Geçen haftanın en beğenilenleri 17 Temmuz 2017-23 Temmuz 2017

2.

Herkes Bilsin İstedim
Arkadaşla Merhaba, Merhaba 1000Kitap okurları güzel insanlar vesaire, herkese merhaba.
Burası nedir ? Bir kitap platformu değil mi ? Okuyan insanlar var, ama bakıyorum ki, okuyan bir sürü cahil var. Burada olmanızın amacı ne ? Kız tavlamak mı ? Flört mü ? Yoksa birbirinize üstün gelmek mi ? Hava atmak mı ? Birbirinizi aşağılayıp, rezil etmek mi ? Vesaire, vesaire evet hemen söyleyeyim, gerçekten kitap okuyan insanlar bunları yapmaz. Zaten yapacak zaman bulamaz. Burayı amacına uygun olarak kullanan insan sayısı yok denecek kadar az. Bu platform güzel inşa edilmiş, kitabı sevenler için çaba harcanmış ama dedikodu kazanı olmaya başlamış. Gruplaşmalar , ayrımcılıklar, sınıflaşmalar, birine hakaretler, Kızlar kendine güzün amca aramalar, erkekler manita peşinde koşmalar, ya ne yapıyorsunuz siz. Gerçekten amacınız ne ? Neden buradasınız ? Kendinize biraz dürüst olun, ahlaklı olun, ayıp ya okumuş kültürlü insanlarsınız, okuyan insan ahlaksız olmaz. Böyle boş işlere ayıracak zaman bulamaz. Birbirinizle uğraşmayın, birbirinizi kırmayın, birbirinizin hakkında dedikodu etmeyin, bir sorun varsa yönetime iletin olsun bitsin. Dost olun düşman olmayın, sevin , sevilin etrafınızdakilere saygı duyun, kitap okuyan insanlar gibi davranın. Eğer size bu davranışlarınız yüzünden kırıcı, kötü yaklaşımlarda bulunuyorlarsa, bu onların ayıbı sizin değil, o zaman mantıklı olun hemen yönetime bildirin. Kitap platformunu kirletmeyin, amacına uygun kullanın, burayı twitter'a fecebook'a veya whatsapp'a çevirmeyin dedikodularınızı başka platforma saklayın, yada siyaseti başka yerde yapın, yada taraftarcılığınızı başka yere saklayın. Yok Atatürkçü, Yok dinci, yok falancı, yok filancı olmayın olaylara tarafsız ve objektif bakın. Dediğim gibi sizler okumuş kültürlü insanlarsınız , öyleyse lütfen öyle davranın. Saygılar sevgiler, en güzel, en tatlı kitaplar sizlerin olsun Türkiye ...

3.
A juez, bir alıntı ekledi.
19 Tem 11:00 · Kitabı okuyor

Kim ne derse desin, görüntü düşünceden önce yer alıyor.

Frida Kahlo, Rauda Jamis (Sayfa 69 - Everest Yayınları)Frida Kahlo, Rauda Jamis (Sayfa 69 - Everest Yayınları)
4.

Korkuyorlar okuyan insandan ..
İnsanlığın bu kadar ucuz olduğu bir dünyada, kitap fiyatları neden bu kadar pahalı ?

5.

Ezel Roze Manaz
Senden sonra 23 şehir gezdim.
3 kilo aldım.
Saçlarımı 6 kez boyadım.
Dünya bilmem kaç 365 günde bilmem kaç dönümünü tamamladı.
Darbe oldu.
İhtilal oldu.
Barış gelmedi.
Savaş bitmedi.
Seni özledim.
Iltica edecek tek yer bulamadım.
Gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.
Belki yürürsün aynı sokakta.
Ayak izime denk düşer ayak izin.
Belki saçına değer nefes.
Belki sen de bir gün özlersin diye, seni uzakta bıraktım.
Seni uğurladım.
Sana kavuştum.
Seni terk ettim.
Bilmem kaç kilometre yol gittim.
Evren kaydı.
Sen göğüs kafesimden milim kaymadın….

6.
mithrandir21 | Uğur D., Gülün Adı'ı inceledi.
 19 Tem 10:39 · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 9/10 puan

Acaba ben ne yaptım, ne okudum? Tüm delilleri okuyucuya veren, verdikleri deliller ile beraber cinayetleri okuyucunun da çözmesini isteyen gerçek bir polisiye mi okudum, bir Orta Çağ gerilim romanı mı okudum, dinler arası, mezhepler arası, tarikatların ve rahiplerin başrolde olduğu bir roman mı okudum, gerçek kişi ve toplulukların hâkim olduğu tarihi bir kurgu mu okudum yoksa sağlam bir bilgi yumağı olan koca bir ansiklopedi serisi mi okudum karar veremedim, aslında bu öğelerin hepsini içeren güzel bir roman okudum. Saydıklarımın hepsini içeriyor Gülün Adı, hem de edebi değeri yüksek bir eser olarak. Öncelikle şunu söylemek isterim ki roman hiç beklemediğim şekilde kaliteli öğelerle dolu bir şekilde polisiye bir roman. Okur tarafından kolay kolay bir şekilde hiç dikkat edilmeyecek unsurlar, hareketler Eco tarafından delil olarak biz okura veriliyor ve gerçek bir polisiye romanda olması gerektiği gibi de bu deliller okura ayrıntılı olarak sunuluyor, sunulduktan sonra da her bir delilin, her bir detayın analizi yapılıyor ve karakterler tarafından yapılan her bir analizin üzerine yine karakterlerin karşılıklı yorumu yapılıp okura tekrardan sunuluyor. Gerçek bir polisiye romanda olması gereken hatta bir şart olan en önemli ayrıntıdır bu durum. Yazar, okurdan hiçbir şekilde bir delil saklamamalı ve romanın karakteri ile beraber okurun da cinayete hâkim olup üzerinde düşünüp cinayeti çözmesini istemesidir, günümüz polisiye romanlarının özellikle de seri katil polisiye romanlarında bu durum yoktur çünkü okuyucuya sürpriz yapmak ister yazar ve bu sürprizini de okurdan deliller saklayarak ve sonrasında da pat diye önüne sererek yapar; ama dediğim gibi gerçek polisiye romanda bu hususlar kabul edilmez, Eco’nun yaptığı gibi her bir ince detay okura verilmelidir, okurun da soruşturmanın içinde olduğu düşünülüp çözmesine yardımcı olunmalıdır. Eco da bunu yapmış ve en ince detayına kadar William’ın bulduğu delilleri bize verip bizim de çözmemizi istemiş, çözmemiz zor olsa da en azından yorumlamamızı istemiş, istemiş ve biz okura yardım da etmiş. Yardım ama ne yardım, çok büyük bir yardım ama cinayetler de bir o kadar karışık yani çözmek maalesef o kadar da kolay değil; ama Eco delilleri bize verip sundukça William’ın zihnine, Adso’nun sorularına, yorumlarına ve düşüncelerine ortak olmak kitabın bana göre en güzel yeriydi.

Umberto Eco, okuru doğru bir tanım yapmak gerekirse bilgiye boğuyor, Hıristiyanlık inancının derinliklerine iniyor, birçok din adamının eserleri hakkında bilgiler veriyor, Hıristiyan tarikatlarını kısım kısım da olsa detaylıca anlatıp kimin imparatora daha yakın, kimin papaya daha yakın olduğunun bilgilerini verip, romanın kurgusu ile harmanlayıp sayfaların arasına serpiştirmiş. Bazı yerler ağır gelebiliyor, bazı sözler, eser isimleri filan da Latince verildiği için okuma esnasında dipnotlara bakıldığından dolayı ağırlığın üstüne biraz daha ağırlık bindirilmiş. Bu kısımları okumak en azından benim için bazı yerlerde zor oldu. Bu ağır bilgi akışlarının ve detaylıca verilen diyalogların olduğu sayfalarda verilen Latince sözler ağır olan bu kitabın okuma hızını daha da yavaşlatıyor. Zaman zaman da arka arkaya birden fazla olunca daha da olumsuz etki oluyor, bazı Latince yazımların ise çevirisi hiç verilmemiş, sanırım daha önce farklı bir dipnotta çevirisi verilen söylemlerin ikinci bir çevirisi verilmemiş kitapta, ne de çok aklımızda tutarız ya… Tamam biraz önce yukarıda dediğim gibi dipnota bakmak zor ama çevirisi verilmeyince de bu sefer hiç olmuyor, aslında iki durum da kendi içinde farklı farklı iki tür bir sorun oluşturuyor ve maalesef okuma hızına da olumsuz etki ediyor. Verilen tarihi bilgilerde Eco, iki farklı zıt görüşün düşüncelerini, söylemlerini diyaloglar oluşturup sayfa sayfa okutuyor. Hıristiyan tarihine fazla hâkim değilseniz eğer bu kısımlarda neyin Eco’nun kurgusu olduğu neyin ise tarihi bir gerçek olduğu karıştırılabilir; çünkü Eco kurgusunu tarihi gerçekler ile o kadar güzel harmanlayıp, ortaya güzel bir sonuç çıkartıp eserine vermiş ki bunu ayırt etmek keyifli bir şekilde zor oluyor ve keyifli bir anlamsızlık da oluşuyor. Anlamak için çok da gerek yok aslında böyle bir şeye, önemli olan zaten yazarın kurgusunda kaybolmak değil midir? Bence kesinlikle öyledir. Kitap içinde olan birçok bilgi dipnotlar ile desteklenip okura açıklaması yapılmış ama tabii ki de bir dipnot seviyesinde verilmiş, tam manası ile kavranabilecek şekilde değil, onun için okurken yardımcı olarak Hz. Google’dan faydalanılırsa eğer kitabın içine daha rahat girilir.

Gülün Adı denilince akıllara gelen bir başka isim de Orhan Pamuk'tur. Yeni Hayat kitabının daha giriş cümlesinde bile Gülün Adı etkisi görülüyor, Benim Adım Kırmızı ise gerek Orhan Pamuk’un olsun gerekse de Türk Edebiyatı’nın olsun şüphesiz en önemli eserlerinden biri. Bu iki kitap arasında da metinlerarası olarak birçok unsurda benzerlikler vardır. Şimdi öncelikle şunu demek isterim ki, Orhan Pamuk okumayanlar, okumadan karalayanlar ve postmodern edebiyata uzak olanlar hatta postmodern edebiyat okuyunca rahatsız olanlar “metinlerarasılık kuramını” bilmeden Orhan Pamuk’a intihal yakıştırmasını yapabilmekteler. Metinlerarasılık kuramı özellikle postmodern eserlerde fazlası ile karşımıza çıkmaktadır, yani yazarlar bunun zaten varlığını kabul ederlerken çalıntı, hırsız veya intihal demek ne kadar alakalı bir durumdur anlayamadım. Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı isimli eseri ise Gülün Adı ile beraber bu türe güzel birer örnektirler. İki eser için kendimce mukayeseli edebiyat yapmam gerekirse ilk önce kitap isimleri diyebilirim. İki romanda da tarihten beslenme, romanın kurgusunun geçtiği topraklara hâkim olan dinin insanlara olan etkisi, sanat, bilim ve dinin çatışması, sanat ve bilime ilgi duyanların çatıştıkları dinin etkisi yüzünden artık sahip oldukları dertleri, bu zaman içinde kurguya esas olarak hâkim olan cinayet ve cinayetin çözümlenme süreci gibi diyebilirim. İki romanda da karlı kış günleri hava durumuna hâkimdir. Benim Adım Kırmızı 9 günlük bir sürede geçerken Gülün Adı ise 7 günlük bir sürede geçmekte, Gülün Adı’nda mekân olarak sadece Melk Manastırı varken Benim Adım Kırmızı'da ise mekân olarak farklı evler, İstanbul’un sokakları bazen de sarayı vardır. İki eserde de yer yer açık olarak ama aslında bastırılmış şekilde cinsel duygular, cinsel fanteziler vardır. Gülün Adı’ndan ziyade Benim Adım Kırmızı’da hikâyede anlatıcı dikkat çeker, bazen köpek, bazen şeytan, bazen kırmızı renk, bazen bir para, bir ağaç bazen de bir ölü anlatır bize hikâyeyi. Gülün Adı’nda ise anlatıcı çömez olan Adso’dur ama her iki romanın anlatım tarafından ortak noktası ise genel konunun anlatımı anlatıcılar tarafından ara ara kesilip önceki bir döneme, geçmişe gidip gelmekte olmalarıdır. İki romanda da bu unsurlar metinlerarası bağlamda birbiri ile örtüşür. Pamuk için intihal diyenler ise postmodernizme daha yakından bakmaları ve anlamak istemeleri gerekmektedir; çünkü Gülün Adı ve Benim Adım Kırmızı bu duruma örnek olacak tek eserler de değildir. Ve bana göre Benim Adım Kırmızı da Gülün Adı’na göre daha güzel bir roman, tamam Benim Adım Kırmızı’nın içinde de dini bilgiler fazlası ile olsa da Gülün Adı kadar yok, hatta yarısı kadar da yok ama bana göre Benim Adım Kırmızı Gülün Adı’na göre çok daha güzel bir roman; ama sanırım bunda baş etken olarak yazarı kendi dilimizde yazdığı için okumanın ve içinde bizden bir şeyleri bulup okumanın da etkisi olsa gerek.

Ağır bir kitap, okunması yer yer zor ve yoran bir kitap, okurken sakin kafa ile okumanızı, okuma sürenize uzun aralar verip fazla uzatmamanızı tavsiye ettiğim bir kitap. Okuduktan sonra sanırım en çok aklıma gelecek durumlar ise gülmenin dine ve insan zihnine olan etkisi, kösnüllüğün ne derece kötü olabildiği, kösnüllüğe etki eden derisel, tensel zevkin, duyulan ilginin dinen düşüncesi, derinin altında bulunanları düşünerek bu kösnül duyguları köreltilip köreltilemeyeceği, tinsel duygular, dinsel duygular, erk gücü hayatımızda ne kadar olmalı vs. vs. Sırf bu kısımlar için tekrardan okunabilecek bir kitap ve keşke aynı anda okunması daha da kolay olsaydı diyeceğimiz bir kitap da.

https://www.youtube.com/watch?v=Dlr90NLDp-0
https://www.youtube.com/watch?v=d5p_U8J0iRQ
https://www.youtube.com/watch?v=EaHx8S-Jmec
https://www.youtube.com/watch?v=O3ETFI2U9RA

Şuraya da filmin fragmanını bırakayım (kitap hakkında spoiler verebilir),

https://www.youtube.com/watch?v=7-yYJgpQ-CE

7.
Hakan S., bir alıntı ekledi.
18 Tem 17:26

Sağcı, solcu, milliyetçi, enternasyonalist, tarikatçı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, genç-yaşlı, kadın-erkek, köylü-şehirli, Doğulu-Batılı, zengin-yoksul olmanız fark etmez.
Yeter ki düzgün insan olun!

Orta Zekâlılar Cenneti, Zülfü Livaneli (Sayfa 25 - Doğan Kitap)Orta Zekâlılar Cenneti, Zülfü Livaneli (Sayfa 25 - Doğan Kitap)
8.

Günümüz
Çocuklara ne oluyor?
- Alo, polis amca…
- Efendim kızım.
- Annemi öldürdüm!
*
Deniyor ki:
“Çocuklarımıza ne oluyor?”
*
Saçları dökülüyor.
Uykudan sıçrayarak uyanıyorlar.
Mide spazmı geçiriyorlar.
Bazıları kabız, bazıları ishal.
Kimi ha bire yiyor.
Kimi yemeden içmeden kesiliyor.
Hafıza kaybı yaşıyorlar.
Sebepsiz yere başları dönüyor.
Korkuyorlar.
Elleri titriyor.
Hırçınlaşıyorlar, aniden parlıyorlar.
Dokun, ağlıyorlar.
Altını ıslatan var.
Regl dönemleri sapıyor.
*
Henüz 10-11 yaşındalar.
*
Sınav sayısını azaltacaklarına, güya
reform yaptılar, sınavı artırdılar…
Manyağa çevirdiler çocuklarımızı.
*
Anneler zaten kafayı yedi…
- Çalış.
- Çalıştım.
- Daha çalış.
24 saat kavga.
*
1975’te 150 tane dershane vardı
bu memlekette… Şu anda 5 bin.
*
Netice?
El álemin çocukları Disneyland’a
gidiyor… Bizimkiler psikiyatra.
*
Onun için, bırakın vatana millete
ailesine hayırlı olmasını filan…
Kafanıza sıkmadığına dua edin.

9.
Tesla Yunus, bir alıntı ekledi.
 17 Tem 22:57 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"İyilikle gülümseyebilen insanlar vardı hâlâ."

Satranç, Stefan ZweigSatranç, Stefan Zweig
10.

Size de oluyor mu:-)
"Şu sayfa da bitsin yatayım" deyip kitabın yarısını bitirdiğiniz oluyor mu ?