• Aşk; hafife alınacak, yabana atılacak cinsten bir şey değildir. Sizi en olmadık zamanlarda, en olmadık yerlerde yakalar. Tuttuğu gibi yakandan bir silkeler. Dünyanı şaşırtır. Her şey allak bullak olur. Beni de yakaladı bu namussuz şey. Hem de epeydir uykusuzluk çektiğim günlerde tam da her şeyden vazgeçmişken. Nereden çıktı da geldi şimdi bu.

    Balkondaydım. Amâk-ı Hâyâl’deki Aynalı Baba yanımda oturuyordu. Nereden gelmişti, niçin gelmişti, şu an yanımda neden oturuyordu? Hiç bilmiyordum. Tek bildiğim, bir fincanla çalınan kapı sonra elinde tuttuğu bir ney, ardından bornoz daha sonrasında ise bir bavulla tekrar tekrar çalındığı ve bir noktadan sonra bu misafirliğin ev sakinliğine dönüşmesiydi.

    Aynalı Baba neyini eline almış bütün kuvvetiyle hayat veriyordu odaya. Ben de elime gitarı almış, tüm düzenin içine ediyordum resmen. Aynalı Baba daha fazla dayanamadı. Elimden, tuttuğum gitarı aldı. “Sen de eksik kal,” dedi. Müzik kariyerimi daha başlamadan baltaladığı için bir miktar üzüldüm o an. Sonra düşününce ben de hak verdim. Hem babam da demişti zaten “Sanatçı olup da n’apacaksın? Sigortası yok, maaşı yok, şusu yok busu yok. Aç oğlum aç bu sanatçı kesimi. Sen de milletin gönlünü hoş edeyim derken, ölür kalırsın. Öyle haybeye tıngır mıngır çalınarak olmaz o işler.”

    Mutfağa gideyim de güzel bir portakal kabuğunun içinde güzel bir kahve yapayım dedim. Tam portakalı soyup içine kahveyi doldururken kafamda bir acı hissettim. Aynalı Baba, elinde tuttuğu cezveyle kafama vurmuştu. “ Hiç yakışıyor mu? Senin gibi kerli ferli adamın ne işi olur bu tip uyduruk şeylerle. Bir de şuna bak güzelim portakalı murdar etmiş.”

    Sol elimin parmaklarını birleştirip izah işareti yaparak, “Aynalı Babacığım, anlıyorum seni ama ben düz bir insanım işte. Gördüğün gibi dümdüz bir insanım. Gördüğüm her yeni şeye meraklanır, evde kendi imkanlarımla denemeye çalışırım. Ama olmaz ki böyle. Sen de her şeyi böyle eleştireceksen, ayıralım yolları şimdiden olsun bitsin. Valla işimiz var yani!” dedim.

    Hayır, böyle değildi! Günler giderek birbirine benzerken; ben ise geçirmenin yollarını ararken kendimce uydurmuştum bunu da. Her şeyin, her zamankiliğe dönüştüğü bir gündü. Yine olduğum yerdeydim, yatağımda. Yüzüm tavana dönüktü. Çubuk kraker yiyerek, bir şeyler seyrediyordum. Terk edilmiş bir adam vardı. Bir kadının ve uçuşan bir atkının peşinden koşuyordu. Tam atkıyı yakalayacağı sırada, ayağı takılıp düşüyordu. Tekrardan yelteniyordu ve yine aynı şeyler oluyordu...

    Yaşanmış bir olay mıydı, yoksa izlediğim bir filmden bir sahne miydi, yorum sizlerin. Telefon çalışıyordu, zır zır. İzlediğim görüntüler birden kesildi. Birkaç çatlak ve boyası dökülmüş bir tavan kaldı geriye. Neredeydi bu telefon? Kesin yine bir banka arıyordur. Allem edip kallem edip kredi kartı aldırmaya çalışacaklar. Yer mi ulan bu Anadolu çocuğu? Yer. Bal gibi de yer.

    Açtım telefonu, “Hiç lafı uzatıp, uzun uzadıya anlatmayın. Ne siz yorulun ne de ben yorulayım. Gerçi ben dinlerim valla bak. Kerizim çünkü. Her şeyi, herkesi uzun uzun dinlerim.” dedim.
    “Efendim, anlamadım,” dedi sesin sahibi. “Ya ablacığım, neyse boş ver. Anlat bakalım şu kartın kaçırılmayacak bana özel cazip fırsatlarını,” dedim. “Efendim,” dedi. Canım ablacığım, tekrar tekrar ne efendimi. Aradın anlat da işte meramını.”

    “Bir yanlış anlaşılma oldu galiba. Müşteri hizmetleri temsilcisi değilim ben, Fulya’yım. Hatırlamadın mı beni Abdullah?” dedi. Yanlış aradınız herhalde hanımefendi burada Abdullah diye biri yok,” dedim. “Abdullah, yapma lütfen. Beni tanımamazlıktan gelme,” dedi.

    Sinirli bir ses tonuyla “Fulya hanım, tekrardan aynı şeyi dile getirmek istemiyorum ama ben Abdullah falan değilim. Aradığınız kişiyi de hiç tanımıyorum ve bu şahıs yüzünden zaten yeterince bankalar ve başkaları tarafından da sürekli rahatsız ediliyorum. Bir de siz başlamayın isterseniz, iyi günler.” diyerek telefonu kapadım.

    Telefonu bir köşeye fırlattım. Yataktan kalktım. Mutfağa gidip, çay suyunu koydum. Su kaynayıncaya kadar marketten birkaç öteberi alıp gelirim diye düşündüm. Montumu, cüzdanımı ve anahtarları yanıma alarak beş kat aşağı indim.

    Aşağı indiğimde, kapının girişinde ev sahibim, apartman yöneticisi ve bizim kapıcı Rüstem ağabeyle karşılaştım. Ev sahibim ve apartman yöneticisi baş başa vermişti. Neden ekmekleri ve gazeteleri getirmedin, çöpleri hâlâ toplamadın diyerek bizim kapıcı Rüstem ağabeyi paylıyorlardı. Rüstem ağabey ise insani bir durum olduğunu, dün çocuğunun rahatsızlandığını ve apar topar gece hastaneye gittiklerini anlatıyordu. “Bahane, bahane hep bahane diyordu,” apartman yöneticisi. Sen sürekli bir şeyler uyduruyorsun ve sürekli buna inanmamızı bekliyorsun. Ama artık yeter! Geçen ay topladığın aidatları bile daha getirmedin. Apartmanın elektriklerini üç aydır daha yatırmadım. Allah muhafaza elektrikleri kesseler ne diyeceğim insanlara, nasıl bakacağım insanların suratlarına? “

    Rüstem ağabey bir köşede öylece sessizce dinliyordu. Onun da kendince haklı sebepleri vardı. O da kandırılmıştı. Hiçbir şey demeden yanlarından sessizce ayrıldım apartmandan. Markete gittim. Öteberiyi alıp çıktım. Geldiğimde ortalık sessizleşmişti. Kimsecikler yoktu. Kapıyı kapattım. Su kaynıyordu. Çayı demledim. Karşıdaki aynadan kendimi gördüm. Sakallarım uzamıştı. Çay demini alıncaya kadar, traş oldum. Traş olmadan önce de bastım radyonun tuşuna. “Ferdi Özbeğen’den "Piyanist” çalıyordu.

    ...Bazen mutlu olur dünya kendinin sanır. Bazen hüzün dolu mum ışığına sığınır. Kim bilir kaç gece geçer böyle yalnız, duygulu. Hep birini arar gözleri uykulu...

    Kalanın ruhu hoş olsundu. Gidene yuh olsundu, ahımız olsundu. Ferdi Özbeğen ağabeyin ruhu, şad olsundu.

    Banyoya gidip, güzelce sinek kaydı traşımı oldum. Yüzümü kurulayıp, havluyu boynuma astım. Mutfağa gidip, çaya baktım. Çay demini almıştı. Tezgahtan ince belli bir bardak alıp, çayı doldurdum. Masanın üzerine, bugünün gazetesinin en okunabilir bölümlerini serdim. Marketten aldığım nevaleleri güzelce yerleştirdim. Kahvaltı sırasında haberleri okumaya başladım. Gündem yine yoğundu. Okudukça iştahım kapandı. Kalktım.

    Masadan çayımı ve küllüğümü aldım. Pencereye doğru yürüdüm. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu. Yüreğim hafif dalgalanıyordu. Yağan her yağmur damlası kendi yeryüzümden, gökyüzüme bir bir süzülüyordu. Süzülen her damla, kimi acı kimi tatlı anılarımı anımsatıyordu. Hiçbir şey sonsuza dek sürmezdi. Bunun farkındaydım ama sürebilmesi umudu bağlıyordu beni yaşama. Belki. Galiba...

    Tüm her şeyi bir odanın içine sürükleyip, arkamda hiçbir iz bile bırakmadan kapıyı kilitleyerek kendimi yağmurun kucağına bıraktım. Koştum, hiç durmadan. Durdum, hiç nefes almadan. Sokaklar geçtim. Sokaklar soludum. Sokaklar tanıdım. Ama işlerin ters gittiğini bir noktadan sonra fark ettim. Yüreğimi sıkıştıran bir şeydi bu. Hayır, yorgunluk değildi bu! Bu başkaydı. Bu başkaydı. Bu başkaydı.

    Eve dönme ihtiyacı hissettim. Ne zaman evden uzak olsam bunu yaşıyordum. Yağmur bile engel olamıyordu, içimdeki tedirginliğin bir yerde kaybolup gitmesine. Ceplerimi yokladım. Sırılsıklam olmuştu. Unuttuğum bir şey vardı sanki. Bir şeyi kaybetmişim gibi delicesine peşine düşmüştüm.

    Onca yolculuğa çıkabilmenin elbet bir geri dönüşü de olurdu. Son kullanma tarihi geçmiş bir duygunun tüketilmesi ve vücudu zehirlemesi gibi. Eve döndüm. Kaybettiğimi düşündüğüm şey, beni evde sessizce bekliyordu.

    Odaya girer girmez tüm benliğimi yakalayıp hapsetti bir odanın içine. Benliğim büyüdü. Sığmadı odaya, taştı. Bir köşede vicdan vardı. Aldım onu, taktım boynuma. Tekrardan döndüm sokaklara. İnsanların arasına karıştım.
    Yanımdan sessizce geçip gidenler oldu, fark edemediler vicdanı. Kimisi görür görmez kafasını eğdi. Utandı. Görmek istemeyenler, kaçtı. Vicdan, boynumdan koptu. Koştu peşlerinden. Yakaladı hepsini teker teker. İçlerine süzüldü.

    İlk kez bu kadar yorulduğumu fark ettim. Yorgunluğun dindirilemeyen acısını yüreğimin güneş görmeyen kısımlarında hissettim. Bir bank bulup iliştim. Bir süre denizi seyrettim. Elime taş alıp denize fırlattım. Bir an yine geldi o koşar adım uzaklaşma hissi.

    Denize doğru bekledik uzunca. Ben yağmura, yağmur bana dönüştü. Sonra ikimiz de aynı anda durduk. Dinlendik. Dirildik. Biraz birikmiştik. Özlemiştik. Anlattık birbirimize olan biteni. Ben değil, o konuştu. Sonra o da sustu, ben konuşmayınca. İkimiz sessizce anlaşmaya çabaladık. Olmadı. Vazgeçtik. Sahilden birkaç gemi kalktı. O son gemiye yetişti. Bindi. Gitti. Ben eve döndüm. O gece hiç ama hiç uyumadım. Anladım, dedim. Anladım.

    Eve döndüm. Apartmanın girişinde Rüstem ağabey ile çöpleri toplarken karşılaştık. Ağlıyordu. Durdum. Cebimden sigara paketini çıkardım. İki tane sigarayı art arda yaktım. Birini kendime, birini Rüstem ağabeye verdim. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Sordum sebebini anlattı. O anlattı, ben dinledim.

    "Köyden, amca oğlu dara düştü ağabey," dedi. "Kız kaçırmış. Babası da başlık parası istemiş, kızı vermek için. Eğer o başlık parası gelmezse ikiniz de köye gelmeyin, vururum demiş. Beni aradı böyleyken böyle oldu, dedi. Para istedi. Ben, kızın babasıyla arayı yapınca paranı tez elden yollarım amca oğlu dedi. Ben de topladığım tüm aidat paralarını ona yolladım. Sevgi önemli ağabey, dedi. Sevgi mevzubahis olunca boynumuz kıldan incedir. Sonra kalktım. Gittim. Vardım apartman yöneticisi, Şevki ağabeyin yanına. Anlattım durumu Şevki ağabey anlayışlı adammış. Tamam, dedi. Neyse bir ay oldu, iki ay oldu amca oğlu parayı yollamadı. Her gün telefon açtım. Bugün, yarın yollayacağım amca oğlu hele bir işleri yoluna koyalım da dedi. Ama o para hiç gelmedi. Sonra öğrendim ki, amca oğlu kızı da bırakıp kaçmış. Para da öyle gitti. Para çok mühim değil ağabey. Çalışır, kazanır bir şekilde öderim. Ama o kızı öyle yarı yolda bırakması çok kanıma dokundu.

    "Şevki ağabeyin yanına varıp sonra olanları bir daha anlattım Kimsenin borcu kalmaz bende. Peyderpey öderim ben, dedim. Şevki ağabey kalender bir insan da senin o ev sahibi yok mu ağabey burnumdan fitil fitil getirdi. Para da para dedi. Sonra Şevki ağabeyi de fişfikledi. Benim üzerime saldı. Parayı denkleştirip gideceğim Emrah ben de. Artık çok yoruldum," dedi.

    Cebimi yokladım. Yağmurun ıslaklığı hâlâ duruyordu. Rüstem ağabeye "bekle," dedim Apartman yöneticisi Şevki ağabeyin yanına çıktım. Kapıyı çaldım. Kapıyı eşi açtı. Bekledim. Şevki ağabey geldi. "Ne oldu Emrah oğlum hayırdır," dedi. "Hayır hayır ağabey," dedim. "Gel bakalım konuşalım," dedi.

    İçeri buyur etti. Girdim. Oturur oturmaz Selma yenge tepsiyle çay ve börek getirdi. "Yeni yaptıydık oğlum kokmuştur şimdi. Hadi sıcak sıcak hemen ye." dedi.
    Börek ve çayı masaya koyup konuşmaya başladım.
    "Şevki ağabey sözü uzatmayacağım. Buraya geliş sebebim, Rüstem ağabeyin bir miktar borcu varmış. Ona ben kefilim. Adam belli ki bir çıkmaza düşmüş. Gel etme eyleme. Ekmeğinin peşinde biri. Böyle birini de bulamayız bu devirde. Kalsın. Çalışsın. Öder borcunu maaşını aldıkça." dedim.
    Şevki ağabey razı gelmişti. Sonuçta kefili bendim. Dedim "müsaadenizle ben kalkayım. Size de akşam akşam rahatsızlık verdim."
    Müsaade senin oğlum. Her zaman gel."dedi Şevki ağabey. O ara Selma Yenge börekleri hemen bir saklama kabına koymuştu. "Sen teksin. Yemekle falan uğraşmazsındır şimdi. Al bakalım şunu diyerek elime tutuşturmuştu.

    Kapımın önüne gelmiştim. Tam kilidi yuvasına sokup çevirirken evde unuttuğum telefonum yeniden çalmaya başladı. Önce açıp açmamakta tereddüt ettim ancak canım çok sıkılıyordu. Bu yüzden telefonu açtım “Abdullah, niye böyle yapıyorsun? Ne kadar değiştin sen, seni son bıraktığımda hiç böyle değildin,” diyerek birbiri ardına sıralıyordu cümleleri karşıdaki ses.
    “Fulyacığım, insanı bazen bıraktığın yerde beklediğin şekilde bulamazsın,” dedim. “Heh, sonunda tanıdınız beni Abdullah bey! Bak bir de ayak yapıyordu sabahtan beri yok ben Abdullah değilim de falan da filan da. Hem sen böyle edebi konuşmazdın. Nereden öğrendin bakalım bu lafları, anlat hemen,” dedi.

    “Normal değil mi sence? Dile kolay sekiz yıl geçmiş. Ben o geçen yıllarda kaç yolu unuttum, kaybettim ve o süre zarfında çok kalp kırdım,” dedim. “Abdullah, anladığım şekilde konuşsana be kuzum,”dedi. “Sen de yeşilçamdaki kadın aktrisler gibi ezbere konuşuyorsun be Fulyacığım. Hiç değişmemişsin. Bıraktığım gibisin. Hâlbuki Aristo’nun akış kuramını da çok iyi bilirdin,” dedim. “Belli ki sen bana o gün çok kırıldın. Şimdi Aristo’yu bahane ediyorsun. Ama hiç dinlemedin ki çektin gittin. Sonra birkaç kez aradım, açmadın. Senin hakkında tek bildiğim, yurtdışına gitmiş olmandı,” dedi.

    Ne yapıyordum ben hiç bilmiyordum ama Abdullah olmak çok hoşuma gitmişti. Abdullah’a olan kızgınlığım gitmiş yerini bir miktar üzüntüye bırakmıştı. Abdullah gibi adam üzülür müydü be! Şimdi Abdullah’ın kırılmış kalbinin hesabını sormanın vakti gelmişti. Güç Abdullah’taydı.
    “Haksız değil miydim peki Fulya?” dedim. “Haklıydın ama dinleseydin bunları söyleyecektim sana,” dedi. “Ama söylemedin,” dedim. “Fırsat vermedin ki, fırsat verseydin bir bir açıklayacaktım,” dedi. “ Neyi açıklıyorsun Fulya! Bana martaval okumayı bırak lütfen. Hem ne oldu da bu kadar yıl geçtikten sonra tuttun aradın,” dedim. “Eski albümlere bakıyordum. Fotoğraflardaki biz olduğumuz günlere. Hani vardır ya Abdullah, bazı fotoğraflar insanın içini açar sonra ufacık bir gülümseyiş ve bir parça da gözyaşı gelir yerleşir suratına. İşte o yüzden aradım,” dedi

    Belli ki ortada bir yanlış anlaşılma vardı. Giderek işler sarpa sarıyor ve tatsızlaşıyordu. Ama Abdullah olmaktan da bir türlü vazgeçemiyordum. Fulya, Abdullah ile gittiği kamp günlerinden Abdullah'ın çok cesur ve kararlı olduğundan ve elinden her iş geldiğinden bahsedip duruyordu. Halbuki benim hayatımda hiç cesaret edebileceğim bir şey yoktu. Genelde birçok şeye aynı anda başlardım ve sadece bir başlangıç yapardım. Hiçbir zaman da sürdüremezdim. Abdullah gibi mücadele edebilen bir yapıya da sahip değildim hemen abandone olurdum ve onun gibi hiçbir iş de gelmezdi elimden. Hayatın beceriksiziydim ben.

    Fulya’ya artık gerçekleri açıklamanın vakti gelmişti. Sırf can sıkıntısından yaptığım bu ayıbın üstünü nasıl örtebilirim diye düşünürken, Fulya telefonun diğer ucunda ağlamaya başlamıştı. Teselli veriyordum, sakinleştirmeye çalışıyordum ama Fulya ağlayarak “Neden gittin aptal,” diyerek bağırıyordu. Ben ise, küçükken babamın bana kızdığı günlerdeki gibi başımı öne eğip hiç ses çıkarmadan halının desenlerine bakıyordum.

    Telefon öylece kulağımda durdu uzunca bir süre sadece Fulya’nın nefes alış verişlerini işitiyordum. Sessizliği bir türlü sevememiştim ve alışamamıştım da bu yüzden “Ben, Abdullah değilim Fulya,” dedim. “Biliyorum.” dedi ve devam etti. “Abdullah, sekiz yıl önce beni eve bıraktıktan hemen sonra arabasıyla trafik kazasında öldü. Ama ben ölmüş olduğunu bir türlü kabullenemedim bu yüzden de numarasını hiçbir zaman silemedim. Sanki tekrardan Abdullah'ın numarasını aradığımda hemen telefonu o dingin sesiyle açacakmış beni sakinleştirecek, kuş gibi hafifletecekmiş gibi hissediyordum. Kendimce bir Abdullah yarattım işte ve buna inandım. Kusura bakmayın sizi de rahatsız ettim bu saatte ancak tekrardan hayata karışabilmem için bunu yapmam ve onun olmadığını kabullenmem gerekiyordu,” dedi. Bir şey diyemedim, sustum her zamanki gibi. Sonrasında ise telefon kapandı.

    Telefonu kapatır kapatmaz, telefon tekrardan çalmaya başladı. Arayan bu sefer bir bankaydı. Açtım. “Merhaba, Abdullah Bey ile mi görüşüyorum,” diye sordu müşteri hizmetleri. Tüm içtenlikle cevap verdim: “Evet, buyurun.”
  • Kendimi tek bir cümleyle tanımlamam gerekse 'tam olarak hiçbir şey ama herşeyden de birazcık' diye tarif ederim.. Tam olarak hiçbir yere ait olamadım. Anneme göre evlatlığımda, sevgililerime göre sevme şeklimde bir eksiklik oldu hep. Aramadıkları sürece aramadığım arkadaşlarım vefasızlığımdan, kendileri için neredeyse hiçbir şey yapmadığım öğrencilerim ilgisizliğimden şikayet ettiler..
    Uzun yıllar önce bir balığım vardı, sahip olduğum ilk ve tek evcil hayvanım. Sazanaki'ydi adı. Hayvanı bana kakalayan arkadaşım Japon sazanı olduğunu iddia etmiş, ben de kabul etmiştim ve adını da Sazanaki koymuştum. Sevgilimden ayrılmıştım, canım çok sıkkındı, yaşayan, gözlerinin içine bakabaleceğim ve konuşmayan bir canlıya ihtiyacım vardı evde ve balık bu kriterlere son derece uygundu. Sonradan ortaya çıktı foyası, eve gelen nadir arkadaşlarımdan biri 'Ne Japon sazanı lan bildiğin kırmızı dere balığı bu' deyince büyü bozuldu. Ama sevmiştim ben hayvanı, ismini de değiştirmedim o yüzden. Öyle yaşadık gittik bir süre. Sadece uyuduğum ve içki içtiğim bir hafta boyunca yem vermeyi unuttum kendisine. Yaklaşık bir hafta sonra ayıldığımda fark ettim tabi durumu ama yem vermeye de üşendim. İnatla yaşamaya devam etti hayvan. Ben de merak ettim yem vermezsem ne kadar yaşar diye. Hesapta iyice zayıfladığını ve artık dayanamaz hale geldiğini görene kadar bekleyecek, sonra yemleyecektim kendisini. Hiç sesini çıkarmadı hayvan. Fizyolojisinde de bir değişiklik olmadı. Bir sabah kalktığımda öldüğünü gördüm. Çok asil bir ölüm dedim içimden ve alüminyum folyoya sarıp küçük bir cenaze töreniyle karşıdaki çamaşırcının kapı önündeki saksısına gömdüm. Sonra da aklıma bile gelmedi kendisi. Şimdi sorun şu. Aradan geçen beş yıl sonra ilk defa o balık için üzülüyorum ve şu an resmen gözlerim dolu. Yapmış olduğum hayvanlıktan dolayı gecikmiş bir vicdan azabı mı çekiyorum yoksa yaşlanmaya mı başladım bilmiyorum. Bildiğim şu, eğer bir balığınız varsa sakın onun açlıktan ölmesine izin vermeyin. Yoksa onbeş sene sonra bir akşam ferdi tayfur dinleyip acıbadem likörü içerken o balık birden aklınıza gelip içinizin sızlamasına ve ağlamanıza neden olabilir..
  • 35 yıllık otobüs şoförüyüm.İsmim Hayri Okumuş.Soyadim gibi okudum,tahsil gördüm bu yollarda milletin hikayelerinin pesinde.Adım gibi hayırlı hizmetlerde bulunurum hiç surat asmadan senelerce,mesafeleri yakınlaştırarak sevdiklerine .Emektar Kazım kimlere bağrını açtı,kimleri yüreğinde misafir etti saymakla bitmez.Onur konuğu bendim tabiki.En cok ben sürünce sevinirdi,rahatlardi cünkü.Hürmet ederdim kilometrelerce gittiklerine.Taşıdıklarına.En cok o anlardi ,en cok o dinlerdi beni.Simdiki kıytırık sözüm ona gıcır otobüsler çıkınca hurdaya gömdük cenazesini.Hırıltılarına,boğuk boğuk öksürüklerine tahammülü yok şimdiki konfor düşkünlerinin.Yok kliması çalışmazmış,yok sular sıcakmış,yok bilmem neymiş.Ne anlarlar ki derdiyle değerlenenlerin , hatıralara kucak açanlarin eskimeyen ve de eksilmeyen kıymetini . Yeniledikce silinmez ki yüreğimize dokunanlarin parmak izleri.

    Anons veriliyor .

    " İyi akşamlar, İstanbul – Hatay seferi yapan KT1000 sefer sayılı Yediveren Turizm'in Saygıdeğer Yolcuları otobüsünüz 5 dakika içinde kalkacaktır.Otobüsteki yerlerinizi alınız lütfen.Otobüsünüz 5 dk içinde hareket edecektir.Bizi tercih ettiginiz icin tesekkur eder,iyi yolculuklar dileriz."


    Otobüsteki yerimi aldım.18 saatlik uzun bir yolculuk bekliyor bizi.5 dakikanın dolmasını beklerken otobüse binen yolculara tebessüm edip,direksiyonu vesaire kontrol ettim.Isıldayan gözlerle "Kolay Gelsin Kaptan" selamlarını işitince yüreğime esenlik veriyor bazı yolcular.Sükür ,kedersiz bir yolculuk geçecek belli diyorum o zaman .Cok geçmeden burnunu sürekli çekip,ellerindeki mendille içli içli gözyaşlarını gizlemeye çalışan yolcularla göz göze gelince "kalbimin kalbine dokunurcasına sakladığım acılarım" yeniden günyüzüne çıkacakmışcasına korkarım,akordum da bozulmaya başlar.Ayrilik,hasret gibi duyguları kalbim de onlarla beraber yüklenerek, kaldırması güç bir bavulla yığılırım ben de koltuğuma .


    Gece yolculuklarını çok severim.Bundan dolayi hep de geceyi tercih ederim yapacagim seyahatlerde.Gece olunca yolcular uykunun kucağına emanet bırakırlar çoğu zaman yüklediklerini.Bazı zaman otobüse bebekli bir aile binince iş değişir tabiki.Sessizligin büyüsünü bozmak için yarişan cıyak cıyak bağırtılı ağlayislari yok mu çileden çıkarır insanı.O zaman direksiyona yüklenirim de yüklenirim,vitesi yükseltirim.Ayağim gazda. Yakarım bir cigara üç-beş...Püfletip dururum sıkıntıdan.Bebek cıyakladıkca kafam zonk zonk ağrımaya başlar.Zavallı annelerine tövbe ettirirler,bir daha uzun yolculuk yapmayacaklarina dair.Etraftaki yolcular bakışlarını onlara yöneltip göz taciziyle öf'leyip püf'lemeye başlayınca garibim anneler ne yapacaklarını şaşırıp, saklanacak bir köşe aramaya başlar.Otobüsün koridorunda bir ucundan annesi,diğer ucundan da babası dört elle sallayarak susturmaya çalıştıkları battaniyeyle kafalarına kadar çekip gizlenmek ister aileler, başkaları daha fazla rahatsız olmasın diye.Yolcular muavini başıma gönderip gönderip şikayetlerini hiç eksik etmezler.Söylenmeye başlarlar bu tarz bir yolcuyu otobüse aldığım icin.Yahu benim ne günahım var, anlayış göstersenize biraz.Yahu ben koca otobüsümle onca insanı şikayet dahi etmeden beşik sallar gibi piş pişş pişliyorum bunlar minnacık bebeğe garez edip ,asabımı bozuyor.Soför değil miyim arkadaş indireceksin en yakın molada.Yakalarından silkeceksin.Cekilmiyor bu tiplerle yolculuk.

    Kimi yolcular da tepelerindeki cılız ışığa aldırış göstermeksizin hoplaya zıplaya çevirirler okudukları kitabın sayfalarını.Kendilerini kitabın sayfalarına bırakıp, tabelaların yönünü çevirmeye çalışırlar kendi kalbi derinliklerine doğru .Kulakliklarindaki müziğin sesini açıp ,etraftan soyutlamaya başlarlar kendilerini.Kimi yaşlı teyzeler çantalarına sakladıkları elmalarla olmayan dişleriyle gacır gucur ettirerek midemin iştahını kabartirlar.Yahu insan bana da bir ikram eder.En önde oturan yolcular pür dikkat sabitledikleri bakışları ile ablukaya alırlar kelimelerimi çok konuşup da kaza yapmayayım diye.Hele sevdiğim müziğin sesini birazcık açınca,içtiğim sigaranın dumanı gayriihtiyari esen rüzgarla yüzlerini yalayinca yalandan öksürmeye başlarlar rahatsızlıklarını belirtirler yüzlerini ekşiterek.

    Kimi yolcularsa sırtını koltuğa yaslayıp, görünürde pencereden disarıyı seyrediyor gibi gözükse de çok uzaklara, bambaşka duygularla yaptıkları seyahatle kalbinin yollarını hor kullanır, aşındırır kendilerini.Daldıkları kuyudan çıkarmasını beklerler otobüsün onları.Aşmasini bekler aşılmazlarının.Otobüsün geride sektirmeyip ağaclari,dağları hızla geçişi gibi yollara emanet bırakırlar hatıralarını,özlemlerini ,
    hüzünlerini.Pırıl pırıl bir güne neşeyle uyanmanin özlemiyle yollardaki beyaz çizgileri ucu ucuna ilmekleyip bağlayarak,onlara sımsıkı tutunarak gönüllerinin istirahat edeceği tabelayla cıkışın,insirahin izini sürerler kayboldukları zifiri kuyudan.

    Muavin çay ,kahve servisine başlar.Yolcular silkelenip bir yudumda canlanmaya başlar.35 yıllık şoförlük hayatımda şu dikiz aynası ne hikayelere şahitlik yaptı bir bilseniz.Onlarin hikayesiyle kalbi irtibat kurup,kendi hikayemi mayalayıp her zamanki gibi yollara sığınırım ben de.

    -Kamiiiiiiiiiil...
    -Bir okkalı kahve bana da.
    Dertler koyu,yıllar boyu ...

    Kamil getirir kahvemi.Cigaram düşmez elimden üst üste iki, üç,dört.Radyoyu karistiririm.Bir frekansta cakılı kalır arabesk yüreğim aniden.Ah be Müslüm Baba'dan...

    "Ne çabuk tükendi olduğun günler
    Yine mi hasretler yaşayacağım
    '
    '
    '
    Gitme gitme gitme ne olursun"

    Ah be Nalan seninle hayaller kurarken nasıl da beni sensizliğe ittin.Senden sonra tabelalar küstü bana.Yönümü kaybettim.Sen beni sensiz bıraktın başka bir adamla evlenerek.Duydum ki çocukların da olmuş.O günden beri bıraktım kendimi yollara.Düsürdüklerimizi toplasa da getirse,seni bana diye.'Hayalle yaşarken gerçek dünyada ,zamanı içmisiz haberimiz yok'.

    Harcanıp gitmisiz,acı günlere gözyaşı ekmisiz haberimiz yok.Yaktın be Müslüm Baba .Yeter yollara akıttığımız gözyaşları.Ömür geçiyor be Nalan.Meğer aynı kitaba bakıp farklı hayallerin sayfalarını çevirmişiz seninle. Eriyip gidiyoruz.Gözlerimden süzülen yaşlarla,yüzüme yüzüme vuran güneşin ışıklarıyla kavrulan yüreğimle birlikte ızdırap çeken ruhum gökkuşağına kavuşsun istedim çok mu ? Şunu unutma ama Nalan seni seven kalbim otobandan hiç sapmadi,istikametini şaşırmadı. Çok geç.Gitme,gitme ne olursun.Gidersen bir daha dönmeyeceksin.

    Gizlemeye çalıştığım el hareketiyle yanağımda süzülen gözyaşlarımı hızla silerek,muavini çağırdım yanıma.Saatime baktım.Epey zaman geçmiş.Hatiralarimda boğulmusum resmen.Evladim mola anonsu verir misin?Muavin mikrofonu burnuna ve ağzına yapıştırarak boğuk boguk çıkardığı kalın sesiyle ;

    -"Sayın Yolcularımız otobüsümüz yarım saat yemek ve ihtiyaç molası verecektir.Lutfen degerli eşyalarınızı otobüste bırakmayınız.Kaybolan eşyalarınızdan firmamız kesinlikle sorumlu değildir.İyi yolculuklar dileriz.Tesekkurler."

    diye papağan gibi sıralamaya başlar talimatları ezberinden Kamil ...

    ~Bizim kayıplarımız ne olacak peki evlat dedim sessizce mırıldanarak...~

    Ben ise kendi hikayemi kucaklayıp dikiz aynasindan yüzleştiğim hikâyelerin üstüne beyaz bir şerit çekip yollara bırakırım hislerin mezar taşlarını.Yollar yutar çünkü geçmişin enkazını.Lavobaya gidip yüzüme soğuk su serperek çıkmaya çalışırım gömüldüğüm gecmisimden,tatlı hatıralarımdan.

    Mola bitti.Hangi durakta kalmis olursa olsun yureginiz, yolculuk ve hayat devam ediyor.Sonu mutsuzluk bile olsa sırf beraber yürümek ,beraber yolculuk yapmak için bile birkaç tatlı anıyla idare edersiniz buruk bir gülümsemeyle.İcimiz guzel goruntulere muhtaç.Anilarla teselli oluyorum ben de. Gönlümüzün istirahat edeceği yüreklerle icimizin yollarının kesişmesi dileğiyle.Aynı yönde seyir eden,plakası belli olan gönüllerle karsilasmak dilegiyle.Rabbim kalp kazalarından muhafaza etsin bizleri.Onun etkisi çok daha feci.İyi yolculuklar.
  • ( Adam koltukta yatmaktadır. Elinde ısırılmış elma vardır, elinden kaymış düşmüştür. Etraf dağınık, kağıtlar etrafa saçılmıştır. Kapı çalar, adam dayanamaz kapıyı açmaya gider. )

    ADAM – Ben sana kaç sefer diyeceğim Azray?. ( Şaşkın ) Siz kimsiniz?.
    KADIN – Özür dilerim, apartman ışığına basacaktım ama sizin zile basmış oldum.
    ADAM – Önemli değil canım.
    KADIN – Siz Sır olmalısınız?.
    ADAM – Tanışıyor muyuz?.
    KADIN – Yok buraya büyük harflerle yazmışsınız da…
    ADAM – ( Kapı Girişine bakar. ) Ha… evet… Sırrı olmayan bir sır ( Gülümserler. ) Siz?.
    KADIN – Yeni taşındım aslında, hemen üstünüzde oturuyorum artık.
    ADAM – Orası perili diye düşünmeye başlamıştık.
    KADIN – Tık derken?.
    ADAM – Ev arkadaşım, Azray… Sizi o sandım.
    KADIN – Hım.. ( Gülümser. ) Anladım.
    ADAM – Zaten anlayışlı bir kadın olduğunuzu sezmiştim.
    KADIN – ( Tutamaz kendisini. ) Sizin de, esprili yanınız halinizden belli oluyor.
    ADAM – ( Adam çıplaklığını fark eder, kapının diğer tarafına yaslanır. ) Çok özür dilerim, işte öyle bir anlık öfkeyle kalkınca, insan zararla oturuyor işte. Şey diyecektim, yardıma ihtiyacınız var mı?.
    KADIN – Yok hallettik her şeyi, teşekkür ederim.
    ADAM – Şey diyecektim…
    KADIN – Dediniz az önce şeyi… ( Gülümser. )
    ADAM – Yok, yani bir hoş geldin kahvesi arzu eder miydiniz, tabi ben hemen üstümü değiştirip, yapabilirim, üstümü derken, altımı yani?.
    KADIN – Tamam olur, o zaman bende bu eşyaları bırakıp geleyim.
    ADAM – Süper, nasıl tercih ederdiniz kahvenizi?.
    KADIN – Orta…
    ADAM – Baş üstüne, başımın üstünde yeriniz var zaten…
    KADIN – ( Gülümser. ) Teşekkür ederim, tamam bekle hemen geliyorum ben. ( Kadın hızlıca gider. )
    ADAM – Linda… ( Adam uzun bir süre anlamsızca durur. Kapıyı kapatır. ) Yok hayır, şaka olmalı bu... Linda… ( Yukarıya bakıp sevinir. ) Kahve!. ( Koltuğun orada ki pantolonu hızlıca geçirir. Mutfağa geçer. Kapı çalar. ) Ne çabuk!. Ama daha kahveleri yapmadım. ( Kapıyı açar. Azray elinde laptopuyla kapıdadır. ) Azray hiç hoş gelmedin, hemen sektire sektire git. ( Yüzüne kapıyı kapatır. Kapı hem zil, hem yumruklanır. ) Off!. ( Kapıyı açar. Azray bir hışımla içeri girer. )
    AZRAY – Nereye gidiyorum oğlum burası benim de evim!.
    ADAM – Yahu Azray!. Hayatımın kadını gelmiş, başımın üstüne konmuş, birazdan buraya kahve içmeye gelecek. Sen burada oturuyorsun, it’s a amazing!. Shit the fuck!.
    AZRAY – Ne oldu oğlum heyecandan beynin mi yandı?. Tamam gelsin gideriz.
    ADAM – Olmaz seni burada görürse ürke bilir.
    AZRAY – ( Kahkaha atar. ) Niye lan! Hayatında insan mı görmemiş?.
    ADAM – Bak sen öyle aralarsan topu, yok yok senin gibi bir kıl yumağı görmemiş, hadi biraz yumuşattım.
    AZRAY – Oğlum kız nereden geliyor?
    ADAM – Ya tutma beni lafa, daha kahve yapacağım, anlamıyor musun?. Ben sana böyle mi davranıyorum?. Üstümüze taşınmış, Linda oğlum o!
    AZRAY – Üstümüze mi?. Ooo beyimizin telleri yanmış, sen benden gizli bir şeyler mi kullanıyorsun lan bu evde?. Oğlum yukarısı boş, az önce kedi kaçtı, onu çıkarttım dışarı, lan şimdi anladım… bende diyorum pantolonu niye giydi bu herif?. ( Adam hızlıca yukarı çıkar. Azray Laptopu açar bir şeyler tıkırdatır... Sır kapıdan girer üzgün ve anlamsız bir halde. ) Oğlum erken geldin, misafir bulduğunu da yerdi bir şeyler yeseydin…
    ADAM – Ama…
    AZRAY – Tamam oğlum olur arada, sakinleş, relax man, calmn down, okey?. Bak etrafın azına sıçmışsın zaten, yine bir şeyler mi yazıyorsun?.
    ADAM – Linda…
    AZRAY – Çok sarıyorsun oğlum, çok içine giriyorsun yazdıklarının, böyle olmaz, profesiyonel düşün lütfen. Yazdıkların sana hükmetmemeli, sen yazdıklarına hükmetmelisin, gel böyle koca oğlan… ( Adam gelir koltuğa Azray’ın kucağına uzanır. ) Sen bence yazma hacı, benim gibi ol, yazılımcı ol, kodlar türet. Eskide kalmış öyle hayallerde yaşamak, artık kodlarla orta da her şey.
    ADAM – Linda, beklesem gelir mi?...
    AZRAY – Şekicem Linda’na, tamam sakin ol oğlum, benimde vardı bir Manolyam, ne oldu sonra? Elalemin oldu, eminim onlarında şimdi Lindasıdır, Marifaritikosudur, anlatabiliyor muyum?. Yok işte, hayal ettiklerimiz, hayal ettiğimiz gibi olmuyor, olsaydı hayal etmemiş olurduk. Ya oğlum sen beni yaz, uzakta arıyorsun mevzuları, konu yakınında.
    ADAM – Hayır, ben zaten huylandım zaten kardeşim de bir an öyle… Çok gerçekçiydi oğlum, ilk defa yaşadım bu mevzuyu anlıyor musun?.
    AZRAY – Ben çok yaşadım. ( Adam doğrulur. )
    ADAM – Sahi mi lan?.
    AZRAY – Tabi oğlum sana her baktığımda, gerçekten böyle bir insan var mı acep, cidden yaşıyor olabilir mi, diye düşünmüyor değilim yani.
    ADAM – Aman be geç dalganı sen…
    AZRAY – Sır,
    ADAM – Efendim.
    AZRAY - Sana bir sır vereceğim.
    ADAM – Bravo Zıbaray, İlkokul 3 esprileri ( Alkışlar ) Kahve içiyor musun?. Kime niyet, kime kısmet.
    AZRAY – Yap içeriz… orta olsun…
    ( Işıklar söner. Açıldığında adam koltukta yine benzer pozisyonda uzanmaktadır. Yine etraf kağıtlar, Kapı çalar. Direnir kalkmamak için, sonunda dayanamaz kalkar. )
    ADAM – Yahu senin anahtarın ( Kapıyı açar. ) sen?.
    KADIN – Ama sen hala çıplaksın?.
    ADAM – Nasıl yani?.
    KADIN – Üstünü değiştirip, yani altını. ( Gülümser. ) Gerçi değiştirmek yeni bir boxer demek olur neyse anladın sen işte, kahveleri koymayacak mıydın?.
    ADAM – Evet, ama sen yoktun?.
    KADIN – Uyudun mu yoksa?
    ADAM – Lan uyudum mu yoksa?.
    KADIN – Pardon?.
    ADAM – İnanmıyorum ya uyudum ben.
    KADIN – Evet halbuki çok istekliydin?.
    ADAM – Hala öyleyim. Yani kahve koymak konusunda, lütfen içeri geç lütfen, ( Koltuğun üzerinden Pantolonu alır. ) Biraz dağınık kusura bakma lütfen, orta içiyordun değil mi?
    KADIN – ( Kadın etrafa anlam vermeye çalışarak ) evet… Bu kağıtlar ney böyle?.
    ADAM – ( İÇERİDEN SESLENİR ) Sen keyfine bak geliyorum.
    KADIN – ( Kadın koltuğa oturur. Yerden rasgele bir kağıt alır, okur. ) Gözyaşı doğdu geceye, doğup durmaktan, ölmeyi beceremedi. Tuhaf, öldükçe yeniden doğuyor aynı yerden, acaba bu spermi, kim akıtıyor gözlere?. Gözler çocuk sahibi, çocuklar yetim. Linda, ağlama yeter… ( ADAM Girer. Kahveyi uzatır. ) Sen şair misin?.
    ADAM – Yok be canım, öyle kendimce karalıyorum bir şeyler diyelim.
    KADIN – Şey mi yapıyorsunuz şu an, mübalağa.
    ADAM – ( Gülümser. ) Yok henüz yapamadım.
    KADIN – Ama çok güzeldi, gerçekten gözlerimize kim koyuyor acaba sperm mi?. ( Adam kahvesini içerken etkilenir. ) Şey diyeceğim…
    ADAM – Evet…
    KADIN – Linda kim?.
    ADAM – Siz ( Toparlamaya çalışır. ) Yani sizin gibi bir bayan, yani kadın, hanım efendi.
    KADIN – Bir özelliği yok mu yani?. Herkes gibi mi?.
    ADAM – Yok, aslında çok özelliği var.
    KADIN – Açıklayabilirsin bana Kerem?.
    ADAM – Kerem mi?.
    KADIN – Evet, Kerem?.
    ADAM – Yani aslında ona çok benziyorsun.
    KADIN – Kime Linda’ya mı?.
    ADAM – Evet, yani O’sun diyebilirim, değilsen de o zaman Linda kim?.
    KADIN – Tamam sen nasıl istersen, öyle olsun olur mu?. Sen yazarsın, istediğin zaman silersin.
    ADAM – Peki sen nesin?.
    KADIN – Kağıt… Her şeyini üzerime işliyorum…
    ADAM – Şey diyeceğim…
    KADIN – Tabi söyleyebilirsin Ekrem
    ADAM – Kerem değil miydim?.
    KADIN – Ekrem?.
    ADAM – Linda sen misin?.
    KADIN – Sen nasıl istersen öyle dedim değil mi?.
    ADAM – Ama, sen yoksun, yoktun, yok…
    ( KADIN Adamı öperken ışıklar söner. Işıklar açıldığında Adam neredeyse Azray’ı dudaklarından öpecektir. )
    AZRAY – Napıyorsun şu an mesela?. Kim var rüyanda?. Beni öpüyorsun şu an mesela, lan gorum gorum kafana!
    ADAM – ( Fark eder. ) Hasiktir. Rüya mıydı lan, oğlum Azray kalk hastaneye gidelim.
    AZRAY – O nereden çıktı?.
    ADAM – İyi değilim abi ben, bir şeyler oluyor bana, Linda.
    AZRAY – Yine mi Linda?. Birader, insanın ayarını bozuyorsun ama oğlum niye böyle büyük yaşıyorsunuz anlamıyorum. Yok öyle bir aşk, hep filmlerin, oyunların etkisi bunlar. Gerçekten seven insanlar buluyor oğlum birbirini ya da birbirlerine ait değiller başka doğruları bulduklarında fark ediyorlar. Hayat real anlıyor musun, gerçek, sana bir şey olduğu yok, sadece kabullenmiyorsun, kafanı yaşamak istiyorsun, ama öyle bir kafa yok kardeşim, kabullenmek istemiyorsun ama ben sana bir Sır vereyim mi?. Gerçekten… siz bundan keyif alıyorsunuz, yani yabancı yüzlere benim gibi Manolyayı yapıştırmaktan ve o yabancı yüzlerde aynı şeyi yapıyorlar zaten!. Lan oğlum hiç sevmem kendisini çok ama Şeykss Pirrr boşuna dememiş lan cidden “ Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup “ aşk “ sanıyorsunuz!. “ sen sanıyor musun ki bu adam yaşamadı?. Yaşadı ki yazdı, onun da mesela bir Juliet’i, ne biliyim, neydi, neydi, neyse boşver, vardı işte bir şeyleri ha! Hamleti, gerçi hamlet erkekti değil mi?. Ham atlet ( Sırıtır. Adam Yüzünü hiç bozmaz. ) Ya kardeşim hem adam tee ne zaman söylemiş azına sıçıyım, kapat oğlum ağzını sıçarım cidden. ( Ağzını kapatır. ) Biraz feyzlenin, bari adamın yaşına hörmet edin.
    ADAM – Ben kendimi mi kaybettim acaba?. Adım ne benim?.
    AZRAY – Sır…
    ADAM – Yok hayır, Kerem…
    AZRAY – Si Kerem, non capisco! Oggi a te, domani a me!.
    ADAM – Ne?.
    AZRAY – Yani diyorum ki, bugün sana olan, yarın bana olur.
    ADAM – Hayır hayır, Ekrem…
    AZRAY – Güzel kardeşim, senin adın Sır… Anlıyor musun?. Ve sen kafayı falan yemedin tamam mı?. İnatçılık ediyorsun diyorum sana. Ya her derdin bitti azına sıçayım bir Linda’sı kaldı. Oğlum kira var, ne biliyim elektirik var, su var, interneti var, kıçımın kenarı anca yatıyorsun boyuna.
    ADAM – Şey diyeceğim…
    AZRAY – Deme şey mey, gidiyorum ben… ( Kalkar ) Uslu dur… ( Çıkar gider. Adam pantolonunu giymiş olduğunu fark eder. Kadın havluyla saçlarını kurulayarak girer. Yeni duştan çıkmış gibidir. )
    KADIN – Aşkım…
    ADAM – ( Şaşkın ) Aşkım?.
    KADIN – Neyin var senin?.
    ADAM – Bende merak ediyorum, neyim var acaba?. Sanırım ben delirdim.
    KADIN – Bundan on, on beş dakika önce formun gayet yerindeydi ama.
    ADAM – Lan yoksa, bir saniye!. Özür dilerim lan diye bir giriş yaptığım için ama yapbozu tamamlamaya çalışıyorum. Biz burada en son öpüştük değil mi?.
    KADIN – Evet...
    ADAM – Azray yoktu?.
    KADIN – Azray?.
    ADAM – Ev arkadaşım.
    KADIN – Ben geldiğimden beri onu, hiç görmedim Serhat.
    ADAM – ( Sinirlenir. ) Serhat kim ya?.
    KADIN – Sensin…
    ADAM – Ya ben anlam veremiyorum, sanırım ara ara halüsinasyonlar görüyorum, yediğim bir şey mi dokundu acaba?.
    KADIN – İyisin sen aşkım, hiçbir şeyin yok senin.
    ADAM – ( Sırıtır. ) Aşkım?.
    KADIN – Aşk… ( Omuzlarına biraz masaj yapar Adamın )
    ADAM – Oy canım ya, Linda…
    KADIN – Efendim erkeğim, paşam, haşmetlim!
    ADAM – Allah allah!.
    KADIN – Havluyu bırakıp geliyorum hemen, bekle beni.
    ADAM – Hemen gel ya da dur gitme!.
    KADIN – Neden?.
    ADAM – Sen gidince, her şey de gidiyor, aklım gidiyor, sen aklımda bir hayal oluyorsun, gitme…
    KADIN – ( Kadın adamı öper. ) Korkma canım, buradayım, geçti o tüm olanlar tamam mı?.
    ADAM – Tamam… ( Arkasından bakar uzun bir mühlet. ) Yoğunlaş kopma oğlum buradan, aklını başka şeylere ver ama buradan kopma, ( Adım atarken ayağına takılan kağıdı alır okur. ) Kadın adamı öper. Korkma canım, buradayım, geçti o tüm olanlar tamam mı?. Adam – Tamam… Arkasından bakar uzun bir mühlet. Yoğunlaş kopma oğlum buradan, aklını başka şeylere ver ama buradan kopma, Kadın gelir. ( Kadın gelir. ) Adam… ( Kadına bakar. ) Hasiktir!. Nasıl ya?.
    KADIN – Ne oldu hayatım?.
    ADAM - Yaşadıklarımız?.
    KADIN – Ne varmış yaşadıklarımızda Gürkan?.
    ADAM – Ya değiştirme beni lütfen!. ( Kağıtlara bakınır. ) Yaşadıklarımız, hepsi yazılıyor mu?. Yoksa yazıldı mı?. Yoksa ben mi yazdım bunları?.
    KADIN – Hiçbir şey anlamıyorum dediğinden biraz daha açar mısın konuyu lütfen?.
    ADAM – ( Adam sayfayı bulmuştur. ) Al buyur. Kadın – Hiçbir şey anlamıyorum dediğinden biraz daha açar mısın konuyu lütfen?. Adam – Bak.
    AYNI ANDA – ( Adam kağıttan okur. ) Delirdin galiba sen?.
    ( Sessizlik. )
    ADAM – Bir saniye… ( Diğer kağıtları arar. ) Devamı?. Devamı nerde?.
    KADIN – Neyin devamı hiçbir şey anlamıyorum Ferit,
    ADAM – Ya beni değiştirip DURMA!. LÜTFEN!.
    KADIN – Teşekkür ederim Ahmet, hep bana kızıyorsun haksız yere!.
    ADAM – Lanet olsun!.
    KADIN – Biraz sakin olur musun?. Cengiz?.
    ADAM – Lütfen!. Sus artık!. Sen Linda değilsin!.
    KADIN – Hani ben oydum?.
    ADAM – Sen o değilsin, bende senin dediğin gibi Cengiz, Ahmet, Serhat ve diğerleri değilim tamam mı?.
    KADIN – Hani ben oydum?.
    ADAM – Ya değilsin, değilsin işte, olsan olurdun, niye anlamak istemiyorsun?. Ben Cengiz değilim diyorum sana veya Kerem, değilim lan hiçbiri!. Anlıyor musun beni?.
    KADIN – Hani ben oydum?.
    ADAM – Sen o olduğuna inandın!.
    KADIN – Sen demedin mi?.
    ADAM – Evet, ben dedim özür dilerim!. Seni o sandım!.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    ( Azray kapıdan girer. )
    AZRAY – Vay müdür! Ne yaptın ya?.
    ADAM – Azray kağıtları sen mi karıştırdın, veya attın mı?.
    AZRAY – Yenge kim?.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – Af buyur yenge?.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – Kim?.
    ADAM – Ya Azray buradan kağıt mağıt attın mı sen?.
    AZRAY – Hayır…
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – O’sun sen bacım, ne diyor bu ya?.
    ADAM – Herhalde replikleri bitti.
    AZRAY – Replikleri bitti derken?.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – Lan O’sun desene oğlum sende?
    ADAM – Tamam O’sun sen…
    KADIN – Seni seviyorum!.
    AZRAY – Vay…
    KADIN – Aycan ben şimdi çıkıyorum tamam mı?.
    AZRAY – Aycan kim ya?.
    ADAM – Hacı ben delirdim…
    KADIN – Aycan sana dedim?.
    AZRAY – Ne olduğunu bir çözsem.
    KADIN – Geç kalmam tamam mı?.
    AZRAY – Memnun oldum ben Azray bu arada.
    KADIN – Sana haber veririm, sende bir şey olursa beni ararsın. Bu arada ben Linda…
    AZRAY – Memnun oldum Yenge. ( Adam ve Azray kadının gidişini izler… ) Ne oluyor burada Sır?.
    ADAM – Abi kafamı toplayamıyorum.
    AZRAY – Neden ki?.
    ADAM – Ya Azray ağlayacağım sinirden…
    AZRAY – Tamam sakinleş patron!. Otur şöyle, 5,4,3,2,1 sakinleş 5,4,3,2,1 nefes al, ver.
    ADAM – Az –
    AZRAY – Dur hemen konuşma bekle… bir kafanı toparla, hiç iyi gözükmüyorsun!.
    ADAM – Tamam…
    AZRAY – Evet?.
    ADAM – Bir saniye…
    AZRAY – Aha kafası geldi.
    ADAM – Sen o kadını gördün mü?.
    AZRAY – ( Taklidini yapar. ) Hani ben O’ydum!. Hani ben O’ydum!.
    ADAM – Gördün yani?.
    AZRAY – Sende takılı kaldın galiba?.
    ADAM – Ya Azray, ben yazdığım şeyi yaşamaya başladım galiba.
    AZRAY – Bunu yeni mi anladın?.
    ADAM – Nasıl?.
    AZRAY – Dedim ya ben sana çok içine giriyorsun, yazarken yaşıyorsun diye…
    ADAM – Hasiktir!. Yazdığım şeyi yaşıyorum!.
    AZRAY – Ahanda Şok Tiyatrosu!.
    ADAM – Sana niye bu kadar doğal geliyor mevzu?. Sen şaşırmıyor musun?.
    AZRAY – Artık o kadar çok şaşırdım ve şaşırmaya devam ediyorum ki, tepki veremiyorum güzel Sırrım benim…
    ADAM – Bu kadın nereye gitti ki?.
    AZRAY – Ne biliyim oğlum sen yazıyorsun, ben mi yazıyorum!.
    ADAM – Gördün mü sen kadını hala cevap vermedin?.
    AZRAY – Sır… Üzülerek söylüyorum, gördüm ama oğlum ben senin harbi delirdiğini düşünmeye başladım. Şimdi sen diyorsun ki bu kadını, ben yazdım öyle mi?.
    ADAM – Öyle kağıtlar da replikleri yazıyordu.
    AZRAY – E nerde oğlum kadın?.
    ADAM – Ne biliyim?
    AZRAY – Madem yazarı sensin, o zaman kadın nerde?.
    ADAM – Bir saniye… ( Masanın başına geçer. Yazmaya başlar. ) Kadın içeri girer. ( Kadın evin kapısından içeri girer. )
    ADAM / AZRAY – Hasiktir!.
    AZRAY – Vallahi geldi lan!. Bir tane de bana yazsana hacı!.
    ADAM – Bir saniye, Kadın –
    İKİSİ AYNI ANDA – Benim adım Linda.
    AZRAY – Vay anasını!.
    ADAM – Linda, sen isen lütfen sabit kal yalvarırım. Değişme lütfen ve değiştirme beni!.
    KADIN – Anladım artık her şeyi…
    ADAM – Gerçekten mi?.
    AZRAY – Gelin gelin önüme geçin…
    KADIN – Evet… Geç oldu ama öğrendim, özür dilerim her şey için.
    ADAM – Asıl ben özür dilerim…
    KADIN – Hep sen haklıydın, evet artık kabul ediyorum.
    ADAM – Hangi konu da?.
    KADIN – Hepsi…
    ADAM – Linda?.
    KADIN – Evet ben O’ymuşum, inatçılık ettim.
    ADAM – Ya ben?.
    KADIN – Sen benim Sırrımsın…
    AZRAY – Ve iki mutlu çift gibi sarılırlar!. ( Adam ve Kadın Sarılırlar!. ) Çok klişe oldu!. Ayrılın… ( Kadın ve Adam ayrılırlar. ) Gelin yanıma oturun… İşin tuhaf tarafı ne biliyor musunuz?.
    ADAM – Ne?.
    AZRAY – Siz yoksunuz…
    KADIN – Evet?.
    ADAM – Ne?.
    AZRAY – ( Kadına ) Kusura bakma, bunu biraz yaratırken asalak oluşturdum karakterini, geç anlıyor. Gerçi beni canlandırıyor ama mevzuyu geç anlıyor.
    ADAM – Nasıl yani?.
    AZRAY – Oğlum sen yoksun…
    ADAM – Nasıl yani?.
    AZRAY – Baya…
    ADAM – Linda?.
    AZRAY – O da yok…
    ADAM – Nasıl yani?.
    AZRAY – ( Kadına ) Biraz asalak oluşturduğumu söylemiştim değil mi?. Linda da yok… Yani aslında varsınız ama, kodlardan ibaretsiniz. Yazılımlardan oluşturduğum bir robotsunuz o kadar. Bilinçaltımı tazeliyorum sizle, güzelleştiriyorum desem yeridir. Neler yaşadığınızı çok iyi anlıyorum, çünkü bende yaşadım. Belki bende yokumdur ne dersiniz?. ( Projeksiyondan bu kısımlar WORD sayfası olarak sahneye yansır. ) Belki beni de şu an biri yazıyordur olamaz mı?.
    ADAM – Olabilir.
    AZRAY – Hadi siz beni gördünüz, mutlu sona erdiniz, hafızalar sıfır!. Ya ben, onunla konuşabilecek miyim acaba?.
    ADAM – Evet şu an konuşuyor olabilirsin mesela…
    AZRAY – Hasiktir lan!. Beni teşkoya mı getirmeye çalışıyorsunuz?.
    ADAM – Yo…
    KADIN – Sende yoksun…
    AZRAY – Yok artık…
    ADAM – Evet…
    AZRAY – Yapmayın gençler, bunu kaldıramam…
    ADAM – Kaldırırsın, tabi böyle yazılırsa, neden olmasın?.
    AZRAY – Oy… İliklerime kadar soğudum resmen… Yani hiçbirimiz yokuz öyle mi?.
    ADAM – Evet… ( Karakterler Seyirciyi Görür. )
    HEPSİ AYNI ANDA – Hasiktir!.
    AZRAY – Ne yani lan? Hepsi bir Tiyatro Oyunu muymuş?.
    ADAM – Hacı niye kızıyorsun ki, yoksun :)
    AZRAY – Aga ben rolümü acayip sahiplendim ya!
    KADIN – Emir neyi keserdi.
    ADAM – Demiri keser.
    KADIN – O kadar keskin yani.
    AZRAY – Yazar boş yapıyor şu an.
    ADAM – Hep biz mi yapacağız?
    AZRAY – Vay anasını kendini güvene aldı.
    KADIN – Adam şu an çayını içiyor biliyor musunuz?.
    AZRAY – Kızım o bilgiyi bize vermedi sana verdi, sayende öğrendik, teşekkürler Linda. Gerçi sen artık Linda değilsin.
    ADAM – Aslında hepimiz O ‘nun ürettiği hayalden ibaretiz, burada ki her şey canlı cansız…
    AZRAY – Öyle mi?. Seni hep salak hayal etmiştim ama zekisin.
    KADIN – Benim repliğim için baya düşündü, ne yazacağını sapıttı.
    AZRAY – Boş yapacak yer arıyor diyorum anlamıyorsunuz.
    ADAM – Biz onun beyninin içindeyiz hacı.
    AZRAY – Zeki çocuk bu ya!. Neyse ben ona da dertleniyorum.
    KADIN – Kime?.
    AZRAY – Yazar ve burada ki herkese…
    ADAM – Neden ki?.
    AZRAY – Sanırım onlarda bizim gibi ama daha mevzu onlarda patlak vermedi.
    ( OYUNUN BİTİMİNE SON 3 DAKİKA…
    BUNDAN SONRASINI ARTIK KADER YAZAR…
    AMATÖR YAZAR’DAN BURAYA KADAR…
    OYUNCULAR KARAKTERİNDEN SIYRILIP ÖZLERİNDE NASIL DİLERLERSE DAVRANSINLAR. OYUN GÜNÜ,
    OYUNUN SONUNU, KADER BELİRLEYECEKTİR…
    BAŞ YAZAR’A SEVGİLERİMLE… )
  • Geçmişin hatırına, akreple yelkovan geri döner mi?

    (Sahnede ki bankta oturan Aslı, cep telefonuyla oynayıp saçma sapan fotoğraflar çekmektedir. Sağ taraftan sahneye giren Alp, Aslıyı görür. Göz göze geldiklerinde fonda bir aşk şarkısı başlar, ardından ışık loş hale gelir. Sahne normale döndüğünde Alp tereddüt eder ama sonra Aslının yanına gider...)
    ALP – Merhaba, yanınız boş mu?
    ASLI – Pardon?
    ALP – Özür dilerim.
    ASLI – Pardon?
    ALP – Yabancı mısınız? (Kendi kendine.) Alp ne salaksın! Yabancıysa nasıl cevap verecek bu soruya, hiç kafan basmıyor hiç!
    ASLI – (Hafif gülümseyerek rolünü devam ettirir.) I am from England.
    ALP – Ben de severim İngiltere’yi (Yanına oturur.) Bir de İngilizce bilsem, tam süper olacaktı. Çok güzelsin ve çok tatlısın, kayısı reçeli gibi. Ne diyorum ben ya?
    ASLI – Do u speak English?
    ALP – English, evet severim. Yeah English! Şansıma bak ya, her neyse iyi günler hanımefendi. Sizinle konuşamamak beni delirtiyor.
    ASLI – Delirtiyor?
    ALP – Evet delirtiyor. Acayip hissediyorum, şey gibi… (Aslı tip tip bakar.) Şey değil ya şey gibi
    yani bir çiçeğin kokusunu koklamak isteyip de koklayamamak gibi.
    ASLI – Enteresan.
    ALP – Evet enteresan, yani böyle enteresan şeyler oluyor bana şu an. (Birden şok olur.)
    Pardon? Türkçe biliyor musunuz?
    ASLI – Ben Türk’üm zaten
    ALP – Siz öyle konuşunca, ben sizi yabancı zannettim.
    ASLI – Komik görünüyordunuz, ben de bozmak istemedim.
    ALP – Pot kırdım sanırım.
    ASLI – İsmin Alp mi?
    ALP – Evet.
    ASLI – Ben de Aslı, memnun oldum.
    ALP – Ben de. Burada mı yaşıyorsunuz?
    ASLI – Hayır, akrabaların yanına geldik, normalde İngiltere’de yaşıyorum.
    ALP – İngilizcenin nereden geldiği belli oluyor.
    ASLI – Evet.
    ALP – Peki neden orada yaşıyorsunuz?
    ASLI – Asıl sormak istediğin soru bu mu?
    ALP – Hayır, sadece zemin hazırlıyorum.
    ASLI – Bence direkt sorman gerekiyor.
    ALP – Emin misin? O zaman beni sapık sanabilirsin.
    ASLI – Saçmalama senden hoşlanmasam, seninle konuşmaya başlamazdım değil mi?
    ALP – Aslında evet, neden geveledim ki?
    ASLI – Sor.
    ALP – Tamam, benimle evlenir misin?
    ASLI – Saçmalıyorsun!
    ALP – Bu en son soru olacaktı, pardon. Tamam, sevgilin var mı?
    ASLI – Var. Ne oldu? Kıyamam kaldın öyle.
    ALP – Böyle bir cevap beklemiyordum açıkçası.
    ASLI – Biliyorum. Bir daha alalım mı?
    ALP – Tamam, sevgilin var mı?
    ASLI – Yok.
    ALP – Sizin kadar güzel bir bayanın yalnız olmasını anlayamıyorum doğrusu.
    ASLI – Bak ama saçmalıyorsun.
    ALP – Neden ki?
    ASLI – Var dediğimde üzülüp, büzülüyorsun. Yok dediğimde olmamasını anlayamıyorsun karar ver.
    ALP – Benim olmanı istiyorum!
    ASLI – Mal mıyım ben?
    ALP – Of, iyice bok ettim (Ağzını kapatır.) Yani iyice saçmaladım değil mi?
    ASLI – Evet.
    ALP – Peki… Yaşın kaç?
    ASLI – Mantıken aynı yaştayız ya da benden bir yaş büyüksün. Neden bu soruyu sordun ki?
    ALP – Tanımak için sanırım.
    ASLI – Başka bir soru bul.
    ALP – Çalışıyor musun?
    ASLI – Evet, bir barda striptizciyim.
    ALP – Anladım.
    ASLI – Neden garipsedin ki?
    ALP – (Gevelemeye çalışır.)
    ASLI – Doktorum.
    ALP – Süper.
    ASLI – Çok ilginç, doktor olunca süper, striptizci olunca yüzün değişti. Devam et bakalım.
    ALP – Bu benim suçum değil ki.
    ASLI – Benimde de değil. Her neyse, peki biz çıkarsak kuralların illâ ki olur değil mi?
    ALP – Evet, mesela eteğe karşıyım.
    ASLI – (Kahkaha atar.) O niye?
    ALP – Bir erkek senin bacaklarına bakarsa ben kendimi kötü hissederim, anlıyor musun? Hem niye etek giymek istiyorsun ki?
    ASLI – Ben sana kot giyme diyor muyum? Sen niye beni kısıtlıyorsun?
    ALP – Allah Allah ya, ne alakası var.
    ASLI – Tamam, tartışalım mı?
    ALP – Tamam olur.
    ASLI – Söyle bakalım, neden etek giymemi istemiyorsun?
    ALP – Dedim ya, erkeklerin bacaklarına bakmaları hoşuma gitmez. Şimdi diyelim sen etek giydin (Canlandırır.), karşıdan biri geliyor ve bacaklarına böyle öküz öküz bakıyor. Ne bakıyorsun hayvan! Hayır, yani ben de bakıyorum ama öyle öküz öküz değil. (Pot kırmıştır. Aslının bakışlarından sonra kırdığı potu düzeltmeye çalışır.) Ama bu öküz şimdi ilk defa görmüş gibi bakıyor.
    ASLI – Demek sen de bakıyorsun?
    ALP – Sevgilim varken bakmıyorum.
    ASLI – Ya siz ne biçim insanlarsınız?
    ALP – Neyimiz varmış?
    ASLI – Hem sana bakılmasından hoşlanmam diyorsun, hem de başkalarına bakarım diyorsun. Bu ne saçmalık?
    ALP – Ama sevgilim varken bakmıyorum dedim.
    ASLI – Dürüst olalım, bakıyorsundur.
    ALP – İyi de, göze hapis konulabilir mi?
    ASLI – Ne kadar yalancısınız.
    ALP – Allah Allah ya, sizin kadar profesyonel olamıyoruz maalesef.
    ASLI – Bir saniye bir saniye, sen bize yalancı mı diyorsun?
    ALP – Estağfurullah
    ASLI – Arapça’da estağfurullah aynen demekmiş.
    ALP – Aynen
    ASLI – Yani aynen mi diyorsun?
    ALP - Aynen
    ASLI – Bu taş çok ağır geldi.
    ALP – Sizinkiler de öyleydi hanımefendi.
    ASLI – Ben doğruları söyledim
    ALP – Ben de… Bir de sizin şu ayna manyaklığınıza ne demeli?
    ASLI – Ne varmış?
    ALP – Uzaylı olsam ayna sizi doğurdu zannederim.
    ASLI – O nerden çıktı?
    ALP – Hayatınız aynaya bakmakla geçiyor.
    ASLI – Kendimize bakmak suç mu yani?
    ALP – İyi de, sevgilinize o kadar çok bakmasınız be!
    ASLI – Tekrar genelleme yapıyorsun.
    ALP – Ne yani, sen de yapıyorsun.
    ASLI – Saçmalıyorsun şu an.
    ALP – O niye?
    ASLI – Siz de futbol bağımlısısınız, hiçbir maçı kaçırmazsınız.
    ALP – Gündemi takip ediyoruz.
    ASLI – Maç izlemek gündem mi?
    ALP – Evet, hem maç izlerken zevk alıyoruz.
    ASLI – Biz de aynaya bakarken aynı zevki alıyoruz
    ALP – Peki, siz kızların tuvalet sevdası ne olacak? Bir yere gidildiğinde hemcinsiniz olmasın… Bak sayısı fark etmez. Hemen kaş göz anlaşmasıyla “Tuvalet” sözü duyulduğu an aynı anda tuvalete gitmeyi nasıl başarabiliyorsunuz? Yani muhteşem bir anlaşma. Evden çıkmadan önce saatlerinizi ayarlamanız gerekiyor. Ayna anda tuvalete gidip… (Canlandırır.) -Ay seninde mi geldi canım. -Ay valla benim ki de geldi. -Haydi o zaman el ele tutuşup sıç(Aslı keser.)
    ASLI – Saçmalama, tabi ki aynı anda ihtiyaç gidermesi yapmıyoruz.
    ALP – Neden aynı anda tuvalete gidiyorsunuz o zaman?
    ASLI – Biz kızlar, sizin gibi rahat olamıyoruz da o yüzden. Ya konuşulması gereken özel bir şey vardır ya da transfer edebileceğimiz özel şeyler.
    ALP – Şey mi (Elleriyle kuş uçma hareketlerini yapar.)?
    ASLI – Evet ped. Zaten şu regl sizde olsaydı, o zaman neler yapardınız çok belli.
    ALP – Ne yapardık?
    ASLI – (Kız erkek rolüne bürünür.) -Senin ki geldi mi bilader? -Yok lan, tık yok. - Dengesiz bilader ondan. -Oğlum, sen dengesizsin de ondan…
    Aranızda ki ped transferi halka açık olur kesin, sigara ister gibi. (Devam ettirir rolü.) -Versene bir çift kanatlı. - Az kaldı oğlum. - Lan ver, ben alırım birazdan. Ya da kesin böyle abuk sabuk espriler üretirsiniz. (Devam ettirir rolü.) Ne biliyim senin ki kurşunlu mu, kurşunsuz mu?
    ALP – Ne kadar komik
    ASLI – Bence komik
    ALP – Peki pijama partisine ne diyeceksin?
    ASLI – Pijama partimizin nesi varmış? Sizin içmek için toplanmanız gibi bir şey. Hem erkekler pijama partisi yapsa o da komik olur. Yatağın üzerinde oturup sohbet eden, atletli ve kıllı erkekler…
    ALP – Yine genelleme yapıyorsun.
    ASLI – Tamam, kapatalım bu konuyu.
    ALP – Peki.
    ASLI – Ben kalkıyorum.
    ALP – Neden?
    ASLI – Gitmem gerekiyor.
    ALP – Peki ama neden?
    ASLI – Sapık mısın ya? Sebebini neden söylemek zorundayım ki sana? Kimsin sen?
    ALP – Neden yalan söylüyorsun ki? Rahatsız oldum demen yeterli. Sen otur, ben kalkarım.
    ASLI – Tamam kalk.
    ALP – Emin misin?
    ASLI – Evet
    ALP – Peki ben kalkarsam, ne yapacaksın burada tek başına?
    ASLI – Sen gelmeden önce ne yapıyorsam onu yapacağım.
    ALP – Ne yapıyordun ki?
    ASLI – Önümde oturan yaşlı çifti izliyordum.
    ALP – Ben de onları izlemek için geldim zaten.
    ASLI – Siz erkekler hiç yalan söyleyemiyorsunuz.
    ALP – Ne yani, yaşlı çiftleri sadece bayanlar mı izliyor?
    ASLI – Resmen benden hoşlandın, neden söylemekten çekiniyorsun ki?
    ALP – Allah Allah, o çifti izlemeye geldim. Of! Söylemek istemiyorum, çünkü… ( Aslı sözünü keser.)
    ASLI – Çünkü?
    ALP – Çünkü sözümü kestin. Her neyse gidiyorum.
    ASLI – Bir saniye, senin burcun neydi?
    ALP – İkizler
    ASLI – Belli.
    ALP – Belli olan ne?
    ASLI – Bir dakikada unutursun, testler öyle söyler.
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Hemen aldatırsın, hiç düşünmeden.
    ALP – Allah Allah, babanın burcu ne?
    ASLI – İkizler ne var bunda?
    ALP – O zaman annene söyle, baban anneni aldatıyor. Ne oldu sustun?
    ASLI – Biz neden tartışmaya başladık ki?
    ALP – Bilmem.
    ASLI – Ben konuyu değiştireyim o zaman. Sen gelmeden önce bir haber okumuştum, dur sana da okuyayım (Yanında ki gazeteyi alıp haberi okumaya başlar.) Türkiye´de bir ilk oldu ve Avrupa Birliği Hibe Fonu´yla AB standartlarına uygun tuvalet yaptırıldı. Gaziantep´in Türktepe Mahallesi´nde, tarihi Kültür Yolu üzerine yaptırılan ve 80 bin euroya mal olan tuvalet oldukça konforlu. Alafranga olarak yapılan tuvalette; müzik sistemi, sensörlü çeşmeler, çocuk bezi değiştirme bölümü ve klima bulunuyor.
    ALP – Güzelmiş. Ben oraya sıçmaya kıyamam… Peki, bunun bir süresi var mı?
    ASLI – Ne gibi?
    ALP – Yani zaman tutuyorlar mıdır?
    ASLI – Sanmam.
    ALP – O zaman kötü. Ben oranın müşterisi olsam, çıkmam tuvaletten. Düşünsene sıcaktan bayılıyorsun dışarıda içeriye giriyorsun serin serin çıkar mısın? Çıkmazsın tabi bir de başlamışsın tam olaya… Tam bitmiş çıkacaksın en sevdiğin parça nedir?
    ASLI – Grup Gündoğarken’den; ”Seni gördüğüme sevindim.” Bayılırım.
    ALP – Ciddi olamazsın, ben de bayılırım. Her neyse, işte düşün, en sevdiğin parça çalıyor. Uzatırsın, o bitene kadar orada böyle beklersin. (Aslı güler.) Ama öyle değil mi?
    ASLI – Çok tatlısın
    ALP – (Ufak bir çocuk gibi) Geyçekten mi?
    ASLI – Evet
    ALP – Sen de öylesin.
    ASLI – Ben söyledim diye söylemene gerek yok.
    ALP – Gerçekten öylesin.
    ASLI – Bence kibarlık olsun diye söylüyorsun.
    ALP – Of! Neden takılıyorsun buna?
    ASLI – İçten söylediğinden emin olmak istiyorum, takılırım tabi ki.
    ALP – İçten olmasa niye söyleyeyim ki?
    ASLI – İşte, ben söyledim diye.
    ALP – Yine mi tartışıyoruz?
    ASLI – Arkadaşım Birben’e çok benziyorsun.
    ALP – Birben mi? O ne biçim isim ya?
    ASLI – Nesi varmış?
    ALP – Enteresan. İlk defa duyuyorum. Şiir gibi… Bir ben vardı, benden uzakta… Oysa ki benlerim çok yakında.
    ASLI – Komik
    ALP – Teşekkür ederim. Ne zaman gideceksin İngiltere’ye?
    ASLI – Hiçbir zaman
    ALP – Kesin dönüş mü yaptın?
    ASLI – Hayır, ben burada yaşıyorum.
    ALP – İngiltere’de yaşıyorum demiştin.
    ASLI – Yalan söyledim.
    ALP – Neden ki? Sapık mı sandın beni?
    ASLI – Saçmalama lütfen aşkım ya.
    ALP – Tamam aşkım.
    ASLI – Yarın ne yapıyoruz?
    ALP – Deniz kıyısında çay içeriz birtanem.
    ASLI – Deniz kıyısına bayılırım, bilirsin.
    ALP – Bilmem mi? Ben de sana bayılıyorum.
    ASLI – (Çocuklaşır.) Yaaa, bak kızaracak yanaklarım yine.
    ALP – Kızarsın o elma yanakların senin, yerim onları ben, yerim!
    ASLI – Aşkım burada tanışmıştık, hatırlıyor musun?
    ALP – Unutur muyum birtanem? Biraz gürültülü bir şekilde olmuştu ama... Ne yapalım, hem boşuna dememişler;”İlk aşklar kavgayla başlar” diye.
    ASLI – Kesinlikle katılıyorum, sevgilim benim.
    ALP – Gözlerini kapatır mısın?
    ASLI – Neden?
    ALP – Sadece iki saniye için. Aç deyince aç.
    ASLI – Tamam.
    ALP - (Ayağa kalkıp toparlanır. Bir iki deneme yapar. Aslının önüne diz çöküp, cebinden söz yüzüklerini çıkartır. İşaret verir. Grup Gündoğarken – Seni gördüğüme sevindim şarkısı çalmaya başlar.) Açabilirsin şimdi.
    ASLI - (Aslı gözlerini açar ve yüzükleri görür, şok geçirir.) İnanmıyorum, evlenme teklifi mi bu?
    ALP – Yok hayatım, söz yüzüklerimiz. Yani yüz de ellisi diyelim.
    ASLI – Şoktayım şu an. Bizim parçamız bu da, inanmıyorum ya!
    ALP – Sevgilim, aşkım, birtanem, hayatımın anlamı, güzellik abidem... Sen hayatıma girdin gireli bu hayat hiç olmadığı kadar güzel olmaya başladı. Sen, seni, seninle yaşamama izin verir misin? Beni benden daha çok seven sen, benimle evlenmeye, bir yuva kurup ölünceye dek benimle birlikte olmaya, iyi günde, kötü günde her daim yanımda olmaya, aşkımızı ölümsüzleştirmeye söz verir misin?
    ASLI – (Duygulu ve titrek sesiyle) Tabi ki sevgilim (Yüzükler parmaklara geçer. Deli gibi sarılırlar. Birden Aslı şiddetle Alp’i itmeye, Alp ise tekrar sarılmak için onu çekmeye başlar.
    Aslı ağlamaklı, vurmaya çalışır. Alp geri kaçar.)
    ALP – Yemin ederim sandığın gibi değil, yemin ederim.
    ASLI – Nasıl ya? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Söyler misin, ne yaptım Alp!?
    ALP – Nasıl inanırsın aşkım? Ben seni bu kadar severken, böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün? Sevgilim alkollüydüm gerçekten, yemin ederim. Ne yaptığımı bilmiyordum.
    ASLI – Sen ne biçim bir insansın ya! Nasıl ne yaptığını bilmiyordun? Fotoğraf bile çekilmişsin!
    Ne yüzle? Her şeyi geçtim, benim arkadaşımla, Birbenle nasıl yaparsın
    ALP – Hayatım, aşkım, her şeyim inan bana. Durum bildiğin gibi değil. Birben’in tuzağı bu, yüzleştir bizi istersen.
    ASLI – Bana verdiğin sözü tutmadın Alp! Sen benim kahramanımdın. Sen benim en sevdiğimdin. (Yüzüğü çıkartıp suratına atar. Alp yüzüğü alır cebine koyar.) Artık gözümde bir hiçsin! Hiç! (Tam gidecekken geri döner. Mutlu ve sevinçli bir şekilde sarılır Alp’e.) Aşkım çok
    özür dilerim. Gerçekten çok özür dilerim, beni affedebilecek misin?
    ALP – Tabi ki sevgilim, (Yüzüğü tekrar takar.) seni çok seviyorum. Nasıl öğrendin peki?
    ASLI – Birben her şeyi anlattı. Zaten hiçbir şey olmamış.
    ALP – Hatırlamıyorum demiştim.
    ASLI – Biliyorum birtanem, biliyorum. Sana nasıl güvenemedim, neden dinlemedim bilmiyorum. Beni affet aşkım.
    ALP – Çoktan unuttum birtanem. Bak atalarımız boşuna dememişler.
    ASLI – Ne demişler?
    ALP – Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır diye.
    ASLI – Bu durumda Tilki ben mi oluyorum yani?
    ALP – (Gayet mutlu normal) Evet
    ASLI – (Ciddi) Ben mi oluyorum Tilki Alp?
    ALP – Evet tatlım
    ASLI – (Sert bir şekilde) Bu durumda Tilki ben mi oluyorum ALP!
    ALP – Yok kıyamam yok canım. Tilki de benim kürkçü dükkanı da sen değilsin canım benim.
    ASLI – (Gülümser) Ya ben seni çok seviyorum.
    ALP – Ben de hayatım, içimde sana karşı o kadar büyük bir sevgi var ki. Seni sevgimle boğmaktan korkuyorum. Görüşmeden geçen 1 haftada öyle özledim ki. Her anımı seni
    sevmekle geçiriyorum…
    ASLI – Beni affetmen için Allah’a o kadar yalvardım ki.
    ALP – Cumaya mı gittin tatlım?
    ASLI – Alp!
    ALP – Özür dilerim canım.
    ASLI - Bugün beni görmek istemeyeceğinden korktum.
    ALP – Kıyamam sana.
    ASLI - O kadar çok korkuyordum ki, beni bırakıp gitmenden. Ben sana doyamıyorum aşkım, asla da doyamam. Biliyor musun, kokunu hissetmediğim o bir hafta, nefessiz kaldım.
    ALP – Doğaldır aşkım parfüme bayıldığım parayı biliyorsun.
    ASLI – Alp!
    ALP – Pardon aşkım özür dilerim devam et sen.
    ASLI - Seninle cennete benzeyen odam, sensiz soğuk ve karanlıktı.
    ALP – Elektrikler mi gitti evde?
    ASLI – Alp ağlayacağım şimdi ama!
    ALP – Özür dilerim sevgilim benim.
    ASLI - Sensiz çok yalnızdım, sensiz çok çaresiz… Sen yokken yatağım bile o kadar büyük geldi ki, boğulacağım sandım.
    ALP – Hayatım bak karışmayım karışmayayım diyorum. Sen tek kişilik yatakta yatmıyor musun? Nasıl büyük gelebilir ki ya?
    ASLI – Alp burada moda girdim! Sen neden girmiyorsun moda! Söyler misin Alp sen neden girmiyorsun!
    ALP – (Aslının birden çıkışıyla ufalmıştır resmen.) Şu andan itibaren giriyorum sevgilim. Bak girdim ağlıyorum hatta ühühü
    ASLI – Kıyamam sana. İyi ki beni affettin sevgilim. Seni gerçekten çok ama çok seviyorum.
    (Sarılırlar.)
    ALP – Hoş geldin hayatım.
    ASLI – Hoş bulduk. Saçımı beğendin mi?
    ALP – Evet, her zamanki gibi
    ASLI – Nasıl her zaman ki gibi?
    ALP – Her zaman ki gibi güzel işte aşkım.
    ASLI – Hayatım kuaförden geliyorum.
    ALP – Of! Birinci çinko.
    ASLI – Demek kuaföre gitmeme gerek yok? Her zaman çirkinim, öyle mi?
    ALP – Ya saçmalama, ben seni her halinle seviyorum.
    ASLI – Ne yani, çirkin olduğumu kabul mü ediyorsun?
    ALP – Of! İkinci çinko.
    ASLI – Tamam Alp, iltifatların için teşekkür ederim. Ben senin için güzelleşeyim, sen bana bu şekilde davran. Çok mu çirkinim? Söyler misin, çok mu çirkinim?
    ALP – Estağfurullah
    ASLI – Alp! Estağfurullah Arapçada aynen demekti.
    ALP – Tombala… Ne alakası var hayatım ya, Arabistan’da değil, Türkiye’deyiz. Lütfen, beni hep yanlış anlıyorsun. Ben, saçını yaptırmasan da çok güzelsin, her halini beğeniyorum demek istemiştim. Sen benim meleğimsin, seni ilk gördüğümde dedim ki: ”Ulan, bu melek cennetten nasıl düştü buraya. Hayır düştü de bir yeri nasıl acımadı” dedim sonra “Ulan dedim bakıyorum. Melek mi Paris Hilton mu o olsaydı çok güzel olurdu (Aslının bakışından sonra.)
    ama ondan bile daha güzel.” Dedim yani Meleğim diye boşuna demiyorum.
    ASLI –(Çocuklaşır.) Geyçekten mi?
    ALP – Gerçekten bebeğim, çok güzelsin. Makyajın çok güzel.
    ASLI – Onu biliyorum geç.
    ALP – Saçların güzel
    ASLI – Onu da biliyorum geç.
    ALP – Kıyafetin güzel, küpeler falan her şeyin süper ohh…
    ASLI – Bir ses duydun mu?
    ALP – (Bozuntuya vermemeye, çalışır bir yandan da poposunu yeller.) Yo, duymadım. Ne sesi?
    ASLI – Senin olduğun yerden geldi. Telefonunu falan mı düşürdün yere? (Aslı Alp’in yanına doğru gelirken)
    ALP – Yo, yo, yo bu taraf sağlam, bu taraf sağlam gelmene gerek yok bu tarafa.
    ASLI – Bu koku da ne? İğrenç! Ne kadar iğrenç bir koku bu ya
    ALP – Abartma öyle kokmaz o.
    ASLI – İnanmıyorum sana. Of! Alp bunu yaptığına gerçekten inanmıyorum.
    ALP – Ne yapayım? Tuttum, sıktım popomu sıkabildiğim kadar, her zaman geri kaçardı bu sefer kaçmadı. Pof dedi çıktı. Ne yapabilirim, insani bir ihtiyaç nihayetinde.
    ASLI – Of iğrençsin Alp . Sevgilim yanımda osurdu, şaka gibi.
    ALP – Allah Allah! Gören de adam öldürdüm sanacak. Osurduk be! Amma abarttın.
    ASLI – Ben senin yanında burnumu karıştırıyor muyum? Balgam çıkartıyor muyum? Iyy,
    osuruyor muyum?
    ALP – Osur. Ben karışıyor muyum? Hem evde osurmadım, açık havada osurdum. Dağılır bu anlıyor musun?
    ASLI – Anlamıyorsun. Açık hava, kapalı hava söz konusu değil. Benim yanımda osurdun Alp.
    ALP – Tamam Aslı, sen de osur fitleşelim.
    ASLI – Kusura bakma, ben senin kadar pis olamam.
    ALP – Beni takdir edeceğine ne yapıyorsun.
    ASLI – Neyini takdir edeceğim?
    ALP – Ne kadar güzel, maske takmıyorum tamamen doğalım.
    ASLI – Kusura bakma ama bu hayvanlık, doğallık değil.
    ALP – Hayvanları seviyorsun ama.
    ASLI – Tamam Alp, kapatalım şu konuyu.
    ALP – Ben açmadım zaten bu konuyu, açan tarafım da ayda yılda bir konuşuyor.
    ASLI – Of iğrençleşme.
    ALP – Tamam.
    ASLI – Annem diyor ki: ”Artık istemeye, gelmeyecek mi seni?”
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – 8 yıl oldu deyo, ne zaman resmiyete dökeceksiniz deyo, daha ne kadar daha böyle sürecek merak ediyorum deyo.
    ALP – Baban ne deyo?
    ASLI – Bir şey demiyor, bir şey demedi yani. Ne alakası var?
    ALP – Baban bir şey demiyorsa, annen diyorsa 1-1 beraberlik var ama. Şimdi anneyi dinlersek baba kırılır bize. Üzülür yani.
    ASLI – Ne yani, beni istemeyecek misin?
    ALP – Ne alakası var? Ben sadece 8 yıl lafına taktım, ne olmuş 8 yıl olmuşsa? Dün böyle bir şey demiyordu?
    ASLI – Uzun olduğunu anlatmaya çalışıyor aşkım, anladın mı?
    ALP – Ne yani 7 yıl 12 ay 29 gün uzun değil de, 8 yıl mı uzun gelmiş? Bir günde vahi mi inmiş kadına?
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun anladım. Ne yani bitti mi, içinde ki sevgi?
    ALP – Ya ne alakası var? Sadece evlilik beni korkutuyor, büyük bir sorumluluk bence. Emin olmadan böyle bir riske girmek istemiyorum sadece.
    ASLI – Evlenmeden nasıl bilebiliriz ki?
    ALP – Nasıl olacak peki?
    ASLI – Üstesinden geliriz.
    ALP – Ben evlendikten sonra, maddi problemler yüzünden aşkımızın bitmesinden korkuyorum.
    ASLI – Üstesinden geliriz sevgilim. Yeter ki aşkımız bitmesin, yeter ki her daim birbirimizi sevelim. Hem bak ben de çalışırım, birlikte üstesinden geliriz.
    ALP – Ne dedin sen?
    ASLI – Üstesinden geliriz dedim?
    ALP – Ondan sonra
    ASLI – Bende çalışırım dedim.
    ALP – (Sert) Ne!
    ASLI – Bende -
    ALP – Ne!
    ASLI – Be-
    ALP – Ne! (Delirmiştir.) Ulan Alp’in karısı çalışıyor dedirtir miyim lan ben? Yok öyle şey. Bunu duymamış olayım Aslı!
    ASLI – Ya hayatım saçmalama. Elim ayağım tutuyor. Evde oturmak için evlenmiyorum. Seni seviyorum ve seninle mutlu bir yuva kurmak, çocuklarının annesi olmak, birlikte yaşlanmak için evleniyorum.
    ALP – Aslında mantıklı düşününce, çalışmamak benimde işime gelir. Doğru diyorsun. (Birden değişir.) Ya sen ne akıllı bir kadınsın. Seni seviyorum ben ya. (Sarılırlar. Loş ışık verilir.)
    ASLI – Saat geç oldu aşkım, zar zor çıktım evden. Ne oldu? Çok merak ettim.
    ALP – Öyle önemli bir şey yok canım. Sadece seninle paylaşmak istediğim ve içimi kemiren bir şey var.
    ASLI – Nedir o birtanem?
    ALP – İstersen otur Aslı.
    ASLI – Neden bu kadar soğuk konuşuyorsun Alp, bir şey mi oldu?
    ALP – Aslı hiç uzatmayacağım. Ben tekrardan aşık oldum.
    ASLI – Nasıl yani?
    ALP – Seni bugüne kadar aldatmadım, aldatmayı da hiçbir zaman istemem. Ben tekrardan aşık oldum.
    ASLI – Kime?
    ALP – Dünyalar güzeli birine. Gözleri o kadar güzel ki, görsen hak verirsin belki. O da beni çok seviyor. Hem de dünyalar kadar. Onunla evlenmeyi bile düşünüyorum. O da aynı şeyi düşünüyor sanırım. Biliyorum senin için üzücü ama sana hiçbir zaman yalan söylemedim. Her zaman dürüst oldum, bugün de böyle olmak istiyorum. Onunla evleneceğim. Hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
    ASLI – Gerçekten mi?
    ALP – Evet. Kıyamam sana (Başını okşar.) tamam senin için üzücü ama ne yapalım… Ben onunla evlenip hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
    ASLI – İnanmıyorum sana. Ya bana verdiğin söz ne olacak?
    ALP – Ben sözümü tutuyorum.
    ASLI – Nasıl tutuyorsun? (Söz yüzüğünü çıkartmaya çalışır.) Al bunu ona ver!
    ALP – Aslı onu çıkartma, bir saniye. Ben sözümü tutuyorum dedim sana. Aşık olduğum kişi sensin. Dünyalar güzeli kimim var senden başka? Bu dünyada, beni benden çok sevebilecek kim var? Seni seviyorum ben be!(Bora Öztoprak – Seni seviyorum parçası girer. Tam da nakarattan.) Benimle evlenir misin Aslı’m? (Cebinden yüzüğü çıkartır. Diz çöker yüzük kutusunu açar.)
    ASLI- (Aslı biraz bakar.) Hayır, evlenemem! (Müzik birden kesilir.)
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Çünkü, eğer sen çağırmasaydın yarın ben yanına gelecektim. Biraz önce, başka birine aşık olduğunu söylediğinde içten içe sevindim. Çünkü ben başka birine aşık oldum Alp.
    ALP – Kim lan o! Kim o. (Ağlar gibi.) Kim o, kim o, kim o?
    ASLI - (Alp’in yaptığı gibi oda saçlarını okşar) Tamam senin için üzücü ama az önce sana kızarak:”Ya bana verdiğin söz.” derken, içimden gülüyordum. Aslında onu tanısan sen de bana hak verirsin. Dünyalar tatlısı ve çok yakışıklı.
    ALP – Tabi tanışırız nerede oturuyor! Söyle nerede oturuyor!
    ASLI - Bu evlenme teklifini bu şekilde yaşamak istemezdim ama beni şok ettin. Tabi ki de seninle evlenirim ALP! (Alp cebinden telefonu çıkarır. Arama tuşuna basar. Aslının bu sözlerini duymaz. Aslının konuşması bittiğinde telefondakiyle konuşmaya başlar.)
    ALP – Alo Mahmut Abi nerdesin… Aslı başka biriyle evlenecek! Ahhh… Abi kap emanetleri basalım o çocuğun evini.
    ASLI – Alp. Tabi ki seninle evlenirim dedim.
    ALP – (Ağlamaklı) Ne?
    ASLI – Tabi ki seninle evlenirim dedim.
    ALP – Sende mi şaka yaptın yani?
    ASLI – Evet
    ALP – Alo Mahmut abi aradığın kişiye şu an ulaşılamıyor abi. (Telefonu kapatır.) Aşkım neden yapıyorsun.
    ASLI – Sen şaka yaparken iyi de ben yaparken mi kötü.
    ALP – Aşkım bir daha yapma tamam mı?
    ASLI – Sende yapma.
    ALP – Bokunu yiyim yapmam.
    ASLI – İğrençleşmeden şu evlenme teklifine dönsek ya aşkım?
    ALP – Ah doğru (Kendine çeki düzen verir. Alp mutlu bir şekilde diz çöker. Yüzüğü çıkartır.)
    Benimle evlenir misin Aslı?
    ASLI – Evet! (Mutlu bir şekilde sarılırlar. Fonda müzik tekrardan girer ve yavaş yavaş kesilir.) İnanmıyorum ya, biz şimdi evleniyor muyuz?
    ALP – Evet dünyalar güzelim.
    ASLI – Hemen bunu anneme söylemem lazım.
    ALP – Benim de yedi ceddimi çağırmam lazım. Malum para gelsin aşkım.
    ASLI – Tamam aşkım, haberleşiriz.
    ALP – Tamam bebeğim benim. (İkisi ters tarafa doğru giderler. Birden tekrar dönerler.
    Yaklaşırlar.)
    ALP VE ASLI – Bomba bir haberim var.
    ALP VE ASLI – İlk sen,
    ALP – Lütfen, önce bayanlar.
    ASLI – İlk sen
    ALP – Tamam, sıkı dur… Bomba bir; işe girdim!
    ASLI – Süpeerrr. Sen de sıkı dur… Hamileyimmmm
    ALP – Süpeerrr… Ne!
    ASLI – Ne yani, beğenmedin mi?
    ALP - Saçmalama hayatım, çok ani oldu da.
    ASLI – Evet, kızımız olacak.
    ALP – Kız mı?
    ASLI – Sıkı dur, bir sürpriz daha…
    ALP – Evet?
    ASLI -- Bir de oğlumuz olacak!
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Aşkım ikiz geliyor. (Alp tam kucaklayacak iken.) Dur bebeğim hamileyim.
    ALP – Muhteşem.
    ASLI – Hemen odalarını ayarlayalım. Evi de 3 odalı almamız süper oldu. Kızın odasını
    pembeye, erkeğin odasını da maviye boyarız.
    ALP – Boyarız aşkım boyarız. Sen nasıl istiyorsan dünyalar güzelim benim
    ASLI – Of! Elim ayağım titriyor.
    ALP – Hayatım sen niye ayaktasın? Benim ikizler yorulmuştur oturt onları da.
    ASLI – Onlar içerde hava da takılıyor.
    ALP – Annesi bu kadar havalıyken normal tabi
    ASLI – Of hayatım oturuyorum tamam…
    ALP – Bebeğim hatırlıyor musun 17 yaşındayken, ilk çıktığımızda. Hani ilk …
    ASLI – Hatırladım, hatırladım.
    ALP - Sen demiştin ya “Ay, başım dönüyor.” Filli boyada gecikmeler olmuştu. Çocuk geliyor
    zannetmiştik.
    ASLI – Of ölümdü o ya. (Birden o ana dönerler.) Aşkım başım dönüyor.
    ALP – Neden ki?
    ASLI – Bilmiyorum bu aralar başım dönüyor, mide bulantısı, bir de iki haftadır hasta olmuyorum. Annem de sorup duruyor.
    ALP – Yoksa?
    ASLI – Bilmiyorum.
    ALP – Nasıl ya, baba mı oluyorum bu yaşta?
    ASLI – Ne bileyim ben? Kürtaj mı yaptırsak?
    ALP – Saçmalama hayatım sen 17 yaşındasın, ben 18. Aile izni olması gerekiyor. Beni hapse atarlar.
    ASLI – Ne yapacağız?
    ALP – Ben seni merdivenlerden iteyim mi hayatım? Düşer belki.
    ASLI – Saçmalama!
    ALP – Karnına bir iki kere vurayım?
    ASLI – Aşkım!
    ALP – Peki, bak ne geldi aklıma, daha risksiz.
    ASLI – Neymiş o?
    ALP – Bol bol su içsen? Boğulur belki? Bebeğim, çocuk katili değilim ama bu yaşta kendime zor bakıyorum hayatım. Ailem bile beni kapı dışarı edecek utanmasa.
    ASLI – Sen bu çocuğun babasısın, bakmak zorundasın!
    ALP – Hadi ben ona baktım, bakabilirim yani. Sana kim bakacak? Ya bana? Belediye mi?
    ASLI – Keşke senle hiç tanışmasaydım.
    ALP – (Normale dönerler.) Gerçekten o gün onu isteyerek mi söyledin aşkım?
    ASLI – Ya saçmalama hayatım o an ki psikolojiyle söyledim.
    ALP – Her neyse o zamanlar çok eskide kaldı.
    ASLI – Evet, şimdi ikizlerimiz olacak ve önümüzde hiç sorun yok.
    ALP – Evet, ikiz babasıyım.
    ASLI – Doktor bana isim arşivi verdi. (Cebinden iki adet kitapçık çıkartır, birini Alp’e verir.)
    Hadi isimlerini düşünelim. (Bakınırlar.)
    ALP – Adsay olsun
    ASLI – Ne? Hayatı boyunca isim mi, sayacak çocuk. Hem mesleğini de direk belirlemiş oluruz Muhtar olur kesin. Yok, hayatım bunu geçelim.
    ALP – Peki.
    ASLI – Aa bak hayatım, Aleda nasıl?
    ALP – O ne be, elveda gibi.
    ASLI – Ben sana çamur attım diye böyle yapıyorsun demi?
    ALP – Yok hayatım uyumlu olsun diye. Hayatım bak Babür nasıl?
    ASLI – Bu isim hakkında hiç yorum yapmayacağım kapatalım.
    ALP – Peki.
    ASLI – Hayatım Arsu nasıl?
    ALP – Yok o arsız olur ismiyle özdeşir, allah korusun.
    ASLI – Peki.
    ALP – Hayatım, bak dünya diye isim varmış, erkeğe onu koyalım?
    ASLI – Oldu kızımıza da Venüs koyarız.
    ALP – Süper sonra bir tane daha yapar Güneş koyarız.
    ASLI – Oldu Alp çocuklarımızı alıp, okul okul gezip güneş sistemini tanıtırız.
    ALP – Tamam ya tamam Melis’e ne dersin?
    ASLI – Süper bence, Erhan’a?
    ALP – Süper Erhan oğlum muhteşem oldu bence.
    ASLI – Süper isimleri tamam
    ALP – (Aslının karnına sevgi gösterir.) Oğlum, oğluşum Erhan’ım… Bebeğim çiçeğim böceğim.
    ASLI – Bunlar kızımıza değil mi?
    ALP – Tabi Erhan’ıma çiçeğim mi diyeceğim? O benim aslanım yerim ben onu. Melis’im canım benim kucucuğum (Saçmalar.)
    ASLI – Aşkım hangi dili öğretiyorsun çocuklarımıza.
    ALP – Agucu dilini hayatım.
    ASLI – Tamam bebeğim baya başarılısın.
    ALP – Hadi alışverişe gidelim. (Giderlerken geri dönerler…)
    ASLI – Çok şey aldık hayatım
    ALP - Ot’u boku alırsan olacağı o sevgilim.
    ASLI – Ama lazım
    ALP – Aşkım biz çocuklar için alışverişe gitmedik mi?
    ASLI – Evet?
    ALP – Neden bir don aldık onlara?
    ASLI – İkisi kullansın diye
    ALP – İyide bir tanem sadece onlara alışveriş yapacaktık.
    ASLI – Ya daha doğmamış bebeğe ne alacağız ıh! Hem tamam ben anladım senin demek istediğini. Benim aldığım eşyalar sana batıyor! (Küser.)
    ALP – Saçmalama aşkım iyi ki almışız. Ben gerçekten onu demek istemedim. Zaten bayadır alışverişe gitmiyorduk iyi oldu bu birtanem.
    ASLI – Tamam o zaman
    ALP – Gel bir öpeyim aşkımı.
    ASLI – Ya yapma aşkım sonra çocuklarımız cinselliğe dönük olur. Bak Alp çocuklar duyuyor! Kötü örnek olma, babalarını erkenden tanımasınlar…
    ALP – İyi be sanki babaları sapık… (Aslının apış arasındaki akan su dikkatini çeker.) Aşkım?
    ASLI – Efendim?
    ALP – Altına mı işiyorsun?
    ASLI – Ne alaka?
    ALP – Bildiğin Niagara Şelalesi gibi ıslatıyorsun altını hayatım!
    ASLI – Dalga geçme Alp! (Bakar ve ağrıları başlar.)
    ALP – Biz osurduğumuzda olay çıkarıyorsun. Sen bildiğin işiyorsun tatlım.
    ASLI - Alp suyum geliyor! Alp! (Dram müzik.)
    ALP – Aşkım! (Telaşlanır.) Taksi yok mu? Taksi yok mu?
    ASLI – Alp bir şeyler yap!
    ALP – Sesimi duyan yok mu? Yardım edin lütfen! Yardım edin!
    ASLI – Alp
    ALP – Geliyorum aşkım, geliyorum. Bekle beni burada. Bekle! Geleceğim hemen!
    ASLI – (Ağlayarak… Yüksek bir şekilde.) Alp!
    ALP – (Geri döner.) Geleceğim hayatım geleceğim.

    (Işıklar söner.)
    2 PERDE

    (Işıklar açıldığında sahnede sadece Aslı … Duygusal bir şekildedir. Alp içeriye doğru girer.
    Elinde gazetesi vardır. İkisi de biraz yaşlanmıştır. )
    ALP – Hayatım?
    ASLI – Sende kimsin?
    ALP – Benim, sevgilin?
    ASLI – Benim sevgilim öldü!
    ALP – Buradayım.
    ASLI – Git buradan! Sen beni, bir kaldırım parçası üzerinde bıraktın! Kaldırıp attın beni
    geçmişinden. (Ağlamaklı.)
    ALP – Ben yapmadım.
    ASLI – Beni tek başıma bıraktın, o karanlığın içersinde. Ben senin kanatlarında yaşarken beni neden ittin, karanlığa? Neden yalnız bıraktın gecenin boşluğunda? Neden göz göre göre
    öldürdün çocuklarımızı! Neden!
    ALP – Erhan nerde?
    ASLI – (Birden değişir.) Öyle bir şey yazmıyor oyunda Alp.
    ALP – Bir tiyatro eksikti o da oldu, tam oldu yani. Hem ben dram oynamak istemiyorum.
    ASLI – Bizim içinde değişiklik oldu, sen demiyor muydun evde canım sıkıldı diye?
    ALP – İyi de aşkım adamın biri gelmiş camımıza yapıştırmış broşürü tiyatroya katılır mısınız diye? Sende onu sana özel yapıştırdılar sandın gittin. Hadi madem gidiyorsun beni niye arkandan çekiyorsun. Girer girmez anladım zaten iki çocuğumuz var ya hemen bize verdiler o rolü. Hem iki saatlik oyunda toplasan beş dakikalık dram var onu da bize verdiler. Erhan nerede? (Seyircilere dönüp) Erhan neredesin oğlum! Ah orada mısın? Oğlum bak dikkat et. Yeni sünnet oldun öyle fazla koşuşturma… Lan oğlum kapat gösterme ayıptır ayıp. Ya da göster aslanım benim… Kızım sen niye açıyorsun, kapatsana! Anaaa kapat! Ah aferin uslu uslu oynayın. (Sevinçli bir şekilde Alp oturur gazetesini okur.)
    ASLI – Erhan atma kum kardeşine! Melis yeme o kumu? Alp bir şey desene!
    ALP – Ne söyleyeyim canım? Daha yeni dedim. Erhan atmasana oğlum! Kızım sende yeme kumu, kedi işiyor, köpek sıçıyor. At onu at kaka o kaka. ( Okumaya devam eder.)
    ASLI – Çok güzel müdahale ettin teşekkürler. ( Çantasından dergiyi çıkartır ve okumaya başlar.)
    ALP – Rica ederim hayatım… Bak burada ne var?
    ASLI – Neymiş o?
    ALP – İstatistik kurumunun yaptığı ankete göre Türkiye de en popüler meslek neymiş biliyor musun?
    ASLI – Neymiş?
    ALP - Ne iş olsa yaparımmış.
    ASLI – Vallah hayatım, yorum yapmak isterdim ama ne olur, ne olmaz. Beni son görüşün olabilir.
    ALP – Komik kadın seni
    ASLI – (Dergiden okuduğunu sorar.) Sana bir soru.
    ALP – Sor bakalım.
    ASLI – Karınızı ne kadar seviyorsunuz testi.
    ALP – Güzel şıkları var mı?
    ASLI – Bu sadece başlığı daha… İlk soru, karınızın saç rengi nedir?
    ALP – (Aslı bileceğinden emin.)Sarı.
    ASLI – İnanmıyorum sana. (Alp ona bakar.)
    ALP – (Maç izlerken destekler gibi.)Sarı, lacivert! Sarı lacivert en büyük Fenerbahçe (Ani
    dönüş) Sen ne dedin hayatım?
    ASLI – İnanmıyorum sana Alp?
    ALP – Bugün Fenerbahçe maçı varmış ona gitti aklım gerçekten. Sor canım, valla soruyu duymadım.
    ASLI – Karınızın saç rengi nedir?
    ALP – Siyah.
    ASLI – (Çocuklaşır) Süper, beni sevdiğini biliyordum.
    ALP – Bitti mi sorular?
    ASLI – Yok ikinci soru, kendinizi en çok nerede huzurlu ve mutlu hissediyorsunuz?. A-) Sevgilinizin yanında (Sözünü keser.)
    ALP – Be (Aslı sinirli bir şekilde döner.)şiktaşla birlikte yapıyormuş maçı, onu okudum da
    hayatım, bir şey mi dedin?
    ASLI – Alp bilerek mi yapıyorsun?
    ALP – Şaka yapıyorum birtanem, şaka.
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
    ALP – Daha neler? Ya saçmalama hayatım testlere mi inanıyorsun yoksa kalbime mi?
    ASLI – Seviyor musun?
    ALP – Sevmesem seni, sever miyim seni?
    ASLI – Yerim seni.
    ALP – Bende seni küçük suratlı aşkım benim.
    ASLI – Nerem küçük, çok kilo aldım resmen.
    ALP – Nedir bu kilo takıntısı hayatım?
    ASLI – Görmüyor musun? Godzilla gibiyim.
    ALP – Daha neler.
    ASLI – Soru sormaca oynayalım mı?
    ALP – Hey Allah’ım neydi günahım! (Aslının bakışlarından sonra) Oynayalım aşkım oynayalım.
    ASLI – İlk sen mi soracaksın, ben mi sorayım?
    ALP – Ben sorayım.
    ASLI – Tamam.
    ALP – Benim en çok sevdiğim çorba? (Hızlı.)
    ASLI – Mercimek
    ALP – Nefret ettiğim -
    ASLI – Kereviz yemeği, sarma ama yeşilini seviyorsun.
    ALP – İlk evlenme teklifini saat kaçta –
    ASLI – Saat ikiyi on gece yirmi yedinci saniyede.
    ALP – Küçükken mahalle arkadaşlarıyla yaptığımız –
    ASLI – Zillere basıp kaçma.
    ALP – Köpek –
    ASLI – Popondan ısırmıştı.
    ALP – Üç dört?
    ASLI – Yedi
    ALP – Yedi den üç çıktı
    ASLI – Dört
    ALP – Gerçekten bir şey diyemiyorum sana.
    ASLI – Peki sıra bende mi?
    ALP – Hayatım zaten biliyorum senin hakkında her şeyi. Artık kanıt mı gerekiyor lütfen ama lütfen.
    ASLI – Bravo Alp, bir şey diyemiyorum. Sen beni tanımıyorsun bitti artık.
    ALP – Ne yani? Biz burada iki yabancı gibi sanki tanımıyormuş gibi soru mu soracağız birbirimize. Oldu o zaman ismim ne hadi?
    ASLI – Alp!
    ALP – Tamam o zaman hadi sor.
    ASLI – En sevdiğim renk? Burcum, doğum tarihim, tanıştığımız gün, sevdiğim arkadaş, sevmediğim arkadaş.
    ALP – Çüş!
    ASLI – Bu daha ilk sorum
    ALP – Hayatım tane tane gidelim.
    ASLI – Peki o zaman en sevdiğim renk?
    ALP – Ezan mı okunuyor? Yoksa telefon mu çaldı.
    ASLI – Yok aşkım çalmadı. Alp konu mu değiştirmeye çalışıyorsun. Yok, artık en sevdiğim rengi bilmiyor olamazsın değil mi?
    ALP – Yok artık tabi ki de en sevdiğin rengi bilmiyorum.
    ASLI – (Belli bir süre sonra.) Bilmiyorum dedin?
    ALP – Sana öyle mi geldi?
    ASLI – Alp!
    ALP – Si-si- si (Aslı sinirli bir şekilde) Kır-kır- kır (Aslı aynı şekilde.) Yeş-yeş- yeş(Aslı evet
    gibisinden) Yeşil tabi ki de.
    ASLI – Beni sevdiğini biliyordum. Alp beni ne zaman sevdiğini anladın?
    ALP – Yuh artık oha artık çüş artık! Ulan bir kere sorduğun sorularda o yoktu ya! (Aslı çok sinirlenir ve daha da abartılı ağlamaya başlar.) Hayatım şimdi niye ağlıyorsun? Yoksa! Aman Allah’ım bugün ayın 15 mi? (Kendi kendine) Alp! Regli! Adette! Sakin ol! Ne istiyorsa onu ver! Tatlı getir. O bizim kıymetlimiz! Ha ilaç tatlı! (Aslıya) Hayatım tatlı yer miyiz?
    ASLI – Sen bana kilo mu aldırmaya çalışıyorsun Alp! Ne yani sen beni beğenmiyor musun, zayıf olduğumu mu düşünüyorsun? Ya da bunları yediğimde sivilcem çıktığında mutlu olacaksın? Ya da beni aldatıyorsun gönlümü mü çalmaya çalışıyorsun.
    ALP – Tebrik ediyorum Aslı. Yani muhabbet nerden, nereye, nasıl geldi helal olsun vallah. Yani bunu giriş gelişme sonuç şeklinde filme çeksek oscar’a adaydık. And the Oscar goes to ASLI! Oscar goes to Aslı yani! (Aslı daha da sinirlenir.) Tamam, hayatım sakin ol. Sinirlenme canım. Benim canım tatlı çekti de birlikte yer miyiz diye dedim… Hani... Sen bana hep düşüncesizsin dersin ya. O yüzden yani. (Alp kendi kendine) Abi bugün ne yapıp, ne edip bu tatlıyı yedirmeliyiz! Yoksa, ayvayı yeriz.
    ASLI – Tatlı matlı istemiyorum of. (Radyoyu çıkartır kulaklıklarını takar.)
    ALP – Abi ben bu kadınları anlamıyorum ya. Regliydi, doğumdu, menapozdu, ulan hayat bitti.
    ASLI – (Kulaklığı çıkartıp) Bir şey mi diyorsun Alp?
    ALP – Yok hayatım Erhanla konuşuyordum.
    ASLI – Ne diyordun?
    ALP – Sen, sen ol hep sev oğlum diyordum. Erhan oğlum sen bir tur daha at. Melis’e de sahip çık! Biz daha buradayız belli ki. Annenin regli dönemi 15 gün kamptayız aslanlarım.
    ASLI – Canım?
    ALP – Efendim.
    ASLI – (Kulaklığı uzatır.) Bu sıradaki bizim parçamız olsun hadi.
    ALP – Kaçıncı parça olacak acaba. Arşiv yaptık en hit parçalarımız diye. (Aslının bakışının ardından) Olsun canım olsun. (Kulaklığı takar. Saatine bakar. Cebinden kendi kulaklığını çıkarıp takar. Kendi Kendine.) Gerizekalı herif kaçar mı lan o? Vur lan, vur lan. Tüh Allah belanı! (Aslı Alp’e dönüp)
    ASLI – Nasıl buldun aşkım?
    ALP – Ne?
    ASLI – Parçayı diyorum.
    ALP – Güzel
    ASLI – Nasıl yani?
    ALP – Allah’ı var güzel işte aşkım, söyleyen hakkını vermiş. Bizi anlatmış resmen parça. Tam parça yani
    ASLI – Nasıl bizi anlatmış Alp. Söyleyen resmen, aldatılmayı işlemiş.
    ALP – Hayde... Bebeğim aldatıldık ya, kader bizi aldattı ya. Hele o söze bittim.
    ASLI – Neye?
    ALP – Bittikten sonrasını hatırlamıyorum. Acayip güzeldi ama bebeğim.
    ASLI – Tebrik ediyorum Alp, sen dön bakiyim bu tarafa.
    ALP – Ne tarafa doğru? Kıbleye doğru mu?
    ASLI – Alp uzatma! Dön bakiyim. Bu kulaklık da neyin nesi?
    ALP – Canım annem arar diye parçayı dinlerken rahatsız olmayalım sesten diye taktım?
    ASLI – Ver bakiyim şu kulaklığı. (Alıp takar.) Annen ne zamandır maç spikerliği yapıyor hayatım. (Kadın geçiyormuş gibi Aslı onu tarar resmen.)
    ALP – Zamanlama süper! (Kadın geçmiştir. Arkasından bakmaktadır Aslı. Düşüncelidir yaramaz gibisinden.) Hayatım niye öyle değişti suratın?
    ASLI – Kadına bakıyorum.
    ALP – Hayatım nedir sizin bu kadın takıntınız? Bir erkekten daha çok tarama yapıyorsunuz.
    ASLI – Görmüyor musun Alp? Dip boyası gelmiş, kaşı bıyığı çıkmış. Onun kalçası benden daha büyük.
    ALP – Evet bende fark ettim. (Aslının tip tip bakmasıyla) Yani şeyi fark ettim sen bakınca, bende bakma gereği duydum kıskandım aşkım seni.
    ASLI – Ha öyle mi aman da aman kıskanırmış sevgilisini de. Bak bu arada sana jöle aldım?
    ALP – Nerde? (Aslı bankın arkasından beyazlatıcı saç spreyini çıkartır. Alp’in saçlarına sıkar spreyi.)
    ASLI – Güzel oldu.
    ALP – Dur sana da sıkalım. (Sıktıktan sonra bankın arkasına koyar. Saçlarına bakar. Yaşlanmışlardır.)
    ASLI – Var mı?
    ALP – Burada bir tane var siyah (Üzülür.) Neden üzülüyorsun hayatım?
    ASLI – İyice yaşlandık.
    ALP – Saçmalama, daha çok uzun yıllar var önümüzde hem bak çok şanslıyız biz.
    ASLI – Nasıl?
    ALP – Erhan evlendi 11 tane çocuk yaptı aşiret kurdu resmen. Melis evlendi tık yok onlarda tüp bebek yapıyoruz dediler falan bakalım yani parada yolluyorlar. Hepsinin sağlığı iyi, hepsinin hayatı iyi daha ne göreceğiz hanım?
    ASLI – Doğru diyorsun, bak ben sana ne aldım? (Bankın arkasından kasket, ceket ve hediyeleri çıkartır.)
    ALP – Ne aldın? Bana mı aldın, çok güzel bunlar.
    ASLI – Giy bakalım.
    ALP – Bende sana aldım bak burada. (Alp bankın arkasından ona aldıklarını çıkartır.)
    ASLI – Ben aldım diye aldın demi?
    ALP – Başa mı dönüyoruz?
    ASLI – Şaka yaptım.
    ALP – Giy bakalım.
    ASLI – Çok güzel oldular. (Aslının telefonu çalar.)
    ALP – Kim o?
    ASLI – Erhan arıyor.
    ALP – Beni niye aramıyor? (Alp’in telefonu çalar.)
    ASLI – Kim o?
    ALP – Melis
    ASLI – O beni niye aramıyor?
    ALP – Çocuklaşma Aslı aç bende açıyorum.
    ASLI VE ALP – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
    ASLI – Ne yapıyorsunuz oğlum? Nasıl. Eh oğlum zor olmuyor o kadar çocuğa bakması? (Aslı konuşur gibi devam eder.)
    ALP – Nasılsın Melis’im… Eh çocuk ne yapıyor? Tüpe benziyor mu çocuk? İyiyiz iyiyiz canım dur vereyim. Al seni istiyor.
    ASLI – Tamam veriyorum oğlum.
    ALP VE ASLI – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
    ASLI – Ne yapıyorsun kızım? Tüp bebek mi hiç aklım almıyor yani Melis. Nasıl bari iyi mi? Ateşle yaklaşmayın bari o çocuğa maazallah ne olur ne olmaz kızım. Şükür çok iyiyiz para sıkıntımız yok.
    ALP – Çekmiyor oğlum ha çekti. Ne yapıyorsun oğlum? Ne diyeceğim kaç oldu? 11 ha maşallah. Milli takım kadrosunu kurmuşsunuz oğlum. Bari takım ayarlayın da 11 – 11 maç yapın karşılıklı. Erhan bana bak çaktırma biz annenle çok kötüyüz oğlum. Durumlar çok kötü bildiğin gibi değil. Bize şöyle para yolla… 3 bin olur oğlum olur. Tamam, aslanım annene söyleme kızar yoksa söylediğime. Tamam, aslanım görüşürüz öpüyorum.
    ASLI – Öptüm kızım görüşürüz. (Kapatırlar telefonları.)
    ALP – İyi parayı da yollar. Güzel oldu bu.
    ASLI – Ne dedin Alp?
    ALP – Selamı var?
    ASLI – Aleyküm Selam… Biliyor musun Alp?
    ALP – Neyi hanım?.
    ASLI – Biz çok şanslıyız.
    ALP – Biliyorum.
    ASLI – Şu önümüzde ki gençleri görüyor musun?
    ALP – Hangilerini? (Bir kız görmüştür onun tepkisini verir.) Gördüm (Aslı dürter.)
    ASLI – Onu değil şunları.
    ALP – Gördüm.
    ASLI – Bize çok benziyorlar?
    ALP – O çocuğun vah haline.
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
    ALP – Saçmalama gel buraya. (Sarılırlar.) Ben seni çok ama çok seviyorum.
    ASLI – Ben seni daha çok seviyorum. (Aslı Alp’in omzuna başını koyar ve huzurlu bir şekilde donarlar tek spot üzerlerindedir. Işıklar söner. Işıklar açıldığında sahnede sedye, sedyenin içerisine başka biri yatmaktadır. Ama seyirci yüzünü görmediği için Alp sanmalıdır. Aslı sedyenin yanında oturmaktadır. Fonda Alp’in kalp atışları duyulmaktadır.)
    ASLI – (Fonda dram bir müzik çalmaya başlar.) Nereden nereye geldik Alp... Ne yaptık ki biz hayata? Neden cezalandırdı ki bizi... Yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçti gitti... Ne kadar da dolu dolu yaşamışız hayatı... Hayat bu kadar kısa mı? Hani kimi aşklar ölümsüzleştirirdi hayatı... Bir şans daha verir mi hayat bize? Geçmişin hatırına, yelkovanla akrep geri döner mi? Bak çocuklar dışarı da, hadi Alp çocuklaşma da kalk hadi... Hani söz vermiştin onlara, hani bana söz vermiştin... Yarı yolda bırakmam diye... Hadi Alp çocuklaşma da kalk... Hadi! Alp! (Sahne donar. Sahnenin bir köşesinde tek spot yanar. Beyazlar içersinde Alp gözükür.)
    ALP – Derler ki bakmak gerek kimi zaman... Oysa ki bilmezler bakmanın kimi zaman zor olduğunu. Tarifsiz duyguların bir anda son bulduğunu… Dünyanın en tatlı sesini duymanın, hiç bir şeye değişilmeyeceğini… Derler ki kalp yarası ölümün son sahnesi... Son perde geldi mi? Peki bu son perde tamir edilir mi? İki kişilik bir oyunda tek kişi çıkabilir mi? Çıksa bile bu oyun güzel olabilir mi? Derler ki hayat bir sahne. Bu sahne çok ağır değil mi?. (Tek spot aniden kapanır ve Alp’in kalp atışları durmuştur ve bunun sesi yüksek bir şekilde duyulmaktadır. Aslının feryadı ile oyun biter.)
    SON
  • Kendimi gördüm resmen :)) Kova Burçlarına selam olsun :)

    https://onedio.com/...zun-17-kaniti-239937