• 256 syf.
    ·11 günde·10/10
    İçimizdeki Şeytanı; arkadaşımın, nihat sen,ömer ben, bizi anlatan kitap, kesinlikle okumalısın demesiyle başladım. Tabii arkadaşım yirminci sayfalarında bu yorumu bana iletti, bilemezdim ki birdahaki sayfalarda macideyle ömerin aşk hikayesine dönüşeceğini :D neyseki Sabahattin Alinin kalemi sayesinde ve o naçizane sözleri beni devam ettirmeye ikna etti her ne kadarda farkli bir düşünceyle okusamda. Birçok cümlesi beni sorgulatmaya, ve düşüncelere dalmaya itti ki zaten bir kitapta en çok dikkat ettiğim yer burası. Sabahattin Alinin ilk okuduğum kitabi bu oldu sanırsam son da olmayacak, bu kitapta kendimi buldum, kendimi iyi hissettim açıkcası ve diğer kitaplarında da payımı bulacağımı hissediyorum. Kitabın iceregine gireceksek; Kitap ömerinle Macidenin aşkını anlatiyor, iki farklı karakterdeki insanın birliktelikleri...Ömer, sevgilisine ayak uydurmaya calışan, her şeyin farkına varmasına rağmen hareket etmeyen ve pes edişlerini içindeki şeytana yükleyen bir karakterimiz. Macideye hiç girmek istemiyorum, anlatilmaz yaşanır diyip kitabı okumanizi istiyorum...♡
  • 432 syf.
    ·Puan vermedi
    Psikolojiye meraklı olanların elinin rahatlıkla gidebileceği bir kitap. Roman görünümlü ama karakterlerin psikolojik analizleri de mevcut. Okurken kendimi karakterlere yakın hissettim adeta beni sürükledi Breur un dünyasında kendimi sorgularken buldum.
  • Adını yüreğime saklıyorum
    Adını ''HİCRAN'' yanıma sarıyorum
    Oradan kanayışım var...
    Seni senle kapatıyorum ancak
    Sen Anla...

    Kaç zaman oldu...
    Tek mevsim geçti içimden
    Sensizliğin hazan vaktinde geçer her mevsim
    Kara ve zemheri soğuklara ram oldu yüreğim
    En sevmediğim kelimeler dolanıyor dilime
    Keşkeler tesbih, tesbih dökülüyor içimden istemesemde...
    O gülüşün, o bakışın titretiyor her yanımı
    Zelzeleye tutuluyorum, titriyorum,tükeniyorum zamansın
    Amansız bir hastalık işte yokluğun,
    Meçhul bir yanlızlık sardı işte,
    Her yanım kan revan içinde
    Düşmüyorum hastane köşelerine
    Yatağına geliyorum,
    Gözlerimde tesbih taneleriyle suluyorum çiçeklerini
    Fatihalar sarıp yanlızlığıma, sana gönderiyorum
    Sayfa sayfa dökülüyorum işte her aminde
    Hava bozuluyor, madem dökülüyor geceye
    Sen bakma ağlamadım ben aslında
    Yağmurlar ıslattı fatihalarımı
    Eve gidiyorum sonra
    Yoklugun sarmış odalarımı
    Toz kaplamış kitaplardan birini alıyorum
    Kokun duruyor hala
    Ellerinin izleri perdeliyor yağmurlarımı
    Şimdi sen yoksun ya !
    Her şiir hüzün makamında
    Çıldırıyor gece, yüreğim daralıyor
    Utanıyorum, resmindeki Hicran gülüşlerine
    Şimdi yokluğunda darmadağınım,
    Toparlanamıyorum işte
    Yasaklara sürükleniyorum işte
    Yüreğime korsan şarkılar düşüyor
    Tutuklanıyorum, yokluğununa
    Yasaklanıyorum, aranıyorum
    Ağlayışlar süzülüyor gecede bulutların hüzün yanında
    Dinleniyorum, dileniyorum seni
    İçime adın düştü, seni sarıyorum yaralarıma
    Ey benim ''Hicran'' yanım...
    Şimdi yoksun, yani gittin...
    Üstünde bembeyaz bir gelinlik...
    Yattığın yerde, üstüne yeşil sancak açılmış
    Ne güzeldin, vuslatın ramak zamanında
    Biraz kırmızılık karışmış, yakışmışda yeşil gözlerine
    Benden ayrı gitmek yakışmamış yanlızlığına...
    Baharları gözlerinden uzakta seyretmek yakışmıyor bana aslında
    Gözlerin, geçiyor içinden ve yokluğun...
    Çöl sıcakları tarıyor saçlarımı
    Yokluğundan üşüyor avuçlarım
    Şimde desem ki ne acelen vardı
    Ecele el verip gidişinin
    İsyanlara döner her ahh !
    Oysa ben kendimi buldum yeşil gözlerinde
    Teline dokunamadan yüzümün sarımsı tarafına benzeyen saçlarına
    Bir göç tutturup gittin
    Beni sensiz, bu şehri öksüz koyup
    Yine bir titreme alıyor içimi
    Yıldız saçlarına şiirler fısıldıyorum,
    Sen bakma hüzün yanından tutunan şiirlerime
    Acıtıyor sadece şiir yazmak
    Bilirsin bir şiirin doğuşunu,
    O doğuş adınla başlıyorsa her cümlede
    Acıtır, bilirsin,
    Her şairin şiir sancısı
    Bir annenin bebeğini dünyaya getirmesi gibidir,
    Her şiir bir bebektir,şairin yüreğinde büyüyen
    Acıtan, canından can alan
    Ama varlığı herşeye yetiyor
    Seni yazıyorum şimdi
    Acıtsada seni yazmak güzel işte...
    Herşey seninle güzel,
    Seninle manada her zerre,
    Gözlerim yollarında, kulaklarım kapı zilinde
    Belki gelirsin diye sükuta bürünür saat
    Akrep ve yelkovan hüzün işgaline düşer
    Haydi kalk yar ve gel yüreğimin karanlık mahzenine
    Ve bir katre hüzün dök geceye
    Zifir olmasın sema, yokluğun gibi
    Saçlarına benzet yıldızları sadece
    Ve gözlerinde göster alemi, en yeşilinden...
    Adını yüreğime saklıyorum
    Adını ''HİCRAN'' yanıma sarıyorum
    Oradan kanayışım var...
    Seni senle kapatıyorum ancak
    Sen Anla...

    L.D
  • Dün gece iyi uyuyamadım ve sahip olduklarımı zamanında takdir etmediğim için üzüntü duydum. Gençken içinde bulunduğum anın, meydana gelecek daha iyi şeylerin başlangıcı olduğunu düşünürdüm. Ve sonra yıllar geçti, birden kendimi bunların tersini yaparken buldum; nostalji içinde yüzüyordum. Gerektiği gibi yapamadığım şey, içinde bulunduğum anı takdir etmekti ve senin bağları koparma çözümündeki problem de bu.
  • Bir yol tutturmuş delice koşuyorum
    Ayaklarımda can kırıklarımdan yaralar
    Tutunmak için çok geç
    Kendine geç kalan kimseye yetişemiyor
    Yetişemedim
    Keşkeler birikmiş içimde
    Ne yapsam bir türlü dökemiyorum
    Su yosunu, çöl çiçeği dolanıyor yüreğimin kutuplarında
    Buz kestim, delice akarken hayat denen bu yolsuzlukta
    Kaybolmak için erken değilmiydim
    Tam buldum derken kendimi
    Varlığıma ispat gerekli artık
    Varlığıma inandırılmaya ihtiyacım var
    Şizofreni bir hastanın hayal ürünümüyüm yoksa
    Keşkeler birikmiş içimde
    Kendime inanmaya ihtiyacım var
    Kendim olabilmeye

    L.D
  • Birden yaşlandım. Kendimi yaşlı bir adam olarak, önüme çıkan bir yaşama; bir mesleğe, bir kariyere, bir aileye, bir kültüre gömülmüş bir halde buldum. Benim için her şey yazılmıştı. Ben hiçbir seçim yapmadım. Kendime bir şans tanımalıyım! Kendimi bulmak için bir fırsat vermeliyim!
  • 432 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    İleride tekrar okuyacağıma emin olduğum, beni derinden etkileyen bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Fakat hemen söyleyeyim biraz SPOILER olabilir :)

    Nietzsche Ağladığında; düşünce, felsefe ve psikoloji üzerine kurulmuş harika bir roman.

    Karakterler çoğumuzun tanıdığı insanlardan oluşmuş; psikanalizin öncülerinden Doktor Breuer, Friedrich Nietzsche ve Sigmund Freued. Tabii böyle güçlü isimlerin yanında, çokça tanınmayan ama oldukça güçlü ve güzel kadınlar var; Lou Salome, Mathilde ve Bertha.

    -Spoiler-

    Konumuz ise çok derin. Derin duygular, derin tutkular, saplantılar ve yaşamlar.. Salome çok güzel bir kadın, güzelliği ile karşısındaki insana neleri yaptırabileceğinin de farkında. Nietzsche ile olan arkadaşlığının-ilişkisinin sonucunda ve ümitsizliğinden dolayı Nietzsche'nin intihar edeceğini düşünerek ona yardım etmesi için Doktor Breuer ile görüşüyor. Doktor; daha önce böyle bir hastası olmadığını, ümitsizliğe karşı tıbbi yardımda bulunamayacağını şu satırlar ile anlatıyor:

    'Ümitsizliklere ilaç, ruhlara doktor yoktur.'

    Fakat Salome gibi güzel ve inatçı bir kızın isteğine 'hayır' diyemiyor. Görüşmeyi kabul ediyor ve sürecimiz de böylelikle başlıyor. Nietzsche, eski arkadaşının doktor ile görüşme yaptığından habersiz, başkalarının önerisi ile Breuer'in yanına gidiyor. Fakat tek amacı, fiziksel rahatsızlıklarına derman bulmak. Breuer, Nietzsche'yi hiç tanımıyormuş gibi, intihar etmeyi planlayan biri olduğunu bilmezmiş gibi, önce fiziksel kontrol yapıyor, konu ruhsal problemlere geldiğinde; düzenli olarak konuşmayı ve hastalığına neyin sebep olduğunu bu şekilde bulma isteğini bir türlü kabul ettiremiyor. Nietzsche birkaç gün sonra geri dönmeden önce kliniğe uğrayınca, Breuer bu sefer farklı bir yöntem deniyor. Hasta kendisiymiş gibi, ondan yardım istiyor! Ama bu da sadece ona güven verip, onu konuşturması için tabii.. Ve, o hayran kalarak okuduğum mükemmel 'terapiler' bu şekilde başlamış oluyor..

    Başlarda yalnızca hasta rolü oynayan Breuer, bir süre sonra aslında gerçekten yardım isteyen biri oluyor ve Nietzsche'nin sorunlarını umursamamaya başlıyor. Nietzche ona yardım ederken, aslında o da kendine sonuç arıyor. Yalanla başlayan bu hasta-doktor ilişkisi, güzel ve sorunları çözülmüş bir dostlukla bitiyor.

    Konumuz bu şekilde. Benim bahsettiğim o 'terapiler' gerçekten çok güzeldi. Yeri geldi ağladım, yeri geldi notlar tuttum, yeri geldi kendimi buldum satırlar arasında. Ama bir şeyden eminim ki; kendime çok şey kattım bu kitabı okumakla. Keşke daha önce okusaymışım demedim asla. Çünkü daha erken okusaydım, şu anda hissettiklerimi hissedemezdim.

    'Amor Fati' yani; 'yazgını seç, yazgını sev' kavramını öğrendim. Gerçek bir dostun özlemini tattım. Keşke, Nietzsche gibi bir arkadaşım olsaydı dedim. Bu kitabın bir kurgu olduğunu bir türlü kabullenemedim. O kadar güzeldi ki, gerçek olmasını diledim. Ama aslında Nietzsche ve Breuer hiç tanışmamışlar. Psikoterapi onların görüşmelerinin bir sonucu değilmiş.. Bunlar beni üzdü, ama güzel olan diğer her şeyi düşününce bunları görmezden gelebiliyorum.

    Yıllar sonra açıp okuduğumda, cevaplar bulabilmek amacıyla kendime sorular bıraktım kitabın içine. İşte bu kadar çok sevdim Nietzsche Ağladığında'yı. Okumayan, okumayı düşünüp vakit ayıramayan, diğer kitapların bitmesini bekleyen herkese rahatlıkla söyleyebilirim ki; bırakın her şeyi, bu kitabı okuyun. Sağlıcakla kalın :)