• O Bir Lider
    O Bir Kahraman
    O Bir Deha
    O ........

    Kelimelerle anlatılamayacak kadar üstün vasıflara sahip bir insanötesi varlık. Ama ben bunlardan bahsetmeyeceğim.

    İki üç yaşlarında tanıştım kendisiyle. Hangi özelliği anlatıldı bana, hangi yönüne hayran kalıp onu sevdim hatırlamıyorum ama hatırladığım tek şey büyüyünce ne olacaksın sorusuna verdiğim ATATÜRK olacağım cevabıydı. İlkokul sıralarında da aynı cevabı veriyordum. Sınıftaki erkekler, kızlardan Atatürk olmaz önce erkek olman lazım diyerek benimle dalga geçiyordu. İçimden üzülsem de dışarı yansıtmıyordum. Cinsiyet ezikliğini o yaşta yaşamıştım. Ben neden erkek değilim neden Atatürk olamıyorum diye içimden isyan ediyordum. Ama kararlıydım yılmayacaktım. Gerekirse önce erkek olacaktım sonra Atatürk olacaktım. Seneler boyu "büyüyünce Atatürk olacağım" demeye devam ettim. Kim ne derse desin umursamıyordum.

    Kitabın 96. sayfasında
    "Mustafa Kemal için kadın veya erkek ayrımı yoktu. Yürek var mı ona bakıyordu."
    yazıyordu. Evet bu dedim bende o yürek vardı erkek olmasam da olurdu. Büyüyene kadar hiç vazgeçmedim büyüyünce Atatürk olacağım demekten. İşte Atatürk'ün bahsettiği yürek buydu.

    Ve büyüdüm. Atatürk olamasam bile Atatürkçü oldum. Ona hep hayran oldum, ona hep aşıktım. Dinsizlikle imansızlıkla suçlandım ama hiç vazgeçmedim. Tıpkı Atatürk olmak için önce erkek olmak gerek denildiği zamanlarda vazgeçmediğim gibi.

    Yıllar boyu Atatürk'ün hep zaferlerini kahramanlıklarını okuyarak büyüdüm. Onun gibi bir insan yoktu olamazdı o insan bile değildi daha üstün bir şeydi. Ve bu kitapla onun yine yüce özelliklerinin yanında ne kadar vakur, ne kadar ihtiyatlı ve ne kadar insancıl bir insan olduğunu gördüm. Kitapta o kadar gerçekçi, o kadar ayrıntılı şeyler yazıyor ki Atatürk'ün insan yönünü en detaylı şekliyle tanıdım. Onun kütüphanesine girdim, okuduğu kitaplara göz gezdirdim, gümüş tabakasından sigara içtim, yatağına uzandım, masasında rakı içtim. Aşçısıyla, soförüyle tanıştım kızlarıyla oyun bile oynadım. Kitap bitene kadar sanki onunla yaşadım hep onu yanımda hissettim. Bu kadar ayrıntıyı hiçbir kitapta okumamıştım.

    İlber Ortaylı kitabı mı Yılmaz Özdil kitabı mı diye soranlar için kitapların isimlerini okuyunca kararı kendilerinin verebileceklerini düşünüyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı savaş kahramanı Atatürk'ü anlatıyorken Mustafa Kemal kitabı içimizden bir insan olan Atatürk'ü anlatıyor.

    Yılmaz Özdil'i bu detaylı bilgileri bir araya toplayıp bizlere sunduğu için tebrik ediyorum. Beşikten mezara herkes bu kitabı okumalı.

    #34407909 etkinlik için Elit Bey'e teşekkürler
  • Günlerce konuşmaz, yazmaz, aramaz, sormaz; sonra gelir bir ‘merhaba’ der, yine o kazanır...

    "Cemal Süreya"
  • Ne kadar anlamlı...

    “İnsanlar kendi işlediği kocaman günahları çuvala basar.
    Senin küçük yanlışını duvara asar…”
  • Sınanmadığınız bir acı üzerine konuşmak her zaman kolaydır.

    T.Tufan
  • Ben de istemiştim, bunu ben de istemiştim, yalnızca doktorun suçu değil, Kes sesini. dedi doktorun karısı yumuşak bir sesle, hepimiz susalım, öyle anlar vardır ki sözcükler bir işe yaramaz, şu anda ağlayabilmeyi, her şeyi gözyaşlarımla söylemeyi, anlaşılmak için sözcüklere başvurmak zorunda kalmamayı ben de çok istiyorum.
    José Saramago
    Sayfa 180 - Kırmızı kedi
  • Sevgili Zeze;
    Bu satırları, çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum; yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden.

    Canım Zeze;
    Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım bende camları, pencereleri. Sonra annemi kızdırır, uyur numarası yapar ve kalkıp, annemin komşular için hazırladıgı kekleri gecenin bir yarısı yiyip, uyurmuşum. Tabi sabah kalktıgımda bir curcuna evde. Annemden yediğim dayaklar, senin, babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka.

    Ve Canım Zeze;
    Senin Portuga gibi, benim de dedem vardı. Kendisi öğretmendi, tıpkı babam gibi. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yedigim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı.
    Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım, annem bir şey demezdi ( diyemezdi :)) ) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem, dedeme, bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz, uyuyana kadar başımda bekler, saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum.

    Canım Zezem;
    Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı, ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken, karşıdan karşıya geçtiği anda, kör bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze, o kadar yıkılmıştım ki, birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki, annem ve babam paniğe kapılıp, epey kaygılanmışlar. En son, annemin kucağında oldugumu hatırlıyorum.

    Canım Zezem;
    Jose Mauro'ya çok teşekkür ederim seni bana tanıttığı için ve içimi dökmeme vesile olduğu için.

    Canım Zezem;
    Bu yazıyı sana bu kadar geç yazdığım için çok üzgünüm. Seni Seviyorum.
  • Cay ve kitabın verdiği mutluluğu veremeyen insanlar tanıdım . Şimdi ne diyeyim ki ...
  • PALTO DA PALTOYMUŞ HA!

    Büyük yazar Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'ün Paltosundan çıktık " dediği o meşhur sözü herkes bilir. Dostoyevski bu sözüyle bence Gogol'ün hakkını fazlasıyla vermiş. Hiçbir övgü yazarın büyüklüğünü bu kadar sağlam anlatamazdı diye düşünüyorum.


    Gogol'ün bu güzel kitabı "Bir Delinin Hatıra Defteri" "Palto" ve "Burun" adlı üç hikayesinden oluşuyor. İçlerinde "Palto" hikayesi biraz uzun, diğer iki hikaye ise oldukça kısa. Birbirinden güzel bu hikayelere geçmeden önce yazarın anlatımından biraz bahsetmek istiyorum.


    Yazarımızın, eserlerini yazdığı dönem dikkate alınırsa çağının ötesinde yaratıcı bir zekasının olduğunu görüyoruz. Bu yaratıcılık üç hikayesinde de insanı şaşırtacak derecede kendisini gösteriyor. Ayrıca anlatımında öne çıkan bir diğer konu da yazarın mizah ve hiciv yeteneği diyebilirim. Öyleki kitabı başından sonuna kadar tebessüm ile okudum. Çok sevdiğim bir yazar olan Bulgakov'un da mizah ve yergi yeteneğini kimden aldığını Gogol'ü okuyunca daha iyi anladım. Bulgakov kesinlikle Gogol'ün paltosundan çıkmış.


    "BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ"
    Bu hikayede, sıradan bir memur olan İvanoviç'in, müdürünün kızına aşık olduktan sonra ruh sağlığının bozulup nasıl delirdiği eğlenceli bir dille anlatılmış. Trajikomik olan bu hikayeyi de diğer hikayeleri gibi çok beğendim.


    "PALTO"
    O meşhur Palto hikayesi. Üç hikaye içinde en uzun olanıydı ve insana "keşke daha uzun yazsaymış" dedirten türdendi.Kitaplar okuruz ve belli bir süre sonra birçoğunun karakterlerini unuturuz. Ama bazı karakterler vardır ki unutulmaz. Mesela Raskolnikov ve Meursault gibi. İşte Palto hikayesinin karakteri de o unutulmayacak olanlardan: Akaki Akakiyeviç. Yalnız diğer karakterlerden farkı silik bir tip olması.
    Akakiyeviç de tutunamayanlardan birisi. Karakterimiz yine aşağı dereceden bir memur.Herkes tarafından alay edilen ama işine düşkün çalışkan bir memur. Tek derdi var o da paltosunun eski olması.Tek bir isteği var o da yeni bir paltoya sahip olmak istemesi. Sıradan bir konuya benziyor ama merakkaçıran vermemek adına konuyu burada sonlandırıyorum. Okuyunca Palto hikayesinin neden bu kadar sevildiğini daha iyi anlayacaksınız.


    "BURUN"
    Kitabın son ve en çok güldüğüm hikayesi Burun'du. Yazarın -yazıldığı dönemi düşünülürse- böyle büyülü ve gerçeküstü bir hikaye yazmasına çok şaşırdım. Konusu oldukça ilginç. Hikaye, karakterimiz Kovalev'in bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamamasıyla başlıyor. Ardından kahramanın, burunsuz dümdüz yüzüyle Petersburg sokaklarında kaybolan burnunu aramasıyla devam ediyor. Baştan sona mizahın eksik olmadığı bir hikayeydi. Gogol bu hikayesinde de Rus bürokrasisini kendine has hicviyle bir güzel eleştirmiş.


    Üç hikayede de ortak noktalar ön plana çıkıyor.Karakterlerin üçü de alt dereceden memur. Gogol bütün hikayelerinde devlet sistemini, adam kayırmacayı, adaletsizliği, vasıfsız ve liyakatsiz kişilerin haketmediği yerlere gelmesini igneleyici anlatımıyla eleştirmiş.
    125 sayfadan oluşan bu kısa kitabı kesinlikle okumanızı öneriyorum.


    "Çarpık bir burna değil, sakat ve sahte bir ruha gülelim."
    - Nikolay Vasilyeviç Gogol-