1.
Muzaffer Akar, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok'u inceledi.
 17 saat önce · Kitabı okumadı · Beğendi · Puan vermedi

Bir küçük kitap; ben tabletten okuyorum ama satın alıp kütüphanemin baş köşesine koyacağım ki edebiyatın gücünü her bakışımda bana hatırlatsın, en başta olmalı ki, günlük koşturmalarla geçen sıradan yaşamımızın değerini 19-20 yaşında ömürleri savaşlarda harap olmuş kişilerle karşılaştırıp değerini bilelim.

Kitabın daha yarısını okumadım ama karşı konulamaz bir yorumlama ihtiyacı duydum hatta kitabın her satırını her parağrafını alıntı yapmak bir yere not etmek tekrar tekrar okumak ihtiyacı duydum. İşte şimdi bu ritüel okuma değil! İşte bu, kitaplarda aradığım “şey”. işte bu his, bu haz bu duygu yüklenmesi edebiyata doyamama nedenim.

Çok açık söylüyorum ki son yıllarda ağlama yetimi kaybettim, çok hüzünlenip çok üzüldüğüm zamanlar bile ağlayamam ama bu gün, bu kitabın satırlarında kaybolunca, ben fark etmeden gözümden yaş tabletimin üstüne düştü, gözyaşımın altındaki yazılar bulanıklaştı. İşte oldu, gözyaşı fakirini ağlattı bu yaşanmışlık.

Hadi dur, hadi kendini engelle de yazma, bu duygu doyumunu ölümsüzleştirme.

Her zaman savaşın anlamsızlığını, kazananın olamayacağını ama insanlığın sürekli savaşlarla kaybedeceğini savundum ve savunacağım. Ben ki sadece zorunlu askerliğimi kısa dönem olarak İzmir’de yaptım. Yazar savaşı tüm korkunçluğuyla yaşamış, herşeyiyle hissetmiş, bedeni sağ kalmış olabilir ama ruhu tedavi edilemez yaralar almış ve bu şaheseri yazmış.
Bu kitabı yorumlamak veya puanlamak haddim değil, ancak hislerimi yazabilirim!

2.
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
Dün 00:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İnsanlık, bir şeyler öğrendiğimiz için ilerler.

Felsefenin Kısa Tarihi, Nigel Warburton (Sayfa 317 - Alfa Felsefe)Felsefenin Kısa Tarihi, Nigel Warburton (Sayfa 317 - Alfa Felsefe)
3.
Ebrar, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · İnceledi

"Aşk ateşi önce sevilene sonra sevene düşer
Mum yanmadıkça etrafını aydınlatabilir mi hiç?"

Çok Bilen Çok Yanılır, Recaizade Mahmut Ekrem (Sayfa 90)Çok Bilen Çok Yanılır, Recaizade Mahmut Ekrem (Sayfa 90)
4.
Sergen Özen, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 6/10 puan

Günün birinde sağır olacağız. Günün birinde doğduk, günün birinde öleceğiz.

Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett (Sayfa 117 - Kabalcı Yayınevi)Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett (Sayfa 117 - Kabalcı Yayınevi)
5.
Nurhan Işkın, bir alıntı ekledi.
Dün 01:16 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Ben bütün toplulukların dışındayım.

Bir Yazarın Günlüğü, Virginia Woolf (Sayfa 400 - Everest Yayınları)Bir Yazarın Günlüğü, Virginia Woolf (Sayfa 400 - Everest Yayınları)
6.

Toplum ve Kadın
Özdemir Asaf

Kadın sustu, adına sinsi dediniz
Sanki siz melektiniz.
Kadın güldü, hafif dediniz
Sanki siz ahlakınızı kiloya vurmuştunuz.
Kadın konuştu, geveze dediniz
Sanki siz çok oturaklıydınız.
Kadın giyindi, tahrik etti dediniz
Sanki siz çarşaf giyen kadına tecavüz etmediniz.
Kadın baktı, kaşı gözü oynak dediniz
Sanki her gördüğü kadına dansöz gibi oynayan siz değilsiniz.
Kadın evet dedi, çantada keklik dediniz.
Kadın hayır dedi, kendini beğenmiş dediniz.
Kadın sevişti, namusun kirlendi dediniz.
Erkek sevişti, elinin kiri yıkar geçer dediniz.
Diye diye kadının ömrünü yediniz!..
Ve ne yazık ki sizi doğuran da o kadındı,
Bunu hiçbir zaman anlamak istemediniz...

7.
Yasemin Bektaş, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Köleleştirme başladığında haz ve zenginlik çoğalıyor, bu da köleleştirmeyi kaçınılmazlaştırıp, özendiriyor.

Din Nedir?, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 31 - Oda Yayınları)Din Nedir?, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 31 - Oda Yayınları)
8.
Nurhan Işkın, Bir Yazarın Günlüğü'ü inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Virginia Wolf'un bu en özel anlarını kaleme aldığı eserde yazarın öncelikle iyi bir okur ve sanatına değer veren, bunun için neler yapması gerektiğini anlatan, gözlemlerini yaşanmışlıklarını eserlerinde nasıl bir araya getirdiğini ve kırılgan kişiliğini okurken sanki onun ile sohbet ediyormuşum gibi cevaplarımı aldım...

Kendisine yapılan eleştirileri ve yorumlar karşısındaki ruh halini o kadar içten ve yalın yazmış ki onunla birlikte üzülüp, sevindim. Yaşadığı dönemi, komşularını, sanat camiasını kendi yazdıkları ve yazacakları hakkında günlüğüne aldığı notların ne derece önemli olduğunu sıklıkla tekrarlamış...

Yazar 1918-1941 yılları arasında kaleme aldığı günlüklerinden oluşan bu eser; kendi hayatında neler yaptığını, kitaplarını nasıl ortaya çıkardığını, yazacakları hakkında ki öngörülerini, çevresinde gelişen olaylar, sanatçılar, aydınlar hakkında neler düşündüğünü, nasıl daha iyi ve verimli olabileceğini, kendini ne derece de acımasızca eleştirdiğini de yazdıklarına eklemeyi ihmal etmemiş...

Değişken ruh hali ise yıllar arasında fark göstermekle birlikte 2. Dünya Savaşı'nın başlaması ile daha sık şikayet konusu oluyor. Ruhsal çelişkileri sık sık göze çarpıyor. Bir yazısında kendini ve okuduklarını, yaşadığı çevreyi yeterli görürken, bir sonrakinde bayağılıktan, özellikle kendini sıradan ve acınası olarak tasvirliyor...

Hayatın içinde kendini arayan yazar bunu başaramayacağının ip uçlarını sık sık yazarak dile getiriyor. Kendini iyi hissettiğinde yazdıklarından dolayı memnuniyetini, başarısını dile getirirken bir sonraki yazısında kendisini ne kadar kötü hissettiğini ve baş ağrılarının etkisini sıklıkla vurguluyor...

Yazar yaşadığı hayatı sorgularken, hayatını eserlerine yansıtmaktan çekinmemiş ve bu eserinin de tuttuğu günlüklerinden ortaya çıkmasını sebep olmuştur...

Yaşardığı dönemde ki savaş, yeteneğini kaybettiği düşüncesi, ile birleşip dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma giren yazar, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp eşi ve kız kardeşine birer intihar mektubu yazmış ve evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak, intihar etmiştir...

Bir yazarın hayatına kısa bir bakış atmak isteyen herkese tavsiye ederim...

9.
Serpil Ağ, Kral VIII. Henry (Ciltli)'i inceledi.
Dün 01:06 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hani bazen uykumuzu aldığımızda uyanma evresine gireriz ya, son anda bizi mest eden harika diye nitelendirdiğimiz bir rüya görmüşüzdür de, bir türlü uyanmak ve gerçek hayata gözlerimizi açmak istemeyiz, o yarı uykulu yarı uyanık halimizle bile rüyamızın sonlanmaması için, ne mümkünse yapmaya çalışırız ya, işte Shakespeare de benim nazarımda uzun bir süre etkisinden kurtulmak istemediğim ayrıca imkân dahilinde bütün eserlerini temin etmek istediğim bir yazar.

Shakespeare hakkında edindiğim bilgilerin ışığında yetersiz bir eğitim aldığını buna binaen, eserlerin de Shakespeare ait olamayacağını, bu sebeple de eserlerin etkin olduğu dönemde yaşamış ve edebi anlamda başarı sağlamış bazı kişilere ait olabileceğini okuyunca hayretim bir kat daha arttı. Eserlerin Shakespeare ait olmamasına karşı sunulan gerekçe de, yazara ait el yazılı nüshaların olmayışıymış. Bu olay bana Homeros'a ait olan destanların, Homeros'a ait olmadığı tezini savunan tarihçileri hatırlattı. Ama sonunda destanların Homeros'a ait olduğu kabul edilebilirliği ne kadar yüksekse, Shakespeare içinde eserlerin kendisine ait olduğu, her türlü çatlak sese rağmen tarihçiler tarafından benimsenmiştir.

Shakespeare'in etkin olduğu ingiliz tiyatrosunun yanı sıra, oyun yazan bir çok yazara esin kaynağı olduğu inancındayım. Ben ki, sıradan bir okur ve kitaplarını bu zamana kadar dikkate almayıp okumadığım halde, sözlerine aşinaydım. Kaldı ki bir eser vücuda getiren kişilerin, mutlaka kendilerinden önce eser bırakmış kişileri örnek aldıkları düşünülürse, oyun yazan yazarların da Shakespeare örnek alması kaçınılmaz bir hakikattir.

Shakespeare oyunlarında kullanacağı öyküleri genellikle gerçeklerden sapmadan tiyatro yazım tarzına uyarlayarak, adı geçen karakterlerin de inandırıcılığını arttırmış ayrıca diyalogları nükteli sözleri ile harmanlayarak geniş felsefi yaklaşımlar getirmiştir.

Özellikle bu eserini okuduktan sonra, bu yargılara vardım. Çünkü esere konu olan VIII.Henry hakkında, önceden de bir bilgi birikimine sahip olduğum için, kıyaslama yapabilecek kadar olaya vakıf olduğumun inancı içerisindeyim.

Philippa Gregory İngiltere hanedan üyelerinin hayatlarını tarihi gerçekleri baz alarak kurgulayan bir ingiliz yazardır. O'nun romanlarının muhteviyatı etkin olduğu dönemlerde iktidarda kalmış kral ve kraliçeler ile harmanlanmıştır. Romanları kurgulanmış tarihi romanlar olsalar da gerçeklerle birebir örtüldüğü için bir okur olarak ister istemez sahih gerçekleri öğrenmeden duramıyorsunuz. Shakespeare de Philippa Gregory'in kurguladığı tarihi öyküyü alıp, yazım dilini tiyatroya uyarlayarak halkın beğenisine sunmuştur.

Biz insanoğlu iktidar yada menfaat hırsıyla o kadar çok yanıp kavruluruz ki, hükmetme ve her şeye sahip olma güdümüz yüzünden, olaylar gözlerimizin önünde cereyan etse de, yaşanılan ahlâksızlıklara duyarsız ve tepkisiz kalabiliyoruz.

Eser de VIII.Henry İngiltere'nin kralı olduğu halde menfaat ve çıkar güden şahısların tıpkı bir oyuncak gibi kuklası olduğuna ayrıca, zavallı eşi İspanya Prensesi Catherina ile entrikalı boşanma sürecine dem vurulmuş. Tarla kuşu gözünü atmacadan ayırmadığı için, başının üzerine konan ağı görmezmiş, derler. Tıpkı VIII.Henry'de tarla kuşu misali. VIII.Henry sevgili eşi Catherina'nın hüzünlü gözleri önünde başka bir kadınla cilveleşe dursun, başının etrafında dönen dolaplardan bihaber olsun! Maalesef biz insanlar bu tür olaylara şahit olunca, hayat deyip geçiştiriyoruz. Ama unutulmamalıdır ki, adalet geçte olsa yerini bulur. Tabii ki acı ve hüzün dolu yılları unutturamaz belki ama en azından hak yerini bulur.

Bir ironi ustası olan Shakespeare, dramatik yöntemleriyle insan davranışlarını sorgulamakla kalmıyor, kullandığı sözcük ve imgelerin yanı sıra satırların nizamı ve lirik anlatım tarzıyla okuru büyülemekten de geri durmuyor. Değerli okurlar hâlâ Shakespeare okumadıysanız mutlaka okumalısınız...