• Bölüm: 1 -->> #38482321

    Bölüm: 2

    “Bilmiyorum” dedi Tiko. Hem ne önemi olabilir ki, sence de öyle değil mi? Etrafımıza baktığımızda herkes aynı. Yoko’nun olmaması beni ilgilendirmiyor artık. Ölenle ölemem ya. Dışarıya bir baksana (gözlerini yana doğru çevirdi ve etrafı süzdü) herkes birbirine benziyor. Kırmızı ruj, sarı saçlar, kırmızı paltolar, çizmeler… Herkes aynı, sadece renkler değişiyor, herkes bir maskenin altında. Kimseyi gerçekten tanımıyoruz, tanımadığımız insanların yokluğunu hissetmiyoruz da. Bak ben nasılda daha iyiyim, görüyorsun değil mi, Mono?

    Kendini yalanlarınla kandırmış, yalanlarına inandırmışsın, akıl sağlığın yerinde mi senin Tanrı aşkına? İnsanlığı nasıl bu kadar basitleştirebiliyorsun? Her formun kendine özgü bir yaşamı, bir önemi var. Hiçbir şey yapmayarak bile dünyanın dengesini bozabiliriz, attığımız bir adım bile bir başkasının hareketini tetikler. Senin bu umursamaz ve harap halin bile bir şeyleri tetikler. Sana sinirlenip sokağa çıktığım anda, birisini ölesiye dövebilir, yasak olan her şeyi yapabilirim. Sırf sen canımı sıktın diye anlıyor musun, Tiko? Canının her istediğini her an yapamazsın, yapman gereken bir şeyi de yapmamazlık edemezsin. Kahrolası dünyanın içinde toplu iğne kadar yer kaplıyorsun, kalkmış yalanlarınla dünyaya kafa mı tutuyorsun? Yoko’nun başına gelenleri hazmedememiş olman, onun üzerinden böyle şeyler söyleyebileceğin anlamına gelmez! Daha dikkatli olmalısın!

    Mono, senin sorunun hayatı fazla ciddiye alman, benim sorunum ise çoktan kaybetmiş olmam. Kaybedebileceğim kadarını kaybettim. Daha başıma ne gelebilir ki?

    Başına neyin gelip gelmeyeceğinden çok, karşı caddeye baktığında ne görüyorsun, bana onu söyler misin?

    Işıldayan, neon ışıklı tabeladan mı bahsediyorsun?

    Hayır, hayır daha dikkatli bak. Kaybettiğin bir şeyler var orada ve bir başkası bulmuşa benziyor.

    Yapma bunu. Hayır, yapma. Dayanamayacağımı biliyorsun ve bununla yüzleşemem. Bana ne gördüğümü mü soruyorsun seni lanet olasıca! İki insan görüyorum, hayatlarında bulabilecekleri en iyi şeyi bulmuş olan iki insan! Birbirlerine ne güzel sarılıyorlar değil mi, nasıl da masumlar… Her şeyin bir sonu var, sonu olan şeylerin önemi yoktur, Mono. Tıpkı benim başıma gelmiş olan cehennem gazabı gibi. Yanıyorum derin kuyularda, kor alevin içinde, elimi uzatıyorum ama tutamıyorum, acıdan kıvranıyorum, her gece onu görüyorum, kurtar beni diyor, yalvarıyor ama ulaşamıyorum, her gün sırılsıklam yataktan kalkıyorum! Bunları seninle paylaşmıyorum diye ben umursamaz, ahmak ve unutmuş mu oluyorum, Mono!

    Sen bir insansın, işte şimdi bunu hatırladın, acıyı hisset. Öfkeni bastırma, onunla yüzleş. İnsanların sana yapmış olduğu şeyi unutma, onları görmezden gelme. Halının altına süpürdüğün her pislik, bir gün dağ olup seni boğacak, kendi pisliğinde yok olacaksın, öleceksin ve kimse seni duymayacak. Hayatın bir önemi olmayabilir ama yaşadığın sürece senin bu dünyadan silinmene izin vermeyeceğim. Seni de kaybedemem Tiko, hayır kaybedemem. Yoko’ya yapılanların bedelini ödeteceğiz. Bu toplum itaatkar bir halde, sürü gibi her denileni yapıyor olabilir, elimizde bir şans var ve bunu kullanacağız. Boyun eğmeyecek, direnişe geçeceğiz. Anlıyor musun beni, Tiko? Direnişe geçeceğiz! Bu “Yıkık Ülke”yi yeniden inşa edeceğiz! Bunu birlikte başaracağız!

    Hiçbir gücün olmadan kurduğun bu hayale gerçekten inanıyor musun?

    Her şeyi yok edebilirler, kitapları yakabilir, insanları kontrol altına aldıklarını düşünebilirler! Yalnız, insanın ruhunu öldüremezler, Tiko! Ruh ölmez, bir yerlerde gizlidir, harekete geçmeyi bekliyordur! Milyonlarca Ruhu harekete geçirdiğimizi düşünsene? Kim durabilir bunun arkasında? Beş ayaklı Dogsiler mi, yoksa şekil değiştiren Gupiler mi? Hepsini ezip geçeceğiz!

    Sistem çökmüş ve kokuşmuş; yalanlarını yüzlerine vuracağız, geçmişin ruhunu meydana çıkarıp, adaleti getireceğiz, karanlığı aydınlık ile ezeceğiz Tiko, hepsini cehennemin en dibine göndereceğiz! Şimdi; benimle misin, değil misin?

    Seni hayalperest kaçık, hepimizi öldürteceksin! Okuma demiştim sana o kitapları, “BizBiliriz” departmanı boşuna buz ateşinde yakmadı o kitapları. Alev bile almadılar, hepsi aniden kül oldu. Hala sen de birkaç tane var biliyorum, dahasının olduğuna da şüphem yok!

    Benimle misin, değil misin Tiko, sadece bu soruma cevap ver!

    Ne diyebilirim ki? Seninleyin! Ne zaman başlıyoruz?

    *

    Devam edecek… (Toplam 10 Bölüm)
  • Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
    Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
    Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
    Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
    Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.
    Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur.
    Salaş bir restaurant edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burda eskiden hep bi yerim vardı” dersin.
    Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. Insanlar şaşırsın. Senin icin çocuk oyuncağı olsun.
    Bir şey iste. İmkansız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
    Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, iskence. Kıymetini bil. Yarin ne olacağı belli degil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma.
    Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın.
    Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gercek sen olabildiğin. Dört duvardan birininin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü.
    Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bi başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir.Telefon karıştırmakla ömür geçmez. Bir insan bir şey yapmak isterse yapar. Kalbin temizse, sen araştırmadan da karşına çıkar korkma. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder.
    VE
    ; Kalbini temiz tut. Çevreni de. Unutma yaptığın her iyilik bir gün sana geri döner.
  • 🥀1. Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin.
    Büyük bir potansiyelle doğdun. İdeallerin, hayallerin, gerçekleştirmek istediklerin var. Kanatların var. Sürünmek için değil, uçmak ve yaşamak için doğdun. Elinde ipin var olduğunu bilirken ne diye kuyunun dibinde durmaya devam edersin? Evren senin dışında değil, evren senin içinde.

    🥀2. Yapman gereken şey, senin için anlamlı olan bir hayat sürmektir, başkalarına değil.
    İnsanların ne düşündüğünün gerçekten bir önemi yok. Sadece, kalbine ve aklına yatan hayatı yaşamakla sorumlusun.

    🥀3. Kendine dair umutlarından asla vazgeçme.
    Zor bir zaman geçiriyor olabilirsin. Herşey sana karşıymış gibi gözükebilir. Bir dakika bile sabrın kalmamış olabilir. İşte o nokta, herşeyin değişeceği noktadır. Hüzünler, sevince hazırlanman içindir. Hüzün, evini temizler, yeniye ve sevince yer açar. Hüzün, kalbindeki sararmış yaprakları temizler. Böylece artık yeni yeşil otlar açabilir. Hüzün kalbini kapladığı zaman rahat ol, yakında çok feraha ereceksin demektir.

    🥀4. Cehalet hapishanedir.
    Cehalet seni hapishaneye sokar. Bilmek ise Allah’ın sarayıdır. Bilmek lütuftur, bilginin kıymeti yüksektir.

    🥀5. Dışarıdaki zenginlikler, içindeki zenginliklerle kıyas bile edilemez
    Zaten boynunda var olan elmas gerdanlığa sahip olmak için oradan oraya koşturursun. Eğer kendini bir kaç dakikalığına hakikat penceresinden görebilseydin şaşar kalırdın. Sevinç ve güzelliklerle dolu evine geri dön. Kendine geri dön. İçindeki hazineye geri dön. Evrendeki herşey senin içinde. İçinde sonsuz bir kaynak mevcutken, elinde boş bir kova ile sokaklarda dilencilik yapma.

    🥀6. Olduğun kişiyi bırakabilirsen, asıl varlığına uyanırsın.
    Güvende olma ihtiyacını bırak. Korktuğun şeylerin üzerine git. Şan, şöhret, görüntü ve sahte kimlikleri bir kenara koy. İnsanların anlattığı sınırlayıcı hikayelere inanma. Kendi hikayeni yarat. Kendi ateşini kendin yak. Kendi ateşiyle eriyen kar gibi ol. Kendini kendinden uzaklaştır, kendini yıka. Sonra yeniden doğ.

    🥀7. Dünyadaki herkesten daha iyi yaptığın birşey mutlaka vardır.
    Herkesin dünyaya yapmak için geldiği, en iyi yaptığı en az birşey vardır. Ve bunu yapmak için gerekli olan istek herkesin kalbine yerleştirilmiştir.

    🥀8. Merdivenin tümünü görmek zorunda değilsin, sadece ilk adımı at.
    Yolu yürümeye başla. Başladıktan sonra yolun devamı görünecektir.

    🥀9. Bir işi yaparken onu tüm kalbinle yap.
    Yarım akılla, yarım kalple Yaradan’a ulaşmaya çalışmak nafile bir çabadır. Yola çıkıyorsun ama yolun yarısında vazgeçip pes ediyorsun. O zaman niye yola çıkarsın? Ruhtan/kalpten gelen istekle yaptığın her iş sevince dönüşür. Eğer istek kalbinden gelmiyorsa, o sevinç yok olur. Her ne yapıyorsan ve her kimsen, kalple yap, kalple ol.

    🥀10. İyi şeyler son bulur, böylece daha iyi şeylere yer açılır.
    Üzülme. Hüzünlenme. Kaybettiğin herşey başka bir formda sana geri döner.

    🥀11. Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir.
    Seni acıtan, üzen, yara açan herşey seni aynı zamanda büyütür. Karanlık, senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma. Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir. Hüzünlerin olduğu zaman şefkatin artar. Yeter ki açık kalpli ol. Acının, şefkate dönüşmesine izin ver.

    🥀12. Sevdiğin işi yap ve onu sevgiyle yap.
    Sakince, sevdiğin şeyi yapmaya doğru çekilmene izin ver. Direnme. Gerçekten değer verdiğin şeylerle meşgul ol.

    🥀13. Daha az düşün, daha çok hisset.
    Söz konusu olan sevgiyse, onun sebeplerinin anlamı yoktur. Düşüncelerini unut. Düşüncelerinin, kalbinin üstüne geçmesine izin verme. Düşünmeyi bırak… Kalbinde yanmayı bekleyen bir mum var. İçinde dolmayı bekleyen bir boşluk var. Hissediyor musun? Endişe etmeyi bırak. Düşünmeyi bırak ve hissetmeye geç.

    🥀14. Sevgi için herşeye değer.
    Hakiki insan, sevgi için herşeyi kaybetmeyi göze alabilir. Eğer sen o değilsen, bu işe hiç girme. Bırak sevgilin deli olsun. Sevgi için herşeye değer.

    🥀15. Hayatındaki iyiye ve kötüye – herşeye eşit şekilde şükret.
    Her kim geliyorsa karşına, ona şükran duy. Hepsi sana öte alemden bir hediye ile gelmiştir. Eğer kötü’den dolayı sinirlerin bozuluyorsa da şükret, bu sayede kendini yenileme fırsatın olacak.

    🥀16. Kendini değiştir, dünya kendiliğinden değişir.
    Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istiyordum. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.

    🥀17. Bizler sevgiden yapıldık
    Sevgi bizim hammaddemizdir. Sevgiyi aramak yanlıştır. Sevgiyi arama. Sevmene engel olan bariyerlerini ara, onları bul. Sevgi sayesinde tüm acı azalır, bakır altına, hüzün sevince dönüşür.

    🥀18. Ruhun bu dünyadan değildir ama bedenin bu dünyadandır.
    Tüm gün düşünürüm bazen, nereden geldim, nereye gidiyorum diye. Bil ki ruh bu dünyadan değildir. Ancak bilirim ki beden bu dünyadandır.

    🥀19. Ruh mertebesinde hepimiz biriz.
    Güneşin duvarın bir tarafına vuruşu ile diğer tarafına vuruşu farklı sonuçlar doğurur. Ancak güneş tek ve birdir. Doğu ya da Batı.. Kuzey ya da Güney. Fark etmez. Ruh mertebesinde ayrım yoktur.

    🥀20. Ruhunuz herşeyden daha kıymetlidir.
    Elle tutulur, maddi şeylere fazla önem verme. Kendi ruhunun kıymetini bildiğin zaman, onların ne kadar değersiz olduğunu anlarsın.

    🥀21. Eşini bilgece seç.
    Aranda rekabet olmayan, daha zengin olma peşinde koşmayan, kaybetmekten korkmayan, benliğine tutunmayan birisini eş olarak seç.

    🥀22. Gerçek sevgi madde dünyasını dönüştürür. Bedenleriniz ayrı kalsa bile ruhlarınız her daim birliktedir.
    Ayrılıklar sadece gözleri ile görenler içindir. Sevenlerde ayrılık yoktur. Ruh mertebesine ayrılık yoktur.

    🥀23. Kelimelerinin gücünü yükselt, sesini değil.
    Sesini yükseltmek fayda etmez. Kelimelerinin gücünü arttır. Çiçekleri büyüten şey yağmurdur, fırtına değil.

    🥀24. Sessizlik, Yaradan’ın sesidir.
    Sessizlik Yaradan’ın sesidir. Diğer seslerin hepsi basit birer çeviri denemesidir. Kelimeler yüzeydedir. İnsanlar, kelimelerin ötesi ile iletişime geçerler. Kelimelerle savrulmayı bırak. Sessizliğe teslim ol, bırak herşey o şekilde açığa çıksın.

    🥀25. Hayatta olmak yaşamak demek değildir.
    Sadece nefes aldığın için yaşadığını mı sanıyorsun? Bu hayat, hayat değildir. Bu hayat sınırlarla doludur. Sevgiye teslim ol ve gerçekten yaşa. Sevgiye teslim ol ve sonsuza dek yaşa
  • 152 syf.
    ·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Wow, başlık titretti mi? Hımm, devam edelim o halde.

    “Davacınla mahkemeye giderken yolda onunla anlaşmaya
    çalış ki seni hâkim karşısına çıkarmasın ve hâkim seni
    zindancıya teslim etmesin ve zindancı seni zindana
    kapamasın. Söylemiş olayım, borcunu son kuruşuna kadar
    ödeyene dek kurtulamazsın oradan.”
    Yeni Ahit, Luka, 12: 58,59



    “Hazır ol!”

    On iki asker önce esas duruşa geçip sonra da tüfeklerini
    omuzlarına dayadılar.

    Kadın hiç kıpırdamadı.

    Hâlâ hiçbir korku belirtisi göstermeden karşılarında
    dikilmekteydi.

    ''Nişan al!''

    ''Ateş!''

    Televizyonlarda, filimlerde izlediğiniz gibi vücudu titreyerek, sallanarak yere yığılmadı, kollarını kaldırıp çırpınmadı bile. Olduğu yere hafifçe yığıldı, başı hâlâ dimdik, gözleri hâlâ açıktı. O masum yüzün altında kan havuzu oluşmuştu. Askerlerden biri bu görüntüye dayanamadı ve oracıkta bayıldı. Teğmen tabancasını çıkarıp kadının yanına geldi, yüzüne kan sıçramaması için silahı şakağına bastırmadı ve tetiği çekti. Mata Hari öldü...

    Acıyı hisset, daha, daha ve daha...

    16 yaşlarında evinden uzak, yatılı bir okuldasın. Müdür zürriyetsizi seni bir gün odasına çağırıyor, ardından kapıyı kapatıyor ve seni öpmeye... şeyinle oynamaya başlıyor sonra hızlı bir şekilde masaya yatırıyor ve bekaretini bozuyor. Evet, Mata bunları yaşadı, öyle ki korku onu anlatmaktan alı koyuyordu. Ta ki okulda kendisi gibi buna maruz kalan arkadaşlarının olduğunu duyana kadar. Ne fark eder? Müdür emekli olmuş, kimse suçlama da bulunamazdı. Onlarca kız, hepsine tecavüz eden bir zürriyetsiz! Yinede korku engel oluyor, birilerine anlatsan eve çağırılır, olay duyulur, hayatın alt üst olur. Hoş, şimdi sanki çok iyiymiş gibi...

    Mata o kadar güzel bir kadın ki, ama bir o kadar da bahtsız ve şanssız. Ülkeden ayrılmak ve kaçmak istiyor, bunun için gazeteye ilan veren bir subay(Rudolf MacLeod) ile tanışır ve bu subay baya varlıklı biridir. Endonezya'da varlıklı bir subay, bir kadın daha ne isteyebilir ki? Mata bu hayal ile geçmişi bir kenara bırakıp 3. buluşmada evlenme teklifini kabul eder ve 11 Temmuz 1895'te evlenirler.

    https://hizliresim.com/16PqqA

    Günler ilerledikçe alkolik Rudolf, bakire olmadığını öğrenir ve ondan olanları anlatmasını ister; Mata hıçkırıklar içinde müdürün odasında olanları anlatır Rudolf günler geçtikçe daha fazla ayrıntı ister. Hatta o kadar ileri gider ki, tecavüze uğradığı o gün üzerindeki etekte alması için onu çarşıya yollar Mata'ya bazen karşı koymasını, bazen de inlemesini ister. Evet, haklısınız o kel kafasına kızgın yağ dökmek gerekiyor. Neyse, bunu yapmasının sebebi evde bulunan hizmetçilerin Mata'nın bundan zevk almasını hissettirmek. Mata o anları şöyle açıklıyor:''Yavaş yavaş benliğimi kaybettim. Günlerimi kızıma
    bakarak geçiriyordum, hırçın bir asilzade havalarında evde
    geziniyor, cildimdeki morlukları aşırı miktarda makyajla
    gizliyordum ama kimseyi, hem de hiç kimseyi kandıramadığımın farkındaydım. Yeniden hamile kaldım, oğlum doğduktan sonraki birkaç günü müthiş mutlu geçirdim, ardından bakıcı kızlardan biri bebeğimi zehirledi ama neden yaptığını bile öğrenemedim; bebeğimin ölüsünün bulunduğu gün evdeki diğer hizmetçiler bakıcı kızı öldürdüler. Çoğu
    intikam alacağım derken ölçüyü kaçırdığını düşünüyordu; çünkü kızcağız sürekli dayak yemiş, tecavüze uğramış
    ve bitmek bilmez çalışma saatleriyle emeği sömürülmüştü.''

    Neden mi yazdım bunları? Kadın olmak, üzgünüm 'kız' olmak... hiç düşündünüz mü? Aşağlık, ucube, şerefsizlerin yanında neden masum, doğal, birçok şeyden çok daha güzel genç kızların olduğunu? Para için mi? Yoksa servet için mi? Hayır. Çünkü dünyanın, bu aşağlık evrenin bir sistemi var, güzel olan her şey soldurulmalı ve yavaş yavaş eritilmeli. Bunu da iblisin gayrimeşru çocukları, yani göbekli, kendini beğenmiş, kibirli, kağıtlara sahip, takım elbiseli, sadece iki dakikalık fiziksel haz peşinde koşanlar yapmakta.

    Kitap hakkında...

    Paulo Coelho'ya ait okuduğum üçüncü kitap. Elbette bununla sınırlı kalmayacak. Hayır hayır, sevdiğim için okumam;önemli bir şeyler 'söylediği' için okurum.Yemek için yemem, yemeği sevdiğim için yerim. Eğer sevmezsem, neden yiyeyim ki?

    Casus kitabı, 2016 yılında yayımlanmış olup, klasik kitaplarında da olduğu gibi düşündürmeye, analiz etmeye ve çelişkiye düşürmeye çalışmıştır. Çelişki mi? İyi de kiminle?

    Neden bir aynanın karşısına geçip sormuyorsun?


    ''Kendimden kaçamayacağımı ancak şimdi anlıyorum'' (86)

    Bir daha oku, bir daha ve bir daha... Analiz edelim. Kendim'den' bütünüyle kaçmak istemek gibi. Ancak kaçamıyorsun, bu acı bir durum. Seçeneğin var mı peki? İki seçeneğin var. Ya kaçacak bir yer aramaktan vazgeçecek ve sonsuza dek sessizliğe mahkum olacaksın, ya da kabulleneceksin. Asıl soru: Hangisinin daha acı verici olduğu. Kaçmak mı, yoksa aramak mı? En zor şey de nedir bilir misin, aslında bu ikilemlerin birer safsata olduğunu bildiğini bildiğin halde arayışta olduğun. Aslında anladığın falan yok, sadece inandırmak ve kendini kandırmak istiyorsun hepsi bu. Bu göremeyebilir, duyamayabilirsin hatta yüz çevirebilirsin ama hissedemeyeceğini söyleyemezsin değil mi? His yanıltmaz, seni kandırmaz, sadece olsı gerçekleri sunar ve bu çoğu zaman acı olmuştur.

    ''Acıyı hissetmelisin, ancak o zaman özgürlüğe kavuşabilirsin.''


    ''Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.''


    Sen ve senin gibiler bedelin en ağır şeklini ödedi, en aşağlık pozisyonlara girdi, aşağlık insanlara sunuldu, aşağlık insanların salyaları altında sahip olundu, aşağlık insanlar tarafından aşağlandınız... Suç sizde mi? Hayır. Yukarıya bakın!

    Keyifli okumalar.
  • 464 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    (Ben Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisini toplu olarak yorumlayacağım.)

    Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer bir ara bloglarda en çok gördüğüm serilerden biriydi. O zamanlar aldığı güzel yorumlarla ilgimi çekmişti. İnternette bütün seriyi uygun bir fiyata yakalayınca aldım ve kısa sürede okudum.

    A.T.Z.İ.G. bir üçleme. Sırasıyla Yakut Kırmızı, Safir Mavi ve Zümrüt Yeşil kitaplarından oluşuyor. Bin küsur sayfada iki haftalık bir süreç anlatılıyor (Hatta ilk kitap üç günde geçiyor). Karakterlerin çokluğu ve Alman olmaları sebebiyle isimlerinin okunuşunun zorluğu gibi nedenlerden dolayı ben seriyi fazla ara vermeden arka arkaya okumanızı önereceğim. Zaten o kadar akıcı ve eğlenceli ki elinizden bırakamayacaksınız.

    Gideon âşık olunan erkek karakterler listeme hızlı bir giriş yaptı. 18 yaşında olmasını lütfen görmezden gelin :-)

    Leslie ise kendime kitaplardan en yakın arkadaş seçecek olsaydım ilk tercihlerimden olurdu. Baş kadın karakterin gölgesinde kalmayan, kendine özel yardımcı karakterleri seviyorum.

    Pegasus Yayınları biz okuyucular tarafından sık sık kitaplarının pahalılığı yüzünden eleştiriliyor ama bu seri için aldıkları her kuruşu hak ettiklerini düşünüyorum. Üç kitabın da kapağı, baskı kalitesi, kağıt kalitesi, kutusu mükemmel. Arşivlik, uzun yıllar kütüphanede saklamalık.

    A.T.Z.İ.G. serisi tam “Kendini İyi Hisset” tarzında. Sadece gençlere değil her yaştan insana hitap ediyor bence. Hayata biraz ara vermek ve eğlenmek isterseniz ilk tercihiniz olsun.

    Serinin üç kitabı 2013,2014 ve 2016 yapımı olmak üzere üç filme çekilmiş. IMDB puanları 5.8-6.5 arasında. Buradan çok başarılı uyarlamalar olmadığını anlayabiliriz. Ben kitabın, kafamın içindeki güzel halini bozmak istemediğimden filmleri izlemeyeceğim. Sizlere tavsiyem seriyi okumanız ama eğer okumayı düşünmüyorsanız filmlerine şans verebilirsiniz.
  • 320 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    (Ben Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisini toplu olarak yorumlayacağım.)

    Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer bir ara bloglarda en çok gördüğüm serilerden biriydi. O zamanlar aldığı güzel yorumlarla ilgimi çekmişti. İnternette bütün seriyi uygun bir fiyata yakalayınca aldım ve kısa sürede okudum.

    A.T.Z.İ.G. bir üçleme. Sırasıyla Yakut Kırmızı, Safir Mavi ve Zümrüt Yeşil kitaplarından oluşuyor. Bin küsur sayfada iki haftalık bir süreç anlatılıyor (Hatta ilk kitap üç günde geçiyor). Karakterlerin çokluğu ve Alman olmaları sebebiyle isimlerinin okunuşunun zorluğu gibi nedenlerden dolayı ben seriyi fazla ara vermeden arka arkaya okumanızı önereceğim. Zaten o kadar akıcı ve eğlenceli ki elinizden bırakamayacaksınız.

    Gideon âşık olunan erkek karakterler listeme hızlı bir giriş yaptı. 18 yaşında olmasını lütfen görmezden gelin :-)

    Leslie ise kendime kitaplardan en yakın arkadaş seçecek olsaydım ilk tercihlerimden olurdu. Baş kadın karakterin gölgesinde kalmayan, kendine özel yardımcı karakterleri seviyorum.

    Pegasus Yayınları biz okuyucular tarafından sık sık kitaplarının pahalılığı yüzünden eleştiriliyor ama bu seri için aldıkları her kuruşu hak ettiklerini düşünüyorum. Üç kitabın da kapağı, baskı kalitesi, kağıt kalitesi, kutusu mükemmel. Arşivlik, uzun yıllar kütüphanede saklamalık.

    A.T.Z.İ.G. serisi tam “Kendini İyi Hisset” tarzında. Sadece gençlere değil her yaştan insana hitap ediyor bence. Hayata biraz ara vermek ve eğlenmek isterseniz ilk tercihiniz olsun.

    Serinin üç kitabı 2013,2014 ve 2016 yapımı olmak üzere üç filme çekilmiş. IMDB puanları 5.8-6.5 arasında. Buradan çok başarılı uyarlamalar olmadığını anlayabiliriz. Ben kitabın, kafamın içindeki güzel halini bozmak istemediğimden filmleri izlemeyeceğim. Sizlere tavsiyem seriyi okumanız ama eğer okumayı düşünmüyorsanız filmlerine şans verebilirsiniz.