• Martin ölemez çünkü kendini ebediyen yok olamayacak kadar değerli görmektedir. Aynı zamanda ölmeyi beceremez çünkü sevmeyi beceremez. Sadece iyiler ölmeyi becerebilir. Martin ölüme teslim olamaz çünkü yaşarken de hiç kimseye bırakmamıştır kendini. Bu anlamda, nasıl yaşamışsanız, öyle ölürsünüz. Ölüm, eğer başarıyla gerçekleştirmek istiyorsanız, yaşarken provasını yapmanız gereken bir kendinden vazgeçiştir. Aksi takdirde ölüm bir ufuk değil bir fasit dairedir. Başkaları için olmak ve ölüme-doğru olmak aynı durumun farklı yönleridir sadece.
    Terry Eagleton
    Sayfa 27 - İletişim Yayınları
  • Kitabın adını görünce önyargıyla baktım önce, çünkü her kadın aptaldır diyor başlıkta ama hemen altında sen hariç ifadesi var ayrıca. Ve Erdal Demirkıran hariç kadınların kendini fark etmeleri için yazmış bu kitabı. Ki Erdal Demirkıran 'ın bütün kitaplarında birbirinden farklı isimler kullanmış. Hariç kadın olmak için bahanelerin ardına saklanmamak gerekiyor aslında, zoru görünce pes etmemek, inatla devam etmek, amaçlarımızı gerçekleştirmek için mücadele etmek, hatta dünyada çığır açmak gerekiyor. Zor değil aslında sadece inanmak ve mücadele etmek gerekiyor. Yazarın bu kitabı hariç kadınlar için yazdığını da kitabın sonundaki şu paragraftan çok daha net anlıyoruz. " Binlerce yıldır adına nice yazılar yazıldı. Daha doğarken 'aciz' diye ne kefenler biçildi, etrafına çıkmasın diye en kalınından zincirler çekildi. Öyleyse yırt o kefeni, kır şu zinciri ve kafanı kaldır da tekrar bak. Destanlar yazmanın vaktidir şimdi, hadi kurban olduğum ayağa kalk! Sadece sürüden değil sürülerden ayrılıp kurt kapan ve hariç olmayı başaran cümle kadınlara selam olsun vesselam. " Hadi o zaman hariç kadın olmak için ayağa kalkalım Keyifli okumalar
  • Gizem okulları dışında hiçbir kurum, insanlığın dini beklentilerini tatmin edememiştir ; Gizem Okulları’nın yıkılışından beri Platon’nun katılabileceği hiçbir dini inanç sistemi çıkmamıştır. İnsanın spritüel doğasının kendini gerçekleştirmesi işi , en az astronomi, tıp ve hukuk kadar kesin bir bilimdir. Dinler esasen bu amacı gerçekleştirmek için kurulmuşlardır ve bu ilahi amacın gerçekleştirilmesi için dinden bilim, felsefe ve mantık yeşermiştir..
    .....
    Aydınlanmış insanların şarkılarının piramidin dehlizlerinde tekrar işitileceği gün gelecektir. Gizli Evin Efendisi, sessizlik içinde dogma ve inançlardan örülü yanlışları eliyle bir kenara itip sadece Hakikat’i arayan ve taklitlerle yetinmeyen kişinin gelişini beklemektedir...
  • Kitapta, yazar bir yandan kendini anlatırken diğer yandan Osmanlının son dönemlerinden itibaren 1950’lere kadar Türkiye tarihini de anlatır. Ayrıca Turancılık hayalleri ile Azerbeycan’da milleti uyandırma çabaları, devamında Bolşevik Devrimi sonrası Sovyetler Birliğinde eğitim alması, sosyalist fikir hareketlerinde bulunması, yurda dönmesi, tutuklanması, sonrası kamu hizmeti ve emeklilik ile kendini kitaplara vermesi.

    Kitap böyle birkaç cümle özetlenebilir.

    Ancak Serhat Şehri Edirne’de Aydemir doğduğunda ailesi eğreti bir şekilde yaşıyordur. Çünkü Osmanlının Balkanlarda tutunamayıp, adım adım geri çekilmesi ile oralardaki Türkler de Tuna boylarından Anadolu’ya göçe başlamışlardır. Balkanlardaki kaostan kimi canını kurtarır kimi kurtaramaz. Devlet otoritesinin yetersiz kaldığı, çaresizliklerin diz boyu olduğu bir Osmanlı vardır 20. Yüzyılın başında. Etnik kimliklerin şekillendiği ve birbirlerine kavgaya tutuştuğu Osmanlı Topraklarında Türkler kendilerini bir yere koyamaz. Osmanlılık bir etnik kimlik olamamaktadır.

    Yazarımız bu belirsizliğin içerisinde Türk kimliğini tanımaya başlar. Bir anlamda etraftaki etnik didişmelerin neden sonuç ilişkisidir Türk kimliğini arayışı. İttihatçilerin rüzgarı da aynı doğrultuda eser.

    Yazarımızın hayali Büyük Turanı kurmaktır. Ancak teoride öğrendikleri ile pratiğin örtüşüp örtüşmediğini yaşayarak görecektir.

    Henüz Rumeli dedir bir parça eliyüzü düzgün köyler kasabaların ortamında yaşar. Görev için Anadolu’ya açıldığı zaman gerçek bambaşkadır. Gönüllü olarak Birinci Dünya Savaşına katılır. Görev yeri Doğu Cephesidir. İstanbul’dan Erzurum’daki görev yerine ulaşması 45 gününü alır. Bu yolculuk bir anlamda Anadolu gerçekliği ile yüzleşme yolculuğudur.

    Osmanlıyı asker olarak besleyen Anadolu’yu görünce tam bir hayal kırıklığı yaşar. Yol yolak olmayan şehirler arası güzergahlar, derme çatma kulübeler, eğitimsizlik, “Sarıkamış Faciası” moralsiz bir ülke.

    Göreve başladığında askerler üzerinden insanımızı daha yakından tanır. Her askerle sohbette yaşadığı yöreden bilgiler elde eder. Çoğu köyde hiç okul yoktur. Tek tük cami vardır. Peygamberi Enver Paşa diye bilenler, Hz. Ali’yi Peygamber bilen, Peygamberin yaşadığına inanan kısaca 600 Yıllık Osmanlı’nın dünya değişim içerisinde iken halini sergiler bize. "Bir gecede cahil kaldık" diyen din simsarlarının kulaklarına küpe olsun.

    Birinci Dünya Savaşının bitiminde Turancılık hayalini gerçekleştirmek ister. Türkleri eğitip uyandırmaktır hedefi. Azerbeycan’da gönüllü öğretmenlik yapar. Birşeyleri değiştirme çabasında iken kendisi değişmeye başlar.

    Daha ayakları yere basan düşünceler üretmeyi ve hayata geçirmeyi amaç edinir.

    Azerbeycan ve Rusya’da edindiği tecrübeler ile kendi vatanına hizmet etmenin en doğru karar olduğuna inanır.

    Hayatı yaşarken hepimizin yaptığı dışsal yolculuklarımız ve içsel yolculuklarımız la en doğru ya yaklaşmaktır. Suyu ararken ulaşacağı yine kendisidir.

    Yazarımızın kendini arayışı ve etrafındaki olup bitenlerden çokça çıkarılacak dersler vardır.

    Ülkemizin , Cumhuriyetimizin, eğitimin, insanımızın değerini anlayıp üzerine bir şey koymak isteyen her yurttaşın okuması gereken bir kitap.
  • Bu kitabın neden bu kadar abartıldığını hâlâ anlamış değilim. Martı Jonathan'ın hikâyesi kendini gerçekleştirmek üzerine ve bu önemli bir şey ama okurken heyecana hiç kapılmadım.
  • Kendini gerçekleştirmek!

    Kendimi nasıl gerçekleştireyim?

    En iyisi gerçeği kendimleştirmek! Evet evet bunu denemeliyim.
  • Teolojiler, felsefeler ve etik, her şeyden önce toplumun ekonomik Organizasyonu’nu tanımlarlar; ve ikinci olarak ise, aslında bizzat kendisi ekonomik düzenin yasal olarak ve zorla kutsanmasından başka bir şey olmayan siyasi organizasyonu [tanımlarlar]. Sonuç olarak, yönetici istiridyelerin çok sayıda dini yoktur; sadece bir tane vardır: mülkiyet dini. Ve işçi sınıfının da çok sayıda dini yoktur; sadece bir tane; her türlü mistizm sisini delip geçen, binlerce duacısında anlamını bulan; mücadeleye adanmışlık, kurtuluş hayali [imgesi]. Tüm inançlardan işçilerin, aynen tüm topraklardan olan işçiler gibi, tek bir dini, tek bir umudu ve tek bir merhameti vardır; tek bir ortak amaç görünüşteki ırk ve inanç düşmanlıkları[ndan kaynaklanan] barikatların üstünden aşıp geçer. İşçiler tek bir sınıftır, ve bu nedenle de tek bir ırk, tek bir din, tek bir ulusturlar. Bu Eylem Organizasyonu Konseyi’nin pratikteki ebedi dayanışmasından eyleme geçirilmiş kuramsal bir doğrudur. Kilise ve Devlet işçi sınıfının hayati Organizasyonu’nda, özgür insanlığın dehasında tasfiye edilirler.

    Protestanlığın Avrupa’ya özgürlüğü getirdiği söylenir. Bu büyük bir hatadır. Bu, yalnızca siyasal ve yasal özgürlük olarak yaratılan, burjuva sınıfının ekonomik [ve] maddi kurtuluşudur; ki [bu] sadece proletaryanın yaratabileceği muhteşem ve evrensel insan özgürlüğüyle kolayca bozguna uğratılabilecek [bir şeydir]. Göründüğünün aksine burjuvazinin yasal ve siyasal hürriyetine zorunlu olarak eşlik edenler; burjuvazinin entelektüel, Hristiyanlık karşıtı ve din karşıtı kurtuluşudur. Kapitalist yönetici sınıfın dini yoktur, idealleri yoktur, yanılsamaları [ing. illusion] yoktur. Ahlaksız ve inançsızdırlar, çünkü insan topluluğunun gerçek temelini, [yani] işçi sınıfının kurtuluşunu reddederler. Çıkarlarını gözeten profesyonelliğinin doğası gereği, burjuva toplumu Devlet denilen otorite ve sömürü merkezlerini devam ettirmelidir. Ekonomik gereksinimleri nedeni ile, işçiler bu tip baskı merkezlerine meydan okumalıdırlar.

    İnsan varoluşunun ayrılmaz [tabiatında olan] ilkeleri tek başına dayanışma kuralıyla özetlenebilir. Bu insanlığın altın kuralıdır, ve şöyle ifade edilebilir: diğerlerindekinin [diğer insanlardaki insanlığın] farkına varmadan ve böylece de onu [kendi insanlığını] gerçekleştirmek için her biriyle ve [de] tümüyle işbirliği içinde olmadıkça, hiçbir insan kendi insanlığının farkına varamaz. Onunla ilişkili tüm insanlarla beraber kurtulmadıkça, hiç kimse kendini kurtaramaz.

    Benim hürriyetim herkesin hürriyetidir. Gerçekten özgür olana değin düşüncede özgür olamam. Düşüncede özgür olup, gerçekte özgür olmamak isyan edilmesi gereken bir şeydir. Gerçekte özgür olmak, hürriyetime ve haklarıma sahip olmaktır; [benim kendi hürriyetim ve haklarımın] onanması, tüm insanlığın hürriyeti ve haklarında onanmasıdır. Yalnızca ve yalnızca tüm insanlar benim eşitimse, ben özgürümdür (en başta ekonomik olarak).

    Diğer insanların ne [durumda] olduğu benim için çok önemlidir. Kendimi ne kadar bağımsız hayal ediyor olursam olayım, toplumsal konumumun dünyevi [sıradan] karşılıklarından ne kadar uzak görünürsem görüneyim, toplumun en ortalama üyesinin sefaletince köleleştirilmişimdir. Serseri [toplumdan dışlanmış, ing. outcast] benim günlük kaygımdır. İster Papa, ister Çar, ister İmparator, ve hatta isterse Başbakan olayım; ben daima onların durumlarının [koşullarının] bir yaratığıyım; onların cehalatinin, iradelerinin ve gürültü patırtılarının bilinçli bir ürünüyüm. Onlar köledirler, ve daha üstün olan ben sonuç olarak köleleştirilmişimdir.

    Örneğin, farzedelim ki aydın veya zeki birisi olayım. Ama insanların ahmaklıkları ile aptallaşmışım, aklım onların gereksinimleri ile sersemletilmiş, zihnim felç edilmiş. Cesur bir adamım, ama insanların korkularının korkağıyım. Sefaletleri bana erişir, ve her gün yaşam savaşından [daha fazla] ürkerim. Yaşamaktan kaçınmak [giderek] meslek haline gelir. Zengin bir insan olan ben onların yoksulluğu önünde titrerim, çünkü bu beni yutma tehdidini içerir. Sıradan insanların sıradan yaşamlarından çalınmış olanların haricinde, kendimden bir zenginliğimin, bir refahımın olmadığının farkına varırım. Ayrıcalıklı bir kişi olarak, halkın adalet taleplerinin önünde sapsarı kesilirim. Bu talepte bir tehdit sezinlerim. O feryat uğursuzdur ve tehdit edilmekteyimdir. Bu, kaçınılmaz olan bir tutuklamayı beklemekte olan bir suçlunun [yaşadığı] dehşet hissidir. Yaşamım ayrıcalıklı ve gizlidir. Ama o benim değildir. Özgürlük ve hoşnutluktan yoksunumdur. Kısacası, özgür olmayı arzularken; zeki, cesur, zengin ve ayrıcalıklı olmama rağmen özgür olamam, çünkü yakın arkadaşlarım insanların özgür olmasını arzulamıyorlardır; ve tüm akıl, cesaret, zenginlikler ve Ayrıcalıklardan mahrum bırakılmış bir Kitle ise özgürlüklerini nasıl koruyacağını bilmiyordur. Sıradan insanların köleliği, onları benim baskımın vasıtası yapar. Bizim özgür olmamız için, onların özgür olması gerekir. Ekmek ve özgürlüğü birlikte fethetmeliyiz.

    Tek bir bireyin gerçek hürriyeti, tüm herkesin kurtuluşunu ima eder; çünkü tüm insan topluluğunun doğal temeli olan dayanışma yasası sayesinde kendim gibi özgür olan insanlarla çepeçevre sarılmadıkça, ben kendim gerçekten özgür olamam, [özgür] hissedemem, bunu bilemem. Her birimizin köleliği benim köleliğimdir.

    Michael Bakunin
    İşçilerin Özgürlüğe Giden Yolu-1867