• "Sevgili asker ağabilerim,
    Siz olmasaydınız yurdumuzu kim kurtaracaktı. Sizin sayenizde yurdumuz güvende. İyi ki varsınız. Sizler oldukça bizler de buradayız. Sizlerin emekleri sayesinde bizler de varız. Siz olmasaydınız biz ne yapacaktık? Biz size büyüyünce yemek, giysi, mermi ve silah taşıyacağız. Sizin sayenizde biz de mutluyuz. İyi ki buradasınız. Artık bizde bizde meslek sahibi olup asker olup Türkiye'yi kurtaracağız. Sizlere bugüne kadar ne yapdıysanız hepsi için çok teşekkür ederim."
    Gülsüm Nur Gündoğan
    4A Sınıfı
    Okul : Zafertepe/Çalköy

    Sevgili Gülsüm,

    Kalbinin güzelliğini seni hiç tanımasam da görebiliyorum. Bize de senin yaşındayken her gün, vatan sevgisi, yurt aşkı gibi duygular derslerimizde sürekli olarak aşılanmaya çalışılırdı. Aslında bu yazıyı senin okuyamayacağına emin olarak kaleme alıyorum.

    Biz, yani askeri sistemler, militarist düşünceler, hiyerarşik rütbeler, internetteki görsellerde dağda yurdu için hınca hınç savaşan asker imajı olmasaydı, yurdumuzu More'un Ütopya kitabında anlatılan yurttaşlar arasındaki karşılıklı hoşgörü, sonsuz barış, ortak yaşam ve askere gönüllü olarak gelmek istemeyenlerin birbirine korku aşılamadığı istekli ve gönüllü bir askerlik paradigması kurtaramaz mıydı? Dünyayı güzellik kurtaramaz mı? İçimizdeki kan sadece içimizde kalmakla yetinemez miydi şiddetin askerlerinin merhameti eşliğinde?

    Güven, burada pek de bizim sayemizde olmuyor gibi. İnsanların gözlerinde bulunan, evren arkadaşlarına karşı beslediği düşmanlığı görebiliyorum çünkü. Daha geçen gün Batman'ın bir ilçesinde çıkan tartışmadan dolayı asker askeri tüfekle öldürdü. Biz seni gerçekten mutlu ediyor olamayız Gülsüm. Eğer yurdumuz bizim sayemizde güvende olsaydı gerek askerlere verilen eğitimlerin yarısından fazlası yürüyüşten ibaret olmayıp silah, atış, kamera, intikal, arazi ve malzeme kullanma eğitimleri de dahil olurdu gerekse de askerde konuşulan muhabbetlerin pek çoğu incir kabuğunu doldurmayan ve yurdun içinde bulunduğu harap ve bitap durumla alakası olmayan muhabbetler de olmazdı ki.

    Bizler oldukça sizler de her zaman olun fakat sizi, bize yemek, giysi, mermi ve silah taşırken değil, astronomiyle alakalı kimsenin aklına gelmemiş icatlarla uğraşırken, kodlama ve programlamayla, geleceğin bize getireceği her türlü teknolojiyle, robot teknolojileriyle, savaşsız ve şiddetsiz bir geleceğin ihtiyacı olan genç neslin gerektirdiği her türlü düşünceyle haşır neşirken görmek isterdim. Siz büyüyünce hep beraber böyle şeyler için kafa yorsak çok güzel olmaz mıydı ki Gülsüm?

    Mutluluğunuz bizim sayemizde değil, sadece kendi sayenizdedir. Emin ol Gülsüm, Türkiye'yi şu anki halinden kurtarmak ne meslek sahibi olmakla ne de asker olmakla ilgilidir. Sanıyorsun ki askerlik eline silahı alıp saatlerce vatanını düşmanın gözünden ve ateşinden korumaktan ibaret. Burada askerlere her gün yerlere paspas çektiriyorlar, her yeri süpürtüyorlar, yerden kuş boku kazıtıp, sırtlarını kanatırcasına inşaat molozu taşıtıyorlar, dikenli çimleri çıplak elle bir yerden bir yere attırıyorlar, kazma ve kürekle ağaç tomruğu söktürüp, her türlü ihtiyaç olan yere harç attırıyorlar, çuvallarca at boku taşıtıyorlar senin uykunu bölüp, kitap okumayı sevmeyen uzun dönemlerin hiç de vatan ve yurttaşlık sevgisi içermeyen bakışlarına ve sözlerine maruz bırakıyorlar seni Gülsüm. Buna benzer pek çok işle yüzyüzeyken Türkiye'yi kurtaracak şeyin gerçekten de askerlik olduğunu nasıl söyleyebiliriz ki benim güzel kalpli Gülsüm kardeşim? Hiçbir şey sana söylendiği ve öğretildiği gibi değil maalesef. Meslek sahibi olmanın ülke kurtarmadığı tek ülkedir belki de Türkiye. Mimar mesleğinde bir adamın çaycı, makine mühendisi bir adamın çamaşır makinelerinin başında işçi, inşaat mühendisi adamın boyacı olduğu bir alanda gerçekten de Türkiye'nin bulunduğu uçurumdan kurtulabileceği, 11 yaşındaki o tertemiz kalbine sığıyor mu? Keşke karşımda olsan şu an, keşke kalbine giden damarlarından geçen o hiç pisletilmemiş düşüncelerini karşımdayken de duyabilseydim ve bu dediklerimi de yüzüne söyleyebilseydim.

    Bizlere bugüne kadar ne yaptıysak teşekkür etmene hiç gerek yok hele. Bugüne kadar vatanımı kurtarmak adına hiçbir şey yapabildiğimi düşünmemekle birlikte ülkeme ait sevgi-zaman grafiğinin doğru orantılı olarak sürekli düşüş içerisinde oluşu yaşadığım Erasmus deneyimleri ve görme şansına eriştiğim Türkiye duvarları dışındaki hoşgörü, görgü ve birbirine kesintisiz saygı kültürü insanımızın esas deneyimlemesi gereken konular. Zira bugüne kadar yaptığım şeylerin arasında şu anda hiçbir işime yaramayan fizik ve kimya formülleri, çözülen testler ve yararsız olduğu bilindiği halde aşılanmaya çalışılan korku ve salt tek din, tek parti, tek tip düşünce diktesi bakış açısının öğretildiği bir ülkeyi sana emanet etmek mi benim teşekkürü hak eden davranışım?

    Ben de zamanında 4B sınıfındayken sosyal bilgiler dersinde Osmanlı Devleti'nin, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı savaşların sonuçlarını merak ede ede tarih okurdum, tabii ki de hepsini kazanmalarını ben de isterdim. Sonra Einstein, Szilard, Zweig, Pessoa gibi pasifist ve savaş karşıtı insanlarla, bilim, edebiyat ve sanat için emeğini veren ve terini döken insanlarla tanıştım. İnadına savaştan kaçıyorlardı, inadına gelecek için hizmet etmek istiyorlardı geçmişin kanlı prangalarında yaşamamak için.

    Bul beni Gülsüm, bul beni ve tanıdığım insanlarla tanıştırayım seni. Tertemiz kalpli insanı sevmez bu topraklar, bir damla kan, döküldüğü kalıbın rengini, tadını ve hissini hemen değiştirir. Kan, şiddet ve askerliği değil, doğanın bize sunduğu gündelik hayatın mucizelerini, geleceğe dair ütopya senaryolarını, gelmiş geçmiş bütün çiçek ve hayvan çeşitlerini, sanatı, mimarlığı, edebiyatı ve diğer bütün güzellikleri konuşalım. Kadınların yüzlerindeki altın oranı senle bulalım. Tüfeklerin namlusuna topladığımız çiçekleri koyalım seninle. Bul beni.

    https://www.youtube.com/watch?v=tas5AEqnmuk
  • ..
    aynı tastan yemek yemeye de başladık
    kardeşlik de bundan öte nedir ki?

    diyor Fikret Kızılok Katerina şarkısında.

    Aylar aylar evveline gitmek istiyorum. Elif ve Mazlum ile Yaşar Kemal için ne yapsak ne etsek derken aklımıza bu fikir düştü. Düşer düşmez hazırlıklarımızı yapmaya koyulduk. Bu yolda iletilerimizi canlı tutup, katılımı artırmaya ve güzel dostluklar kurma hayalimiz için elbirliği ile çalışmaya başladık. Ve bugün dostlar, bu etkinliği yaşamış olmanın mutluluğu ve sarhoşluğu içindeyiz. Ortak paydamız olan Yaşar Kemal bizi birleştirdi. “Yaşar Kemal’in birleştirici gücü olduğuna inanıyorum” demişti Elif. Hakikaten öyle. Bu sözü yine doğrulamış bulunuyoruz.

    https://ibb.co/gEfBnT

    Öncelikle bu etkinlikte birlikte olduğumuz Mazlum Kaplan ve Roquentin e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. ( Bana da tabi :D ) Bizim çağrımıza kulak verip gelen dostlarımız Meltek ve Ferhat, Samet Ö. , Nuri , İbrahim (Panço) , Ulaş , sizlere de çok teşekkür ediyoruz. Samimi ve sıcak bir dostluk ortamını bizlere yaşattığınız için ne kadar teşekkür etsek az olacaktır.

    https://ibb.co/ceRTZ8
    https://ibb.co/cn0BnT

    Hepimiz farklı yerlerden, kültürlerden geldik ama aynı potada eriyip dostluk aşını pişirdik. Hani insan ilk gördüğü birini, yıllardır göremediği bir dostu gibi görüp direk muhabbete başlar ya, o hesap. İlk dakikadan itibaren sürüp giden neşeli ve eğlenceli muhabbetleri paylaştığımız için çok mutluyuz. Bir yandan da üzüntümüz var elbet. Aramızda olmayı isteyip de aksiliklerden dolayı katılamayan Neslihan T. , Mahir O. , Rıdvan ve Ayşe* e ilgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Keşke aramızda olsaydınız. İnanıyorum ki mutluluğumuz katlanacaktı. Ama olsun. Bir dahaki sefere ön koltuklardan yeriniz ayrıldı efenim :)

    Öylesine dolu dolu 4 gün geçirdik ki sormayın gitsin. Sormasanız bile anlatacağım ben.

    Evvela çadırlarımızı kurduk ve Yaşar Kemal flamamızı ağaca astık. Astık ki onun o tatlı gülümsemesini yoldan geçen herkes görsün. Ne güzel gülüyor yahu tonton amca desin bilmeyenler. Hemen altına fırdolasını yani rengarenk rüzgar gülünü diktik. Yel vurdukça döndü durdu heyecanla, sevgiyle. Ona bakıp bakıp mutlu olduk. Çadırın fermuarını açıp onla güne başlamak inanılmazdı.

    https://ibb.co/nCTQE8
    https://ibb.co/eVM6Mo

    İlk günün akşamında, Mazlum Kaplan ın enfes tavuk sotesi, Roquentin ‘in külçe kararındaki pilavı ve şahane salatasıyla yemeğimizi yedik.

    https://ibb.co/b7ZRMo
    https://ibb.co/bBRvE8

    Gecesine ise ilk etkinlik olarak Yaşar Kemal bilgi yarışması düzenledik. Çok eğlenceli, komik yer yer tartışmalı ama bir o kadar da mutlu geçti yarışmamız.

    Gruplarımız:

    Lüzumsuz Adam
    Samet Ö.
    İbrahim (Panço)
    https://ibb.co/dr3mMo


    Fakir Mühendisler
    Meltek
    Ferhat
    https://ibb.co/j8BZ7T


    Elitler
    Nuri
    Ulaş

    https://ibb.co/ggZFE8
    https://ibb.co/csx2u8


    Bu yarışmanın kazananı Fakir Mühendisler oldu efendim :) Ayrıca herkese Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne kitabını hediye eden Meltek ‘e ayrıca teşekkür ediyoruz :)

    Ertesi gün Roquentin pek çoğumuzu ses bombasıyla uyandırdı sağ olsun. Hangi bomba mı? Bu:

    https://youtu.be/zSadTJ5LL-8

    Uyanıp güne başladık. Öğleye doğru
    Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor kitabını uzun uzun konuştuk. Anılarını paylaştık alıntılarını okuduk. Güldük duygulandık İnce Memed çaldık ama kimse söylemedi :/ :D Olsun maksat muhabbet değil mi zaten :)

    https://drive.google.com/...f8YbO3Jrd3pX4yN8eDWc

    Yalnız edebiyat mı yaptık? Tabiki hayır. Doğanın içinde onunla ilgilenmemek olur mu? Ülkemizin güzide köşelerinin tüm imkanlarını kullanmaya çalıştık. Güneşin kavuşmasını denize girerek bertaraf ettik, bulunduğunuz şehrin özel yerlerini keşfe çıktık, buz gibi zeus mağarasında yüzdük. Maviyi yeşile, yeşili güneşe, güneşi güzel günlere günlere kovaladık, ardı sıra koştuk, elimizde rüzgar gülü ve yaz ile.


    Akşamına ise köylüyü köylüye kırdıran hinlik oyunu “Papaz Kim” oynadık. Aramızdaki gizli papazları bulmak için her türlü çirkefliği ve pisliği yaptık. Ama bu kadar eğlendiğim bir etkinlik olmamıştı uzun zamandır. Tüm arkadaşlar da benim gibi eğlendi, kahkahalara boğduk kamp yerini. Nasıl geçtiğini bilmediğimiz 3 saatin ardından papaz olduk resmen. Güldük eğlendik tartıştık ama neticede yine mutlu olduk. Bu kadar güzel insan bir araya gelir de nasıl mutlu olunmaz ki, ilahi Li-3 . Ettiğin de laf mı!



    Bu kadar insan gelir de bir araya sanattan filmden müzikten konuşmaz olur mu? Şiirler okuduk, Nazım’dan, Orhan Veli’den, Cemal Süreya’dan ve nicesinden. Uzaklardan ama bir o kadar da yakından bize bağlanıp şiirler okuyan
    Rıdvan , sen ne güzel insanın yahu! Ahmed Arif’i bu kadar içten ve özümsemiş olarak okuyan biri daha yok sanırım. Sesine yüreğine sağlık.

    Yaşar Kemal’ şiirleri okunmaz olur mu beee! Ne şiir gecesiydi! Kırmızı Deynek’i çember halinde okumanın verdiği tadı veren başka bir şey var mı bilmiyorum. Diyeceğim şu ki, Marlin Monronun gözleri, işte o kadar!

    https://ibb.co/fwNkE8

    Cumartesi günü Elif’in öncülüğünde yapılan,
    Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitap atölyemiz ise kelimenin tam anlamıyla şahaneydi. Çoğumuzun hayatındaki ilk kitap atölyesi olmasının verdiği heyecanla tamı tamına dört saat boyunca konuştuk kitabı. Duygularla eşleştirdik cümleleri. Alıntılarımızı okuduk. Tartıştık fikir alışverişinde bulunduk. Kitabın aklımıza dahi gelmeyen yerlerine yolculuk yaptık enfes bir müzik sonrası.

    https://drive.google.com/...0ZSWdkFeUH17FaagrE0k

    https://ibb.co/mL947T
    https://ibb.co/dBjnST
    https://ibb.co/nt6O1o
    https://ibb.co/f9K47T
    https://ibb.co/fgrj7T
    https://ibb.co/g7BHST

    Akşamına dedik ki “güneşi denizde batıralım be!”. Gittik teknelerin oraya. Baktık kişi başı 10 TL. Dedik pazarlık yapalım. Pazarlık için öncü birlik yola koyuldu. Başlarında ise Nuri vardı. Dokuz kişi 80 TL olur dedi kaptan. Ama bu cevap Nuri’yi tatmin etmedi ve kaptana gönül koydu. Tekneye de gelmedi :/ Ne ettik ne dediysek Nuri ile kaptanın arasını düzeltemedik :D Neticede ise 8 kişi 80 liraya tura katıldık. Yani pazarlık yaptık ama aynı fiyatta anlaştık. Bu konu ise 2 gündür dilimize makara oldu. Her yerde konuştuk ve ilk anki gibi eğlendik :D

    https://ibb.co/gkVNu8
    https://ibb.co/mG9nST
    https://ibb.co/i7xwMo
    https://ibb.co/hiXrnT
    https://ibb.co/h4gdZ8
    https://ibb.co/k70BnT

    Gece ise bizi bir diğer yarışma bekliyordu. Genel edebiyat bilgi yarışması. Bu turda da pek çok yeni bilgi öğrendik. Yanlışlarımızı doğrulttuk.

    Bu turun kazananı ise Lüzumsuz Adam oldular efendim :) Kazananların ödülleri adreslerine postalanacaktır. Katılan herkese ise özel bir sürpriz olacak. Ne mi? Yaşar Kemal baskılı tişört. Bunu ise bize sağlayan Rıdvan’a özel teşekkürlerimizi sunarız. Kahkahaların ve şiirlerin susmasın emi :)

    https://ibb.co/j6pMnT

    Daha sonrasında herkes kendince bilgi verdi ve bilgi havuzu oluştu. Kana kana daldık havuza. Jüri ekibi olarak kısa bir yarışmaya katıldık. Ne heyecanlıymış yahu! Son gecemiz olması hasebiyle hafif bir burukluk ile çadırlarımıza dağıldık.

    Pazar sabahı gidenler oldu uğurladık. Kalanlar ile kahvaltı yapıp “evli evine köylü köyüne” gibi olmadı elbet ama ayrılmak durumunda kaldık.

    https://ibb.co/d1TE7T
    https://ibb.co/ewKRMo
    https://ibb.co/gK9t1o
    https://ibb.co/eSLY1o
    https://ibb.co/nmgTZ8
    https://ibb.co/eESP7T
    https://ibb.co/gTxfgo
    https://ibb.co/eZpRMo
    https://ibb.co/gJ9Ago
    https://ibb.co/nCTQE8
    https://ibb.co/juAGMo
    https://ibb.co/eAHP7T
    https://ibb.co/i20u7T
    https://ibb.co/m6dQE8
    https://ibb.co/mP9Xu8
    https://ibb.co/npwdZ8
    https://ibb.co/g3Fu7T
    https://ibb.co/eG0i1o
    https://ibb.co/fodsu8
    https://ibb.co/n8D31o
    https://ibb.co/eSosu8
    https://ibb.co/bV61nT

    Ne mi oldu? Güzel anılar, fotoğraflar, şakalar, bilgiler, dostluklar biriktirdik heybemizde.

    Aşçımız Mazlum Kaplan ‘a,
    Anaç ve konuşkan Roquentin ‘e,
    Dostonun ve Sait Faik’in yan komşusu İbrahim (Panço) ‘ a,
    Çiçeği burnunda yazar Ulaş ‘a,
    Doktor adayımız, en gencimiz sevecen Samet Ö. ‘e,
    Taze mühendis hanım Meltek ‘e ve Ferhat’a,
    Dıştan pazarlıkçı ve matrak Nuri ‘ ye,
    Sözsüz-Sazcı ve YOblomov Li-3 ‘ e,
    Uzakları yakın eden gönül insanı Rıdvan ‘a
    sonsuz teşekkürlerimizi iletir ve dostluğumuzun daim olmasını temenni ederiz. Bu dört günlük ortak yaşam bize çok şey kattı. Bir diğer etkinliği şimdiden iplerle çeker olduk. Diğer etkinlikte görüşmek üzere esen kalınız dostlar :)

    Herkese bol teşekkürler, var olun esen kalın :)))
  • Eğer, ilerde birgün 'keşke' demek istemiyorsan, 3 şeyi doğru seç; eşini, işini ve arkadaşını.

    - Yunus Emre
  • Yoruldum. Bu siteyi amacı dışında kullananlardan, karşılaştıkları her kadını taciz etmeyi, küfür etmeyi kendinde hak görenlerden yoruldum. Her gün dışarda yeterince uğraşmıyor muyuz? Bari burada rahat bırakın. Ve keşke engellemekle bitseler. Birini engelliyorsunuz, öbürü geliyor. Bu mesajlardan çok daha beterlerini atanlar var burada paylaşmaya benim utanacağım. Ve ben eminim ki sitede bu gibilerin rahatsız etmediği tek bir kadın kullanıcı bile yoktur. En çok üzüldüğüm nokta da burası bir kitap sitesi ve biz böyle şeylerin burada olmayacağını umarak geliyoruz

    http://i.hizliresim.com/moEYG2.png

    http://i.hizliresim.com/GD38vv.png


    https://1000kitap.com/ismet100
  • Bazı şeylerin rahatlatması lazım insanı normalde, yazmak mesela. Yazan bir insan şikayet etmemeli şundan bundan. En güzel terapilerden biri nasıl olsa yazmak değil mi? Değil diyeceğimi tahmin edenler vardır elbette, uzun zamandır okuyanlar arasında. İnsanın başı çatladığında, votkalı bir şeylerle hayatını idame ettirdiğinde ve yazacak bir şeyi olmadığında sırf o şarkı çaldığı için bir şey yazmaya başladığında rahatlayacağını sanıyorsanız siz daha çoğu şeyi öğrenememişsiniz hayattan. Evet, hayat değil mi bize her şeyi öğreten? Her aldığımız dersle, her yıkılışla biraz daha tamamlanıyoruz değil mi? Değil elbette, hiç bir şeyin bizi kale aldığı yok. Yaylı çalgılar bölümündeyiz hep şarkının, bir şeyi anlayamadan diğerine geçiyoruz. Ama hep üzülüyoruz. Üzülelim önemli değil ama üzüyoruz da karşımızdakileri. Bomboş hayatımız, bütün olan biten, giren çıkanlara rağmen. Doldurabildiğimizi sanıyoruz ara sıra, güneş doğuyor çünkü hayatımızın o döneminde üstümüze. Ama korkmayın, şemsiyemiz var - hem yağmura hem güneşe karşı etkili. Zararlı şeyleri yaklaştırmıyoruz, itiyoruz özellikle çevremizden. Ölecek olsak bile, doktor girse bile evimize, güneşi kaçırmayı başarıyoruz kendi yörüngesine. Bir tek Joy Division paklıyor bizi, en bilindik şarkısı çalıyorken kulağımızın dibinde, parçalara ayrılıyoruz saymanın gerekmediği kadar. Dönüyor şarkının etrafında bütün parçalarımız, ama karışmıyor birbirine - bir kere kullanmışız o şemsiyeyi , mıknatıs gibi itiyor artık.Sonra gelişigüzel birleşiyoruz, üstümüze garip bir kabuk geliyor. Her şeyi içimizde tutan, ağlasak da kimsenin görmeyeceği, kimseye hiç bir şeyden bahsetmemize izin vermeyen. Kabuk kırmak her dönemde en çok tavsiye edilen, ama o edenlerin üzerinde bunun gibi bir kabuk oluştuğunu sanmıyorum hiçbir zaman. Turuncudan siyaha dönmek için kaç renk değiştirmek gerekiyor? Daha önce hiç düşünmediğim bu tayfı atlatmanın da kolay olacağını sanmıyorum gerçekten. Yazıyorum hala rahatlayamadım, 100 kere aynı satırı yazma cezası veren de yok bana artık, belki rahatlardım o zaman. Ya da hayatının sonuna kadar gözünün önünden ayrılmama cezası verseydi keşke. Cezalara aşina değilim çoğumuz gibi, özgür yaratılışlıyım çoğumuz gibi, o yüzden bu kadar acıtıyor belki hepimiz gibi. Hangi yaşımız daha önemli peki, kemik yaşı 40 akıl yaşı 15 olan bir insan yalnız kaldığında göz yaşı kaç olur, ne kadar taşıyabilir belinde yaşadıklarını? Beynimizde taşıdıklarımızla , kalbimizde unutmak istediğimiz şeyler arasında bir seçim yapması gerekseydi rüyalarımızın, kaç gece başarabilirdik uykusuz kalmayı? Çıkabileceğinizi düşünüyor musunuz peki kuyudan yukarı her şeye rağmen? Öyle ya her durumda çıktınız bundan önce, siz zaten katili de görmediniz hiç. Kan aranıyor anonsları da başka şehirde çoğunlukta, hep başka şehirlerdeyiz zaten, başka saatlerde. Ben gecenin üçünden yazıyorum çoğunlukta, siz on birde yeni uyanmışsınız oysa. Her şeyinizi bilen birisi var mı sizin peki? Vurulmak istediğinizde, yaşamanızı sağlayan yüzsüzce, ama içten içe, bilerek belki de, kalbinizi sıkan eliyle? Her şeyinizi bilen birisi olursa nasıl rahatlayabilirsiniz yazarken , nasıl bırakabilirsiniz kendinizi ? Bir anlık hatırlama her şeyi aynı duruma sokar, siz de biliyorsunuz farklı zaman birimleri kullansak da. Işık yılına daha geçememiş bir satırda yaşıyorum ben. Siz çoktan gittiniz önünüzdeki yılları da alıp elbette. Bana sadece şu bir kaç dakika kaldı. Farklı yönlerden gelen rüzgarları toplamam gerek bu sürede de. Ancak böyle rahatlıyorum, ya da kafam ancak böyle karışıyor, keşişleme ile lodosu değiştirince düzeliyor benim de varlığım. Hiç bir şeyden anlamıyor rüzgarlar zaten, esiyorlar sadece kafalarına göre- ben de anlamasam keşke. Essem doğuya doğru , uçup savursam önüme geleni, açık mı penceren hala bana? Aranızda halen yazmanın sakinleştirdiğine inanan birisi varsa, lütfen gitsin kendi çemberinde yazsın yazacağını. Ben sakinleşmek istemiyorum. Rahatlamak istemiyorum. Işıklarımı kapatmak istemiyorum. Hala yazabiliyorsam bunları, hala umut vardır çünkü. Ve hala umut varsa, belki de ay ışığı zarar vermez tenimize geceleri.
  • DİKKAT DİKKAT!
    Bu bir kitap incelemesinden ziyade kitabın içindeki bir şiirin incelemesidir. Çünkü bence sadece o şiiri kitabın tamamına bedeldi :)
    Başlamadan önce bu etkinliği (#31053074) düzenlediği için Nausicaä'ya teşekkür ediyor ve bu incelememi de ona armağan ediyorum. Ayrıca bu kitabı okumak henüz aklımda olmadığı halde bunu okumamı sağlayan Hakan'a da teşekkür ediyorum.
    NOT: Şiirin SPOİLER'e olur mu? Herkesin bir şiirden aldığı his farklıdır, o yüzden olmaz diye düşünüyorum...
    Yalnız bir operaya başlarken ben bilmiyordum hiç, sevgilin kim? Yorgun ve kirli bulduğun geçmişinin sevdiğinle aranda olduğunu söyledin? Ve her şeyi yine onunla temize çektiğini. Kelimelerin acıyordu sanki. Belli çok fena canını yakmış birisi, hayır hayır sanırım yetim bırakmış kalbini. Varlığını ele geçirmiş senin dediğine göre. Sahi neden korumasını bilmemiş? Terk ettin beni tüm kazananlar gibi diyorsun sen oysa tam aksine kendisini bu kadar seven birini kaybetmiş o her kimse... Onun yokluğu kimsesiz hissettirmiş ya seni, bilemezsin tüm varlığıyla yanında olsun istedim o an senin, bir mevsim beklediğine değsin diye, yüzünün ayrıntılarından bahsettiğini, liriği ne denli ona benzettiğini bilsin diye düşledim. Onu düşündüğünde şiire olanları bilseydi eğer yaz başıydı gittiğinde diyordun ya hani eminim en geç yaz sonuna kadar gelirdi. Zamanı ikinize düşman ettin. Tam şu dizelerini
    "Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını" okuduğumda nasıl içerledim?

    Hani koca bir yazdan sonra dönmüştü sonra. Hiçbir şey eskisi gibi değildi söylediğine göre. Biraz eksik, biraz yarım. Söyler misin, ne olmuştu size? Gerçekten zaman mıydı bu olanların sorumlusu, uzaklık yaramamış mıydı ikinize?
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artık ne de ben kapıyı açabilirim sana dediğinde. Bilmiyorum olur muydu, gidip onu dönmesi için ikna etmek ve sana da kapıyı açtırmak? Tüm kalbimle mümkün olsun istedim, ikinize bunu yaptırmak...
    İki yorgun ve yalnız yıldızdınız belki. Düşündüm yıldızlar yorulmazlar ki, tek sorun uzak olmanızdı birbirinizden takım yıldızı olsaydınız dedim keşke.
    İkimizden ne kalacak geriye diye sordun ona. Bu şiirler belki ve sana bunu yazdıran o anılar. Bir soru daha gelmişti sonra senden ona
    " Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi." O an koşup bir çocuğun başını okşamak belki, depremin içinden, yıkıntıların arasından çekip çıkarmak o yaralı bedenleri ve en çok da yıkıntıların üzerinde kalmış olanlar için bulamadıkları bir türlü, belki de bulamayacakları yakınlarına ağlamasınlar diye daha fazla kalplerine içimdeki tüm umudu son zerresine kadar aşılamak istedim. Kış başlıyor dedin, hoşnutsuzdun. Bahar gelsin istedim, onu getirmek, hoşnut ederdi belki seni, ama beceremedim. İyi bak kendine demenle, her veda cümlesinde olduğu gibi mahzun bir hüzün sardı yüreğimi. Aynalara bakamamak dedin, sessizlikten korktuğunu da söyledin. Neden korkuyorsun ki sanki sessizliğinde bile içindeki sesin yok mu sana eşlik eden? Hem bilmez misin aynalara korkmadan bakmak ne güzeldir. Saatin tik takları ve duvarlar, koca yalnızlığı anlatan imgeler kullanıp sonra da "denemeseniz de, bilirsiniz hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar" dedin ya inan bana ne kadar çok kızdım sana. Yaşamak varken hâlâ niye öyle dedin bir anlam veremedim. Yüreğinin bir şeyleri unuttuğundan bahsettin ve bir gün bununla yüzleşmenin ne kadar zor olduğundan, zamanın bir şeye çare olmadığından. Zordur ne diyebilirim ki sana ama güzel dizelerine rağmen böyle umutsuzca konuşman yakıştıramadım pek kusruma bakma. Bu şiire başladığında nerdesin, şimdi nerde? Bu defa ben soruyorum sana. Yarandan bahsettin, iyileşmesini diledim. Şiirlerin solmuş, aşk bitmiş. Hayır olamaz, diye söylendim. Aşk seni bulsun, ve açsın o şiirler diye devam ettim. Aşk YALNIZ BİR OPERA dedin. Şiirin adını söyledin. Sorguladım iki kişilik olanı daha hoş değil miydi? Uyuyup uyanmadığını söylediğinde, bir kez daha anladım. Uyumak zordu, uyanmak daha beter. Gökyüzünde yıldız arayan o gözlerin, gördü mü peki geceyi güzel yapan hilali... Bitmemiş bir şiirde yoluna devam ederken sen izledim ve ben de hiç bitmesin istedim sonu mutlu bile olsa son olmamasını diledim. Senin dönüp ardına baktığında bulamadığın sanatı, yanıbaşıma koydum ben şimdi.
    Sevgili dostlarım kısacası okuyun mutlaka bu şiiri...
    YALNIZ BİR OPERA şiirini dilerseniz sesli olarak da dinleyebilirsin.
    Buraya kadar sabırla okuduğunuz için çok teşekkür ederim.
    Sevgiyle ve tebessümle kalın :)
  • Bu incelememi Aziz Nesin'i en az babası kadar seven sevgili Tuco Herrera 'ya ithaf ediyorum.


    Zaman zaman geçmişte yaşayıp da keşke tanıma fırsatım olsaydı dediğim insanlara rastlıyorum. Sevgili Mîna'da artık onların başında geliyor. 1915 - 2000 yılları arasında yaşamış bu Dinazor (kendi deyimiyle ) ,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarından itibaren ülkenin gelişimine bir çocuğun büyüdüğüne şahitlik eder gibi şahitlik ediyor.Bu kitapta da çocukluğundan itibaren , ilk gençlik yılları, profesörlük yılları, emeklilik yılları yer alıyor. Kitap okur gibi değil de film izler gibi izliyorsunuz Mîna'nın hayatını.

    Kimler yok ki kaleminin değmediği, dostluğuna, ahbaplığına nail olmadığı.. Mesela ilk valsini çocukluğunda Mustafa Kemal Atatürk ile yapıyor. Necip Fazıl Kısakürek, Aziz Nesin, Sait Faik Abasıyanık, Oktay Rıfat, Falih Rıfkı Atay, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Neyzen Tevfik, Halide Edip Adıvar, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal, Abidin Dino, Arif Dino, Oğuz Atay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet ve daha aklıma gelmeyen edebiyat ve sanat dünyasının değerli bir çok isimini kaleme alıyor.

    Mîna burjuva bir ailede dünyaya geliyor, çocukluk yılları yalılarda, balolarda, büyük bir azametin debdebenin içinde geçiyor. Fakat annesi Şefika hanım eşi Falih Rıfkı'dan boşanıp bütün parasını da tüketince iş Mîna'ya düşüyor. Evi geçindirmek için kolları sıvıyor, hatta benim çok hoşuma giden bir alıntısı vardı kitapta, diyor ki ;

    ''Annemin bütün parasını yemesinden de son derece hoşnutum. Helal olsun! Çünkü o Servet tükenmeseydi ben, ben olamazdım. Çok okuduğum için annemin deyişiyle, Boticelli adını duyunca, bunu yeni bir çikolata markası sanan karacahil sosyete hanımlarının haline düşmezdim herhalde. Ama kendi ekmek parasını kendi alın teriyle kazanan ,meslek sahibi,Çalışkan bir kadın olmak onuruna da erişemezdim. ''

    Kitapta ayrıca Mîna'nın Aziz Nesin ile yaşadığı bir anısı var ki çok güldük;

    “Ne var ki, burjuva bir aileden gelmenin yararlarını yadsıyacak durumda değilim. Aldığım eğitim de burjuva kökenlerim sayesinde, şimdi oturduğum Mühürdar’daki deniz manzaralı daire de. Vaktiyle babamın babası, halama düğün armağanı olarak bir ev vermiş. Halam çocuksuz ölünce, bir dairesi amcama, bir dairesi bana verilmek üzere, o ev apartman haline getirilirken, tesadüfen o sırada yoldan geçen Aziz Nesin deniz manzaralı yeni yapılan apartmana bakmış bakmış, “kim bilir hangi talihli pezevenk burada oturacak” demiş kendi kendine. Orada benim oturduğumu öğrenince, “aman ne güzel! Demek o talihli pezevenk senmişsin!” diye çok sevinmişti. Böyle bir manzaralı yerde oturmak gerçekten de bir pezevenk şansı.”

    Muazzam bir bilgi birikimine sahip canım Mîna, ölmeden evvel yaşadıklarının bir kısmını kaleme alıp o dönemlere dair bizi muazzam bir yolculuğa çıkarıyor. O hep kitaplarını okuyup, şiirlerinden tanımaya çalıştığımız yazarları, şairleri insani yönleriyle içinden geldiğince anlatıyor. Kitabı çok beğenerek okudum ve herkese tavsiye ediyorum. Ülkemizden böyle değerli bir kalem geçmiş olmasına da çok seviniyorum.

    Yazımın başında söylediğim gibi keşke dostum olsaydın Mîna, seni kucaklayıp sarıp sarmalamayı çok isterdim :) Herkese keyifli okumalar dilerim.