• 552 syf.
    ·3 günde·9/10
    Dünya isyan edenlerle, şükredenlerin ikilemleri arasında gidip geliyor her daim. Şükredenler ya sessiz kalıyorlar, ya kayıtsız kalıyorlar. İsyan edenler ise ya canavarlaşıyorlar, ya da akıllarını yitiriyorlar. Tarihi sorguladığınızda hep buna benzer biyografilerle karşılaşmanız çok olası.

    X mi doğrudur Y mi? Kimine göre X, kimine göre ise Y. İşte bu kimine göreler; savaşlar, kavgalar ve ebedi mücadelelerin nedenidir hep. İkilemler yüzünden kimi devletler zulmetmiş, kimi milletler zulme uğramıştır çoğu zaman. Kimi zenginler ezmeye çalışmış, kimi fakirler ezilmeye mahkum olmuştur. Kimse kimsenin penceresinden bakmayı asla ve asla düşünmemiştir çünkü. Benlik olgusu insanoğlunun o kadar içine işlemiştir ki, konu kişinin kendi menfaati olunca ne ahlakı sorgular, ne de vicdanı.

    Doğal olarak bu ikilemler bize hayat hakkında bir takım örnekler veriyor sürekli. Sosyal ahlaktan iş ahlakına, ilahi adaletten hayvan haklarına, bilimsel çalışmalardan tıp etiğine kadar hemen hemen her konuda ahlaki ikilemler, yani ahlaki seçeneklerimiz sarmış sarmalamıştır bizleri.
    "Peki bu ahlaki ikilemlerin kaynağı nedir?" veya "Neden, nasıl oluşurlar?" diye sorabilirsiniz. Ahlaki ikilemler insanların ya da daha geniş ifade ile toplumların özgür bir biçimde yarattıkları doğrularından doğar. Herkesin bir doğrusu vardır. Herkes bu doğrusunu hiç ama hiç sorgulama gereği bile duymaz. İkileme düşer ve bu ikilem yani tercihler arasında debelenip durur ve kolay kolay da çıkamaz işin içinden.

    İşte Martin Cohen de tam bu noktaya parmak basmış ve iyi de yapmış. Örnek olaylarla insanların maruz kaldığı ikilemleri anlattıktan sonra, mantık ve vicdan dünyanızı sorgulamanıza vesile olacak sorular sormuş sonunda.

    Siz siz olun, kendi doğrularınızı değil, vicdanınızı dinleyin...

    Saygılarımla...