• 176 syf.
    ·2 günde
    Bir söz vardır:
    İnsan içinde yaşadığı çağa babasına benzediğinden daha çok benzer.
    Yaşadığımız çağa benziyor muyuz ? Hangi jenerasyonuz ?
    -X,Y,Z
    90’larda dünyaya gelenler için Z kuşağı olduğumuz söyleniyor. Ağ ortamında doğup-büyüdüğümüz icin “dijital yerli” de diyebiliriz.
    Türkiye’de yaşayanlar için dijital topluluğa ilk adım attığımız yıllar. 93 Halkın internet ile tanışma süreci. 94 Türkiye’de ilk internet cafelerin uygulamaya geçtiği dönemler.
    Peki dijital toplumda yaşamak,bizi daha iyi ya da daha kötü anlamda değiştiriyor mu ?
    İnternetin dünyamıza girmesi ile beraber bizlerde nasıl bir değişim oldu ?
    Şöyle ki atalarımızdan hepimizin bildiği kadarıyla birçok savaşa,birçok sıkıntı ve imkansızlığa rağmen bizler kadar endişeli,kaygılı,depresif değillerdi.
    Varlığın içinde iken buhranlardan çıkamayan bir nesil olduk. Sıkıntı,depresyon çeşitli sıfatlar ile aynı hastalıkları dile getirip durduk.
    İnsani düstûrlara vakıf olamadan,iletişim kuramadan, bir araya gelemeden,yediğimiz yemeğin lezzetine varamadan hülâsa kendimize gelemeden göçüyoruz.
    Tehlikenin farkında olmak icin içinde bulunduğumuz durumun ehemmiyettini bilmemiz gerekiyor.
    Kitabı okudukça evvelki senelerde katıldığım bir semineri anımsadım.
    Ayşegül Dede (masal anlatıcı eğitimcisi) internet kuşağı çocuklar icin şunları dile getiriyordu:
    “İşaret parmağı değil canım artık onlar. (İşaret parmağını göstererek.)İnternet parmağı,bir tuş ile geliyorlar, o parmaklarını bizden daha iyi kullanıyorlar.”

    Küçükken hepimizin masallardan bildiği sihirli bir obje vardır. “Sihirli ayna” söyle bana dediğimiz zaman her şeyi bilebileceğimizi sanıyorduk. Şimdi ki çocuklara soruyoruz senin evinde kaç tane sihirli ayna var ? Saymaya başlıyorlar telefonlar,iPad’ler,tabletler,bilgisayarlar..
    nefes almadan bütün elektronik aletleri dile getiriyorlar. Sonra başlıyorlar -hey Siri bana kutup ayılarını gösterir misin ? - Siri uzaylılıları görmek istiyorum. -Siri babamı arar mısın ?
    Evet internet çağında doğup yerlileri olarak,ergenliğinden sonra tanışan dijital göçmenlere (ebeveynlerimize) göre dijital çağa hakimiz. Peki ya devir daim olduğunda,ebeveyn olarak devam ettiğimiz süreçte nasıl hitap etmeliyiz, neler yapmalıyız ?
    Kitabı okurken üzerinde durduğu asıl nokta buydu. Bilinçli miyiz ?
    Kitabımız bize şunları söylemiyor. Hemen telefonu kapatın,bilgisayarı çöpe atın. Her ne kadar fişi çekilecek bilgisayar kalmasada fişini çekin. Üzerinde durduğu nokta bilinçli kullanıyor muyuz ?
    Ne kadar biliyoruz ? Hangi programları kullanıyoruz, kullanırken neleri filtreliyoruz ?
    Geleceğin ebeveynleri olarak internette ne kadar zaman harcayıp nerelerde geziniyoruz?
    Peki ya “dijital mahrem” ne demekti?
    Kitabımız 6 kısımdan oluşuyor:
    -Mahremiyet dijitale nasıl taşındı ?
    -Önce mahremiyet vardı sonra dijital ?
    -Mahremiyeti ihlal edenler
    -Özel hayatınız nasıl “veri”liyor ?
    -Dijitalin de hastalığı çıktı!
    -Dijitalde çözüm yolları
    Mâlumunuzdur ki iki kişi sohbet ettiğimiz bir whatsap platformunda bile sohbetlerimiz iki kişi arasında kalmıyor. En basit bir örnek ile sanal bir markette gezerken sepete eklediğimiz veyahut açtığımız bir ürüne benzer onlarca ürün görmemiz acaba izleniyor muyuz hissiyatı hepimizde uyandırmıştır.
    Paylaşım yaptığımızda,paylaşımların sadece kendi izin verdiklerimiz ile paylaştığımızı düşünebiliriz. Ancak bunların hepsini,istemediğimiz “el alemin” eline teslim ettiğimizi unutuyoruz. Biri bizi izliyor desek yeridir.

    “Yapılan deneyde bir grup katılımcının paylaşımlarına 48 saat süreyle ağlarındaki diğer kişilerin erişimi engellenmiştir. Hiç beğeni almadıklarını düşünen katılımcıların daha depresif oldukları ve özgüven hissettikleri saptanmıştır.”
    Evet.
    Diğer bir sorunumuz. Beğeni hastalığı. Zira ailesi tarafından takdir edilmeyen,sevgi gösterilmeyen ilgi ve alakayı alamayan bir çocuk gerekli ilgiyi görmek adına sahte profiller,sahte fotoğraflar ile dikkatleri celbetmek istiyor. Narsizm başta olmak üzere birçok olumsuz doyuma bu şekilde ulaşmak istiyor. Özellikler ergenlik dediğimiz yaş grubunda hislerini durumlar ile ifade etmek,
    arzularına sosyal medya ile ulaşmak istiyorlar.
    “Ebeveyni çocukken elektrikler kesildiğinde eksiklik hissetmezdi, bugünün cocukları internet bağlantısı koptuğunda neredeyse depresyona giriyor.”

    Şimdi bağımlı değiliz dediğimiz interneti bir ele alalım.
    -Telefonumuz internete girmiyor ve sinirleniyor muyuz ? (İnternet siniri)
    -bir bilgiye göz ucuyla bile Google’dan mı bakıyoruz ? Veyahut hastalandığımızda Google’dan mı araştırıyoruz ? (Google etkisi,siberkondri)
    -acaba telefonum çaldı mı ? Telefonum mu titredi ? (Hayalet zil sesi)
    -acaba bugün Ne oldu ? Kesin bir yerlerde bir şeyler yaşanıyor. (Fomo)

    Bunlardan biri evet ise malesef ki biz de bağımlıyız internete.Korkmayın efendim önemli olan kontrolünü sağlayabiliyor muyuz ? Tam burada çözüm odaklı olan kitabımız bize önceliğin aile disiplini olduğunu vurguluyor. Sevgi. Daha sonra kitaplar, ve 3 gün 90 dakika dediğimiz bir vakit. Sevdiğimiz herhangi bir işe günde yarım saat ayırarak ilgi ve odağımızı o yönde toparlıyoruz. Bir uzlet vakti,derin bir tefekkür icin ama elimizdekiler titredi mi diye bakmadan, kendimize ayıracağımız yarım saat ruhumuza şifa olacaktır. Bir de bolca filtreliyoruz,çevremizi ,takip ettiklerimizi. Gezindiğimiz sayfaları. Keşfetin batağına düşmemek icin, manipüle edilen haberleri okumamak icin.

    En sevdiğim kısımlar konu bitimlerinden sonra kısa bir teste tabi tutması.
    Satır araları araştırmalar,malûmatlar ve Hadis-i Şerif’ler ile süslenmiş,dili yalın,okurken bir sohbet niteliği taşıyan bu doyurucu kitabı okumalısınız efendim.
    “Dijitalleşen dünya içinde yaşıyoruz. Ne tamamen bertaraf edilip yok hükmünde sayılmalı Ne de tamamen içselleştirilerek hayatın başkösesine yerleştirilmeli.” Kararında bir doz ayarlamalıyız.

    Bir not bırakalım:
    “ sosyal mecra ve dijitalde takip edildiğimiz gibi bizleri, bu dünyada 7/24 gözetleyen,takip eden,yaptığımız her işi,fiili,hareketi,attığımız her adımı takip eden kayda alam Kiramen Katibin meleklerini de unutmayalım.”
  • "...insanlar arasında yapabileceğimiz en kesin ayrım onları zekiler ve aptallar diye ayırmak değil, zekiler ve aşırı zekiler diye ayırmaktır, aptallarla ne istersek yaparız, zekiler karşısında en iyi çözüm onları hizmetimize almak olur, aşırı zekilere gelince, onlar bizim tarafımızda olsalar bile özünde tehlikelidirler..."
    José Saramago
    Sayfa 192 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • "insanlar arasında yapabileceğimiz en kesin ayrım onları zekiler ve aptallar diye ayırmak değil, zekiler ve aşırı zekiler diye ayırmaktır, aptallarla ne istersek yaparız, zekiler karşısında en iyi çözüm onları hizmetimize almak olur."
  • 307 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitaba takip ettiğim bir Youtuber'ın eserle ilgili tanıtımında rastladım ve özellikle çağa yönelik eleştirilerin olduğunu anlayınca okumak istedim.

    Amerikalı iki psikiyatr tarafından yazılan kitap,adından da anlaşılacağı gibi kendine saygı kavramından bahsediyor.Ama bunu sadece kişi bazında ele almak yerine daha etraflıca bir araştırma yapıyor."Kendine saygının temel direkleri nelerdir?"Moda ve benzeri akımlar bu saygıyı nasıl etkiler?Yaşananlar kişinin benlik algısıyla ilgili ne gibi etkilere yol açar?

    Çeşitli araştırma ve ilginç deneylerle de konu biraz daha anlaşılır kılınmaya çalışılıyor.Ve elbette ki gerçek danışan hikayeleri,anketler ve çözüm önerileri de kitabın olmazsa olmazları.

    Beni en çok etkileyen kısmı içinde bulunduğumuz bu çağın kişileri nasıl özgüveni düşük,kendine saygısı olmayan bireylere dönüştürdüğü üzerineydi.Nasıl ki mutluluk menüleri satmak için insanların mutsuzlaşması gerekiyorsa,sözümona özgüven pompalayan kişisel gelişim kültünün de satması için önce aşağılarda olduğumuza ikna olmamız gerekiyor!

    Bu yönleriyle ebeveynlerin ve öğretmenlerin de okuması gerektiğini düşündüğüm bu yapıt kolay anlaşılır ve akıcı.

    Ayrıca kişisel gelişim ile ilgilenen ya da kendine yardım kitaplarını okumaya ihtiyaç duyanlara piyasadaki, kimin yazdığı belli olmayan,üstünkörü buyruk ve gaz veren kitaplar yerine ayağı yere sağlam basan böylesi bilimsel psikoloji kitaplarını okumalarını tavsiye ederim.Diğerine oranla daha sağlıklı ve dengeli gelişecekleri kesin...
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. Sâd.(1) O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).

    (1) Bu harf ile ilgili olarak Bakara sûresinin birinci âyetinin dipnotuna bakınız.
    2. Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.

    3. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.

    4. Kâfirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu, yalancı bir sihirbazdır."

    5. "İlâhları bir tek ilâh mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"

    6,7,8. İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilâhlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.

    9. Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

    10. Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler (bakalım!)

    11. Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.

    12,13. Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi(2) Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.

    (2) "Kazıklar sahibi" ifadesi için Fecr sûresinin 10.âyetinin dipnotuna bakınız.
    14. (O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.

    15. Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

    16. Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!"

    17. Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

    18,19. Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.

    20. Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.

    21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

    22. Hani Dâvûd'un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.

    23. İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken 'Onu da bana ver' dedi ve tartışmada beni bastırdı."

    24. Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.

    25. Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

    26. Ona dedik ki: "Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."

    27. Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin hâline!

    28. Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?

    29. Bu Kur'an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    30. Dâvûd'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

    31. Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.

    32,33. Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman(3), "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

    (3) Bu âyetin bu kısmı, "Nihayet güneş perde arkasına çekilince (batınca)" şeklinde de tercüme edilebilir.
    34. Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık.(4) Sonra tövbe edip bize yöneldi.

    (4) Tefsir bilginlerine göre, âyette sözü edilen ceset, mecazî olarak; bir ara fizikî gücünü ya da siyasal otoritesini kaybeden Süleyman peygamberi temsil etmektedir.
    35. Süleyman, "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" dedi.

    36. Biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Rüzgâr, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.

    37,38. Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

    39. "İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.

    40. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

    41. (Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti.

    42. Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik.

    43. Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.

    44. Şöyle dedik: "Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma."(5) Gerçekten biz Eyyûb'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

    (5) Tefsir kaynaklarında ifade edildiğine göre, Eyyûb peygamber bir olay üzerine karısına yüz sopa vuracağına yemin etmiş, kendisine has bir ruhsat olmak üzere de âyetteki çözüm kendisine öğretilmişti.
    45. (Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.

    46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.

    47. Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.

    48. (Ey Muhammed!) İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.

    49,50. Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.

    51. Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.

    52. Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.

    53. İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.

    54. İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur.

    55,56. İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

    57. İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin.

    58. O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.

    59. (Kendi aralarında şöyle derler:) "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir."

    60. O grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" der.

    61. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır."

    62. Yine şöyle derler: "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?"

    63. "(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?"

    64. Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.

    65. (Ey Muhammed!) De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur."

    66. "O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır."

    67. De ki: "Bu Kur'an, büyük bir haberdir."

    68. "Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."

    69. "Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu."

    70. "Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor."

    71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."

    72. "Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin."

    73. Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.

    74. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

    75. Allah, "Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" dedi.

    76. İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi.

    77. Allah, şöyle dedi: "Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun."

    78. "Şüphesiz benim lânetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir."

    79. İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.

    80,81. Allah, şöyle dedi: "Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin."

    82,83. İblis, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" dedi.

    84. Allah, şöyle dedi: "İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:"

    85. "Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım."

    86. (Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."

    87. "Bu Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür."

    88. "Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz."
  • Fyodor a. Emin, 18.yüzyıl rus edebiyatının en ilginç yazarlarındandır. Çünkü Rusya’ya geldiği ve burada yaşadığı süre içinde, nereli olduğu ve kim olduğu konusunda kesin bilgi elde edilememiştir. Çağdaşları olan gazeteci ve yazar novikov’la yayıncı kopnin, edebiyat çalışmalarından ve kendilerine anlattıklarından yola çıkarak Emin’in biyografisini oluşturmuşlardır.
    Ama Sovyet araştırmacılar beşenkovski ve arzumanova, devlet arşivlerinde Emin’in atalarının polonya’dan gelerek Türkiye’ye yerleştiklerini kanıtlayan belgeler bulmuşlardır. bu belgelere göre Müslümanlığı kabul eden bir yeniçeri olarak emin, bilinmeyen bazı nedenlerle istanbul’da yaşamaya devam edememiş ve rusya’ya gitmiş, burada ölünceye kadar üç çar için çalışarak yaşamıştır. emin göçmen olarak rusya’da parasal sorunlarla uğraşmak zorunda kalmış ve üç çara maaşının azlığından yakındığı dilekçeler yazmıştır. en sonunda ıı.yekaterina emin’e borç vermiş ve bu borç karşılığında gelecekte yapacağı çeviriden bizzat haberdar edilmeyi istemiştir.
    emin ayrıca sıradan rus okuyucusunu cezbeden romanlar yazarak, parasal sıkıntılarına edebiyat aracılığıyla çözüm getirmeye de çalışmıştır. emin, kısa edebiyat yaşamına ve rusçayı sonradan öğrenmesine rağmen üretken bir edebiyatçı ve sıradan halk arasında popüler bir macera romanı yazarı olabilmiştir. bugün istanbullu emin, rus romanının kurucularından biri olarak kabul edilmektedir.

    Makale
    E. Zeynep Günal

    Cyprus İnternational Univercity