• 318 syf.
    ·14 günde·9/10
    Semerkant... Amin Maalouf’un İran’ın geçmişini konu alarak yazdığı büyük eser. Yazar öncelikle Ömer Hayyam’ı ve onun büyük eseri olan Rubaiyat’ı temel olarak anlatmıştı eserde. Kitabı dört kitap ya da dört başlık şeklinde ayırmış olan yazar her başlıkta farklı bir İran’ı ve orada yaşanan dönemsel farklılıkları anlatıyor.

    Yazar, İran’da yaşanan olayları kronolojik sırayla güzel bir biçimde roman olarak bizlere aktarmış. Yalnız belki sadece şu eleştiride bulunabilirim: kitaptaki son bölümde İranın rejim değişikliği dönemi anlatmış yazar ancak anlatırken amerikayı fazla iyimser tavırlı olarak anlatmış ne yazık ki. Şöyleki İran devrimi sorasında İngiltere, Rusya ve Amerika güç savaşları peşinde olan ülkelerdi ve hepsi de bir şekilde İranı’ı bastırmak niyetindeydi petrol kaynaklarından dolayı. Bu gerçeği görmezden gelmek bana pek doğru gelmedi ve romanla ilgili tek eleştirim budur.

    Bu küçük eleştiri haricinde kitap mükemmel bir romandı. Çevirmeni tebrik etmek gerekiyor pek çok kaynak kullanarak çevirmiş kitabı rubaiyatların hepsi çevrilmiş şekilde anlaşılır ve duygu yüklüydü. Mükemmel bir kitap kesinlikle okunması gerekenlerden...
  • 594 syf.
    ·22 günde·Beğendi·9/10
    Orhan Pamuk'un ilk ve aynı zamanda en uzun romanı. Olanı olduğu gibi anlattığı , postmodern olmayan , modern izler taşıyan fakat klasik bir anlatıma sahip olan romanı.

    3 kuşak , yaklaşık 70 yılın anlatıldığı bu kitap için çok şey söylenebilir. Henüz 20li yaşların başında yazmaya başladığı , doğup büyüdüğü semtin geçmişinden izler taşıyan , görünen o ki kendi hayatından da izler taşıyan kitap.

    Bir yönüyle Tanpınar'ın Huzur kitabı misali , gündelik hayatı anlatırken ülkenin siyasi panaromasını anlatan , bir yönüyle Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabı gibi çeşitli kısımlara ayrılan ve içinde günlük şeklinde anlatımlar olan , tutunamayan karakterlerin olduğu kitap.

    Okuduğum 6. OP kitabı oldu , 4 tanesi daha okunmayı bekliyor. Yoksa siz önyargılarınızı aşamadınız mı ? Ne diyeyim kolay gelsin , edebiyat meraklıları için bulunmaz nimet olan bu verimli yazara bir şans vermeyecek misiniz ?

    Cevdet Bey ve "Oğulları"

    Öyle bir giriş kısmı vardır ki , henüz bekar olan Cevdet Bey ticarethanesinin ismini Cevdet Bey ve Oğulları olarak seçmiştir. Evleneceksin de , oğulların da olacak yani eminsin öyle mi ? Edebiyat işte , olur mu olur.. Peki olur mu , elbette haliyle olur..

    Cevdet Bey , Osmanlının son dönemlerinde genç bir girişimci olarak , evliliği biraz öteler , ta 37 yaşına kadar. Dönem için oldukça geç bir yaş. Evlenir , 2 oğlu 1 kızı olur. Yalnız ve güçlü kahraman Cevdet Bey..

    Sonrasında biz bir anda 30 sene ileriye sıçrarız ve 1930'lara ulaşırız. Oğullar girer devreye , özellikle de küçük oğul Refik , mühendis Refik , onun ve diğer 2 mühendis arkadaşının hikayesini okuruz en çok. Üçü de birbirinden çok farklı olan bu arkadaşları birer tutunma - tutunamama haleti ruhiyesi içinde çalkalanırken okuruz. Mühendis olmaları ise önemlidir , çünkü okuyanlar bilir ki Tutunamayanlar kitabının 2 ana karakteri Turgut Özben ve Selim Işık da birer mühendistir , OP bu mesleği bence bilinçli olarak seçmiştir kitabında.

    Zengin bir ailede dünyaya gelen küçük oğlan Refik çoluk çocuğa karışmıştır ama bir türlü mutlu olamaz , hayatla yüzleşir ve bir tutunamayan olur. Abisi Osman ise ticaretle ve ailesiyle yetinir hiç düşünmez..

    Refik'in bir arkadaşı Ömer mühendislik yolunda parayı bulur , önceleri bocalar ama sonra hayatını yoluna koyar. Diğer arkadaşı Muhittin ise şairdir , asıl tutunamayan ve savrulan odur , ta ki bir ideolojiye tutunana dek , sonrasında bambaşka biri olur , "milliyetçi" Muhittin. İntiharın eşiğinde dolaşırken hayatı bambaşka bir yön kazanır.

    Cevdet Beyin oğulları , kızı , gelinleri , torunlarıyla örülüdür bu roman. Kızı da çok küçük yaşlarda isyankar iken , kısa bir Avrupa yolculuğundan sonra hayatı anladığını düşünür ve o da düzenini kurar evlenir.

    Bu kitabın en önemli karakteri bence kesinlikle Refik'tir. Belki de Türk roman tarihinin en önemli birkaç karakterinden biridir. Çünkü o aşağıdan yukarı değil , yukarıdan aşağı yaşar. Herkes gibi olmamayı en çok o önemser. OP kendi edebiyat tutkusu ve arayışlarını , boşluklarını , zihin karmaşasını adeta Refik üzerinden anlatır.

    Nedendir bilmem , yazarın en az okunan kitaplarından. Oysa en çok okunması gerekenlerden.

    Sonra bir zaman sıçraması daha yaşarız ve 3. bölümde 70li yılların başına ulaşırız. Burada ise torunlar ön plandadır. Özellikle de Refik'in oğlu Ahmet. "Babasının oğlu" bir karakterdir , ya da genleri onu bu yola doğru itmiştir , bir bakıma da farklıdır babasından , ailesindeki herkesten. Genç idealist ressam Ahmet.

    Cevdet Bey'in eşi Nigan hanım da kitabın başından sonuna evin anası , ninesi olarak hem aktif hem pasif , hem her şey hem hiçbir şey gibi bir karakterdir.

    OP , ne kadar önemli bir romancı olacağının ilk işaretini bu ilk kitabıyla vermiştir. Okunmasını tavsiye ederim , iyi okumalar.
  • 702 syf.
    ·Puan vermedi
    Sabık mektupçuluktan centilmen evliyalığa, orta sınıftan başlayarak yüksek tabakadakilere uzanan HANIMLAR ŞEYHLİĞİ.
    Partilerden, gezintilerden sıkılan zengin ve dul hanımların bir de tekke- tarikat yolunu deneyelim diyerek etrafında toplanmasıyla Kıztaşı Şeyhi Baki Efendi olmuş, her taraftan kendisine adak ve hediyeler yağan, şilte atılma merasimi sırasında mürit ve müridelerin ayakta beklediği, atılan pamuklara hanımların yüzlerini, gözlerini sürdüğü bir şeyhlik saltanatı sürmüştü. Taa ki güzellikte ve iradede emsalsiz Neşide ile karşılaşıncaya dek...
    700 sayfalık, akıcı bir dille yazılmış, merak uyandıran oldukça sürükleyici bir eser.
    Dönemin seçkin muhitlerinde yaşananları ve dinin türlü entirikalara alet edilmesini, yaptığı bir röportajı roman sekline sokarak anlatmış yazar. Çok severek okudum. Türk edebiyatının kesinlikle tanışılması gereken kalemlerinden Refik Halid ve bu eseri de okunması gerekenlerden.
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ah Jonathan... Hala döner döner okurum. Gördüğüm tüm martılarda, birşeyleri yapamadığımı düşündüğümde, umudumu kaybetmek üzereyken hep Jonathan’ı düşünürüm. Kesinlikle okunması gerekenlerden.
  • 497 syf.
    ·13 günde·9/10
    İki şehrin, zalim aristokratların, öfkeli kalabalıkların, masum halkların, kanlı bir devrimin ve en önemlisi sevginin hikayesi. Dickens eleştirel ve akıcı diliyle dönemin özelliklerini çok iyi yansıtmış. Keyif düşkünü ve umursamaz aristokratların devrilip gözünü intikam hırsı bürümüş, insanların giyotine gönderilmesinden zevk alan jakobenlerin geçmesini 500 sayfa hiç sıkmadan aktarmayı başarmış. Kitabın bence en dikkat çeken yönü ise güçlü kurgusu. Bambaşka hayatlar yaşayan karakterlerin tek bir olay etrafında birleşmeleri ve aralarındaki olaylar, hesaplaşmalar, nefretler ve sevgiler. Hepsi çok yerinde ve ustaca toparlanmış bir hikayeyi oluşturuyor. Kesinlikle okunması gerekenlerden..
  • 372 syf.
    ·6 günde·9/10
    Tek kelimeyle başyapıt. Felsefe kitabı olmasına rağmen okunması kolay ve sürükleyici. Adaleti tartışarak başlattıkları diyaloglar ilerleyen konuşmalarda bir devlet nasıl olmalıdır sorusuna cevap veriyor. Şimdi dahi güncelliğini koruyan konular ele alınsa da zamanın şartlarına göre incelenmesi gereken bir kitap. Mağara benzetmesi kesinlikle ufuk açıcı ve üzerine düşünülesi bir benzetim. Herkesin ölmeden önce mutlaka okuması gerekenlerden.
  • 288 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    İnsanoğlu dinlerin yaratılışından beri bir mesih beklentisi içinde olmuştur. Bu mitlerde, halk öykülerinde, çizgi romanlarda, filmlerde... kısacası her yerde görülebilir. Kendinden üstün bir güç ve aklın gelip adalet, huzur, mutluluk dağıtacağı fikri sığınılması güzel bir düşünce. İşte Wells’te bu düşünceden yola çıkmış adeta. Ancak ya bu kişi bizden biriyse sadece. 200 sene önce belirsiz tarihte gelişi müjdelenmiş biri gelip bizim kurallarımızı çözümleyip doğru uygulamalara ütopyayı mümkün kılabilir mi? Gerçekten eskimeyen idealler, ideolojiler var mı yoksa ezme-ezilme kültürü her çağa hakim olacak ve insanlık giderek daha yozlaşmış bir hal mi alacak? Geleceğe dair kısmen tutan tahminlerine rağmen Wells çok zeki bir yazar. Dünyanın her geçen gün içine biraz daha battığı pisliği görmüş ve hayalgücüyle öngörülerini birleştirerek harika hikayeler yazmış. Efendi Uyanıyor da bu öykülerden biri. Korktucu, okurken geren bir distopya. Kesinlikle okunması gerekenlerden.