Geçen haftanın en beğenilenleri 15 Mayıs 2017-21 Mayıs 2017

1.

AĞRI; kadim, kutsal Dağ. Ağrı geçmişini ve geleceğini arayanların, aşıkların, dervişlerin ziyaretgahı.Başkaldırının yurdu.Başı göklere eren, ateşten dağ. Mazlumların sığınağı,Xoybun'un kalesidir Ne güzel de Memleketimi Anmış Üstad "Mehmet Uzun"...
Bizim burda ilk Cemreyle başlar baharın ihtişamı...tozlu duvarlada güller açar.Yağmurun toprakla buluştuğunda Etrafa yayılan o enfes kokuların esiri olur herşey...Bir bakıştan çok daha fazlasıdır güzide Aşklar.Kelimelerden yoksun Nağmeler dökülür gönlümüzden...
Bayramlık Sevinçlerini yaşayan çocuklar misali,Bir özlemdir bizim için eskiyenler. Buram buram tüter gözlerimizde burnumuzda..."Yılmaz"derken "Deniz"lenir Gözlerimiz Ardından Hüsnü zan "Ahmet" türküleri dolanır dilimize...
Üstad Bediüzzaman'ın buyurduğu gibi; Elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava aleminde
bir ağaç olması gibi...Yer altına giren bir insanda,alem-i
berzahta elbette bir hayatı bakiye sümbülü verecektir...
Yaşadığımız toplumsal süreçte,son derece bozulmuş insan karakterleriyle yoğun olarak karşılaşıyoruz.Ne yazık ki bu karakteri bozulmuşlar topluma yön vermeye başladılar.Ve artık müthiş sıkılıyorum...Daha kötüsü, insanlardan soğuyorum.Çevreme baktığımda para için her şeyi yapmayı olağan gören ve bunun için kirli ilişkilere giren tipler neticede az değil.Oysa biz bu toplumun bireyleriyiz.Birbirimize ihtiyacımız var.Birbirimize güvene bilmeli ve sosyal toplumun sorumluluk bilinciyle hareket edebilmeliyiz.Ama elden ne gelir? Sevgiden,yakınlıktan,insanca davranmaktan anlayanlar o kadar az ki.Büsbütün kabalaşmaktansa, uzaklara gitmek insana daha iyi gibi geliyor.Ama oda çözüm değil.İnsanca yaşayıp birbirimizden keyif alabilmemiz için, sosyal toplumun tarafında yer alıp en azından mücadelesini verebilmeliyiz...
Halbu ki; Aynı şarkılarda hüzünlenendik aynı acıları yaşayan aynı bayramlarda gülendik aynı safta duran...Yıldırım misali suizan düştü kardesler arasına Aydınlar Karanlığa Karanlık Aydınlığa Büründü...Üstad Kemal Sunal Haklı çıktı.Halbuki Gülerdik onu izlerken...Şimdi Anlayınca herseyi ne acıtır oldu gülümsemeleri...Eskiden Sabah beş çiminde ıslanmış güllerimiz vardı yine Efendimizin ikliminde yetişen onunla herşeyi dile getirirdik içimizdekilerini gönlümüzdekilerini dilimizde düğümlenen sözcükleri...Taaaki zengin züppelerin pahalı karanfilleri gölge düşürene dek...
Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey’in hikayesidir anlatılan...
Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar.Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk…
İnsanın eli kalem tutmayıncaya kadar, yazmanın ne denli zor iş olduğunun ayrımına varamıyor.Hele hele okumaya mecali de niyeti de pek olmayan bizim gibi toplumlarda, okumadan, fikir sahibi olmadan hemen her konuda her bir şeyi bildiğini zanneden bir dolu aklı evvel çevrenizi sarar ve mektup dahi yazma becerisi olmayanlar olur olmaz durumlarda eleştirmen kesilirse, varın yazmanın nasıl da belalı bir iş olduğunu artık siz düşünün...
"Mantıklı düşün"diyorlar.Akılcı olmamızı, "romantik"davranmamamızı istiyorlar... "Savaşa ben de karşıyım"diye başlayıp "ama"kıvırtmasıyla süren soğukkanlı konuşmalarda, bu savaşta ve paylaşım sofrasında yer almamız gerektiğini anlatıyorlar.Bizi,Duygusal olmakla suçluyorlar...
Ne çare ki; Duygusalız...
Bebeğin cesedi başında dövünen anneyi görünce"Savaşta olur böyle şeyler" diyebiliyoruz...Saçları toprağa dağılmış kızına bakarken "sağlıklı" Düşünemiyoruz. O an, "iyi bir haberim var; bomba düştü ve arkadaşımız filme çekti" diyen muhabiri, borsanın savaşa olumlu tepki verdiğini bildiren broker'i, "Türkiye'nin büyük fırsat kaçırdığından" yakınan yorumcuyu yakasından tutup sarsmak "Siz neden bahsediyorsunuz, çocuklar ölüyor orada"…Diye haykırmak geliyor içimizden…
Ah duygusalız, olmaz olsun!!!...
Hesap bilmiyoruz; reel, politikten anlamıyoruz.Kaçırdığımız dolarlar ve küstürdüğümüz süper güçlerin ileride bize pahalıya mal olacağını düşünüyoruz. Türk filmleriyle büyümüşüz; Onurumuzu satın almaya kalkan Önder Somer'e diklenirken “neyine güveniyorsun” diye damarımıza basıldığında bükük boynumuz bir Sadri Alışık gururuyla dikiliyor birden…
Bombardımanda insanlığın en eski değerlerini savunuyoruz; Barışı, insan canını, mazlum hakkını, hukuku, bağımsızlığı, meşruiyeti…
Savaş, etkisi yıllar sürecek bir dönüşüm yaratıyor...
Tarih, kimin ne olduğunu belgeliyor.
Milliyetçiliğiyle ün yapmış kalemler her gün teslimiyet çağrıları yaparken, biz ki kaç kez suçlanmışız vatana ihanetle... haramı, helali, onuru, itibarı yazıyoruz, haysiyetten, tarihten, kimlikten, gelenekten söz ediyoruz...
Savaş sayesinde bulduk birbirimizi…
Silkindik miskinliğimizden; Saldırganın kaba sabalığı, rafa kaldırdığımız sloganlarımızla,“hayır”lı pankartlarımızla, barış şarkılarımızla buluşturdu bizi…
Kobani'nin direnişinde yurtseverliğin o güzelim dayanışma ruhunu bulduk...
Ne yapalım duygusalız...
Toprağımız öyle karılmış...
İbrahim Peygamber'i yakacak odunların, balığa dönüştüğü efsanesi fısıldanmış kulağımıza…
Filleri taşlayan ebabil kuşlarının, küffarın gözünü kör eden çöl fırtınalarının masallarıyla yetişmişiz...
Hem kadere, alınyazısına, şahadete boyun eğen bir tevekkülle, hem zalime, haksıza, insafsıza isyan eden bir temayülle büyümüşüz...
O isyandır ki, bugün dünyanın en büyük ordusunu şaşkına çeviriyor...
Şahinler, güç gösterileri içinde insanı görememenin bedelini ödüyor...
Yanlış hesaplar, Putin ve Tramp'tan dönüyor...
Ve biz, global saldırganı bataklığa gömebilecek, dünyanın kaderini değiştirebilecek bu direnişi çaresizlikle, sevinçle, duayla izliyoruz...
Belki, ağır bedel ödeyeceğiz; Ödemedik'mi zamanında...
Ama Türkiye satılmış bir ülke, Dünya Putin, Tramp'tan perest bir gezegen olmayacak...
Bir insanlık suçuna alkış tutmanın utancıyla yaşamayacağız...
Çocuklarımıza "Haksız bir saldırıya karşı meşruiyetin ipine sarıldık, insanı savunduk" diyeceğiz.Peki ama Ne zaman..?
Cebimizden uçan dolarlar için değil, adını bile bilmediğimiz, saçları toprağa dağılmış Sur, Nusaybin, Cizre, Yüksekovalı kızlar ve çocuklar için dertleneceğiz....
Bunlar duygusallıksa, gururla söyleyebiliriz; Çünkü Duygusalız biz…
Kendim ile Duygusallığıma tel örgü çekerek; Bu mükemmel kitabı herkeze tavsiye ederim Saygılarımla...

2.
Ali AYDIN, bir alıntı ekledi.
18 May 22:39 · İnceledi · 10/10 puan

Ne çok insan var.Her çeşit her ırktan insan Ne yaparlar, nereye giderler? Sonuçta hepsinin ortak bir yanları var.Hepsi'de sevmenin ne olduğunu biliyor, Aşkın ne olduğunu da.Bilmezler mi; Çaresizlik, kanadı kırıklık nedir, yüreğe düşen köz nedir, hüzün nedir...?

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed UzunYitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun
3.
Ali AYDIN, Hamlet'i inceledi.
16 May 21:29 · 10/10 puan

Yüreğinde sinen leke'nin her ne kadar acısı dinsede zaman'la; Virüsü beyninin bütün hücrelerini mesken tutar...
Gözlerini onunla açar onunla kaparsın.Onunla Dalar onunla uyanır onunla uyursun. Anımsatan yüzlerin gözlerinin içine bakarken tebessüm eden ızdırabın cehenneminde yanarsın...
Alı koyar seni herşeyden; Güvenden, Saygı'dan, Sevgi'den, gerçeğin erdeminden.........
Çok kıymetli hocam'ın tavsiyesiyle okudum bu olağanüstü kitabı...Tuzağa düşürülmüş bir kralın en yakınından yediği hancer ve zavallı hamlet'in intikam hikayesi...
Kitabı okurken empati duygumun ruhum bedenimi bertaraf ederek herşeyimi imha etmesini kelimelerle izah etmem mümkün değil...
insanoğlunun bitmek bilmez amaç'larının gaye'lerinin arzu'larının ardı kalan enkazının bedeli inanın çok ağırdır..
Solar herşey, Öğrendikçe gelir mutsuzluk, gittikçe yanlızlaşır dünyan. Ve artık Güneşin ihtişamı Başka iklimler için doğar Senin için......
İsterim; mesela gece uyuyamayan kader mahkumunun pencereden sıçrayan ay ışına bakarken düşlediği Umudu olmak...
Yetimhanede yaşayan bir çocuğun uyumadan yatağın kenarına yazdığı dört harfle rüyasında görmek için dilediği duası olmak...
Kaybettiğinin yıllardır hasretini çeken Sabah beş çiminde ıslanan bir gül misali Anne'nin içindeki özlem ve acısı olmak...
Issız ile Üstadın arasındaki mesafelerden yoksun olan köprüsü olmak...
Gercek anlamıyla sahip olamayacağımız varlıklara sahip olabilmek icin değermi soyut varlığımızı hiçe saymak? Değermi Sonsuz bir leke, sonsuz bir keder olmak...
Bu cümlelerimi en kalabalık anımın yalnızlığında yazarken; Kendim ile hislerimin arasına tel örgü çekerek; İkinci bir Shakespeare'in kitabını okumanın mutluluğunu yaşatamaya vesile olan çok kıymetli Hocam'a saygılarımı sunar kıymetli ellerinden öperim. Bu olağanüstü kitabı herkese muhakkak tavsiye ederim Saygılarımla...

4.

"Ve siz kitap okumayanlar; asla yeni bir kitap almanın sevincini yaşayamayacaksınız, üzülün."

5.

KİTAP OKUMAYI SEVENLERİN SAHİP OLDUĞU 7 ÖZELLİK
1. Kitap kokusuna karşı hassastırlar.
2. Alışveriş yaptıkları internet sitelerinde indirim görünce sevinçten deliye dönerler.
3. Kitap kafeler vazgeçilmez mekanlarıdır.
4. Aradıkları aşka bir kütüphanede ya da bir kitapçıda rastlayacaklarını düşünürler.
5. Kitapları üzerinde gördükleri herhangi bir hasar onları kahreder.
6. Yağmurlu ve hafif kapalı hava vazgeçilmezleridir.
7. Kitap okumak için zaman yaratmada üstlerine yoktur.

6.
Bora Harut, bir alıntı ekledi.
15 May 18:00 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Türkiye'de düşünce olmadığı için eleştiri de yok. Biz zaten günübirlik yaşayan bir toplumuz.

Cahit Külebi / Seçme Şiirler, Cahit Külebi (Sayfa 66 - Adam Yay. 1997, 1. basım)Cahit Külebi / Seçme Şiirler, Cahit Külebi (Sayfa 66 - Adam Yay. 1997, 1. basım)
7.
Oğuz Aktürk, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
21 May 23:22 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 8/10 puan

Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum. Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.

8.

Çocukken anneme: "Ağaca çıkıcam yardım eder misin?" dedim. "Başkasının çıkaracağı yerden inemezsin, düşersin" dedi. O sözünü hiç unutmadım, ne kadar doğru olduğunu büyüdüğümde anladım.