• İlk oyuncağımı Samira'ya götürmüştüm. Bayramın ilk günüydü. Dört ay önce babasının cenazesi çıkmıştı bu kapıdan. Şimdi aynı kapıda yalınayak karşılıyordu bizi. Ardında duran annesi ve 8 kardeşiyle Kenya'nın ücra bir şehrinin, ücra bir köyünde yaşıyordu.

    Erhan İdiz
  • sen tek başına cihan'ın bütün haksız, canavarca düzenine karşı beni ayakta tutabiliyorsun. benim soyumdan insanların yaşadığı müddetçe kenya'dan kamçatka'ya sen yaşayacaksın. bana senin adını ölmezleştirmek düşer. işim bu benim. sense ölmezliğe bile gülümseyecek kadar benzersiz ve yücesin. canının her milimetre karesine varıncaya, bir canlı imgeni gökyüzlerinde gezdirmek geçer içimden. ulan dünya insanları, bakın işte bu "ley-ladır!"diye bağırırdım hem.
  • İnsanlar yeryüzündeki dört milyon yılı aşkın tarihlerinin çok büyük bölümünde, yani Yakındoğu'da bitki ve hayvanları evcilleştirmeye başladıkları 10.000 yıl öncesine dek, çevrelerinde buldukları yabanıl bitkileri toplayıp yaban hayvanları avlayarak, yani avcı-toplayıcılar olarak yaşamışlardır. Günümüzdeyse bu geçim örüntüsünü sürdüren insan topluluklarının sayısı son derece azalmıştır; yeryüzünün coğrafi açıdan marj inal bölgelerinde birkaç topluluk halen temel geçim faaliyeti olarak avcıtoplayıcılık yapmaktadır. Hiç kuşku yok ki, günümüz avcı-toplayıcılarının yaşam kosulları, insanlık tarihinin en uzun dönemini oluşturan paleolitik boyunca yaşamış avcı-toplayıcılardan çok farklıdır: Avcı-toplayıcı atalarımız dünya nüfusunun birkaç milyondan ibaret olduğu bir dönemde, kendilerine bereketli bir sofra sunan yeryüzünde -kritik iklim değişikliği momentleri dışında- besin sıkıntısı çekmeden yaşarken; günümüz avcı-toplayıcıları, sanayi toplumlarının kıyısında, onların tehdidi altında, kutup bölgeleri, balta girmemiş orman içleri ya da çöl arazileri gibi verimsiz topraklarda sürgün bir yaşam sürdürmektedirler. Dolayısıyla yoksunluk koşullarında yaşayan günümüz avcı-toplayıcılarından hareketle paleolitik atalarımız konusunda çıkarsamalar yapmak, hatalı olacaktır.

    Ne ki, Kalahari !Kung Sanları arasında uzun süreli araştırmalar yapan Richard Lee'ye göre avcı-toplayıcı toplumların ihtiyaçlarını karşılamak için gereksindikleri çalışma süresi, köylü ya da sanayi toplumlarına göre çok daha kısadır; örneğin bir !Kung kampında topluluğun yüzde 65'i "çalışarak" , yani avcılık-toplayıcılık faaliyetlerine katılarak topluluğun bağımlı yüzde 35'lik kesimini de destekleyebilmektedir. Üstelik bu " çalışan" kesim, zamanlarının sadece yüzde 35'ini geçim faaliyetlerinde geçirir. Yani yetişkin ve engelsiz bir !Kung erkeği ya da kadını, haftanın 2,5 günü avcılık ya da toplayıcılık yaparak, kendisinin ve bağımlılarının (çocuklar, yaşlılar, engelliler...) gereksinimlerini karşılayabilmektedir. (Lee, 1 969); bu nedenle Marshall Sahlins (2010) bu toplumları "ilkel refah toplumları" olarak tanımlar.

    Günümüz avcı-toplayıcıları, Robert Hitchcock'un verilerine göre Afrika'da Kalahari Çölü çeperlerinde yaşayan Sanlar; Orta Afrika Pigemeleri; Kenya ve Tanzanya'da yaşayan Okiekler ve Tanzanya Hadzaları; Kuzey Sibirya'daki Yukaghir ve Gilyak gibi halklar; Japonya Ainulan; kimi Avusturalya Aborijin grupları; Güney Amerika'da Amazon ormanları ve Tierra del Fuego'da yaşayan bazı yerli topluluklar; Kuzey Amerika Inuitleri ve bazı yerli gruplar; kuzeybatı kıyılarında yaşayan Tlingit, Tsimshian, Kwakiutl vb. balıkçı topluluklar. . . Hitchcock yeryüzündeki toplam avcı-toplayıcı nüfusunu 146.500 olarak hesaplamıştır. (Akt. Bates, 2009 : 1 19)

    Günümüz avcı-toplayıcıların birkaç tipini ayırt etmek mümkündür: 1) Yaya avcı-toplayıcılar; 2) Atlı avcıtoplayıcılar; 3) Balıkçılar. Bunlar · arasında en yaygın ve tipik olanı, yaya avcı-toplayıcılardır.

    Yaya avcı-toplayıcılar, üyelerini akrabalık temelinde devşiren takımlar halinde yaşamaktadır. Takımların nüfusu çevrenin optimal taşıma kapasitesine uygun olarak onlu sayılardan yüzlü haneli rakamlara dek değişebilmektedir. Avcı-toplayıcı takımların üyelerinin devşirilmesinin bir başka kanalı da sanal akrabalıktır: !Kung Sanlar arasında adaşlar akraba sayıldığı gibi, Inuitler arasındaysa birbiriyle mübadeleye giren ortaklar takımlar oluşturabilmektedir.

    Avcı-toplayıcı topluluklarda nüfus yoğunluğu düşüktür; örneğin Avrupalılar Avustralya Kıtası'na ayak bastıklarında, kıtanın neredeyse tümü avcı-toplayıcılıkla geçinen nüfusu 300 bin kişiyi ancak bulmaktaydı.

    Avcı-toplayıcılar, uygun çevre koşullarını bulduklarında yerleşikliğe eğilim göstermekle birlikte, genelde göçer ya da yan-göçer bir yaşam sürdürür. Oldukça yalın bir teknolojiye sahiptirler, alet çantaları genellikle taştan yontulma el baltalan, mızrak, ok ve yay, fırlatıcı silahlar ve yabanıl bitkileri devşirmede kullandıkları ilkel oraklardan ibarettir. Yine de, çevrelerindeki geniş ölçekli toplumlarla ilişkileri ölçüsünde, onlardan çelik aletler, ateşli silahlar vb. edinebilmektedirler.

    Yaya avcı-toplayıcılarda işbölümü, esas itibariyle yaşa ve cinsiyete dayanmaktadır. Bu toplumlarda kadınların ağırlıklı olarak toplayıcılıkta, erkeklerin ise avcılıkta uzmanlaşmış olduğu gözlemlenmektedir. Esas besin kaynaklarını (bitkilerin yetişmediği kutup ve tundra bölgeleri dışında), bitkiler oluşturduğundan, geçim faaliyetleri daha çok kadınlar tarafından sürdürülmekle, toplulukların gereksinimlerinin karşılanmasında istikrarı kadınlar sağlamaktadır. Ne ki , bu durum kadınlara fazladan bir itibar sağlamamakta, hatta çoğunlukla tersine, ender ve gözde bir besin olan av etinin sağlayıcısı erkekler, avcılıktaki ustalıkları ölçüsünde daha fazla itibar görebilmektedir.

    Yine de avcı-toplayıcı toplumlar arasında eşitlikçi ve paylaşımcı bir değer sistemi hakimdir. Birikim potansiyelleri düşüktür; devşirilen ürünlerin uzun süreli saklanması -kutup bölgeleri dışında- olanaksız olduğundan, kısa süre içerisinde tüketilmeleri gerekmektedir. Toplanan yumru, kök ve yemişler, av etleri grup üyeleri arasında paylaştırıldığı gibi, aletler, takılar ve diğer gereçler de armağan alışverişi süreçlerinde kişiler ve gruplar arasında elden ele dolaşıma girer. Bir başka deyişle, takım üyeleri arasında servet farklılaşması asgari düzeydedir. Belirli bir ekolojik alanı ve ortak kültürel özellikleri paylaşan avcı-toplayıcı takımlar, yılın belirli zamanlarında ürün, armağan ve kadın değiştokuşu yapmak ve ayinleri gerçekleştirmek üzere bir araya gelebilmektedir.

    Atlı avcı-toplayıcılık, atın Avrupalılar tarafından Amerika Kıtası'na getirilmesini izleyen yıllarda, kıta yerlileri arasında hızla benimsenerek yayılması sonucu, 17-19. yüzyıl arasında Kuzey Amerika düzlükleri ve Güney Amerika pampalarında biçimlenmiş bir geçim örüntüsüdür. Avrupa kökenli uygarlığın kıtanın hemen bütününe nüfuz edişi sonucu bugün ortadan kalkmış olan bu geçim örüntüsü, atın daha geniş bir avlağa hakim olma ve bizon sürüleri gibi çok sayıda av hayvanını avlama olanağı sağlaması gibi avantajlar sayesinde yaya avcı-toplayıcılara göre daha az eşitlikçi, daha hiyerarşik toplumların biçimlenmesine yol açmıştır. Varlıklarını sürdürdükleri sürece, çevrelerindeki beyaz topluluklarla ticari ilişkilere girebilen bu toplumlar, bu nedenle daha fazla servet biriktirme olanağına sahip olmuşlardır. Ne ki bizatihi bu temaslar onları daha kırılgan kılmış ve 200 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yok olmalarına yol açmıştır.

    Balıkçılar ise, su kaynaklan bakımından zengin bölgelerde yerleşik bir yaşam sürdürür. Kuzey Amerika'nın kuzeybatı kıyılarında yaşayan Tlingit, Tsimshian, Kwakiutl, Salish gibi toplulukların tipik örneğini oluşturduğu balıkçılar, çevrelerindeki Avrupa-kökenli toplumlarla yoğun ticari ilişkiler sürdürmektedir; günümüzde bu toplumların geçimlikten çok, beyazların gereksinimlerini karşılayacak tarzda, pazara-yönelik avlandıkları söylenebilir. Bu durum ise onları, her iki avcı-toplayıcı gruba göre daha maddi kültür açısından daha zengin ve daha az eşitlikçi kılmaktadır.
    Sibel Özbudun
    Sayfa 100 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
  • Başlıktan da anlaşılacağı üzere YİNE bir "İŞSİZ" inceleme ile daha sizlerle beraberiz kabak kemaneler .. Vüs'at O. Bener .. Bu adama sitede gezinirken ve damarlarımda kan yerine yavaştan kırmızı tuborg dolaşmaya başladığı sıralarda denk geldim .. Denk geldim dediysem 3'ü 5 falan göreyazdığım anlar .. Sağdan soldan mesaj yağıyor böyle böyle etkinlik var , sen de gelirsen güzel olur .. Bir işsizlik portalı açarsın fena mı olur falan gibisinden .. Dedim ne tür ? Dediler ki öykü yazarı .. Genelde öykü yazarmış .. Peki dedim katılalım .. Yalnız yazarı, ismindeki virgülü alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak getirip O ' nun yanına koymak koşuluyla İRLANDA edebiyatına ait bir yazar olarak beynime kodlamışım o an.. İşte o göz yanılsaması ve hiç araştırmadan , sorup soruşturmadan evet dediğim etkinliğin yazarının Vusat O' Banner olduğuna kendimi inandırıp çaktım son biraları , kıvrıldım çekyata ... Daldık Tuco İŞSİZ rüyalar alemine .. Şeytan kalplere VESVESE verdi veeeeee rüyamda Oz dizisinden tiplemelerle beraberim Oz Cezaevinde .. RYAN O' REILLY ( işte tüm bu olaylar silsilesini başlatan yanlış anlaşılmalardan sorumlusu sayko irlandalı.. İsmindeki - O' - ibaresi yaktı bizi... ), Vernon Schilinger , Simon Adebisi , Tobias Beecher falan .. Bir atarlı manyak bunlar, korkunç herifler hepsi de .. Adamı kıyma diye çeker , ekmek arasında sunuverirler tepside .. Bizim Vüsat emmi de buranın en ağır abisiymiş rüyamızda .. Biz de aleme yeni düşmüşüz .. Rookie kontenjanından giriş yapmışız cezaevine .. Neyse rüya tabirine "döndermeyelim" olayı .. Rüyada yine zirvelerde dolanan olmazlıklar var ama sulandırmayayım incelemeyi .. Yalnız aralarında kabul gördükten sonra BOL BAHARAT KULLANIMINDAN dolayı İtalyanların koruması altında kokoreç tezgahı için izin koparıyordum ..Mozarellalı KOKO !!! ZOHAHAHAHA =)) Eeeee Türk her yerde Türk kardeşşş !! Aç yatmanın da etkisi yadsınamaz lakin =)) Neyse efenim böyle abuk subuk bir rüya görüp kalkınca Vüsat Orhan Bener oldu mu bana iyiden iyiye Vüsat O' BENNIR !?!?! =)) VURUN VURUN ÖLMEDİ !!! Sonra öğrendim tabii anyayı Kenya'yı ..Edindim kitabı .. İki gün gibi kısa bir sürede de bitireyazdım.. Normalde öykü türü pek benlik ortamlar değil bir kaç istisna hariç .. Yani bir Sait Faik ' in pırıl pırıl ve masmavi gökyüzü altında kuşların kanat çırptıkları güzel Anadolu tribine ben kökünden karşıyım.. Bendeki osiloskopun ekranında bir hissiyat dalgalanması yaratmıyor o türlü "güzel günler" edebiyatı .. İşte bu korkuyla okumaya başladım Vü'sat O Bener' i AMA !!!!! Tesiri "möhteş" oldu canikolar !! Normalde kitapları bitirmeden inceleme yapmak pek adetim değildir AMA cidden dayanamadım yazayım dedim.. Birincisi bu adamın lügatında MUTLULUĞA pek yer yok .. Takır takır basıyor tokatı sayfaları geçtikçe .. Durum böyle olunca yaz günü misafir olduğu çatalın ucundaki karpuz diliminden firar edip , bir köşede inzivaya çekilip kuruyan karpuz çekirdeğinin terliksiz ortamlarda yalın ayak gezinirken post it kıvamında bünyeye misafir olması engelleniyor .. YERSİZ VE VICIK VICIK MUTLULUĞA GEÇİT VERİLMİYOR !!! Sayfaları gezinirken Iraktaki amerikan askeri vs mayın etkileşimi yaşanmıyor .. MİSS !!! Bu benim açımdan çok cici bir opsiyon ..Öykülerse durağan ve genelde kısa .. Pembe dizi ve sevgi aurasından arındırılmış bu kısa durum bunalımları sanıldığının aksine sonucu törpülemiyor , bilakis etkiyi ikiye , üçe yeri geliyor beşe katlıyor .. Karamsarlık hat safhada ..Dil muazzam bir sadeleştirme işlemine tabii tutulmuş bundan kelli algınız bazı bazı mavi ekran verebiliyor ..Özellikle kekomançilerle dolu bir ortamda ben gibi okumaya çalışıyorsanız .. Bu tarz karanlık ve umuda , mutluluğa sansür şeridi çekmiş öykü tavsiyesi verecekler bana lütfen ulaşsınlar .. Bıktım sabah kahvaltısında tarhana - çay - çökelek triosundan .. BANA BUNLARLA GELİN !! Ve bir ufacık kurtarılmış KARANLIĞIN olduğu yerde GRİYE bile razı değilim diyenlerdenseniz bu yazara muhakkak ama muhakkak bir şans verin .. Son olarak geçte olsa "666" kapı numarasıyla katıldığım bu etkinliği düzenleyen Liliyar 'a da cidden ama cidden CANDAN teşekkürlerimi sunuyorum =)) Ay em tenk kuuu !!! =))

    "Vesvese" Notu : Kimdir bu Ryan O' Reilly diyenler..

    https://www.youtube.com/watch?v=Kxuhdi86by0
  • Günah özünde yok edilebilen bir şeydir; itiraf etmek yeterlidir.
    (Kenya'daki Akikuyu kabilesi inancı)
    James G. Frazer
    Sayfa 427 - Altın bilek yayınları
  • "Misyonerler geldiklerinde bu topraklar bizim, İncil onlarındı. Elimize İncil'i verdiler, gözlerimizi yumup hep beraber dua edeceğiz dediler. Gözlerimizi açtığımızda İncil bizim, topraklarımız onlarındı."
    -1963 yılında bağımsızlığına kavuşan Kenya'nın ilk Başbakanı Kamau Kenyatta
  • Kenya'nın bölgelerinde yaşayan birçok yerleşik ve yarı göçebe kabile bir taraftan poligami (bir erkeğin çok kadınla evlenmesi) töresini hâlâ sürdürürken, diğer taraftan da kızlarını çok erken yaşta evlendirerek aldıkları başlık parasıyla, olabildiğince çok fazla sayıda büyükbaş haayvan almaya çalışırlar. Küçük yaşta evlendirilen kızların, bazı kabileler arasında, üstünde kovanlar olan ağaçlara bağlanıp, kovanlara sopayla vurularak arılar tarafından acı çektirilmesi geleneği vardır. Evliliğe bu şekilde başlayan kızların evlilik süresi boyunca itaakâr olacağına inanılır. Ayrıca, buluğ çağına erişir erişmez, cinsel zevk almaması ve kocasını aldatmaması için kızlar sünnet edilir. Her çocuk doğduktan sonra da kızlık zarı tekrar dikilerek, kocanın kadının kızlığını tekrar bozması beklenir. Doktor, hemşire, ilaç, su, hatta yiyecek bir lokma ekmekleri olmayan bu çöl ortamında insanlar bu şekilde işi gücü bırakıp kızların ve annelerin canına nasıl okuyacaklarıyla uğraşırlar. Böyle olunca, bu durumdaki kızlar için kocalarının başka kadınlarla evlenmesini yeğlemesi hiç şaşırtıcı değildir!
    Ayşe Kudat
    Doğan Kitap, 1.Basım- 2007