Günlük hayatının sıradanlığından kurtulmayan insanlar vardır, benim gibi. Olmayan yılandan büyülenen kuşlardır onlar. Ben de bilinçli bilinçsizliğimi, sıradan hayat ağacımın gövdesinde ağır ağır gezdiriyorum. Yazgımı yerinden oynattıkça yürümüş oluyorum, ben ilerlemediğime göre, ilerleyen o; adım adım gitmeye devam eden zamanım için de durum aynı; çünkü ilerleyen gene ben değilim.
Kendini bilmemek, yaşamaktır. Kendini yanlış tanımak, düşünmektir. Ama o aydınlanma anında olduğu gibi kendini birden bire tanımak, insanın, içindeki ruhun bölünmez özünü, ruhun büyülü sözünü birden bire kavramasıdır. Ne var ki, birden beliren bir ışık her şeyi yakar, kavurur. Bizi çıplak bırakır, kendi varlığımızdan bile soyundurur.
Zamanında geldim, dedi kendi kendine ve haklıydı, gerçekten de zamanında gelmişti çünkü biz zamanın önünde arkasında, üstünde altında olabilirdik ama dışında asla olamazdık, ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında diyenlere hak vermek gerekir.