• 531 syf.
    Tanrı bile, insan imalatı hakkında oturup yeniden düşünecekti.

    Okuduğum ilk Hakan Günday kitabı.
    Hakan Günday’ın bu kadar başarılı bir yazar olduğundan hiç mi hiç haberim yoktu.
    kinyas ve kayra türk kökenli bir yazar elinden çıkmış en kalite yeraltı edebiyat ürünüdür demekten kendimi alamıyorum.#85343209 bu kadar geç başladığım için kendime kızıyorum neyse biz de bismillah diyerek girelim yeraltı edebiyatına.
    O değilde kafam çok dolu kitap o kadar işledi ki,bana ne desem yazsam hiç bilmiyorum.
    Zaten kahramanlarımız yaşamın dışına itilmemiş, dışında doğmuş çocuklardı pişmanlıklarla doldurulmuş hayat belirsizlik her ikisi de insanlıktan çıkmış. #85314835 bu olur mu dedirtten ürkütücü ve bi o kadar korkutucu bir soğukkanlılık esrar,kaçakçılık,tecavüz,cinayet,sokağa kadınlara yeraltına dair her şey.o değil de yedikleri pizza cappucino bile ayrı gayrı olmazken bizim gençler doğum günlerini bilmeyecek kadar ilgisizler, birbirlerinin ciğerini bilecek kadar tanıyorlardı oysa.işte
    her şeye boşvermişlik bu dünyanın,hayatın anasını düzeriz şeklinde.hissettikleri öfkeden ya da nefretten de öte şeylerdi bence.Belki de umutsuzluk inançsızlık bu hale getirdi onları biri yalancı ve ikna ediciydi,diğeri günahkardı ve cesurdu
    biri çirkin, biri güzel, biri uykucu, bir uyuyamayan ama,bu karşıtlıklardı onları bu kadar birbirilerine yakın yapan.

    Kinyas ve kayra’nın yaptıkları onlarca iğrençliklere kötülüklere rağmen hem kinyas'tan hem de kayra'dan nefret edemiyorum şimdi.kinyas ve kayra'nın yolları farklı; varış noktaları aynıydı.
    önce kayra'nın yerine koydum kendimi kitabı okurken. her şeyden vazgeçmiş, hiçliğe doğru uzanmak isteyen; zihnini, ruhunu öldürmeye çalışan bir adam.
    Okudukça o an nefret ettim mal oğlu mal
    Lann ne yapıyorsun oğlum derdin ne?Ulan psikopat.Lann Allah belanı versin! yeri geldi yine okuduğum cümlelerin arasına ha siktirr yani yeter oğlum.ve tekrar tekrar Allah belanı versin kayra dedim sonra da,aptal şimdi de üzülüyor musun diyorum kendime!
    Sonra kinyas oldum abimizin önüne ölüm çıksa karşısına, kollarını açıp gel kinyas evladım dese, koşarak gidip sarılacak olan abimiz yalanlar üzerine bir hayat kurdun hiçbir şey olamamış gibi #85513716 kinyas oysa sen de en az Kayra kadar kötüydün senin de Allah belanı versin kinyas.
    Ruh hastası psikopat neymiş insan olmak istiyormuş he canım heee o kadar insan,öldürdün bok yedin hayret ediyorum nasıl baktın ailenin yüzene.Kayra döneklik etmemişti,baş koyduğu davayı hakkıyla bitirdi işin kolayına senin gibi kaçmadı #85323948 kinyas efendi askerlik için çürük raporu almakla meşgul olup davayı sattın.
    kinyascım #85323828 bu hep böyledir.

    ilk kez bi kitabın gidişatı farklı olsun istedim.#85366156 kayra’nın tükenmişliği kinyas’ın ise #85526469 deyip doğuşunu kayradan bekledim ben kayra'nın aşık olunabilecek tek kadın dediği anita'ya, ilk defa bir kadını öperken gözlerini kapatan kayra'nın, anita'yı öpüp gözlerini açtığında güneşi gördüğünü söyleyen adamın da hayat bulmasını istedim.kayra'nın anita da onu seviyorken ona aşık olmasını o sarı evde mutlu olmalarını istemiştim, her yaptığına rağmen değişebilir sanmıştım
    tamam #85106534 belki de ama bazen mutlu sonlara da ihtiyacımız var.
    Ve ilk kez bi kitabın karakterleri beynime böylesine çizdim bu olmasın dedim.biliyordum onları,#85109444 ama bekledim be Hakan abi.
    Okuduğunuz da kimi çok seveceksiniz bilmiyorum ama, ben kayra’yı daha çok sevdim kayra'yı seçtiği yolda daha çok içinde kalan insan kırıntılarını daha da derinden görerek onun durumuna siz de üzüleceksiniz eminim.
    Şu var hepimiz birer kinyas ve kayrayız.

    Sevgiyle kalın.
  • Biz iki arkadaştık.
    Birbirini seven iki arkadaş...
    Yoksa birbirini çok seven iki arkadaş mıydık?
    Yüreğimi yokladığımda kendime ben bile hayret ettim.
    Çünkü onu yüreğimin ta içinde, en derin yerinde buldum..
  • "Onu görmeden duramaz olmuştum. Peki ama o nasıl duruyordu ? Bu derece acımasız olması gerekir miydi ? Biz iki arkadaştık. Birbirini seven iki arkadaş...Yüreğimi yokladığımda kendime ben bile hayret ettim. Çünkü onu yüreğimin ta içinde en derin yerinde buldum...
  • Tesadüfen pejmürdelerin yanına düşmüştüm. Bunlar konuşuluyorlardı, bende dinledim. Elli yaşında zannedilen birisi söylüyor, daha genç olanı dinliyor, bazan soruyordu. Bunların karşılıklı konuşmalarından evvela deli olduklarına hükmettim. Hakikaten deli idiler. Lâkin delilerin meczûb denilen çeşidinden. Gariptir ki,bu iki pejmürdenin delice konuştuğu konular beni öteden beri meşgul eden şeylerdi. Yaşlı deli genç deliye diyordu ki:

    "Bu âlemde her ne varsa benim sıfatımdır. Ben olmasan bir şey olmazdı. Ben 'Hep'tim yahut 'Hiç'tim; ben 'Hiç'tim yahut 'Hep'tim. Zaten 'Hiç' ile 'Hep' aynı şeydir, tek şeydir. Lâkin ikisinin farkını ayırt edemeyiş, bir şeyi iki adla çağırıyor..."

    Konuşmaların arkası buna kıyas edilsin. Hayret ettim. Elimde olmayarak söze karıştım:
    - Acayip! "Var" ile "Yok" eşit olur mu? Mesela şimdi ben varım, yarın yok olacağım. Bu iki hâl arasında fark yok mu? dedim.
    Deli başını çevirdi, kahkahayı kopardı:
    - Vay! Sen varsın ha! Acaba var mısın? dedi.
    Bu mühim suali kendi kendime pek çok kere sormuştum. Bu sual, sığ görüş önünde manasız ve alay edilmeye lâyık görülür; fakat değildir. Eğer var isem niçin yok olacağım? Yok olmayacağım, ruhum baki mi kalacak?
    İşte şüphe ejderhasının yetiştiği kısım, denklemin bu son kısmı idi. Ruhum baki kalacak mı? Ruh nedir? Bizzat kendisi duyu sahibi mıdır? Hüviyetini bilir mi? Var ise kalıptan ayrıldığında ne gibi hâl ile hallenecektir?
    İşte cevapsız birçok sual... Deli ilâve etti:
    -Ancak ben varım. Zira ki "Hiç"tim, "Yok"um. Varlığım hiç bir şeye kayıtlı değildir. Yok olma, kayıtlı olana vardır. Hiç bir şeyle kayıtlı olmayan şey, "Varlık"tır, "Var"dır.
    Bundan sonra deli sustu. Her ne söyledimse cevap alamadım. Nihayet suallerimden bıkıp usandı; arkadaşına:
    -Haydi gidelim, bu hayvan bizi zevkimizden alıkoydu, dedi.
    Kalkıp gittiler. Ne garip hâl! Mükemmel tahsil görmüş olmak davasında bulunan bir insana pejmürde bir deli "hayvan" diyordu.
    Filibeli Ahmed Hilmi
    Sayfa 18 - Bilge Kültür Sanat Yayın
  • İkindi vakti bir büfenin önünde durmuş arkadaşlarla laflıyoruz ellerimizde karton bardaklarda kimi çay, kimi kahve istemiş içeceklerimiz. Kimi soğuk bir içecek almış teneke kutuda. Ben ne içtiğimi şu an hatırlamıyorum ama eminim rüya da bile kahve tercih etmişimdir kesinlikle. Bu karton bardağı elimde gezdirmemek için etrafıma bakındım bir çöp kutusu var mı diye. O arada büfenin yan tarafında küçük bir bahçeye açılan kapı görünümünde bir aralıktan yine kartondan yapılmış, çöp alma yeri yandan, ince ve yaklaşık bir metre boyunda bir çöp kutusu gözüme çarptı. Çöp kutusu anlaşılan pek kullanılmıyordu, hem temiz ve boş olmasından, hem de büfenin önünde olmamasından dolayı. Ama ben oraya yöneldim çöpümü atmak için. Bahçenin içi yabani otlarla yeşillenmiş ve otların boyu yer yer bir diz boyuna yakın yükseliyordu. Bahçe kapısından girmeden iki adım önce çöp kutusunun üzederinde bir şey gözüme çarptı ve ben biraz heyecan yaparak atladım kaldırıma göre yaklaşık 30 40 santim daha alçakta olan bahçeye. Kalan üç dört adımı da hızlı atarak elimdeki karton bardağı çöpün kenarına atarak elime aldım gözüme çarpan telefonunu. Telefonu elimde çevirerek biraz baktım ve düşünmeye başladım çöpte olduğuna göre sahibi artık yoktur demek ki. Güzel bir telefona benziyor dedim kendi kendime kafamı sağ tarafa yan çevirip kaşlarımı kaldırarak. Bahçeden çıkmak için birkaç adım attım ve bahçeden iki üç basamak yüksekliğindeki kaldırıma sağ ayağımı attım ve telefonun da bulunduğu sağ elimi dizime koyup sol ayağımı da bu destekle havalandırarak kaldırıma çıkmayı başardım. Arkadaşlarıma yönelerek yürüdüm, bir yandan da "bakın ne gördüm" diye seslendim onlara sağ elimdeki telefonu havaya kaldırarak. Meraklı gözlerle havadaki telefona baktılar. Ne olduğunu bildikleri halde "nedir o" diye sordular.İkinci bir soru da geldi "nereden buldun." Anlatmaya başladım; elimdeki karton bardağı çöpe atmak için (şu an karton bardağı telefonu görünce çöp kutusuna değilde yere attığım aklıma geldi ve bir an utanmaya başladım ve çevreciliğimi sorgulamaya başladım) oraya gittim, elimle işaret ederek o tarafı. İşte bu telefonu da o çöp kutusunda buldum. Elimden almaya çalışan bir arkadaşın hareketlendiğini görünce telefonu kendime doğru çektim. Dur belki tuş kilidi yoktur rehberine bakıp birini arayalım kiminmiş diye öğreniriz dedim özellikle elini almak için hareket eden arkadaşa bakarak. Baş parmağımla telefonun yanlarındaki tuşlara bastım ekran parladı ve yine baş parmağımla ekranı sürükledim. Evet, tuş kilidi yoktu ve ekran açıldı. Gördüğüm bir yazı ekranda gözüme çarptı açık bırakılan mesajlar bölümünden.
    "ELVEDA! BU SON MESAJIM! BEN GİDİYORUM!"
    Anlamaya çalıştım bir an ve mesajın tarihine baktım tarih bu günü ve saat 15.17'yi gösteriyordu. Saate baktım saat 15.30 Arada 13 dakika vardı. O an biri bana bahçeye bak diyordu ve oraya doğru koştum. Arkadaşlarım seslendiler bir şey anlamadan ama ben bahçeye varmıştım. Çöp kutusunun oraya vardığımda bir insan bedeni gözümün önüne geldi çöp kutusu hizasında. Duvar dibinde, bana üç beş metre uzaklıkta. Dizleri karnına çekilmiş, sırtı duvara yaslanmış genç bir kız. Bahçedeki uzamış otlar duvara yaslanan kızın ayaklarını dizlerine yakın bir yere kadar ve kalçasını görünmeyecek şekilde kaplıyordu. Hemen yanına koştum heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. Aklıma geldi ve arkamdan gelip kapıda duran arkadaşlarıma bağırarak ambulans dedim birkaç defa tekrarlayarak. Kızın nabzına baktım kalbi atıyordu ve nefes aldığını da kontrol ettim, evet nefes de alıyordu. O an çok utandım kendimden, insanlığımdan, gözlerimin körlüğünden. Burada ölmek üzere olan telefona kıyasla kocaman bir cüsseye sahip insanı, bir canlıyı göremeyip küçücük bir şeyi on metreden göz ucuyla bile görmeme hayret ettim. Onu kucakladım ve bahçeden çıkardık arkadaşların da yardımıyla. Biraz bekledik ve ambulans yolda göründü bize doğru gelirken yirmi otuz metre kala birileri ambulansın yolunu kesti. Ve orada bir kargaşa oldu ambulansın şoförü ile bir vatandaş kavgaya tutuştu biz orada beklerken. Nihayet araya vatandaşlar girdi ve ambulans bize doğru geldi ve vakit kaybetmeden, bir an önce zehirlenen hastaya müdahale edilmesi gerektiğini bağırarak söylüyordu kaldırımın üstünde yürüyen sağlık personeli. Bunu da arkasını dönüp benim hastam var, benim hastama neden bakmıyorsunuz diye kavga çıkaran o vatandaşa söylüyordu. Bizim taraftan da sesler yükseldi "bizim hastaya bir şey olursa seninle görüşeceğiz" diyordular. Ne zaman bizim hasta oldu bu tanımadığımız kız diye düşündüm. Genç kız yerde hareketsiz duruyordu başı ellerimin arasında, siyah, gür ve uzun saçlaraçları yere düşmüştü. Yüzüne baktım yüzü solgundu ve yorgun bir ifade kaplamıştı yüzünü.
    Esmer olduğu anlaşılan teni zehirlemeden biraz beyazlamıştı sanki. O anda biri beni tutup geriye çekti ve kızı benden teslim aldılar. Bunların sağlık çalışanı olduğunu anladım. Yerde pek anlamadığım birkaç müdahaleden sonra sedyeye yükleyip ambulansa yüklediler. Ben de ambulansa yönelip hastanın yanında yer aldım ve hastaneye doğru yola çıktık. Yolda giderken genç kızın koluna serum takılıyordu, iğneler batırılıp çıkarılıyordu. Ambulansın yavaşladığını hissettim ve durdu ama hastaneye henüz varmadığımızı geçen süreden biliyordum. "Neden durduk" dedim genç kıza müdahale eden sağlık personeline. Daha cevabımı vermeden ikimiz de açılan orta kapıya baktık, şoför ve tanımadığımız 12 - 13 yaşlarında bir çocuk kucağında içinde ne olduğunu bilmediğim siyah bir poşetle kapıda duruyorlardı. Şoför çocuğa poşeti kapının hemen girişine bırakmasını söyledi ve ardından kapı kapandı. Ambulans hareket ederken ben şaşkın bakışlarla sağlık personeline baktım ve benim bu bakışlarımdan anlamış olmalı ki cevap vermeye başladı: Bizim şoför kasaptan biraz et almıştı yol üstü almak istedi, hastaneden buraya tekrar gelmesi ters oluyorda. Bunu söylerken normal ve gayet doğal bir şeymiş gibi söylüyordu ve benim daha da şaşkınlaşan bakışlarıma aldırış etmeden görevine yani tekrar hastayla ilgilenmeye başladı. Aklıma kaldırımda vaktin öneminden bahseden kişinin bu olduğu geldi ve kafamı iki yana salladım. Dayanamadım ve dua edin de bir şey olmasın şu kıza diye sertçe yüzüne baktım. Bu sözlerimi duyunca bana sadece anlık bir bakış attı ve tekrar döndü işine. Hastaneye ulaştık ve genç kız sedyenin üzerinde hastane koridorundan geçiriliyordu hızla. Sedyenin başına üşüşen her biri farklı renkten önlüklüler birbirlerine bakıp söyleniyorlardı. Ben de peşlerine verip sedyeyi takip ediyordum. Ama bir yerden sonra ben yalnız kaldım koridorda. Aradan saatler geçti ve beni çağırdılar, kızın uyandığını ve kensine geldiğini söylediler. Girdim onun bulunduğu odaya, tanıyamadım onu eğer hastane personeli bana onu göstermeseydi. Tanımamamın sebebi ona hastane elbisesi giydirmeleriydi. Yanına vardım, başını kaldırıp bana bakıp gülümsüyordu. Beni nerden tanıdığını merak ettim. Ona nasılsın diye soracaktım bir adım atarak ama o adımım beni odamın tavanını her sabah olduğu gibi seyretmeme sebep oldu.

    23.08.2020 - 06.45