Abdullah Reha Nazlı, bir alıntı ekledi.
29 Oca 18:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Finler şöyle der: 'Bizim en büyük zenginliğimiz okullarımızdır. Ne sizin o Ural Dağlarındaki gibi madenlerimiz ne de Sibirya'daki mümbit topraklarınız vardır bizde. Doğa bize öyle bir nimet bağışlamamıştır. Biz de kendi olanaklarımızla bir şeyler yapmak zorundayız. Halkımızın elinden gelen her şeyi yapması gerekiyor. Biz okullarımızda çocuklarımızı, İngilizlerin çeliğine su verdikleri gibi işliyoruz. Bataklıklardaki kayalarımızın üzerindeki okullarımız sayesinde kendimize Rus halkının henüz uzağında olan güzel bir yaşam edindik. Okulların alın elimizden, bizler yok oluruz. Mayasız bir hamur gibi biteriz...'

Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 34)Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 34)
Simge acar, bir alıntı ekledi.
26 Oca 14:58

Yusuf, Züleyhanın aslından kaçıp da yolu züleyhanın suretlerin de kesildiğinde fark ettiği güzellikten başı dönünce anladık ki; suret deyip geçmemeli, Suretin aslına nisbeti var. üstelik bazen bir suret aslından çok daha tehlikeli olabilir. çünkü kendi içimizde kendi zenginliğimiz de tehlikesiz büyümektedir

Yusuf ile Zuleyha, Nazan BekiroğluYusuf ile Zuleyha, Nazan Bekiroğlu
Rümeysa, bir alıntı ekledi.
 14 Oca 20:37 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

...Cumhuriyet aydınları için biraz "fazla" zengin tarihi ve kültürel birikime sahip bir millet, geçmişte başardıkları itibarıyla ithal ve yabancı formlara girmeyi kabul etmeyen ve bunu hiç de hak etmeyen bir insan malzemesi var. Bu muhteşem insan kaynağı, sosyal ve medeni bir zenginliğimiz olacakken, kendi acemiliğimiz ve cehaletimiz yüzünden bir ayak bağı veya taşınması zor bir yük olmuş ve "yeni" Cumhuriyetin bir türlü aşamadığı çetin problemlere kaynak teşkil etmiştir.

Bize Velvele Düştü, Cengiz Aydoğdu (Sayfa 34)Bize Velvele Düştü, Cengiz Aydoğdu (Sayfa 34)
roua hatou, bir alıntı ekledi.
28 Ara 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

ÇALIŞMA VE MUTLULUK
Kant, insanlara karşı ahlaklı davranış sergilemenin tek yolunun, onları kendi zenginliğimiz ve zaferlerimiz için bir ''araç'' olarak kullanmaktan değil, onlara ''yalnızca kendileri oldukları için'' değer vermekten geçtiğini anlatmıştır.

Görmek ve Fark Etmek, Alain De Botton (Sayfa 58)Görmek ve Fark Etmek, Alain De Botton (Sayfa 58)
Dilekovski, bir alıntı ekledi.
14 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

ekmeğin fethi zenginliğimiz
lk bölüm zenginligimiz sermayenın üretim için gerekli herşeyin belli bir sınıfın oldugundan bahseder ve bunlar tarafından gasp edıldigini ileri sürer .ayrıca gasp ettikleri şeyleri delice tüketip savurmaktan geri kalmadıklarına deginir. ve de herkes için gerekli olanları degil kendılerı için en fazla kazancı saglayacak şeyleri üretmeye zorladıklarını vurguluyor .Bundan hariç işçilerin yarattıkları degerleri ücretleriyle satın alamadıkları için endüstri kendıne pazar aramak zorunda kalır ve başka halkların sömürülen sınıflarına yönelir diyor kropotkin .yani günümüzde büyük firmaların ülkemizde ve başka ülkelerde şubeler açması pazar yaratması ürünlerini pazarlama girişimlerini bu öngörüyle anlayabiliriz.Bir diger deginilen şeyde egemen sınıfların ayrıcalıklarını koruyabilmesi için yargıclar savcılar gardıyanlar ordusunu gerektirdigini de söyler . bunu ise yalan, rüşvet ,talan ,vergi gibi akla gelebilcek her türden alçaklık olarak tanımlar . sermaye iktidar ve seckınlerının elındedır birbirlerinin çıkarlarını kormak zorundadırlar . Bu da bu sınıfların kendı cıkarları için emekçiyi işçiyi sömürmesi ezmesi anlamına gelir

Ekmeğin Fethi, Pyotr Kropotkin (Sayfa 1 - agorakitaplığı)Ekmeğin Fethi, Pyotr Kropotkin (Sayfa 1 - agorakitaplığı)

Ekmeğin Fethi kropotkin
ilk bölüm zenginligimiz sermayenın üretim için gerekli herşeyin belli bir sınıfın oldugundan bahseder ve bunlar tarafından gasp edıldigini ileri sürer .ayrıca gasp ettikleri şeyleri delice tüketip savurmaktan geri kalmadıklarına deginir. ve de herkes için gerekli olanları degil kendılerı için en fazla kazancı saglayacak şeyleri üretmeye zorladıklarını vurguluyor .Bundan hariç işçilerin yarattıkları degerleri ücretleriyle satın alamadıkları için endüstri kendıne pazar aramak zorunda kalır ve başka halkların sömürülen sınıflarına yönelir diyor kropotkin .yani günümüzde büyük firmaların ülkemizde ve başka ülkelerde şubeler açması pazar yaratması ürünlerini pazarlama girişimlerini bu öngörüyle anlayabiliriz.Bir diger deginilen şeyde egemen sınıfların ayrıcalıklarını koruyabilmesi için yargıclar savcılar gardıyanlar ordusunu gerektirdigini de söyler . bunu ise yalan, rüşvet ,talan ,vergi gibi akla gelebilcek her türden alçaklık olarak tanımlar . sermaye iktidar ve seckınlerının elındedır birbirlerinin çıkarlarını kormak zorundadırlar . Bu da bu sınıfların kendı cıkarları için emekçiyi işçiyi sömürmesi ezmesi anlamına gelir

Ey, biz ki her gün ıstırap çekenler, her gün aşağılananlar. Biz, bir araya geldiğimizde mahşer gibiyiz; ve hiç kimsenin gücü bize yetmeyecektir. Biz, diğer her şeyi içine alıp eritebilecek o dev okyanusuz. Ey şairler, ressamlar, heykeltraşlar, müzisyenler, bize katılın! Kalemini, fırçanı ve fikirlerini devrimin hizmetine sun! Halkın, ona zulmedenlere karşı onurlu mücadelesinde emeğinle gençliğimizin yüreğinde bir ateş yak...Ey, bilgi, ilim irfan sahibi olanlar, yetenek, beceri azim sahibi olanlar, eğer kişiliğinde bir nebze insaf varsa, gel, sen ve tüm dostların, gel ve birikimlerini, buna en çok ihtiyacı olanların hizmetine ver! Çünkü sadece ve sadece o zaman onurlu, gerçek ve insana yaraşır bir hayatınız olacak.Kropotkin.

Avrupa dediler gittik. Kimse yoktu her yer boş arazi idi geri döndük. Birde baktık ki ne yer altı zenginliğimiz kalmış ne ruhumuz ne inancımız hepsi o boş araziye Avrupa'ya gitmiş Avrupalılar çalmış. Bu seferde kendi malımızı kazanmak için tekrar Avrupa'ya gittik.
Peki ya ruhumuz bunun içinde İslam'a doğuya tekrar gidecek miyiz . Halil yaşar kollu

Avrupa dediler gittik. Kimse yoktu her yer boş arazi idi geri döndük. Birde baktık ki ne yer altı zenginliğimiz kalmış ne ruhumuz ne inancımız hepsi o boş araziye Avrupa'ya gitmiş Avrupalılar çalmış. Bu seferde kendi malımızı kazanmak için tekrar Avrupa'ya gittik.
Peki ya ruhumuz bunun içinde İslam'a doğuya tekrar gidecek miyiz . Halil yaşar kollu

Ferah, Mucize'yi inceledi.
 07 Eyl 2017

''Bu arada adım August. Size nasıl göründüğümü anlatmayacağım. Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur.'' diye kendisini anlatmaya çalışan, hayal gücümü zorlayan August'u nasıl anlatacağımı bir türlü toparlayamıyorum.
Genetik ve görülme olasılığı çok çok düşük bir rahatsızlığı olan August yüzünde fiziksel bir bozuklukla doğan, sıra dışı görüntüsüne rağmen son derece duygusal ve akıllı bir çocuk. On yaşına gelene yirminin üzerinde ameliyat geçirmiş. Ancak yüzünün düzelmesinin ihtimali yok ve Auggie böyle yaşamak zorunda. Annesinin yardımı ile beşinci sınıfa kadar eğitimini evde tamamladıktan sonra anne ve babası artık okula gitmesine karar verince ortaokula gidişiyle asıl hikaye burada başlıyor gibi bir şey.
İnsanoğlu olarak biz, saat, gün, ay, yıl diye zamanı isimlendirip, iyi geçen yıllarımız için '' Lale Devri'' , kötü geçen yıllarımıza ise '' Zalim Yıllar'' diyerek vicdanımızı rahatlatma veya ödüllendirme çabasından başkaca hiç bir şey yapmayıp, güzelliklerle dolu olanları severek yad ederken hüzün ve acıları ağır basanlarını da sevmeyerek adını, şeklini seyrini kendimizin belirlediği bir kavrama zaman deyip ne kadar suç varsa üzerine yükleyip kurtuluyoruz. Nerede bir ezilen var nerede zulüm yapabildiğimiz sadece acımak oluyor. Empati ne demek farkında olmadan anlamadan dinlemeden sadece acımak.Aldığımızın her nefesin mucize olduğunu hissetmeden, değişemiyor gelişemiyor ve birleşemiyoruz. Ne kadar çok şey bildiğimize değil , nasıl yaşadığımıza bakacaklar öbür tarafta .Hayattaki en büyük zenginliğimiz kendimiz. Eğer her sabah uyanıp yataktan kalkabiliyor ve kendi işlerimizi kendimiz yapabiliyorsak başka zenginliğe ihtiyacımız yok ki Elimizin ayağımızın tuttuğu , sevgi ,umut dolu ,sağlıklı ve acı haberler duymayacağımız bir hayat ise en büyük mucizemiz.
Auggie' nin küçük yaşında bu kadar güçlü olmasını hayranlıkla okudum..
Umarım ve dilerim ki bize sunulan zaman dilimini iyi kullanır, ne olursa olsun herkesin birer insan ve kimsenin kimseden gerçekten üstün olmadığına inanarak yaşarız.
Keyifli okumalar...

Öz,, bir alıntı ekledi.
16 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Yamyamlar
Bu yamyamlardan üçü, bizim düşkünlüklerimizi öğrenmenin rahatlık ve mutluluklarını ne ölçüde kaçıracağını, yenilik hevesiyle kendi güzelim göklerini bırakıp bizimkilerin
altına gelerek bizimle ilişki kurmanın başlarına neler getireceğini, bugün bir hayli ilerlemiş olduğunu sandığım yıkılışlarını bilmeyerek Fransa’nın Rouen şehrine gelmişlerdi; rahmetli kral Charles da oradaydı o zaman. Kral uzun uzun konuştu
onlarla. Yaşayışımız, zenginliğimiz, güzel bir şehir örneğimiz gösterildi. Sonra bizimkilerden biri ne düşündüklerini,en çok neyi beğendiklerini sordu. Uç şey söylediler;
üçüncüsünü ne yazık ki unutmuşum. En başta şaştıkları şey sakallı, güçlü kuvvetli, silahlı bir sürü adamın çocuk yaşındaki bir krala bekçilik, uşaklık ettikleri, niçin bunlardan birinin kral seçilmediği olmuş. İkincisi, kendi dillerinde bir tek bedenin eli kolu, parçaları birbirinin yarısı olarak anlatılan insanlardan kimilerinin neden bolluk, rahatlık içinde keyif sürüp de birçoklarının dilenciler gibi kapılarda, açlık ve perişanlık
içinde yaşadıkları olmuş. Nasıl oluyor da demişler, bu yoksul yarımlar böylesi bir haksızlığa katlanıyor, öteki yarımların boğazlarına sarılmıyor, evlerini ateşe vermiyorlar!

Denemeler, Michel De Montaigne (Sayfa 207 - nilüfer yayıncılık, çeviren: murat demir, basım yılı 2015)Denemeler, Michel De Montaigne (Sayfa 207 - nilüfer yayıncılık, çeviren: murat demir, basım yılı 2015)