• Pırıl pırıl, soğuk bir nisan günüydü; saatler on üçü
    vuruyordu. Dondurucu rüzgârdan korunmak için çenesini göğsüne gömmüş olan Winston Smith, bir toz burgacının da kendisiyle birlikte içeri dalmasını önleyecek
    kadar hızlı olmasa da, Zafer Konutları'nın cam kapılarından çabucak içeri süzüldü.

    Eveet herşey böyle başlamıştı ..

    1984 - 2018 🆓

    Peki başlıyorum ⏸️ başladık . Aslında yılları basitçe yazmam da bir başkaldırı sanırsam amaan saygın adamlar görmesin !?

    Olay Winston Smith isimli distopik bir karakterle basliyorr. Bu Smith sen , ben ,o , doktor , mühendis , herkes aslında günümüze transfer edersek...
    George Orwell in muhtesem ötesi romanı ...
    Kitabı yazarken başı beladaydi zaten.Tuberkuloz hastalığıyla savaşıyor bir sene önce karısını kaybetmiş , sonra hastanede olduğu sırada tekrar evlenmiş . Birsuru olaylar olmuş .bence kitabı okumadan önce yazarın ruhsal ve fiziksel durumu önemli çünkü yazarın hastalığı karakterimiz Winston' da kendini gösteriyor ..kitabın ismi kitabın yazıldığı yılın son iki rakamının yer deyistirmesiyle oluşuyor .


    3cu dünya savaşı hemen sonrası :
    Dünya üç büyük dev ' in yönetiminde
    -Okyanusya
    -Avrasya
    -Dogu Asya

    Bunlarda totaliter sistem hüküm sürmekte . Diyer ülkelerde bu devlerin sömürüsü altında haliyle ..
    Olaylar Okyanusya da geçiyor :
    Parti üyeleri ve proleterler vardır :. Ve proleterler % 85 'lik bir çoğunluk gösteriyor .yani halkı ima ediyor ))


    Kitap karalama kampanyasınin kurbanı da olmuş .okuyunca açıkça Sovyetler birliğinin olağan tehlikelerinden bahsediliyor ...


    Mesela benim ailem yabancı ve sosyalist sistemde büyümüş ve onu savunan insanlar .önceden anlayamiyodum kitabı okuyunca tüm taşlar yerine oturdu .çünkü ailem dis parti uyeleriydi ve tüm o kurallar sanki Dna' larina işlemiş ve aksini düşünmüyorlar . Teşekkürler Orwell


    "Assimilate " what's that mean ?
    - bir şeyi benimsemek ...
    "Ubiquitous"
    - her zaman , her yerde
    Soo what's " ubiquitous assimilation" ?
    Her zaman , her yerde herşeyi özümsemek ...
    Ok , perfect ..
    Hayallerinizi baskasi veriyorsa
    ... herhangi bir şeyi nasıl Hayal Hayal edebilirsiniz ?
    Geçen sene " 1984 " kimler okudu ?!

    DOUBLE THİNK



    Doğru olmadığını bildiğiniz halde...
    ...Yalanlara kasten inanmak...
    Günlük hayatımızdan örnekler:
    Ha Okey mutlu olmak için güzel olmam lazım.
    -güzel olmak için estetik yaptırmam lazım.
    Zayıf olmam,... Ünlü olmam... şık olmam lazım.
    Delikanlılar... Günümüzde , ..size kadınların orospu oldukları söyleniyor .
    Sürtük oldukları , onlari becermeniz,dovmeniz , aşağılama iz,onlardan utanmaniz söyleniyor .
    Kadınlar bir pazarlama kurbanı .!


    her gün 24 saat boyunca ...her dakika ...bazı Güçler ölene dek bizi aptallaştırmak için sürekli çalışacak.

    Bu yüzden kendimizi savunmak ve Bu saçmalığı beynimize sokma girişimleri ile mücadele etmek için hayal gücümüzü canlandıracak, vicdanımızı ve inanç sistemimizi geliştirecek tarzda okumayı öğrenmeliyiz ...️
    Haydi gençler

    HEPİMİZİN BU YETENEKLERİ İHTİYACI VAR ?! SAVUNMAK İÇİN ,KORUMAK İÇİN - 🆓 AKLIMIZI

    Çift düşünün kurbanı olursak mahvoluruz !

    DOUBLE THİNK
    "... Hem bilmek hem de bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalanlar söylerken bir yandan da tüm gerçeğin ayırdında olmak, çeliştiklerini bilerek ve her ikisine de inanarak
    birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak, mantığa karşı mantığı kullanmak, ahlaka sahip çıktığını söylerken ahlakı
    yadsımak, hem demokrasinin olanaksızlığına hem de Parti'nindemokrasinin koruyucusu olduğuna inanmak; unutulması gerekeni unutmak, gerekli olur olmaz yeniden anımsamak, sonra
    birden yeniden unutuvermek; en önemlisi de, aynı işlemi işlemin kendisine de uygulamak..."
    Evet işte çift düşünün yaptığı bu ..

    Aslında Bence bunun bu kadar Büyük Birader'den nefret etmesinin nedeni ; Tüm bu işlerin içinde olması ve (o gerçek Bakanlığı'nda çalışıyordu) tüm Times gazetesi de yazılanların tam tersine yeni söylemde ingsos (yani İngiliz sosyalizmi demek aslında )bunu değiştirmesi ve tüm bunların bilincinde olması, kafasını kurcalayan ve partiye karşı çıkmasını sağlayan nedenlerden bir tanesiydi. Bir dönem sonra farklı sokaklara gidiyor ,İngiltere'de geçiyor olay orada bir eskiciden bir defter gibi bir şey alıyo. o deftere yazılar yazmaya başlıyor başta Tele ekrandan (yani onlar Tele ekran diyorlar, buradan onları izliyorlar)uzak bir yere gidiyor ve bir şeyler yazmaya başlıyor. Yazdıkça bundan düşünce suçu duyuyor ve başta çekiniyor yazmaya . Ondan sonra birden Sanki içimde birikmiş gibi her şeyi kağıda dökmeye başlıyor - tüm kafasını karıştıran şeyleri.

    Ve aşk macerası ekleniyor kitaba ...

    Sonra bir insan düşünce polis tarafından yakalanıyor ve çeşitli işkenceler görmeye başlıyor, bir süre sonra Aslında
    bize ne yapsalar da zihnimizi ele geçiremezler diyordu Julia :ama zihnini bile ele geçiriyorlar ve herseyi yaptığı , yapmadığı ( goya en başından beri Goldensteinin ajanı)şeyleri itiraf ediyorum.Parti üyeleri bununla dalga geçmeye başlıyor. Ve en son Julia yi da ele veriyor .

    kitabın en etkileyici kısmı da en en sonunda kendi düşüncesine karşı çıkıp ,büyük birader sevmesiydi bence .Ama kitapta böyle bir şey yazılmış daha önce giriş kısmında iki artı iki eşittir beş yazılmış orada diyorlar ki bu yazım hatası olmuş 5 Aslında orasını 5 yazınca bir insanın tamamiyle Parti üyelerine teslim olduğunu biz anlarız .Bu da kitapla çelişkili bir durum oluşturuyor. Bana kalırsa Ve çoğu kişi aslında böyle düşünüyor; Orada
    2+2 =



    benim incelemem bu şekildeydi kitabı bitirince ben gerçekten de ağladım ve Winston ve Julia karşılaşmasında ,o artık "sana ihanet ettim" ve Julia'nin arkasindan gitmesi onu nasıl boş geliyorsa ,bu benim canımı çok acıttı ve çok üzdu ...

    Kaynaklar ; The Decathment : Barış Özcan YouTube
  • Hayatımda bu kadar yazım kuralı hatasının olduğu bir romana daha rastlamadım, hele de bir Türk yazarda. Yazarın hatası mı, editörün hatası mı bilemiyorum ama anlam bozukluğu yaratacak kadar çok dilbilgisi yanlışı kitabı mahvetmiş. Konu aslında genel anlamıyla ilginç ancak yazar geliştirememiş hikayeyi, kısa ve basit kalmış. Fazlasıyla amatörce buldum kendi adıma.
  • Bazı romanlar vardır , kurguya giriş yaptığınız andan itibaren hikayenin devamını ve sonunu tahmin edebilir, tahminleriniz tuttukça da sıkılıp kitabı bir kenara atarsınız , tabi sizi içine çeken bir yazım tekniğinden ve gizemli cümlelerden oluşmuyorsa.

    Romanın derinlikleri o kadar çok ki yazar, sadece sayfalara bakıp , kurguyla sürüklenip eli boş gitmenize izin vermiyor, bir şekilde görmenizi, gerçekleri farketmenizi de sağlıyor.

    Hikaye ilk kör ve onunla temasta bulunan kişilerin hayatlarından kesitlerle başlıyor.Anlaşılamayan bir sebepten ötürü bulaşıcı olan bu körlüğün başka bir ilginç yanı da salgına yakalananların süt beyazı şeklinde görmeleri.
    Salgın duyulur duyulmaz ilk körler karantinaya alınır.Hükümet hem eski bir akıl hastanesine kapatılan körlere hem de kör olmayanlara sorumluluğunun bilincinde olduğunu ve halkı koruma görevini en etkili biçimde yerine getireceğini bildirir, tabi bu sözler havada asılı kalır.İnsanlık her geçen gün daha büyük bir kaosa sürüklenir.Körlük tüm ülkeye yayılır tek kişi hariç , doktorun karısı. Karantinaya alınan ilk talihsizler olan ve salgının varlığını hükümete bildiren kişi göz doktoru ve onu yalnız bırakmak istemediği için kör taklidi yapan doktorun karısı . Adı bilinmeyen bu ülkede görebilen tek kişidir,doktorun karısı . Bu büyük sorumluluğun bilincinde olan doktorun karısı görebildiğini sadece eşine söyler. Aksi halde tüm karantinanın onu köle gibi kullanmasından korkar. Hikaye bu şekilde boş bakan  körler ve görebilen tek kişi etrafında döner.
    Bu eseri okuduktan sonra siz de birçok kişi gibi sistemi eleştirebilirsiniz ; insanlar neden böyle , hükümet neden böyle , ahh yalanlarr , yolsuzluklar, tecavüzler,  hırsızlıklar , duyarsızlıklar , riyakarcılar.... Uzar da gider ,bu eleştirinin sonunda siz de birebir yazar gibi düşünür gerçekleri görmeye başlarsınız. Peki bu neyi değiştirir? Gerçekten değişim istiyorsak yapmamız gereken tek şey var oda tüm okları kendimize çevirmek . Herkes hükmedebildiğine seslenmeli ve onu harakete geçirmeli yani kendimize.
       Aceba ben de bakan körelerden miyim? 
    Bir canlının ölümü beni ne kadar etkiliyor , ölenler gerçekten umurumda oluyor mu ,hafızamda beş dakikadan fazla yer ediyor mu?
    Haksızlığa uğrayan birini gördüğüm de sadece gidip teselli mi ediyorum , yoksa gerçekten üzülüp birşeyler mi yapıyorum?
    Mevkimi yükseltmek için boş kafalara oynuyor muyum hiç?
    Doğa için birşey yapıyor muyum , yerde çöp görünce üstüne ben de kendi çöpümü mü atıyorum ?
    Hiç ağaç ektim mi?
    İnsanlara ve hayvanlara yardımım dokunuyor mu ? ...
    İşte körlük budur. Kendi ruhumuzdan uzaklaşıyoruz. Bazen o kadar karanlığa batıyoruz ki en ufak bir gerçekle yüzleşmek bizi aniden daha büyük bir körlüğe sürükleyebiliyor.


    https://youtu.be/mgHxmAsINDk
  • Bence yemek vermek için senin bi testi geçmeni beklemeleri hiç doru bişey deyil. Acaba her yemek istedinde bi testi geçmesi gerekseydi Burtün hoşuna gidermiydi. Sanırım ben Algernonla arkadaş olucam.
  • Algernon çok özel bi fare oda benim gibi amaliyyat olmuş. Bütün hayvanlar arasında bitek o çok uzun bisüre akıllı kalabilmiş ve Algernon okadar akıllıymışki ona yemek verdiklerinde herseferinde deyişik bi kilit koyuyolarmış ve o herseferinde bu yeni kiliti açmayı başarıyomuş. Bu beni biraz üzdü çünkü eğer örenemeseydi demekki yemeyini yiyemicekti ve aç kalacaktı.
  • Algernon gibi bi fareyi yendime göre sanırım akıllı olmaya başladım. Ama ben kendimi hala daha akıllı hisetmiyorum.
  • Büyük toplumcu şaîrimiz Ahmet Telli. Suyu çürüten şair...
    Uzun bir aradan sonra şiirleriyle ağlatan bir şair oldu benim için.
    Birkaç tane şiirini biliyordum sadece. Tanımakta keşke bu kadar geç kalmasaydım diyorum şimdi. Böyle bir güzellik olamaz.
    Kitabı okurken aynı zamanda kendi sesinden de dinledim. Şiirlerini kendisi yorumlaması da onu farklı kılıyor. Hem okuyup hem dinlemek muhteşem bir zevkti.
    Yazım tarzını Attila İlhan'a benzettim. Kavga ile sevdayı özdeşleştiren bir şair. Sizce kavga ile sevda arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Şiirlerini okuduğunuzda anlıyor ve hak veriyorsunuz.
    En sevdiğim şiirleri Soluk Soluğa ve Su Çürüdü oldu.
    Kesinlikle okumanız gereken şiir kitaplarından biri.
    Okurken çok fazla duygulandım. Bazı dizeleri beş on defa okudum güzelliğinden. Ya daha ne söylenebilir bilmiyorum, tek bildiğim şey kesinlikle okumanız gerektiği.
    Şiddetle tavsiye ederim.