• 239 syf.
    ·9 günde·5/10
    Kur'an'a farklı bir bakış. Tarihsel bakış açısı nam-ı diğer. Tıp okuyanların bir süre sonra her şeye bilimsel gözle bakıp alternatif tıpı cahilce ya da geri kalmış bulması gibi bu kitapta eski yaklaşımları beğenmiyor. Yeni bir yaklaşım öneriyor. Her şeyi aslında anlatılmak istenen bu değil deyip günümüz dünyasının "aklının" anlayabileceği şekilde anlatmayı hedef alıyor. Hâl böyle olunca ortada ne melek kalıyor ne cin ne de mucize...

    Benim bu kitabı tamamen kabul edecek ya da reddecek bir ilmim yok maalesef. Ancak mantıklı gelmediğini söylemeliyim. Bunun birinci nedeni: tarih diye hangi kaynağı kullanıyor ki bu söylediklerinden bu kadar emin olabiliyor ? İsrail'in kaynaklarından Kur'an'ın ayetlerini anlayacağımızı sanmıyorum. Gerçi hangi kaynak,kimin kaynağı olursa olsun -Kur'an dışında- saf- sonradan ekleme yapılmamış şekilde günümüze ulaşabileceğinden şüphe duyar insan. Bu yüzden bana bu "tarihsel" yaklaşım mantıksız geldi.

    İkinci nedeni: Anladığım kadarıyla yazarın amacı Kur'an'ı canlı hale getirmek. Daha 'anlaşılabilir' olmasını sağlamak. Ama düşünmeden edemiyorum peygamberimiz (s.a.v.) döneminde insanlar tarihi o kadar biliyor muydu ? Elbet öyle bir şey olsaydı peygamberimiz (s.a.v) in hadisleri yoluyla bize ulaşırdı diye tahmin ediyorum, bakın bu olay şöyle şöyle diye. Ben okurken sonlara doğru çok zorlandım. Özellikle kıssalara genel bakışta. Her kıssayı acaba şimdi nasıl yorumlamış olabilir diye düşünmeye başladım. Bence Kur'an'ı okurken aklımıza bu soru yerine Allah ne demiş olabilir demeliyiz. Gerçi bunu da açıklıyor ama bence mucizeyi kabul etmek asıl mesajların anlaşmasına engel değil.

    Tabi ben kendimce kitap okuyucusu olarak eleştiriyorum. Belki haklıdır ve şimdiki alimler yanılıyordur bilemem. Ama benim içime bu yaklaşım sinmedi. Yazar bu düşüncelerinden ötürü toplumdan dışlanmış. Yapma,etme denmiş. Böyle yapılmalı mı emin değilim. Evet, içinde olmaması gerektiğini düşündüğümüz şeyler var ama onu reddettikçe daha ünlü olurmuş gibime geliyor. En iyisi herkes kendi hesabını kendi verecek. Allah çabasını mübarek etsin inşallah.

    Son olarak bu kitabı okumanın benim için erken olduğuna inanıyorum.Önceden ilmi olmayan biri için kafa karıştırıcı olabilir. Dikkat etmekte fayda var.Ben biraz pişman oldum.
  • Kendi hayatını kurtarmak zorundasın, onu senin için kimse kurtarmayacak
  • sana sadece kırmızı demeliyim.
    ben başaramıyorum kırmızı
    hatırlamak dışında bir mucizem yok.
    birşeye inandım.
    birşeye ve sadece bir kere ağlayarak dansettim.
    oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım.


    Daha kolay yaşamalıyım.
    Metruk evlerde yaşayan ’ tam işte o kelimeydi ’
    dediğim insanların arasında..
    Daha kolay ama nasıl,onu da bilmiyorum.
    aşk iki de bir ellerimi tutmak istiyor.
    ’ bir gün sen de cezanı çekersin ’ diyor.
    Boşuna,ellerimi verme…
    Uyutmayacağım seni,ninniler büyütmüyor çünkü.
    Bahçende sıçrayan ağustos böcekleri hala saçlarımın içinde..
    bir tek ben kanadım,bir tek sen gördün beni.

    artık özgürüm,öyle yalnızım ki…

    Doğrum yok benim.
    Her yarım şey gibi.
    Ne kederli,ne de mutlu.
    peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin?

    “ biraz daha uyu,biraz daha hayatta kal diye tutunduğum
    rüyalar beynimden yollara fışkırıyor!”

    “bir nefes daha…
    geleceği gördüm.kayıp duruyordu avucumdan.
    belirsizliği,iğrençligini örtmüyordu.
    kırmızı bir senfoni yazmak istedim,yalnız ışıkta duyulan.
    çünkü beni,sadece babamın aldığı pabuçlar sevindirdi,
    bayram kıyafetleri,annemin saçlarıma dokunması sevindirdi.

    ikimizin tanıştığı koltuğa oturdum.
    sesini silmeyi beceremedim.
    en iyisi aşktı…
    onu bulduğum yerde beni götürecek bir ayna aradım.”

    Herşey dönüyor ve kendi etrafindaki tüm masumiyeti yok ediyor.
    cehennemi sevmekten başka elimde insanca kalan ne var ki…
    cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum.
    kendi kötülüğümü istiyorum,son bir defa ara istiyorum.


    yine aramamışsın beni.
    biraz daha geç kal ki, bir şey daha bulayım…
    bir gerçek daha.

    hayatımdaki o işaret kayıp gidiyor gökten;
    gündüze karşıysa yapayalnızım.
    parlak bir hediye paketine sığdı kalbim.

    yanlış bu sözcükler,yanlış.
    çok ağladım,çok erkek oldum çok da kadın.
    kimseyle kendimle bile yaşayamazdım.
    hep yarım kaldım hep!

    bana muhallebiciden tavuk göğsü alırsın.
    belki,bana bir adres bile satın alırsın,çok paran vardır senin.
    belki ameliyat ettirirsin; gitsin diye yüzümün diger yarısı da.
    nerem varsa insan kalan…
    işte orası acıtıyor.


    başını derenin kenarına koy.
    atını yıldızlara bağla.
    dinle ama korkma,çünkü vitamin aldım,iyiyim.
    ama; ya bu soluk sonsa,ağlıyorum fren seslerinin ardından gelen hıza,
    kaderimin oyuncağı oldum,
    sokakta aşkı buluyorum diye ama şekerleri kazandım,
    övüncü oldum sessiz uzlaşmacıların,
    övüncü oldum tüm yaşayamamışların,
    bir kurbanın onurunu diktiler yakama.

    şimdi herşey hazır.
    bir tek eksiğim var kırmızı
    bir türlü tamamlanamayan tamamlandıkça eksik kalan kırmızı
    pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı.
    herkes uyuyordu.
    yüzümün yarısı benim,
    yüzümün yarısıyle hep yarım öyküler anlatırım.
    peki sen,yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin?

    bir dilenci gibi yalvarıyorum yine de yanıt vermiyor aynalar…
    dur bir nefes alayım…
    ve senin sevdiğin kadın olayım.

    yanlış bu sözlükler,yanlış bu dokunuşlar,yanlış bu anlaşılma isteği.
    bir sokaktan,kendiminkine nasıl geçmeliyim.
    sınırlarımı böyle yitirmişken

    inan bıktım bu sözcüklerden; karanlık,gece,çocukluğum,
    korku,yeni sevgilim.
    afrika,çilek tanrıçalar ve çalan zillerinden bıktım.
    bir de kırmızı rujdan.
    kendi fotoğrafına gülümseyen,kendi içkisinde boğulan,
    kendi annesinin celladıyım.
    buyum işte,başka türlü nefes alamam.
    çocuk da doğuramam.
    hadi nefes al!

    vücudumla bütün duvarları yıkmak isterdim,
    kamasındaki elmaslara vurgun bir bıçak gibi…
    tutunmama izin ver ya da öldür dedim.

    az öğrenmeliyim,az soru sormalı,hiç beklememeliydim.
    ama,bir sabah bunları yaptım.

    kazanılmış nefretlerin övüncü şimdi aynalara.
    ve bir de utanç.

    büyük kentlerin ortasında,bir işaret gibi bırakılan kırık aynaya dön.
    ve ona borçlu olduğun güzelligi sor.
    o , şimdi nerede…
    unuttuğumuz şarkının içinde mi?..
    köşe başlarında mı ?..
    biriktirdiğimiz yıldızlardamı ?
    niçin hepsi dört bacaklı?..

    ben o’ymuşum kahretsin.
    kim yaptı bunu? kaç yüz yıllık işkence bu?..
    nerden bulaştım? bu büyü nereden sarıldı sırtımın ucuna ?
    neresinden vurgular kırgın sessizliğimi ?
    ah o zor veda…
    boyun eğiyorum,bir de…

    ağlama kalbim ağlama..

    ben hep sokak o.r.o.s.p.ularına,ibnelere,travestilere….
    aşık olacağım..
    hep masumuz işte kalmadı gözyaşımız diye bağıracağım senin için akvaryumlar çalacağım.

    sen büyük evler gibi yıkıldığımda sanma ki acımı öptüğünü unutacağım,
    çünkü ne mucize,hep güzel bir kadın olacağım.

    hayatım boyunca yağmura rastladım,hep yağmura…sana…
    pis yağmur,pis yağmur.

    bir,iki,üç,dört,beş…..altı değil!
    hayat,benden gizlediğin ellerini hangi cebinde saklıyorsun?

    her aşk bir o.r.o.s.p.u yaratıyor.
    bense beyaz duvaklar,dokunduğumda irkilen sırtlar çiziyorum.
    bende oluyorum senin o kendin için korktuğun yerde…..
  • Bu yönetimin kendi içinde ne olduğunu görmek için, onu kıt zekalı ya da kötü hükümdarlar altında düşünmek gerekir; çünkü ya tahta bu türden kişiler çıkacaktır ya da taht onları bu tür insanlar haline getirecektir.
    Jean-Jacques Rousseau
    Sayfa 98 - Koridor Yayınları
  • Hepi­miz başka birinin bizim şifacımız, gerilim kaynağımız, dolgu madde­miz olabileceğini düşünme yanılgısına düşeriz. Bunun böyle olmadığı­nı görmek epey zaman alır; bunun nedeni ise, çoğunlukla yaraya içeriden bakmak yerine onu kendi dışımıza yansıtmaktır.
  • Öyle ya, kim ve ne hakkında “Bunu biliyorum!” diyebilirim ki? İçimdeki bu yüreği duyabiliyorum, var olduğu yargısına varıyorum. Bu dünyaya dokunabiliyorum, onun da var olduğu yargısına varıyorum. Tüm bildiğim burada duruyor, gerisi kurmaca. Çünkü varlığından emin olduğum bu “ben”i kavramaya çalıştım mı, onu tanımlamaya, özetlemeye çalıştım mı, parmaklarımın arasından akıp giden bir su oluveriyor. Bürünebildiği tüm yüzleri bir bir çizebilirim, ona verilmiş olan her şeyi, bu eğitimi, bu kökeni, bu ateşliliği ya da bu susmaları, bu büyüklüğü ya da düşüklüğü de bir bir çizebilirim. Ama yüzlerin toplamı yapılamaz. Benim olan bu yürek bile hep tanımlanamaz kalacak benim için. Varoluşum
    konusunda vardığım bu kesinlikle, bu güven vermeye çalıştığım öz arasındaki çukur hiçbir zaman dolmayacak. Kendi kendime yabancı kalacağım hep.
    Albert Camus
    Sayfa 36 - Can yayınları