Mat bir gündü. İnsanın içine sıkıntı veren cinsten. Yağmurun hemen sonrası. Göklere dokunsak yağmur yine bardaktan boşalırcasına üzerimize yağacaktı. Konuşsak yağmur yağacaktı yeniden. Pencereden dışarı çevirsek bakışlarımızı yağmur yağacaktı. Birimiz ayağa kalksa, bir diğerimiz gözlerini sıkı sıkıya yumsa. derin bir iç çeksek, ellerimizle yüzümüzü kapasak, geçmişe dalsak durduğumuz yerde yağmur yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım gök üzerimize yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı.
Albümlerde bekleşen fotoğraflar, apartman saçaklarına sinmiş taslar, çöp kutularının altlarına sığınmış kediler, kitap aralarına iliştirdiğimiz çiçekler, fanilaların kenarına iliştirilmiş muskalar üzerimize yağacaktı.
Hayat, aramızda kalmış utangaç bir çocuktu sanki.
Kent susmuş ve söylenecek bir çift lafın merakına dalmıştı.
Susuyorduk öylece.
Göz göze gelsek kör olacaktık. Konuşsak sözler
bitecekti Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk. Geriye dönebilecek bir adım kalsın diye. Yeniden başlayabilecek bir söz kalsın diye susuyorduk, konuşmuyorduk.
Bir konuşsak gök üzerimize yağacaktı.
Bir konuşsak kent üzerimize yağacaktı.
Gelinlik giymemiş genç kızların yüzü kararacak, ıslak asfalta oturmuş yaşlı adam bir daha kalkmayacaktı. Üzerimizde binlerce göz, odanın her yanında binlerce kulak, hepsi durmuş ve ilk sözün tedirginliğini yaşıyordu.
Henüz akşam olmadığı halde ortalığı uğursuz bir karanlık kaplamıştı. Bir sokakta yalnız başına bırakılmış gibiydik. İlk kez bunca zamandır kapı çalınmıyor, telefon çalmıyor, sokak satıcıları bağırmıyor, okuldan dönen çocukların sesi soluğu çıkmıyordu. Sessizlikten ilk defa korkuyordum.
Hayat, herkesin sustuğu bir anda kulaklarımızı yırtan bir çocuk ağlamasıydı.
Ah çocuk zamanlarım!
Çokomel kutusuyla yakalayıp, örümcek ağına attığım sineklerin çığlıkları, bilet parası bulamadığım zaman otobüse kaçak binmenin tedirgin edici aceleciliği, öğle paydoslarında bir çorbayla yenilen bir bütün ekmeğin utancı. Orda olmaktan başka, her zaman diliminde olmaya razıydım. Yaşanmış tüm korkuları, boğazıma saL rılan tüm tedirginlikleri, burnumu sızlatan tüm ağlayışlarımı yeniden yaşamaya razıydım.
Mat bir gündü.
İnsanın içine sıkıntı veren cinsten Gözlerimizi kaçırıyorduk. Mülteci kampları ekmeksiz kalıyor, hücrelerde kısık sesli ölüm öyküleri anlatılıyordu. Biz susup son sözü dilimizde saklıyorduk. Son sözü ağzımızda topluyorduk.
Konuşsak, gece üzerimize yağacaktı.
Konuşsak, kentin gözyaşlarıyla sırılsıklam olacaktık.
Konuşsak, akşamüstü koşuşturmaları kalbimizi paramparça edecekti.
Köşede üstüste yığılmış duran kitaplar, kültablasında birikmiş sigara izmaritleri, kapakları açık kalmış albümler, kanal düğmesi kopuk radyo, gözlerini üzerimizden kaçırıyordu. Odada ne varsa başka yana çeviriyordu gözlerini.
Mat bir gündü.
Aslında biz ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı. Başını yerden kaldırdın ve gök gürledi. Özenle yazılmış mektuplar, akrebi yorgun saat, duvardaki solgun poster, sararmış tül perde savruldu.
Gittin ve kent üzerime yağdı.
Gittin, kent gözlerimden boşaldı.
Gittin ve hemen ardından yağmur yağdı…

Tarık Tufan

Şunu kesinlikle söyleyebilirim her anlamda okuduğum en iyi kitaplar arasında ilk 5’e girer bu kitap ..
Sadece hikaye anlatıyor ama öyle bildiğimiz hikayelerden değil..
Bir hikayenin akışına bırakmıyorsunuz kendinizi ..
Parçaları sizin birleştirmeniz gerekiyor.!
Beyin çok fena zorluyor kendini ..
Olaylar arasında geçişler var hatta bazen cümlenin içinde dahi geçişler var ..

Bir radyocunun kendiyle ‘’İç sesi veya vicdan diyebiliriz ‘’ konuşmaları ve bir radyo programında anlattıkları çoğunluğunu oluşturuyor kitabın .
Bu konuşmalarda bol bol kafa karışıklığı ve hayata dair çok derin tahliller yer alıyor..
Bazıları çok ama çok etkileyici, ama bazıları da yer yer soyut kalıyor..
Dik başlı ve edebi bir anlatım hakim kitapta ..
Yapmış olduğum alıntılardan da görüldüğü gibi bol bol altı çizilecek cümle var..
Modern hayatı ve kent hayatını çok yerinde tespit ve tahlillerle harikulade sorgulamış ..

Yazarında belirttiği gibi ‘’ Elinizdeki kitap 1990-2000 yılları arasında İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın ‘’ İslam dinini ne kadar yanlış anladığını çok net ve kesin tahlillerle ortaya koymuş durumda . (Aramızda kalsın fakat şu an ki durumda farksız sayılmaz o dönemlerden )
Lütfen beklemeyin gerçeklerle yüzleşmek için gidin ve alın kitabı ..

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
07 Oca 2017

Elimi Yala
1960’ların başlarında Texas eyaletinin küçük kasabalarından
birinde yaşayan bir çift, komşu kasabada yaşayan dostlarının
evlilik törenine katılmak istiyorlardı.
Çiftin kızı Linda dokuz yaşındaydı ve okulu olduğu için
anne-babasıyla gelemeyecekti. O güne dek kızlarını evde tek
başına hiç bırakmamışlardı, bir yere gitmeleri gerektiğinde eve
tanıdık bir çocuk bakıcısını çağırıyorlardı. Ancak Linda bu defa
bakıcıya emanet edilmek istemedi. Yeterince büyüdüğünü, kendi
başına rahatça kalabileceğini söyledi.
“Hem sadece bir gece, ne olabilir ki?”
Gerçekten de kızları aklı başında, uslu bir çocuktu;
üstelik yalnız da kalmayacaktı, çünkü evde
iri ve sadık bir köpekleri de vardı.

Çift, akşamüzeri gönül rahatlığıyla yola çıktı.
Hem kızlarına hem de köpeklerine güveniyorlardı.
Anne babasını yolcu ettikten sonra bir süre oyun oynayan Linda,
annesinin hazırlayıp bıraktığı yemeğini yedikten sonra oturma
odasında radyo dinlemeye başladı. Bir yandan da ayaklarının
dibinde kıvrılmış yatan köpeğin başını okşuyordu.
En sevdiği şarkılar ardı ardına çalıyordu, Linda’nın neşesi yerindeydi.
Erken yatması için bir neden de yoktu,
biraz yalnızlığın tadını çıkarmak istiyordu.

Müzik yayını araya giren acil bir haber anonsuyla kesildiğinde
Linda’nın canı sıkıldı. Ancak haberi dinlediğinde can sıkıntısı
korkuya dönüştü. Kent dışındaki akıl hastanesinde kalan
tehlikeli bir katil, güvenliği atlatarak kaçmıştı.
Polis her yerde arama yapıyordu. Bu son derece tehlikeli cani
ile karşılaşmamaları için tüm dinleyicilere gerekmedikçe
evlerinden dışarıya çıkmamaları uyarısı yapıldıktan sonra
tekrar müzik yayınına devam edildi. Linda gerçekten de
ürkmüştü ancak köpeğine sımsıkı sarılınca içi biraz olsun rahatladı.
Kendi kendine evde güvende olduğunu telkin ediyor, köpeğin varlığı
da bu güven duygusunu arttırıyordu. Ancak yine de keyfi kaçmıştı.
Yatmaya karar verdi ve üst kattaki odasına çıktı.

Köpek her zaman Linda’nın yatağının altında yatardı,
bu da kızın içi daha rahatlamış olarak yatağa uzanmasını sağladı.
Köpeğe iyi geceler diledikten sonra elini yatağın altına uzattı,
hayvan kızın elini yaladı ve Linda gülümseyerek gözlerini kapattı.
Birkaç saat deliksiz uyuduktan sonra tuhaf bir ses uyanmasına
neden oldu. Damlayan bir su sesi gibiydi. Sanki bir musluk tam
kapanmamış gibi şıp şıp ses çıkarıyordu. Linda banyoya gitmek
için kalkmak istedi ancak karanlıktan korktu, radyodaki anons
aklına gelmişti. Kalkmak yerine elini yatağın altına uzattı.
Elini yalayan dilin sıcaklığı kıza yeniden güven duygusu verdi,
uyumaya devam edebilirdi. Ancak damlama sesi sürüyordu ve
bu da uyumasına engel oluyordu. Yataktan kalktı, yandaki
banyoya gitti; hayır, burada damlayan bir musluk yoktu.
Bütün ışıkları yaktı, alt kattaki banyo ve mutfak
musluklarını kontrol etti. Bu katta da açık kalmış musluk yoktu
ve damlama sesi de duyulmuyordu.

En iyisinin alt kattaki kanepeye uzanmak olduğunu düşündü,
böylece damlama sesini duymadan yeniden uyuyabilirdi.
Linda yastık ve battaniyesini almak için tekrar odaya çıktı,
köpeği de çağırmak için yatağın altına eğildiğinde gördüğü
manzara dehşet vericiydi:
Yatağın altına iriyarı bir adam uzanmıştı.
Linda’nın köpeğine sarılmış, deli gözleriyle kıza bakıyordu.
Adamın dili dışarıdaydı, tıpkı bir köpek gibi salyalar akıtıyordu.
Kucağındaki köpeğin kafasını kesmişti, kesilen boğazdan yerdeki
büyük kan gölüne şıp şıp kan damlamaya devam ediyordu.

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)

29 Mart Salı günü, saat 23:05 Kent Kitaplığı http://radyo.trt.net.tr/...t-radyo-izmir.aspx programında sevgili Nalan Kolağası ile beraberim... Tüm dostlar ile beraber olmak dileği ile...

DENİZLİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YÂREN ŞİİR YARIŞMASI BİRİNCİSİNE 3.000 TL., İKİNCİSİNE 2.000 TL.. ÜÇÜNCÜSÜNE 1.000 TL. ÖDENECEK, 3 ŞAİRE 500'ER TL. MANSİYON ÖDÜLÜ TAKDİM EDİLECEK.(SON KATILIM TARİHİ.30 EKİM 2015.CUMA)

KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR

Türk edebiyatına yeni şiir ve şairler kazandırmak, genç şairleri yeni eserler
üretmeye teşvik etmek ve ülkenin isim yapmış şairlerini bir araya toplayarak tanışma ve kaynaşmalarını sağlamak amacıyla Denizli Büyükşehir Belediyesi Yâren Şiir Yarışması adıyla düzenlenmiştir. Bu düzenleme Denizli Büyükşehir Belediyesi Yâren Şiir Yarışması Özel Şartnamesi” hükümlerine göre gerçekleştirilir. Her yıl ünlü bir şair adına düzenleyeceğimiz şiir etkinliğimizin ilk konuğu hece şiirin yaşayan efsanesi YAVUZ BÜLENT BAKİLER olacaktır…

DENİZLİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ŞİİR YARIŞMASI ŞARTNAMESİ;
1 ) Yarışmaya: Yarışma seçici kurul üyeleri, jüri üyeleri ve bunların birinci ve ikinci derecede yakınları dışındaki 18 yaş üzeri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes katılabilir
2 ) Şiirler, anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkelerle; Cumhuriyetin niteliklerini benimsetici ve bu görüş ve ilkelere uygun düşünce tarzına, dünya görüşüne, yaşam tarzına aykırı olamaz. Seçilen temaların moral yıkıcı, herhangi bir politik görüşü övücü veya yerici, müstehcen, anlamsız olmaması ve ticari bir amaç taşımaması gerekmektedir.
3 ) Şiirler Türkiye Türkçesi’yle imlâ kurallarına uyularak yazılacaktır ve şiirlerin
ölçüsü hece veya aruz olmak zorundadır. Bu vezinlerde yazılmayan şiirler yarışma dışı kalacaktır.
4 ) Şiirler Times New Roman karakteri ve 14 punto ile yazılacak ve en fazla A4 kağıdı büyüklüğünde olacaktır. Bilgisayar çıktısı alınacaktır.
5 ) Şiirler hiçbir şekilde başka bir eserle bariz benzerlikler taşımayacaktır.
6 ) Yarışmaya her şair sadece 1 ( bir) eserle katılabilecektir.
7 ) Yarışmaya gönderilen eserler daha önce hiçbir suretle yayınlanmamış olacaktır. Yarışmaya katılan eser sahibi Denizli Büyükşehir Belediyesi Yâren Şiir Yarışması için gönderdiği eseri yarışma sonuçlanmadan önce hiçbir yerde ve hiçbir şekilde yayınlayamaz, yayınlatamaz.
8 ) Para ödülleri direkt olarak hak sahibine elden teslim veya şahsına ait hesap numarasına havale edilir. Dereceye giren yarışmacıların Final gecesine katılımları zorunludur.
9 ) Yarışmaya gönderilen şiirler telif ücreti ödenmeden ileri bir tarihte Denizli
Büyükşehir Belediyesi tarafından kitaplaştırılabilir. Yerel ve ulusal radyo ve
televizyonlarda yayınlama, plak, bant, kaset, cd vb. materyal haline getirme, notasını basma, yayın, eğitim ve kültür kurum ve kuruluşlarına gönderme konusunda öncelik hakkına sahiptir.
10 ) Denizli Büyükşehir Belediyesi yarışmaya gönderilen ve kazanamayan hiçbir dosyayı geri göndermek veya iade etmekle yükümlü değildir.
11 ) Şairler eserin bütünüyle kendilerine ait olduğunu ve hiçbir şekilde ve hiç bir eserden ilham almadıklarını, bugüne kadar düzenlenen hiçbir yarışmaya
göndermediklerini taahhüt edip Denizli Büyükşehir Belediyesi Yâren Şairler Şöleni ve Yâren Şiir Yarışması Şartnamesi’ni aynen kabul ettiklerini belirten yazılı ve imzalı (EK-1) belgesini başvuru zarfıyla birlikte göndermekle yükümlüdürler. İçerisinde ( EK-1) belgesi olmayan başvurular yarışma dışı kalacaktır…

ESER TESLİMİ;
1 ) Eser üzerinde şairin adı olmayacak yalnızca rumuz yazılacaktır.
2 ) Katılımcılar şiirlerini büyük bir zarfa koyacak, açık kimlik ve iletişim bilgilerinin bulunduğu başka bir zarfı da kapalı olarak büyük zarfın içine koyacaklardır. İki zarfın üzerinde de en az dört, en çok yedi harften oluşan rumuz bulunacaktır.
3 ) Eser sahibinin bu yarışmanın şartnamesini aynen kabul ettiğini belirten şartname eki (EK-1) belgesi eksiksiz doldurulacak ve imzalı olarak bulunacaktır.
4 ) Eser sahipleri( EK-1 ) formundaki bilgileri eksizsiz doldurarak, üzerine sadece rumuzlarını yazdıkları küçük kapalı zarfa koyacaklardır.( Bu zarfın üzerine rumuzdan başka hiçbir bilgi yazılmayacak.)
5 ) Eser sahipleri şiirin çıktısını koydukları üzerinde rumuz yazılı büyük zarfın içine, kimlik bilgilerini içeren üzerinde yine rumuz yazılı(EK-1)belgesinin olduğu küçük zarfı koyarak şartnamede belirtilen adrese taahhütlü veya kargo ile göndereceklerdir.
6 ) Herhangi bir şekilde, şiirler üzerinde eser sahibinin yazılı olarak adı belirtilmiş veya yukarıdaki belirtilen maddelere aykırılık söz konusu ise bu şiir değerlendirmeye alınmadan yarışma dışı tutulacaktır.
7) Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığı her hangi bir sebepten dolayı yarışmayı tek taraflı iptal edebilir, bu nedenle yarışmacılara karşı yükümlülüğü yoktur. Tüm katılımcılar bu şartları kabul etmiş sayılırlar.
8 ) Eserler en geç 30 Ekim 2015 Cuma mesai saati bitimine kadar Denizli Büyükşehir Belediyesi Yâren Şiir Yarışması bürosuna ulaştırılmış olacaktır. Postada ki gecikmelerden eser sahibi sorumludur.

ÖDÜLLER;
Birinci……………… : 3.000 ( Üç bin) TL
İkinci ………………. : 2.000 ( İki bin) TL
Üçüncü ……………..: 1.000 ( Bin ) TL
Birinci Mansiyon : 500 ( Beş yüz ) TL
İkinci Mansiyon : 500( Beş yüz ) TL
Üçüncü Mansiyon : 500( Beş yüz ) TL

FİNAL;
Ödül töreni – jüri ve halk huzurunda Gala Gecesi- Denizli’de belirlenen yer ve
saatte, jüri üyeleriyle, çeşitli ses ve saz sanatçılarının da katılımıyla yapılır. Ödül mansiyon alan eserlerin seslendirileceği bir sunumla etkinlik sona erer.

ETKİNLİĞİN YAPILACAĞI YER VE ZAMAN;
Tarih:28 KASIM 2015
Yer: Pamukkale Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi-DENİZLİ
Saat:19.00

ESERLERİN ULAŞIM BİLGİLERİ;
Huriye YÜCELİŞ
Denizli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı
Altıntop Mah. Lise Cad. No: 2
MERKEZEFENDİ-DENİZLİ
Tel.0-258-280 20 20 (Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal işler Daire
Başkanlığı)

JÜRİ ÜYELERİ;
Arzu Subakan KABUKÇU
İlter YEŞİLAY
Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Nedim SAATCİOĞLU
Nurullah GENÇ
Semih SERGEN
Şerif KUTLUDAĞ
Yavuz Bülent BAKİLER (Onur Konuğu)

NOT:Bu şartnamenin ana ilke ve esasları paralelinde özellikle yarışmaya katılacak eserlerin şiir kalitesine yönelik tedbir almaya ve bunun için gerektiğinde diğer özel veya ek şartnameler yazılmasına, iş bu özel şartnamede hüküm bulunmayan hallerde, gerekli tedbirleri almaya Denizli Büyükşehir Belediyesi Kent Şairleri Topluluğu Başkanı Arzu Subakan Kabukçu yetkilidir.