• Biraz ödün verirsen hayatının ne kadar kolaylaştığını göreceksin.
  • Biraz önce Sefiller kitabında yaptığım alıntıda "çocukların eğitimin ücretsiz ve zorunlu olmasını sağlayın" demiş, şimdiki düzende belki birçok şeyi geliştirdik bunların en önemlisi sağlık sektöründe olduğunu düşünüyorum; ihtiyacınız olduğunda evinize dahi pansumaninizi yaptırmak için sağlık çalışanları gönderiyorlar. Tanınan hak ve özgürlükler yadsınamaz; insanların giyimlerinde eskisi gibi zorlamalar yok; illa ki başını açacaksın burda okuyamazsin/ burda calisamazsin diye baskılar yapma ve kılık kıyafeti dahi siyasi görüş olarak lanse etme eskisi gibi çekilmez boyutta değil , bireyler yaşayışlarında daha özgür, hatta ufacık ayrıntılar gibi görünse de herkesin sigara dumanını solumak zorunda birakilmamak için bile birçok çözüm sağlanıyor, israf müsriflik için bile tedbirler alınıyor; gözlemleyin eskisi poşetlerin fuzuli kullanım yok , geri dönüşüm kutusu, çöp kutuları adım başı bulunuyor... Fakat en önemli husus bunların hepsinin temelini inşa etmek için en gerekli çözüm olan eğitimde maalesef ileri gidemiyoruz! İkokula giden bir öğrencinin hem de devlet okulunda okuyan öğrencinin masrafı akıllara zarar, üstelik benim kesinlikle karşı çıktığım durum olan ezbere dayalı eğitim daha da dikte ediliyor. Sürekli bilgisayardan çıktılar isteniyor, çocukların eline kitap verip bunu okuyun anladığınızı not edin, kendi fikirlerinizi ekleyin diyerek gelişime fayda sağlanacağına; bu resmin /şu konunun bilgisayardan çıktısını alın diyorlar , çocuklar okumuyor bile, teknolojiyi yanlış kullandırıyorlar, oysa elimizin altında olan bu kaynaklar araştırmak, öğrenmek, uzağı yakın etmek için kullanılması gerekirken, ezberciliğin başka bir türü olarak sunuluyor. Maalesef okul hayatım pek güzel gitmedi çünkü halen ezberden hoşlanmıyorum ve kendi kendimi egitme yolunu seçtim, istediğim merak ettiğim her konuyu araştırıp okuyorum, öğrenmeye çalışıyorum, çiçeklerin nasıl yetiştirilecegi konusunda bile araştırmalar yapıyorum , belki çoğuna anlamsız geliyor ama ben ısrarla üretimin olmadığı, insanlara, insanlığa, doğaya faydası olmayan hayatın gereksizligi konusunda sabit fikirliyim
  • "morpheus : sen hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir düş gördün mü neo? peki bu düşten hiç uyanmasaydın, düşler dünyası ile gerçek dünya arasındaki farkı nasıl anlayacaktın?"
    morpheus - kadere inanır mısın neo?
    neo - hayır.
    morpheus - neden?
    neo - hayatımı kotrol edememe fikrinden hoşlanmıyorum.
    morpheus - ne demek istediğini kesinlikle anlıyorum. sana burda olma sebebini açıklayayım. burdasın çünkü bir şey biliyorsun. bildiğin şeyi açılayamıyorsun. fakat hissediyorsun. bütün hayatın boyunca hissettin. bir şeylerin yanlış olduğu hissi.. onun ne olduğunu bilmiyorsun, fakat beyninin içinde kıvrımlarına takılmış bir kıymık gibi seni çılgına çeviriyor. neden bahsettiğimi biliyor musun?
    neo - matrix?
    morpheus - onun ne olduğunu biliyor musun? matrix her yerdedir. bütün çevremizde, şimdi, tam bu odada. pencereden dışarı baktığında veya televizyonu açtığında onu görebilirsin. işe, kiliseye gittiğinde, vergilerini ödediğinde hissedebilirsin. seni gerçeğe kör etmek için gözlerine çekilmiş perdedir o.
  • Futbol hastalarından hoşlanmıyorum, çünkü bu adamların tuhaf bir kusurları var; karşısındakinin neden futbol düşkünü olmadığını bir türlü anlayamaz ve sanki siz de futbola meraklıymışsınız gibi konuşur da konuşur.
    Umberto Eco
    Sayfa 44 - Can Yayınları - 7. Basım
  • morpheus - kadere inanır mısın neo?
    neo - hayır.
    morpheus - neden?
    neo - hayatımı kotrol edememe fikrinden hoşlanmıyorum.
    morpheus - ne demek istediğini kesinlikle anlıyorum. sana burda olma sebebini açıklayayım. burdasın çünkü bir şey biliyorsun. bildiğin şeyi açılayamıyorsun. fakat hissediyorsun. bütün hayatın boyunca hissettin. bir şeylerin yanlış olduğu hissi.. onun ne olduğunu bilmiyorsun, fakat beyninin içinde kıvrımlarına takılmış bir kıymık gibi seni çılgına çeviriyor. neden bahsettiğimi biliyor musun?
    neo - matrix?
    morpheus - onun ne olduğunu biliyor musun? matrix her yerdedir. bütün çevremizde, şimdi, tam bu odada. pencereden dışarı baktığında veya televizyonu açtığında onu görebilirsin. işe, kiliseye gittiğinde, vergilerini ödediğinde hissedebilirsin. seni gerçeğe kör etmek için gözlerine çekilmiş perdedir o.
  • morpheus - kadere inanır mısın neo?
    neo - hayır.
    morpheus - neden?
    neo - hayatımı kotrol edememe fikrinden hoşlanmıyorum.
    morpheus - ne demek istediğini kesinlikle anlıyorum. sana burda olma sebebini açıklayayım. burdasın çünkü bir şey biliyorsun. bildiğin şeyi açılayamıyorsun. fakat hissediyorsun. bütün hayatın boyunca hissettin. bir şeylerin yanlış olduğu hissi.. onun ne olduğunu bilmiyorsun, fakat beyninin içinde kıvrımlarına takılmış bir kıymık gibi seni çılgına çeviriyor. neden bahsettiğimi biliyor musun?
    neo - matrix?
    morpheus - onun ne olduğunu biliyor musun? matrix her yerdedir. bütün çevremizde, şimdi, tam bu odada. pencereden dışarı baktığında veya televizyonu açtığında onu görebilirsin. işe, kiliseye gittiğinde, vergilerini ödediğinde hissedebilirsin. seni gerçeğe kör etmek için gözlerine çekilmiş perdedir o.
  • 336 syf.
    ·66 günde·9/10
    İlber Ortaylı hocanın okuduğum ilk kitabı oldu bu. Normalde medyadan ve çevreden duyduğum bir kişilik aslında kendisi, yani ne kadar donanımlı olduğunu biliyorum sadece ama özel anlamda bi' takibim yok kendisini.

    Tarihe de ne yazık ki çok ilgi duyamıyor ve sıkılıyorum ve bir de tarihi olayların taraflı anlatımları denk gelirse hepten soğuyorum durumdan. Hep kendi ideolojilerini yüceltmek adına karşı tarafı yermek üzerine anlatımlardan hoşlanmıyorum. İşte İlber Hoca da bu noktada harika bir iş çıkarmış. Kitap bir röportajın yazıya dökülmüş hali aslında. İsmail Küçükkaya soruyor, yönlendiriyor; İlber Hoca da her zaman yönlenmese de:) tüm bilgi birikimini katarak bizleri aydınlatıyor. Osmanlı'nın son dönemlerini ve Cumhuriyet'in başlangıcından günümüze kadarki dönemlerini; o dönemlerdeki tarihi olayları ve tarihi kişilikleri yine tarihin ışığından faydalanarak bize aktarmış olması çok hoşuma gitti. Çünkü tarih anlatılırken "dönemin şartları" noktası kesinlikle dikkate alınmalı benim nacizane görüşüme göre. İlber Ortaylı da bunu en iyi yapanlardan biri bu kitabında gördüğüm kadarıyla.

    Geçmişten alıp günümüze dair bir ders mahiyetinde önümüze çözüm önerileri koyması olsun, milliyetçilik kavramının ne kadar yanlış yönlendiğini; iyi bir milliyetçinin dünyaya açık, ülkesine dönük olabileceğinin defalarca altını çizmesi olsun, okuması gayet keyifli bir kitaptı.