• Şuan ki ruh halim...
    Sonunda kendi kendime kalmıştım. Zaman zaman aklımda oluşan, benle ilgili yanlış bir şeyler olduğuna dair o tuhaf düşünce, şimdi daha da büyümüştü.
  • Bir zamanlar senin için güzel şeyler, içinde sen olan anlamlı şeyler yazabiliyordum. Sonra biraz ağladım, hüzünlü şarkılar dinlemeyi öğrendim, içimi acıtacak kitaplar okudum, yazdım sana yine yazdım sevgiyle değil, nefretle yazdım, pişmanlıkla yazdım. Kızdım kendime kızgınlıklarım oldu. Gecenin bir yarısı duvarla dertleşmelerim oldu. İnkar ettiğim günler oldu Tanrıyı. Biraz daha geçti. Şimdi yazmıyorum artık sana. Yok içimde sana dair ufacık hissim yok. Sen sana ait güzellikleri öldürdün içimde, benimle birlikte. Şimdi çıksan sokağın birinde karşıma sanki daha önceden tanımadığım biriyle karşılaşmış gibi devam ederim yürümeye. Sen yolları da karşılaşmaları da bitirdin. Bir ölüden bile vasatsın gözümde. Şimdi olmayan mutluluklarda sahte gülüşlerini sergile sevgilim.
  • Kendime dair hiçbir endişem kalmamıştı; bu vazifeyi başkaları üstelenmişti. Bu yükten azat, hafif adımlarla yürüyordum. Ruhum genç arzular, büyülü umutlar, parlak ikbal planlarıyla dolup taşıyordu.
  • 152 syf.
    Son zamanlarda yönümü Türk yazarlara çevirip çağdaş Türk yazını okumaya karar verdim. Tercihlerim de beni hiç yanıltmıyor. Özellikle belli bir okuma geçmişi olan yeni yazarların daha yetkin olduğu fikrine kapılıyorum. Çünkü okuduklarından epey yol almışlar. Belli.

    Mustafa Okumuş da o kalem sahipleri arasına girdi. Özellikle her yazarı okuyamayan benim için kıymetli oldu diyebilirim.

    Her bir cümlesinde yaşanmışı, gerçek hayatı, gerçek kişileri oldukça hissettiren samimi ve duygusu yoğun öyküler okudum. İçlerinden beni epey etkileyen de oldu tabi. Hatta kimi zaman sesli okumalar yapıp kendime adeta bir edebi şölendeymiş atmosferini yaşattım.

    Tabi, bu şölenin konuk kitabı ise Katibin Kitabı'ydı. Her bir öyküde bir gerçekliği yansıtan, toplumun tarihinden izler barındıran, adeta ülkemiz insanını dile getiren cümlelerle karşılaştım. Yer yer altlarını çizdim. Çoğu zaman hayıflandım. Sonra dedim ki sanki bir sürü kitap yayınlamış da olgun bir kalemmiş gibi dedim.

    Bazense durdum, kimi cümlelerde düşündüm. Sanki havada kalmışlık var gibi yahut da bu cümle bu paragrafa çok basit gelmiş gibi. Sonra yine dedim ki olsun, ne var ki! Düzeltilebilir ise bu durumlar, kafaya takılacak gibi de değil hani.

    Öykülerin içinden kendimi en çok Yankılanan Ses öyküsünde buldum. Adeta beni anlatıyordu. Hatta bu kitaba dair bir anım var ki onu da sonra anlatacağım.

    Bir de beni etkileyen bir söz vardı ki o da içindekiler kısmını çevirdikten sonra yazan 'Kelimeleriyle yoluma ışık tutan ustalara, saygıyla...' cümlesi. Böyle bir ithaf olamazdı. Olmuş da.

    Okuyun mutlaka.

    [Kaynak: https://www.instagram.com/...igshid=m10vzc7frj5r]
  • 272 syf.
    ·3 günde·7/10
    Nihan Kaya'nın dünyaya yaklaşma şeklini ve bizleri de buna dahil etmesini seviyorum. Çoğu zaman rahatsız olduğumuz fakat nedenini açıklayamadığımız, nedeni bilip de susmak gerektiğine inandırıldığımız birçok problemi karakterleri üzerinden haykırabiliyor. Bu mühim bir sesleniş. Kitabı bitirdikten sonra durup da düşünmeden edemiyorsunuz. Düzenleme notuyla alakalı kısımsa benim ekstra hoşuma gitti. İlerde tanışmayı çok istediğim bir insan kendisi. Romana dair tesadüfi yaklaşımları biraz fazla bulsam da anlatılanı aşıp geçen bir iş yoktu. Anlatılanlar çocukların dünyasını bize aktarmaktan öteye geçip adeta yaşatıyordu. Çocukken önemsemediğim fakat şimdi baktığımda ne zorbalıklara maruz kalmışım dediğim birçok an oldu. Elbette Bihter'in başına gelenler çok üst bir noktadaydı fakat o anlaşılmama halini yalın bir şekilde anlatmak adına bence başarılı işlenmişti. Son olarak içten içe kendime çıkardığım bir not oldu. Kimseyi yargılamadan yaşamaya gayret etmek benim en büyük başarım.
  • Bu hayatta yenilmiş ve vazgeçmiş çok insan gördüm. Kendinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış. Oysa aramış, hep bir çıkış aramış. Ama sonunda hep çıkmaz yollara sapmış. Benim de hayat öyküm böyle. Başta güçlü ama sonradan öyle büyükçe yıkılan, yenilen, kaybeden baş karakter. Kendinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan. Ben ne yazı yaşadım ne de güneşin sıcaklığını hissettim bedenimde. Bi kutupta yaşıyor olsaydım eğer hiç kimsenin de umrunda olmazdım. Ama şimdi nasıl giderim ki? Nasıl yok olurum? Beni sevmediklerini bildiklerime(sevmeyenlere) inat yaşasam ne olur ki. Hep kaybedendim. Belki 7 yaşından beri. Oysa hep güvendim, hep inandım bu yüzden şimdi böyle kaldım. Ve kalbimi de öyle bıraktılar. Bu zamana kadar(belki de şu ana kadar) hep en kötüsünü düşündüm kendime. Bir hata vardı ortada, ben hep bende buldum. Hiçbir zaman başkalarında aramadım. Hep bendim. Suçlu, hatalı, günahkar... ASABİ... Peki tamam da beni bu yapan şey neydi? DARBELER mi? Bu yaşa gelene kadar 2 şeye inandım; Rabbim ve ilk aşkım. O farklıydı zaten. Hiç başkaları gibi değildi. Ben gibi de değildi. Bana yakınlığı, sıcaklığı vardı onun, buna karşılık benim de kocaman AŞKIM, SEVGİM, GÜVENİM, ŞEFKATİM vardı. Cesurdu. Cesurdum. Ağlayışlarım da hep yalnız kalsam da, onu her ne kadar arayıpta bulamasam da içimde bir inanç vardı ona dair. Kendimi bir avutuşum vardı. Ağlarken hep "Neredesin Anıl neredesin, sana, sevgine, sıcaklığına o kadar ihtiyacım var ki... O kadar muhtacım ki sana... Nolur yardım et! Yalnızım, hep yalnızdım. Sende beni yalnız, yapayalnız bırakma nolur!..." diye söylerdim. Söylerken, "gitme"ler, "nolur"lar çoğalırdı hep. Benim Rabbimden sonraki tek arkadaşımdı o. Güvendiğim, inandığım, sığındığım, sevdiğim tek insan. Nefret ederdim her şeyden. Şu anda da öyle. Sinirlenince ya da yolunda gitmeyen her şey de önce "lanet" ediyorum sonra şunu söylüyorum: "Her şeyden ve herkesten NEFRET EDİYORUM!". Hep bunu yapmışımdır. Çok sinirlendim, çok kızdım ve bu kelimeyi çok kullandım hayatımda. O çıkmaz sokaklarımın sonu hep gözyaşıydı, ağlamaktı. Çünkü ben ne geriye dönebilirdim ne de kaçabilirdim. Bu yüzden hep ağladım... Şimdi bile tek bi söz öyle kırıcı olabiliyor ki ağlamak istiyorum. Benim o küçük kaçamaklarım hep gözyaşlarım oldu. Peki şimdi ben mi hatalıyım? Ben mi utanmalıyım kendimden yoksa onlar mı? En yakınım dediğim bile bana neler yaptı. Nasıl bi kazık attı. Peki şimdi ondan NEFRET ediyorum diye, ona karşı KİN tutuyorum diye ben mi suçluyum?

    13.01.2014 Pazartesi
    A.U