılması gereken ilk periyodik sosyal incelemeler, 1/1/2015 ile 31/12/2015 tarihleri arasında sonuçlandırılır ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan sosyal incelemeler dahil müteakip tüm incelemelere 1/1/2016 tarihinden sonra başlanır.

    Evde Bakım Maaşı
    Engelli bireyin ‘ağır engelli’’ibareli raporu olması şartı ile yasaya göre uygun şartları taşıyan, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir asgari ücretin üçte ikisinden az olan engelli yakınlarına''evde bakım ücreti''ödenir.
    Hane içinde birden fazla bakıma muhtaç engelli var ise birinci engelliden sonraki engelli iki kişi sayılır.(1 Temmuz 2014’tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.)
    Bu maaşı bağlatanların aylık gelir hesabına göre kişi başına düşen gelir miktarı asgari ücretin üçte ikisini aştığı durumlarda durumlarını Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerine bir ay içinde bildirmeleri gerekmektedir.

    Evde bakım ücreti alan kişinin engelli bireye kesintisiz 8 saat fiili bakım vermesi şarttır.
    NOT:Evde bakım maaşı alanların sigortalanması ile ilgili çalışma devam etmektedir.

    Vakıf Aylığı
    Vakıflar Genel Müdürlüğünce 18 yaşını dolduran,% 40 ve üzeri engelli olup hiçbir ad altında maaş almayanlardan gerekli şartları taşıyanlara aylık bağlanır. Vakıflar Genel Müdürlüğünden bu konuda bilgi alabilirsiniz.

    Yetim Aylığı Ve Engelli Maaşı Alanlar
    Aylık almaya hak kazanacak şekilde engelli olduğunu belgeleyen çocuklardan yetim aylığı alanların geliri, engelli olması nedeniyle ödenecek aylıktan daha düşük ise aradaki fark Hazine tarafından kapatılacaktır.

    Engelli Maaşları Ve Haciz
    Engelli bireyin aldığı sosyal yardım kapsamındaki maaşlar haczedilemez.Kişi kendi aldığı engelli maaşını isteyerek de olsa haczettiremez.


    TIBBİ MALZEME ALIMINDA HAKLAR
    Hanede kişi başına düşen miktar asgari ücretin üçte birinden az olanlar bağlı oldukları il/ilçe SYDV ye (Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakfı) başvurarak almış oldukları tıbbi malzemelerin Sosyal Güvenlik Kurumu ödemesi dışında kalan miktarı talep edebilirler.Burada Vakıf Değerlendirme Kurulunun kararınca kişiye ödeme yapılıp yapılmayacağı belirlenir.

    Hasta Alt Bezi
    2 yaşını dolduran engelli çocuklar için 2 yıllık olmak üzere,tek doktor imzalı raporla aylık 120 adet bez ödeneği alınmaktadır.

    Tekerlekli Sandalye (Manuel ve Akülü Tekerlekli Sandalye)
    Beş yılda bir kez olmak üzere ilgili birimlerce verilen malzeme raporu ile reçete edilmesi şartı ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenen miktarda ödeme yapılarak temin edilir.

    Ortez, Protez, İşitme Cihazı, Sonda Alımı
    İlgili birimlerce raporlanan ve reçetesi yazılan malzemeler Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenen miktarda ödeme yapılarak temin edilir.

    ENGELLİ ÇOCUKLARIN ÖZEL EĞİTİM HAKKI
    Alınan engellilik raporuyla özel eğitim alması gerektiği belirtilen engelli çocuk için (engel oranı en az %20 olması şartı ile) Rehberlik Araştırma Merkezlerinin değerlendirmesi sonucu Özel Eğitim imkanlarından yararlanır.
    Özel eğitime devamlılığın sağlanması ve zorluk yaşanmaması için kurumlar engelli çocuklara ücretsiz taşıma olanağı sağlamalıdır.

    ÜNİVERSİTEDE ENGELLİ ÖĞRENCİLERİN HAKLARI
    • Engellilere YGS taban puanı 20 Aralık 2013 tarihinde 100 puan olarak belirlenmiştir.
    • Her üniversitede Engelli Öğrenci Birimi oluşturulmuştur.
    • Engelli öğrencilere bazı üniversitelerde yerleşme aşamasında ek puan verilebilir.
    Bu konuda tercih edeceğiniz üniversiteden bilgi alabilirsiniz.
    • Üniversitede okuyan engelli öğrenciler yurtlarda öncelik hakkından yararlanmak için ilk kayıt olduklarında Kredi ve Yurtlar Kurumuna başvurmalıdır.
    • Bazı üniversitelerde engelli öğrencilere öğrenim ücretlerinde engel oranlarında indirim uygulanmaktadır. Tercih ettiğiniz üniversiteden bu konuda bilgi alabilirsiniz.
    • Açık Öğretim Fakültesinde ücret ödenmemektedir.
    Ancak Açık Öğretim Fakültesini mezun olmaları gereken sürede bitiremeyenler öğrenci harcında engel oranlarında indirim yapılarak ödeme yapmaktadırlar.
    • Üstün yetenekli öğrencilerin YÖK tarafından değerlendirilmesi sonucu uygun görülmesi halinde YGS ye girmeden Güzel Sanatlar Bölümlerine kayıt olabilmeleri hakkı getirilmiştir.Bu nedenle Otizmli üstün yetenekli çocuklar da bu haktan yararlanabileceklerdir.
    • Üniversiteler görme, işitme ve ortopedik engelli öğrenciler için ortam, araç, gereç hazırlamak zorundadır.
    Üniversite sınavında öğrencilerin engel gruplarına uygun düzenlemelerin yapılabilmesi için başvuru aşamasında engellilik raporlarını ÖSYM' ye vermeleri gerekmektedir.

    • Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetmeliğine eklenen madde ile tekerlekli sandalye kullananlar, görme engellilere gibi tek başına şehir içi otobüslere binemeyenlere yaşadıkları şehirde yurt imkanı sağlanır.İlgili madde şu şekildedir:
    Madde 3-“b) Şehir içi nakil araçlarından yardımsız faydalanamayan görme engelli, felçli, bir veya iki kolu veya bacağı olmayan, skolyoz hastaları olan öğrenciler hariç, öğrencinin ailesinin yurdun bulunduğu şehrin belediye sınırları dışında ikamet etmesi (Ancak büyükşehir belediyeleri sınırları içinde bulunan yurtlara, ailesinin ikamet durumuna göre başvuru alınabilecek yerleşim yerleri Kurumca belirlenir).”

    MÜZE VE ÖREN YERLERİNDE İNDİRİM
    • Müze ve ören yerlerine giriş ücretsizdir.
    • Özel işletilen müze ve tarihi yerlerde indirim hakkı işletmenin inisiyatifindedir.

    EKPSS ‘YE GİRME HAKKI
    (Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı)
    • 2 yılda bir yapılan sınava her türlü engel grubuna sahip olan engelli bireyler katılabilirler.
    • Sınav ve kura yöntemiyle atama yapılır. Lise,ön lisans ve lisans mezunları sınava,ilköğretim ve ortaokul mezunları kuraya katılabileceklerdir. Sınava girmiş olanlar tekrar kura için müracaat edemezler.
    Sınav 27 Nisan 2014 Pazar günü yapılmıştır. İki sene boyunca atamalar bu sınav sonucuna göre yapılacaktır.

    EMLAK VERGİSİ MUAFİYETİ
    Evin mülkiyetinin engelli bireyin üzerinde olması şartı ile 200 metrekareyi geçmeyen tek evde emlak vergisi muafiyeti vardır.Ayrıca bir ev için pay sahipliği olunduğunda yine 200 metrekareye kadar olan paylar için muafiyet vardır.Bunun için evin bulunduğu belediye birimine baş vurmalısınız.Emlak vergisi indirimi sadece emlak sahipliğinde geçerlidir ,arsa sahipliğinde söz konusu değildir.
    Emlak vergisi muafiyeti için yaş sınırı,gelir ölçümü gibi kriterler yoktur.
    Sadece belirli dönemler için kullanılan evler için bu hak kullanılamaz.

    MUAYENEDE ÖNCELİK HAKKI
    Tüm hastanelerde muayene sırasında öncelik hakkı vardır.

    DEVLET TİYATROLARINDA İNDİRİM
    • Gösterileri ücretsiz izleme hakkı vardır.
    • Engelli Tiyatroları Kültür Bakanlığı'ndan maddi destek almaktadır.

    BAYİİLİKLER
    18 yaşını dolduran zihinsel yetersizliği olmayan ve vesayet altında olmamak şartı ile her engelli birey Milli Piyango Genel Müdürlüğü tarafından verilen Sayısal Oyunlar Bayiliklerini alabilirler.

    SAĞLIK RAPORU ALIMI,ÜCRETİ,GEÇERLİLİK SÜRESİ VE İTİRAZ HAKKI
    Engelli sağlık rapor alımı Sağlık Bakanlığına bağlı Devlet Hastanelerinde 3 lira iken 20 lira olarak ücretlendirilmiştir.(Ağustos 2014).Mart 2013 Sağlık Uygulama Tebliği yayınlanana dek ücretsiz olan sağlık rapor işlemleri artık ücretlidir.Sadece engelli sağlık raporları eğer ilk kez alınıyorsa ücretsiz ancak yenilenen raporlar ücretli hale getirilmiştir.
    Rapor esnasında yapılan her türlü işlem,test vb. ücretlidir.

    Engelli bireylerin ilgili mevzuatına uygun olarak daha önceden almış oldukları sağlık kurulu raporlarına istinaden engellilik durumlarının tespitine veya engellilikleri dolayısıyla kendilerine veya yakınlarına kolaylıklar ya da haklar teminine yönelik olarak bu maddenin yayımı tarihine kadar verilmiş olan özürlü, sakat, çürük veya zihinsel ya da bedensel engelleri niteleyen benzeri ibareleri içeren belge, kimlik, kart ve benzeri belgelerin, geçerli oldukları süreler dâhilinde yenilenmeleri gerekmez.(5378 Sayılı Yasa)

    Alınmış olan sağlık raporlarına itiraz için İl Sağlık Müdürlüklerine dilekçe ile başvuru yapılmalıdır.İl Sağlık Müdürlüğünün sevk ettiği hastanede ilk raporla aynı sonuç çıkar ise karar kesinleşir.Farklı sonuç çıkması halinde İl Sağlık Müdürlüğü Hakem Hastaneye sevk edebilir.Hakem Hastane kararları kesindir.

    TOKİ KURA ÇEKİLİŞİNDE HAKLAR
    TOKİ kampanyalarında uygun şartları taşıyan engellilere öncelikle engellilere ait kuraya katılma hakkı verilir.Bu kurada kendilerine ev çıkmayanlar ikinci olarak genel kuraya katılma hakları da vardır.Bu konuda müracaat esnasında bilgi isteyebilirsiniz.

    OTURULAN KONUTTA DÜZENLEME YAPILMASI
    Oturulan konutta ve apartmanda yönetmelik gereği engellilere uygun düzenlemeler yaptırılabilir.

    ENGELLİLERE YÖNELİK KDV MUAFİYETİ
    Engellilerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç,gereç ve özel bilgisayar programları, Katma Değer Vergisinden istisna edilmiştir.
    Buna göre;engellilerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamlarında kullanmaları için özel olarak üretilmiş her türlü araç gereç (örneğin, görme engellilerin kullandıkları baston, yazı makinesi, kabartma klavye, sesli kitap; ortopedik engellilerin kullandıkları ortez,protez gibi cihazlar) ile özel bilgisayar programları istisna kapsamında kabul edilecektir.

    ERİŞİLEBİLİRLİK
    • Engelliler Yasası Geçici Madde 2.- Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sekiz sene içinde engellilerin erişilebilirliğine uygun duruma getirilir.Kanun Temmuz 2005 ‘te yürürlüğe girmiş ve süre Temmuz 2013 ‘te dolmuştur.
    Belediye otobüslerinin engellilere uygun hale getirilmesi için verilen süre Temmuz 2013 ‘te dolmuştur.

    ENGELLİ SPORCULAR
    Engellilerin profesyonel olarak spor yapmaları için Devlet Bakanlığına bağlı Engelliler Spor Federasyonu vardır.
    Ulusal ve uluslar arası yarışmalarda madalya alan engelli bireylere YGS olmadan Yüksek Öğrenime yerleşme hakkı verilmiştir.

    İŞİTME ENGELLİLERİN HAKLARI
    İşitme engelli öğrenciler meslek liselerine sınavsız yerleşebilmektedir.Ayrıca işitme engellilere okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde gündüzlü ve yatılı eğitim hizmeti verilmektedir.

    ENGELLİ SEÇMENLER
    Seçim Kurulları seçimlerde oy kullanacak engelliler için oy kullanma alanlarını engellilere uygun hale getirmekle yükümlüdürler.

    MESLEK EDİNDİRME HAKKI
    Halk eğitim merkezleri, Türkiye İş Kurumu, KOSGEB gibi kamu kurumlarında engellilere özel meslek edindirme kursları açılmakta, bu kursları bitiren engellilere iş yerleştirmelerde öncelik tanınmaktadır.

    ENGELLİ KİMLİK KARTI
    Tüm haklardan yararlanmak için ''engelli kimlik kartı'' beyanı yeterlidir.
    Raporunda ‘’ağır engelli’’ibaresi olanların refakatçileri ile beraber ücretsiz ulaşım hakkından yaralanabilmeleri için engelli kimlik kartlarını değiştirmeleri gerekmektedir.Bunun için Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerine müracaat edilmelidir.

    FİZİK TEDAVİ SEANSLARI
    Uygun raporlama yapıldığında Sağlık Uygulama Tebliğine göre Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon hizmeti alınmaktadır.
    Fizik Tedavi Klinik ve Merkezlerinden bilgi alabilirsiniz.

    ORTA ÖĞRETİMDE ORTAK SINAVLARDAN MUAFİYET
    • Orta ve ağır düzeyde zihinsel yetersizliğe sahip engelli öğrenciler ortak sınavlardan muaftır.
    • Görme engelliler ve az görenler için sınav süresine ek süre verilir.
    • Engelli öğrenciler velilerinin talebi ile ortak sınavlardan muaf tutulabilirler.(Mart 2014)

    KORUMALI İŞ YERLERİ
    İstihdamı güç olan zihinsel engelli bireyler için Korumalı İşyerleri açılması konusunda yasal düzenlemeler yapılmıştır.(Şubat 2014)

    BELEDİYE HİZMETLERİ
    Büyükşehir,il,ilçe ve belde belediyeleri engellilere yönelik çalışmalar yapmakla yükümlüdürler. Bağlı olduğunuz belediyelere müracaat ederek engellilere yönelik hizmetleri öğrenebilirsiniz.
    Meslek Edindirme Kursları, Yaşam Merkezleri, Rehabilitasyon Merkezleri, Temizlik, Servis Hizmetleri, Psikolojik Destek Hizmetleri, Sosyal Yardım, Bakım, Bilgilendirme, Bakım ve Onarım Hizmetleri, belediye hizmetlerine örnektir.
    Bu hizmetlerden yararlanabilmek için Belediye Engelli Hizmet Birimine kayıt olunması gerekmektedir.

    BAKIMA MUHTAÇ YAKINI OLAN ERBAŞ VE ERLER HAKKINDA
    Anne,baba,eş ya da çocuklarından bakıma muhtaç engelli oldukları yetkili hastaneden alınmış sağlık raporu ile belgeleyen erbaş ve erler ailesinin ikametine yakın bir garnizonda askerlik yapabilmek için bulundukları ildeki askerlik şubesine,kuvvet komutanlıklarına dilekçe ile başvurabilirler.Talep ilgili birimlerce değerlendirilebilir.

    18 YAŞINI DOLDURAN ERKEK ENGELLİ ÇOCUKLAR İÇİN YAPILMASI GEREKENLER:

    Vasi kararı çıkartılması: Eğer çocuğun zihinsel engeli var ise 18 yaşını doldurduğunda bulunduğunuz il/ilçenin adliyesine baş vuru yaparak vasilik almak için dava açmalısınız. Cüzi miktarda pul parası masrafı ödenerek dava açılabilir.

    SGK ile ilgili işlem: SGK engelli erkek çocukların engelli olduğunu sisteminde görmediğinden okumayan çocuklar için 18, lisede okuyanlar için 20, üniversitede okuyanlar için 25 yaşını doldurunca çocuğu anne babasının sağlık yardımında düşürmekte ve aylık GSS primi ödemek zorunda bırakmaktadır. Her hangi bir müracaatınız yok ise yani SGK' da gelir testi yaptırmadıysanız en yüksek prim miktarı ile aylık borçlandırılmaya başlayan çocuğunuz için hastaneye başvurduğunuzda ‘’borçlu‘’ görüneceğinden tüm hastane işlemlerini ücretini ödeyerek yapmak zorunda olursunuz. Bu nedenle Çocuğunuz 18 yaşını doldurmadan 3-4 ay önce son 1 sene içinde alınmış engelli sağlık raporunuzla bulunduğunuz ildeki SGK' ya müracaat ederek çocuğunuzun engelli olduğunu belirtin ve maluliyet tespit işleminin yapılmasını isteyiniz. Böylece çocuğunuz 18 yaşını doldurmadan önce maluliyet tespiti yapılır. Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kuruluna göre malul olduğuna karar verilenler kesintisiz sağlık yardımına devam ederler. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu çocuğunuz için tekrar rapor isteyebilir. Bu durumda SGK' nın verdiği sevk yazısı ile sevk olunan hastanede sağlık rapor alım işlemlerini başlatırsınız. Hastane Baştabipliği sağlık rapor sonucunu doğrudan sizi sevk eden SGK' ya gönderir.

    Raporunda engel oranı %60’ın altında olanları ya da ağır engelli olmayanları Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulu malul saymayabilir. Bu çocuklar GSS primi ödemek zorunda olup anne babalarının ölümü halinde yetim aylığı hakkı alamazlar. Raporunda engel oranı %60’ın üzerinde olan bazı engel gruplarını da malul saymayabilir. Örneğin %70 işitme engelli erkek çocuğunu ‘’çalışabilir’’ göreceğinden Genel Sağlık Sigortası Primi ödemek zorunda kalabilir. Burada Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulunun kararı önemlidir.

    SGK kararına göre yapılan gelir testi sonrası hanede kişi başına düşecek miktar 2014 yılı birinci altı ay için 357 liranın altında ise bu kişilerin primi devlet tarafından ödenir.

    Çocuğunuz 18 yaşında halen lise seviyesinde öğrenci ise okulundan aldığınız öğrenci belgesini SGK' ya vermelisiniz. Aynı zamanda engelli sağlık raporu ile beraber maluliyet tespitini talep edebilirsiniz.
    Çeşitli nedenlerle özellikle çocuğunuzun eğitim imkanlarının korunması için engel oranını düşük isteyen aileler var. Burada şunu ifade etmek isterim ki erkek çocuklarınız için 17 yaş sürecinde alacağınız engelli sağlık raporunda engel oranının düşürülmesini talep etmeyiniz.

    Ayrıca 2002 yasasına göre kendisine aylık bağlanmış 18 yaş üstü engelliler maaşlarının her hangi bir nedenle kesilmesi halinde SGK' ya başvurup durumlarını inceletmek zorundadır. Ağır engelli olup Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulunca malul sayılanlar anne/ babalarının üzerinden sağlık yardımı almaya devam edecekler, malul sayılmayanlar ise gelir testi yaptırarak belirlenen miktarda aylık sağlık primi ödemek durumunda kalacaklardır.

    SGK tarafından prim borcu olanlar; 2014 Ekim,Kasım, Aralık ayları içinde kuruma müracaat ederek borcunuzun yapılandırılmasını isteyiniz .Eylül 2014 Torba Yasa ile Sosyal Güvenlik Kurumu prim borçlarının faizini ödemek zorunluluğunuz kalmıştır.

    ENGELLİ SORUNLARI DANIŞMA
    Tüm haklar için; Alo 183 Aile, Kadın, Çocuk, Engelli ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı’ndan
    yönlendirme alınabilir.
  • Yazar: https://1000kitap.com/lwoH
    Hikaye Adı : Kaybedilmiş Savaş
    Link: #30249707

    Yalnızlığın eli kapı kolunu tutar olsaydı ona kapıyı kendi elleriyle açar mıydı? Hayır, yalnızlık tüm işlerini başkalarına yaptırmayı beceren, karşı koymayı her an istediğiniz ama buna asla cesaret edemediğiniz, doğuştan dominant ve alçak kimseler gibi kapıyı ona açtırmıştı. Yalnızlığın en büyük dostu da sessizlik. Yine de ondan kurtulması bir nebze daha kolay. Yani en azından şu büyük ve ince ekranlı televizyonlarınız veya hoparlörü olan herhangi bir aletiniz varsa elektriğiniz olduğu sürece sessizliği kafanıza takmanıza gerek yok. İnsanlar yalnızlıklarının yerine de böyle cansız çözümler üretiyor ama bu çözümler içinde bir yerlerin daha karanlık ve daha yalnız hissetmesine sebep oluyor. Siyah bir boyanın içine hangi renkleri karıştırırsanız karıştırın sonunda kararacaklardır. Siyahtan kurtulmanın tek yolu onu ortadan kaldırmak. Ama fizik size der ki var olan bir şeyi yok edemezsin. Asla kazanamayacağınız bir düşmana karşı savaşırken, bana da söyler misiniz yüreğinizi alevlendiren bu umudu hala neden taşıyorsunuz göğüslerinizde?

    Koridorun havasına kazınmış bu düşünceler burada içine çektiği her nefeste beynine bunları düşünmek üzere emir veren bir nefes-hafıza tekniğiyle iletilenmişti. Evine her girişinde bunlara tekrar ve tekrar maruz kalan Enola, ormanından zor kullanılarak Kroy Wen’e getirilmiş bir gorilin medeniyetten haberdar olduğu kadar başına gelenlerden haberdardı. Bu kadar sefil durumda olan bir tek o sanıyorsanız veya sandıysanız aynı sefil durumda olduğunuzu söylemem belki sizler ile Enola arasında bir duygudaşlık kurmanıza sebep olur. Enola, bir yetim olmasına rağmen kendine ait bir özel adı vardı. Bu ismi o seçmemiş ve ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Ve bazı şeylerin anlam kazanması için durup baktığınız yeri değiştirmek gerektiğini bilmediği için adının ne anlama geldiğini öğrenmesi epey bir zaman alacaktı. Yine de özel bir ismi olması Enola’yı özel kılmıyordu. Otuz üç katlı beton blokların kırk iki metrekarelik kapsüllerinde Dünya Hükumetinin belirlediği on iki farklı alternatif temadan biriyle döşeli evinde kendini özel hissetmiyordu. Her sabah işe giderken ve akşamları eve gelirken bu gri binalardan dışarı attığı ilk adımında üzerine çıktığı yürüyen bant ona kendini birazdan seri numarası vurulacak bir ambalajlı yer fıstığı gibi hissettiriyordu. Ve hemen ardından hareketsiz bir şekilde onu takip eden diğer yürüyen cenazelerle arasındaki tek fark belki onların ekstra tuzlu fıstıklar olmasıydı. Dünya Hükumeti vatandaşlarını kendi belirlediği kişilerle evlendiriyor, çocukları dünyanın ihtiyacı olan belirli iş alanları için eğitiyor, çocuklar belirlenen iş alanlarında çalışacak kadar büyüdüklerinde ailelerinden en az on beş eyalet öteye Enola’nın şu an salonunda oturduğu evlere yerleştiriliyorlardı. Senede sadece yedi gün izin yapabilen vatandaşlar var olan en hızlı ulaşım aracı enordlarla bile yedi günde on dört eyalet yolu gidip gelebilirler. Bu nedenle hiçbir vatandaş kariyerine başladıktan sonra ailesini iletişim araçları dışında görüp konuşamıyordu. Enola’nın en azından böyle bir derdi yoktu çünkü daha önce söylediğim gibi kendisi bir yetimdi.
    Annesi veya babası kariyeri değil hayatı başladığı gün onu yalnız bırakmıştılar. Aslında böyle bir olayın olma olasılığının imkânsıza yakınlığını bilse Enola’nın küçük dili içeri kaçardı. Ama Dünya Hükumeti vatandaşlarını sistemin işleyişine kafa yormayacak şekilde zihinsel ve fiziksel her açıdan manipüle ediyordu. Ve Enola bu küçük cahilliğiyle salonunda oturmuş insanların birbirlerini roastladığı yani onları var eden her türlü özelliklerini edepsizliğin uç noktasında birbirine sataşarak dillendirdikleri akşam kuşağı programlarını izliyordu.

    İnsanlık bundan dört yüzyıl önce 1851 yılında Jean Bernard Léon Foucault’un deneyi ile ilk defa somut olarak Dünya’nın döndüğünü gözlemlemişti. Ufak bir hava dalgası bile Foucault Sarkacının hareketini ve bırakacağı izi değiştirebilir ama bu dünyanın hala döndüğü gerçeğini değiştirmez. Enola’nın varlığı tüm kapıları açık bırakmış, rüzgarı olduğu gibi içeri almıştı ve sarkaç hiç hesaplanmadığı izler bırakmak üzereydi. Evet, dünya hala dönüyordu ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. En azından Enola İçin.

    Dünya Hükümeti kurulduğu ilk zamanlarda evlerin kapılarına ziller yapmıştı ama daha sonra yapılan binalarda buna gerek duymamıştı. Çünkü yürüttükleri ekonomik, kapital ve kariyer odaklı sistemler ve evlere yerleştirdikleri kendi manipülatör ileti vericileri insanları birbirlerinden koparmış bunun yerine yapay, cansız ilişkiler ve yalnızlıklara bağlamıştı. Bunun sebebi de var olan düzeni korumaktı elbette. İnsanlar güdülmesi gereken koyunlar haline getirilmeliydi. Kendi başına sınırları aşan biri tehlikeli gerçekleri öğrenebilir ve Dünya hükümetinin kusursuz işleyen çarkına çomak sokmak isteyebilirdi. Ama insanlar kendi kapsüllerine hapsedilir, ruhlarına melankoli işlenir, kronik hal alan depresyonlara sokulur ve yüreklerinden umutları sökülüp alınırsa başkaldırmaları imkânsız bir hale geliyordu. Dünya Hükümetinin ilk psikoloji bakanı olan S’dlanodCm ruhlarını ateşleyen her şey insanlardan sökülüp alındığında toplu intihar eylemlerinin önüne geçmek ve insanları umutsuz bir şekilde de olsa canlı tutmak için bir serum geliştirmişti. Serum kusursuz çalışıyor ve vatandaşların devlet tarafından desteklenen yiyeceklerine karıştırılıyordu. Zaten başka bir şekilde yemek yemeniz mümkün değildi. Her şeyiniz Dünya Hükümetince karşılanıyordu. Serumun tek kusuru aşırı tüketimde obeziteye sebep olmasıydı. Ama Dünya Hükümeti ilk yüzyılını devirdiğinde teknoloji o kadar gelişmişti ki bir insanın ölmek için Dünya Hükümetinden izin alması gerekirdi. Zaten Dünya Hükümetinin amacı da buydu insanları yaşatmak. Eski Dünyanın klasik eser yazarlarından biri bugün hayatta olsa yaşamakla özgür olmanın aynı şey olmadığını yazardı. Ama hiçbiri yaşamıyordu ve ruhlarını yaşatabilecek hiçbir vücudun da o ufka sahip olunmasına izin verilmiyordu. Dünya hükümeti vatandaşları yaşatıyordu çünkü yapılması gereken işler vardı. Daha doğrusu on iki bakan ve bir yöneticiden oluşan on üç kişilik Dünya Hükümeti heyetine ve kutsal ırk olan, Dünya hükümetinin kurulmasını sağlayan, insanlara bu şartları dünyanın birkaç milyonluk tarihinde yavaş yavaş kabul ettiren İben halkına hizmet ve enerji gerekliydi. İben halkı milyonlarca yıllık bu süreçte insanların yaşam enerjilerini zorla elde etmeye çalışmış ama bu şekilde elde ettikleri enerjinin hiçbir işlerine yaramadığını çünkü verimsiz olduğunu fark etmiş ve vatandaşları bugün içinde oldukları koşullara kendi gönül rızalarıyla kabul ettirmeyi başarmışlardı. Daha sonra avuçları içine aldıkları tüm dünya halkını bir afyon bulutuna hapsedip tüm yaşam enerjilerini sömürmeye ve artık kendi kutsal topraklarında milyonlarca yıllık emeklerinin meyvelerini yemeye koyulmuşlardı.

    Bu Dünya’nın kısa tarihini okumanız ne kadar zamanınızı aldı bilmiyorum ama bu dünyada sadece birkaç saniye geçti. Ve Enola hala zili olan bu eski binalarda yaşıyor olmasının doğumundan önce hazırlanmış bir planın gizli bir parçası olduğunu bilmeden çalan zilin sesiyle bir anda irkildi. Yirmi iki yıllık ömründe ilk defa böyle bir ses duyuyordu. Sadece o değil, dünya hükümetinde de yüz elli küsur yıldan beridir bu sesi duyan olmamıştı. Öyle ki Enola sesin geldiği yeri takip edip kapıya vardığında kapıyı açması gerektiğini değil, kapının neden böyle bir ses çıkardığını düşünüyordu. Zil bir kez daha çaldı. Ve Enola ne yapması gerektiğini bilmeden ve hayatı boyunca hiçbir tehditle yüz yüze kalmamış bir sapiens olarak korunma içgüdüsünü tamamen kaybetmiş bir şekilde kapıyı açtı.

    Enola kapıyı açınca iki saniyeliğine bir siluet ile karşılaştı. Sonrasını ise hatırlaması biraz güç. Çünkü kapısına dayanan babası tarafından bayıltılıp Dünya Hükümetinin hava sirkülâsyonlarında hareket eden atomları bile izleyebildiği güvenlik sistemine yakalanmadan kaçırılacaktı. Enola hafif hafif kendine gelip ayılmaya başladığında burnuna deniz kokusu geliyordu ama Enola denizi hiç görmediği için beyni kayıtlı kokulardan bu kokuyu çıkarıp tanıyamadı. Kendine gelmeye başladıkça ayaklanmaya çalışan Enola kendini bir kafesin içinde buldu. Geminin üzerinde öylece kafeste duran Enola’nın kendine geldiğini fark eden babası yavaş ama canlı adımlarla ona yöneldi. Ona babası olduğunu, annesi ona hamileyken bir isyanın öncüsü olduğunu ama başarısız olduğunu, o doğduğu gün annesinin öldüğünü, çocuğunu da Dünya Hükümetinin Yöneticisine kaptırdığını, aslında babası olarak kendisinin de bir Dünya Hükümeti bakanı olduğunu söylemek istedi ama bunca yıl süregelmiş sessizliği bozmak için en uygun kelimeyi bir türlü seçemiyordu. Bu yeni dünyanın insanları olmasalar zaten asla uygun bir kelime olmadığını bilirlerdi. Akıl duygusallık içinde boğuşurken ağız dile gelen her kelime ile çırpınırdı. Ama isyan lideri babası sustu. Öylece çocuğuna bakmakla yetindi. Enola bir şeyler sormak istiyordu ama ilk defa günlük rutininin çok dışında aklının henüz kavrayamadığı bir gerçekliğin içindeydi. Gözlerine far tutulmuş tavşan gibi öylece dona kalmıştı. images.jpgOnlar baba ve çocuk yakınken uzak bir şekilde böyle özlem giderirken gemi Atlantis okyanusu açıklarında yol alıyordu. Gökyüzü ise birazdan olacakların habercisiymiş gibi boğucu ve iç sıkıcı bir hal alıyordu. Doğanın bu önsezili halleri tesadüfün de bu kadarı dedirtebilir ama bu bir tesadüf değildi zaten. Dünya Hükümetinin Yöneticisi bizzat kendi buraya doğru geliyordu ve bu doğa olayı tamamen onun kontrolünde gelişiyordu. Enola’nın babası bakanlık yaptığı yöneticiyi yakından tanıyor olabilirdi ama yapabileceklerinin sınırından asla haberdar değildi.

    Pro me the us!
    Ağzından çıkan her hece ile geminin güvertesine ağır bir aura çöktüren Yönetici sanki hiçlikten bir anda var olmuştu. En yakın kara enordlarla bile günlerce uzaktaydı ama Yönetici işte orada duruyordu. Evet, Hükümetin vatandaşlarla paylaşmadığı kendine has teknolojisi vardı elbet. Ama Enola’nın babası Prometheus eski bir bakandı ve bu teknolojiden haberdardı. Çünkü bizzat kendisi Teknoloji Bakanıydı. Onun yokluğunda Hükümet ne kadar ileri gitmiş olabilirdi ki? Gökten ağırlığı yokmuş gibi süzülerek güverteye doğru inen Yönetici görünürde hiçbir alete de bağlı gözükmüyordu. Sanki bizzat kendisi kontrolü zihninde olan bir helyum balonu gibiydi. Güverteye adımını attığı an gemi sanki denizin dibini boylamak istiyor gibi ağırlaşmıştı. Ve Prometheus onun burada olmaması gerektiğini kendine anlamsızca tekrarlayıp duruyor, soğukkanlı olan son kısımlarıysa şoku atlatmaya çalışıyordu.
    Ooo sevgili Prometheus onca yıllık birlikteliğimize rağmen beni bu kadar küçümsemiş olman gerçekten bende büyük hayal kırıklığı yarattı. Şimdi de o küçük aklında burada olmamam gerektiği en az birkaç günümü daha seni aramakla heba etmem gerektiği geçiyor demek. Bu birkaç gün içinde de sen, kendini ve çocuğunu bana yem yapmışken yıllardır gizlendiğiniz fare deliklerinden çıkan isyancı grupları da hükümeti devirecek ve katledecekti.

    İki parmağını avuç içlerinde şaklatarak alkış tutan yönetici çıplak ayaklarıyla Prometheus’a doğru yürüyor ve konuşmasına devam ediyordu. Baba ve çocuk lafına odaklanamayacak kadar neyin içinde olduğunu kestiremeyen Enola ise öylece durmuş ve kafesinin içinde bu iki yabancıyı seyrediyordu.

    Siyah taşın üstündeki siyah karıncanın hareketini bile izlememize olanak sağlayan bu güvenlik sisteminde herhangi bir vatandaşımızı kaçırmayı başarabilecek tek kişi kim olabilir dersin sence Prometheus? Tabii ki de onu geliştiren senden başka kim olabilir. Gerçekten bizden saklanabildiğini mi sandın bu arada? Bu ufak yolcu gemisini sistemden izole etmek için kaç yılını harcadın? Ama seni yine de buldum hem de elimle koymuş gibi. Neden biliyor musun Prometheus? Şu an burada neler döndüğünü anlayamayacak kadar salaklaştırılmış çocuğun sayesinde. Böyle bir şeyi kurtarmaya değer miydi? Bu maymunlar için kalkıştığın onca şey gerçekten mide bulandırıcı Prometheus. Ve onları asıl layık oldukları gibi kafese tıkmış olmanı da kutluyorum. Çok anlamlı bir tablo oluşturmuşsun.

    Yönetici yüzünde eski dünyanın yedi milyar insanını aynı anda tiksindirecek sırıtmasıyla sözlerine aralıksız devam ederken Prometheus’un neden onun sözlerine karşı çıkmadığını bağırıp çağırmadığını merak edebilirsiniz. Yönetici, sözlerinin kesilmesinden hoşlanmadığı için beş yıl önce bir empat silahı geliştirmiş ve iradesini hâkim kılacağı kendi ve İben ırkı dışındaki tüm insanlığın zihinlerine onun zihniyle uyumlu manyetik alıcılar yerleştirmişti. Yönetici ile yirmi üç metrekarelik bir alan içinde kalan herkes onun istediği gibi davranmaktan asla kaçınamazdı.Bu mutlak gücün karşısında Prometheus gerçekten isyan etmeyi amaçlamış, başkaldırmış ve Yöneticinin tek parça elbisesine bulaşmış kan lekelerinden anlaşılacağı üzere başarısız olmuş bir devrim mi tertiplemişti. Bunu hangi insani yönle yapmıştı? Gerçekten kazanabileceğini umut etmiş miydi? Bariz şekilde öngörülebilen bir sonuca rağmen insanı hayatının son anına kadar çabalamaya iten şey umut muydu? Olası sonucu görmezden gelmeyi sağlayacak insani kör edecek, işkenceyi, acıyı uzatacak şey umut muydu? Prometheus tüm ömrünü bugünkü devrime adamış ama çizmenin altında kalmış bir karınca gibi çiğnenmişti. Yönetici Prometheus’un dibine kadar gelmiş ve sözlerine devam ediyordu, o insanı çıldırtacak kadar sakin ve ruhsuz sesiyle.

    Onu kurtarmaya geleceğini biliyordum. Hadi ama o eski binalardaki zillerin durmasına göz göre göre izin verdiğimizi sanmıyorsun değil mi? Zihinleri yıkamak için büyük bir çaba sarf ederken onları berraklaştıran melodileri düzenden silmemiz gerektiğini öğrendiğimiz halde zilleri öylece orada bırakacak kadar alık olduğumuzu düşünmemişsindir değil mi Prometheus? Melodiler, mırıldanmalar, ritim hiçbirine bu yeni dünyada yer yok. Müzik, gerçekten bilimin ötesinde bir yerde ve insanları olmalarını istediğimiz bulanıklıktan kurtarıyor. O zile bastığın anda ufacık bir an için evlerine döşediğimiz nefes-hafıza ileticilerinin kontrolünden çıktı ve onu kaçırabildin. Ama bunların hepsi zaten sana izin verdiğimiz bir hareket alanıydı. Hem ona baksana ne kadar aptal. Babası olduğunu bile bilmiyor. Onu o kadar salaklaştırdığımız için gerçekleri ona itiraf etsen bile sana inanmayıp denize atlayacağını düşündüğün için onu kafese tıktın değil mi? Sonra da onu şu fare deliğiniz olan kayıp kıta Atlantis’in derinliklerindeki yere götürecektin. O yerin ismi neydi? Zeyan, zian, zeon? Her neyse orada onu şu zihni temizleyen aletlerinle eski saf insan benliğine kavuşturup babası olduğunu açıklayacaktın değil mi? Yirmi iki yıl sonra gelen bu gerçeklik sence de biraz sanal değil mi Prometheus? O senin çocuğun değil. Kimsenin çocuğu değil. İçime çektiğim şu havadan bir farkı yok. Beni ve İben halkını yaşatmak için var olan nesnelerden sadece biri o. Neyse Prometheus yıllardır bu kadar konuşmamıştım. Bu dili de pek sevmediğimi biliyorsun. İlkel insanların yaratısı bir leş yığını. Anlamları kelimeleştirip kalıplara sokarak boyutlarını barbarca küçültüyorlar. Oysa sessizliğin lisanını kullanmayı akıl edebilseydiler belki de asla bu hale düşmezlerdi. Bu arada çapulcu arkadaşlarına gelince hepsini katlettim. Sonuçta ya onlar beni ya ben onları katledecektim değil mi Prometheus? Kişisel bir problem olarak algılamanı istemem. Hiçbirini öldürmekten zevk almadım. Dünya Hükümetinin sloganını bilirsin. ‘’İnsanlık yaşamalı!’’ Nasıl ve niçin olduğunun bir önemi yok. Ve seni buraya kadar izlerken kaybettiğim zamana değdi sanırım. Şu iğrenç fare yuvanızın tam üstünde duruyoruz değil mi? Varlıklarını hissedebiliyorum. Hepsiyle ilgileneceğiz eski dostum. Acısız ve hızlı olacağına söz veririm. Henüz gazabım merhametimin önüne geçmedi.

    Yönetici sözlerini Promethus’un etrafında ufak adımlarla dönerek söylerken bir elini de işaret parmağı ona temas edecek şekilde tutuyordu. Son sözlerini söylediğinde Prometheus’un tüm yaşam enerjisi vücudundan Yöneticinin vücuduna geçmişti. İşaret parmağındaki kılcal damarlar enerji yüzünden başta kararmış sonra eski halini almıştı. Tüm enerji akışı tamamlandığında Prometheus’un olduğu yerde sadece birkaç eski giysi kalmış onlar da rüzgârla etrafa savrulmaya başlamıştı. On iki bakan içinden ilk defa birisi yok olmuştu. Artık Prometheus diye biri yoktu.

    Prometheus ile işi biten yönetici bu sefer yüzünü kafeste duran Enola’ya çevirdi. Ona ne olduğunu merak ediyorsun değil mi? Büyü gibi duruyor olmalı ama sadece ileri teknoloji. Bu arada ismini hiç merak ettin mi vatandaşım? Biliyorsun ki senin dışında hiçbir vatandaş harflerden oluşan bir isme sahip değil? Aa bilmiyor musun? Doğru ya sadece bilmeni istediğimiz şeyleri bilebilirsin. Çünkü zihnin duvarları ellerimizde. Aşamayacağın duvarların içine hapsedip seni sonrada böyle hakir görmek hiç ahlaka sığan bir şey değil haklısın. Ama ben de ahlaklı biri değilim zaten. Sana bu ismi ben koydum. Eski dünya kendini yok etmenin eşiğine geldiğinde nükleer silahlarla tüm dünyayı yok etmeye çalışan o eski maymun atalarını zapt edip onlarla bir anlaşmaya vardığımızdan beri bu dünyada her şeyin ismini ben koyuyorum zaten. Mesela eskiden bu okyanusun adı Atlastı. Senle neden bunları konuşuyorum ki nasıl olsa hiçbir şeyi anlamıyorsun. Dur da anlamanı sağlayalım.

    Yönetici elini kafesin içine uzatıp Enola’nın kafasından tutup öylece bir iki dakika durdu. Prometheus’un eğer yapabilseydi onu zihin açıcıya sokup aklının kontrolünü tekrar kazanmasını sağlayacağı şeyleri yönetici sadece sağ eliyle Enola’nın kafasını tutarak yapıyordu. Enola yöneticiden aktarılan tüm bilgileri delirmeden zihnine alabiliyorsa bu Dünya Hükümetinin akıllara sığmaz teknolojisi sayesindeydi. Yönetici Enola’nın kafasından elini çektiğinde Elona başını havaya kaldırdı ve gözleri artık boş boş bakmak yerine her şeyin bilgisine vakıf olmuş biri gibi bakıyordu. Babasını, isyanın neden, nasıl başladığını, yöneticinin eline nasıl düştüğünü, dünyanın neden bu hale geldiğini, insanların İbenlerle o anlaşmayı neden ve nasıl kabul ettiğini kısacası her şeyi biliyordu.

    Şimdi daha iyi anlaşabiliriz sanırım Enolacım yoksa Alone mu demeliydim. Ooo benim yalnız çocuğum. İsmini koyarken fazla yaratıcı olmadığım için özür dilerim. Seni sadece bir proje ve yem olarak gördüğüm için üstünde pek durmamış olabilirim. Eski tanrıların bile birçok kusurlu yaratıları var sonuçta. Bir gün babanın senin için geleceğini ve beni bu yanlış programlanmış nesnelere götüreceğini biliyordum. Hatta baban tüm bu isyanı kendi iradesiyle düzenledi sanıyor olsa da az önce zihnine aktardığım gibi annenle tanışmasını, bu sayede senin doğmanı, babanın senin böyle bir dünyada yaşayamacağını düşünmesine sebep olacak kitaplar okumasını, bu kitaplarla özgür bir dünya yaratma aşkını aklına koyan bendim. Çünkü Dünya hükümeti ne kadar güçlü ne kadar büyük olursa olsun hala öğrenen ve az da olsa hata yapan bir topluluk. Yıllar önce bir hata sonucu bazı insanlar eski yazarların ruhlarını bedenlerinde tekrar uyandırdılar ve başkaldırıya kalktılar. Elbette onları bastırdık ama yok etmeyi başaramadan elimizden kaçtılar. Asla kazanmayacakları bir savaşın içinde böyle biçare savaşmalarına anlam veremedim. Bunu hangi insani yönle yaptıklarını anlamak için eski yazarların tüm kitaplarını okumam gerekti. Buna umut diyorlar. Umut, tüm ömrünü alacakaranlığın ortasında geçirsen bile yarın güneşi göreceğine inanmak. Atalarının o anlaşmayı imzalayıp boyun eğdikleri güne tanık olsaydılar böyle şeyler hissetmekten uta…

    Az önce hiç kimsenin beklemediği bir şey oldu ve Yöneticinin sözü öylece havada asılı kaldı. Çünkü zihni Yönetici sayesinde berraklaşan Enola Yöneticinin empat silahına karşı koymayı başarıp bu sıkıcı monolağa biraz renk katmak istemiş olacak ki Yöneticinin sözlerini haykırarak kesti.

    İnsanları atalarının günahlarıyla, boyun eğmeleriyle yargılayamazsın. Hata yapan sadece siz Dünya hükümeti değilsiniz. Her gelecek nesil kendi kaderinin iplerini ellerinde tutma ve hata yapma hakkına sahiptir. Geçmişte yapılmış hiçbir seçim onların adına işleyemezken siz kendi kurduğunuz düzende insanları mahkûm ediyor ve gelişimlerini engelleyip kendi rahatınız için sömürüyorsunuz. Karanlığınız ne kadar büyük olsa da umut hayallerden ışıyan ışıkla bile zihinlerimizde filizlenecek. Ve sonunda kaybedecek olsak bile kazanmaya olan inancımızla öl m ü ş ola ca ğız.

    Enola’nın söyleyeceklerini daha fazla duymak istemeyen Yönetici sağ elini onun göğüs kafesinden içeri daldırarak kalbini yerinden söküp alarak sırtından çıkmasına neden oldu. Tüm hayatını aptal bir robot gibi geçiren Enola asla hayal edemeyeceği bir asil ölümle bu yeni dünyaya veda etmişti.

    Aptal çocuk. Oysa seni öldürmek istemiyordum. Hatta seni Proje Alone’a götürürken sana okumak için yanımda bir kitap bile getirmiştim. Sen İşleyen düzenin son kusurunu kapatacak olan projemdin. Nesnelerin ebeveynleri olmadan yaşayabileceklerini kanıtlarsan artık aile tipi üretimden birey tipi yalnız üretime geçilecek ve fabrikadaki yumurtalıklarda her özelliği önceden belirlenmiş nesneler halinde üretilecekti. Gerçi ölmüş olsan da proje başarılı olmuş sayılır. Ben zihnini açmadan önce kafesin içinde bir maymundan farksızdın tıpkı eski ataların gibi. Ellerimle sana bahşettiğim irfanla seni babanın eski koltuğuna bile oturtabilirdim. Ama sen bana boyun eğmek, şükretmek yerine babanın izinden gitmeyi seçtin. Biliyor musun her şeye rağmen yine de sana bir şiir okuyacağım. Eski dünyanın yazarlarından senin adına yaraşır bir şiir. Edgar Allan Poe adında biri. Gözlerindeki iblis olarak cesedine armağan ediyorum bu şiiri.

    YALNIZ

    Olmadım çocukluğumdan beri
    Başkalarının olduğu gibi
    Görmedim dünyayı, nesneleri
    Başkalarının gördüğü gibi
    Kandırmadı hüznümü, tutkuları
    Aynı ortak pınarların suları
    Aynı zevki duymadı yüreğim
    Aynı şevkle uyanmadı yüreğim
    Sevdiğim her şeyi yalnız sevdim
    Çocukluğumda, çocukluk çağında
    Fırtınalı bir ömrün derinliğinden
    Çıktı hâlâ tutsağı olduğum gizem
    Çıktı sellerden ya da pınarlardan
    Dağlardaki kızıl kayalıklardan
    Gölgesi dolanan güz güneşinden
    Onun sonsuzdaki altın renginden
    Çıktı gökyüzünün yıldırımlarından
    Yanımdan uçarak geçtiği zaman.
    Ve kasırgadan, gök gürültüsünden
    Ve buluttan ve bulutun sisinden
    (Havanın kalanı mavileştiği an)
    Gözlerimde iblis şeklini alan.

    Umutmuş! Zamanı geçmiş bir devrim asla amacına ulaşamaz. İnsanlar o anlaşmayı kabul edip özgürlüklerini basit nesneler için pazarladıkları günden beri bir nesne olmaktan daha fazlası değiller. Ve bu halinizi size bir başkası dayatmış gibi hala ağlak bir edebiyat peşinde olmanız ne büyük acizlik. Hükümet Cellatları size koordinatları gönderiyorum. Geride bir şey bırakmayın. O karanlık fare deliklerinde güneşli günlerin özlemini çeken herkese bu savaşı çoktan kaybettiklerini tekrar hatırlatın.