• Keşke şu uygulamada dangalaklar olmasaydı. Cinsel açlığını kızlara müstehcen mesajlar atıp gidermeye çalışan dangalaklar var. Burda da mı ? Allah aşkına ? Açık açık kullanıcı adı da veriyorum (KAPANDI) .
    Düzenleme: bu uygulamada başıma gelen kaçıncı aynı olay. Bana bu mesajı atan yarın bir gün diğer kullanıcı arkadaşlarada atacak. Bunun önüne geçilmeli. İnsanlar bu uygulamayı kitaba verdikleri değer için kullanıyor ve zevk alıyor . Lütfen böyle güzel uygulamalardan insanları soğutmayın. Ayrıca “ fotoğrafını kaldır o zaman, mesajları kapat” benim bu tür işlemler yapmama gerek yok ! İnsanlar böyle mesajlar atmamayı öğrenecek! Teşekkürler
  • "Aman Tanrım Milena, keşke siz de burada olsaydınız, ah benim zavallı, akılsız kafam. Ama sizi özlediğimi söylersem yalan söylemiş olurum: Bu en kusursuz, en acı verici büyü, buradasınız, en az benim olduğum kadar buradasınız; ben neredeysem benin varlığımdan daha fazlasıyla siz de oradasınız."

    Meran, 4 Haziran 1920
    Cuma
  • ‘’Yazdıklarım her ne kadar kötü olsa da, yaralı ve hüzünlü bir ruhun daha kötü bir şeyden bir süreliğine uzaklaşmasını sağlıyor. Bu benim için yeterlidir, belki de değildir ama yazdıklarım bir amaca hizmet ediyor ve böylece hayatta yerini buluyor.’’ (sf 75)

    İncelemeye nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Gerçi bu bir inceleme yazısı mı olacak ondan da emin değilim. Biz buna ‘duygu yazısı’ diyelim..

    Kendi kendiyle konuşuyor, kavga ediyor ve dertleşiyormuş gibi ama sanki yazmazsa boğulacak ve dünyaya sığamayacak gibi de. Sanki depresyonda gibi ama hayatın anlamsızlığından bezmiş gibi ve bunu depresyon olarak nitelendirmenin komik olduğunu düşünüyormuş gibi de. Sanki mutsuz gibi ama aslında bundan inanılmaz zevk alıyormuş gibi de. Sanki insanlardan bıkmış gibi ama müthiş bir yalnızlıktan kurtulmak için birinin elini uzatmasını bekliyormuş gibi de. Sanki biri elini uzatsa gidecek gibi ama ruhu hep duvarlarıyla çevrili kalacak ve yalnızlığından kopamayacak gibi de. Sanki isyan ediyormuş gibi ama durumunu kabullenmiş ve bulunduğu durumdan farklı bir şekilde yaşayamayacakmış gibi de. SANKİ YALNIZ GİBİ AMA ASLINDA O KADAR ÇOK DUYGUDAŞI VAR Kİ…

    Benim canım Pessoa’m,
    Seni tanıdığım günden beri mutsuz olduğum her an önce senin kitaplarına gider elim. Bir dosta gidip anlatamam içimdeki uçurumları çünkü beni senden başkası anlamayacak gibi. Uçurumlarımızın benziyor oluşu ve benim onları ifade edemeyecek kadar yetersiz oluşumu senin varlığınla kapatıyorum. Kitaptaki şu cümlen sana olan gönül bağımı bir kat daha değerli hale getirdi:

    ‘’Benim için hayat, uçuruma giden otobüs gelene kadar kalmak zorunda bırakıldığım yol kenarındaki bir handır sadece. Otobüs beni nereye götürecek bilmiyorum, çünkü hiçbir şey bilmiyorum. Bu hanı bir hapishane olarak düşünebilirim…’’ (sf 85)

    Pessoa! Keşke o handa bir gün geçirebilseydik seninle. Seninle oturup sohbet etmeyi, seni anlamayı o kadar çok isterdim ki…

    "Bazen hüzünlü bir hevesle, günün birinde, bir parçası olmayacağım gelecekte bu sayfaları beğenenler çıkarsa, nihayet beni "anlayan" birine, içinde doğup sevebileceğim gerçek bir aileye kavuşmuş olacağımı düşlerim. Ne var ki, doğmak şöyle dursun, o zaman çoktan ölmüş olacağım ben." (sf 435/ Huzursuzluğun Kitabı)

    Diğerlerini bilmem ama görmediğim, hiç sesini duymadığım ve varlığımdan habersiz birinin benim için bu kadar değerli olacağını söyleselerdi güler geçerdim. Sen benim için bir yazardan ötesin! Bence ben tarafından bir aileye kavuştun bile..

    Mutsuz başladığım bir kitabından her seferinde mutlu
    ayrılıyorum. Sanırım istediğim tek şey anlaşılmak ve taa yıllar öncesinden beni anladığını görmek rahatlatıyor. Herkes ‘ya ne depresif adam bu’ dedikçe bana bir gülme geliyor. Depresif bir insanın, depresif başka bir insanı depresiflik çukurundan çekip çıkarabileceğine inanmıyorlar çünkü seni hiç tanımadılar. Tanısalar bile anlamadılar. Anlasalar bile hissedemediler.

    Seni anlıyorum Pessoa.

    Seni hissediyorum Pessoa.
  • Ankara yuva ilanı. 5 aylik kedi
    Muhtemelen bebekliğinde evde yaşamış sonradan sokağa salınmış. Kedi kumunu biliyor. Kuru mama ve ev yemeği alıskanliği var. İç dış paraziti ve ilk kontrolleri yapıldı. Soğuga karşi çok dayaniksiz. Bazen geceleri bizde kaliyor. 6 kedimiz olduğu için bizim sürekli yuvası olmamiz çok zor. Çok sevgi dolu bir kedi, bulunduğumuz sitenin bahcesinde biraz sıkıntı yaşıyor, ben de ona sıkıntı cıkaranlara sıkınti çıkariyorum ama bahcede de çok üşüyor. Güzel ve bu sevgi dolu kediyi hakeden bir ailesi olsa keske. https://hizliresim.com/6a7vl9
    Ayrintili bilgi ve müracaat ben.
  • Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!
  • Ne pişmanlık ne de isyan!
    Derinden bir "keşke"dir insan

    Alıntı
  • "Yaşamın kendisi şiirseldir. Keşke doğru insanlarla karşılaşsak, doğru amaçlar peşinde koştursak ve de doğru ya da yanlış yaşantılardan geçmekten korkmasak." H.Melville

    Moby Dick'in de yazarı olan Melville, yaşarken ses getiremedi, bunun ardında Amerikan edebiyatının da tipik amerika insanı gibi aylak olmasına bağlayabiliriz, ama belki de bağlamamalıyız.

    Katip Bartleby, Melville'in yarattığı en bilindik karakterlerinden biridir. Klasikler arasında yer almasının nedeni ise görünenin yani zahiri görüntünün ardındaki eleştiriden, insana getirdiği bakış açısından kaynaklanır.
    Her bürokratik ve 'katipli' hikayenin şu meşhur sihirli Palto'dan çıktığını bilen okur için Bartleby'e de bu paltoda yer var mıdır? sorusu akla gelir. Kitabın yazılış tarihi 1853, yani Palto'dan 11 yıl sonra. O dönem için bir etkilenim olacak kadar uzun bir süre değil tabi, yanılıyorsam düzeltin.
    Bu kısa hikayenin kahramanı Bartleby, her şeyden önce iradenin, özgürlüğün ve bilhassa pasif direnişin bir sembolüdür. Kitabın son sahnesi bize çok mühim bir şeyi sorgulatır; İnsan gerçekten özgür müdür? Kendi olarak kalma özgürlüğü için nasıl ve ne kadar bedel ödemesi gerekir? Bu bedeli ödemek zorunda olmak bizzat özgürlüğün tanımı üzerinde ne gibi bir etki yaratır? Bedel ödeyebilecek kadar 'zengin' miyim?
    "Thoreau 'vergi diye kestiğiniz benim paramla Meksikalıları katlediyorsunuz' diyerek vergi ödemeyi reddetmiş ve hapse atılmıştır. Dostu Emerson, Thoreau’yu ziyarete gittiğinde ona “Henry, içeride ne yapıyorsun?' demiş, ancak arkadaşından şu manidar yanıtı almıştır: 'Waldo, ya sen dışarıda ne yapıyorsun?'

    İnsan dışında her şey kendinde belirli, oluş-bozuluş ile tutarlı bir yasalılığı içerir, insanda ise bu yasalılık akıl olarak tecelli eder. Yani doğadaki kozmos, insandaki logosa bırakır yerini denebilir.
    Bizde uyandırdığı tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp bizde bıraktığı hislenimlere ve başta bahis konusu yaptığımız insana kattığı yeni bakış açısına dönelim.

    Her geçen gün 'gerçekte' yapmak zorunda olmadığı ama öyle olduğuna inandığı için hiç de görevi olmayan işleri yapan onlarca insan görüyoruz, kendimiz de dahil olmak üzere. İşte burada içimizdeki Katip Bartleby devreye giriyor ve yapma! diyor. Ama susturuyoruz onu; çünkü sivri biri olmak, birilerinin kendinde bu sivriliği hakaret olarak görmesine sebep oluyor. Patronlar hiçbir zaman görev tanımına dikkat etmiyor. Hükmetme duygusu insanoğlunun gözünü öyle bir kör ediyor ki eğer aynı çalışan 2 gün sonra kendisi patron konumuna geçse aynısını yapma hakkını kendinde görüyor, insanoğlunun en büyük güdüsü olduğu gibi en büyük zaafı da olan güç istencinin bir getirisi olsa gerek.

    Günümüz sıradan insanı her gün binlerce uyarana maruz kalıyor; her gün bir cinayet, tecavüz, sefillik, toplumsal eşitsizlik haberiyle yankılanıyor zihni. Öyle ki bunların etkisi birkaç saniye sürüyor ve hemen unutuluyor. Artık neyin önemli neyin önemsiz olduğunu düşünmeye vaktimiz yok, işimiz, ailemiz, kişisel alanımız derken bunca zaman içinde zamansızlık yaşamak kaçınılmaz oluyor.
    Bunun önündeki en büyük etken ise kitabın bence en çarpıcı değinisi.
    Anlatmaya uğraştığımız şey kitaptaki gibi bir salt eylemsizlik değil, ki halihazırda mümkün de görünmüyor. Neticede zavallı katibimiz çok uç bir örnektir, tabii ki 'güzel hikayeler abartılmayı hak eder.'
    Bazı şeylere "Yapmamayı tercih ederim" dememizin vakti geldi,geçiyor. Gerçekte 'kesinlikle' önemli olan şeylere ayıracağımız vakit için, yapmasak da olur dediğimiz şeyleri "yapmamayı tercih etmeyi" yaşama karşı takındığımız bir tavır haline getirmemiz gerekiyor. Doğru amaçlar peşinde koşarak hayatın şiirselliğini kaçırmamak.
    Şimdi başladığımız yere, en baştaki alıntıya döndüğümüze göre buraya dek okuyan herkese nitelikli okumalar dilerim.