• 111 syf.
    ·3 günde·7/10
    Kitap, Remzi Şimşek'in üçüncü kitabı olarak Ketebe Yayınları tarafından basıldı. Remzi Şimşek'i POST Öykü dergisinden de tanıyoruz. Kitabın hikâyesi heyecanlı başlıyor. Üç bölümden oluşan kitapta ilk bölüm Sacit Kalamar'ın hikayesini, ikinci bölüm Reyhan'ın hayatını, üçüncü bölüm ise yazar ve Sacit Kalamar'ın hesaplaşmasını konu alıyor. İlk iki bölüm akıcı ve bağlayıcı bir yapıda iken üçüncü bölümde aynı akıcılıktan bahsedemeyiz. Sacit, kitabın adında da olduğu gibi alelade bir adam. İş ve ev döngüsünde yaşayan Sacit Kalamar seslendirmen olarak hayatını sürdürürken son yaptığı işin sahibinin hayatına girmesi ile başlayan süreçte aleladelikten sıyrılmaya çalışıyor. Önce Sacit'in, daha sonra da Reyhan'ın yaşayışını gördükten sonra hesaplaşmaya geçiyor yazar. işte bu üçüncü bölümde birkaç sıkıntı var. öncelikle, ilk bölümlerdeki Sacit'in dil ve üslubu ile son bölümdeki Sacit'in dil kullanımı birbirinden farklı. Hesaplaşma bölümüne göre yazar ve Sacit tanışıyor hatta bazı pasajlardaki duyguyu doğrudan hikâyenin kahramanına yöneltiyor yazar. Buradaki tutarsızlık şu: yazar, şizofreni hastası biri ve Sacit sadece bir yansıma ve kurtulmak için yazıyor. Ya da yazar hikâyeye kendini de ekliyor ama bu anlam karmaşası oluşturuyor. Yazar son bölümde çarpıcı bir gerçeklik yakalamaya çalışmış fakat çok fazla konu geçişi olduğu için vermek istediği mesajı bulamamış. Yine de Sacit Kalamar içimizden biri olarak varlığını buluyor.
  • 64 syf.
    ·1 günde·1/10
    KETEBE yayınlarından iki Simone Weil eseri okudum. Ne yazık ki baskı kalitesi ve yazı karakterinin güzelliği dışında (kitabın yazarını eleştirinin dışında tutuyorum) olumlu bir şey söylemem pek mümkün gözükmüyor.

    Aldığım iki Simone Weil kitabının ardından nedir ne değildir diye yaptığım kısa araştırmanın ardından öğrendim ki KETEBE yayınları Albayrak Medya Grubuna aitmiş. Aynı zamanda tarih arka planlı masal anlatıcısı Mustafa Armağan'ın da yayıncısıymış

    Malum, Mustafa Armağan dil devrimi ve cumhuriyet değerlerinin azılı muhalifi, düşmanı konumunda... Dil konusunda Osmanlıca fetişisti ama değerlerini Latin alfabesi ile müdafaa etmek zorunda. Yayıncıya tavsiyem TİYO yayınlarını örnek almaları yönünde, İsmet Özel kitaplarını hem Latin hem Arap alfabesiyle basıyorlar...

    Böylelikle çelişmeden rasyonel bir tutum sergilemiş olurlar.

    Simone Weil' çevirisine gelirsek; Orkun Elmacıgil, sanırsınız kitabı ellili yıllarda çevirmiş, günümüzde kullanılmayan, kullanılamayan eski kelimeler ve sıfatlarla her iki eseri de Osmanlıca artistliğine kurban etmiş, sevimsiz hale getirmiş.

    Örneğin:

    Zorunlu kılmak yerine icbar etmek, öz yerine künh, içkin yerine mündemiç, bellekte tutmak, yerine hıfz etmek gibi bir çok eski kelimeler, sıfatlar kullanmış. Hele ki mündemiç sıfatını mal bulmuş mağribi gibi her yerde kullanmış.

    Yanlış anlaşılmasın bu kelimelere karşı olduğum düşünülmesin. Nitekim Nurettin Topçu, Peyami Safa gibi yazarlar okunduğunda bu kelimeler sırıtmaz ve dönemin ruhunu yansıtır. O dönemin entelektüel tartışmalarında konuşulan dil budur çünkü...

    90 doğumlu bir çevirmenin gündelik hayatında veyahut entelektüel bir tartışmada bu kelimeleri kullandığına ihtimal vermiyorum. İhsan Fazlıoğlu, Nurettin Topçu, Cemil Meriç değilseniz ve kullandığınız dil ile onlara öykünerek çeviri yapıyorsanız karikatür olmanız çok olası...

    çevirmenin kullanmış olduğu kelimeleri herhangi bir tartışma esnasında günümüzde dile getirseniz komik duruma düşersiniz. Daha önce okumuş olduğum birçok felsefi eserde, çeviri yahut ana dilimizde yazılmış olsun böyle kötü bir metinle karşılaşmamıştım.

    Simone Weil'den Kişi ve Kutsal kitabını okuyacaksanız Murat Erşen çevirisini öneririm. Kaldı ki Murat Erşen Alanında yetkin ve güvenilir bir çevirmendir.
  • 128 syf.
    ·7 günde·10/10
    Aliya İzzetbegoviç'in yazılarından oluşmuş bir kitap. İçinde birçok konulara yer veren Bilge Kral "Müslüman halkların daha hür ve daha iyi yaşadıkları bir dünya" hayal ettiğini söylüyor. Böyle bir hayalin gerçekleşmesi içinde yazılarında birçok öneride bulunuyor. Müslümanların neden geride kaldığını? Müslümanların tekrardan İslamlaştırılmasının önemini? Avrupa Ülkelerine nazaran Müslümanların birlik olup daha çok çalışmalarını, İslam ülkelerinin Avrupa ülkelerine göre daha çok gelişmesini, İslam birliğinin kurulması, gibi önemli meselelerde okuyucuya bilgiler veriyor. Tabii Aliya İzzetbegoviç'in bu düşüncelerinden dolayı zamanın eski Yugoslavya'nın Tito rejimi tarafından bir tehdit olarak algılanmış ve gerekçesi olmayan bir dava yüzden 1983 yılında 14 yıl mahkumiyet kararıyla Aliya İzzetbegoviç yargılanmıştır. Tarihi davala ilgili savunma kitapta yer alıyor. Kitapla ilgili belirtmek istediğim başka şeyse, diğer yayınevleri Aliya İzzetbegoviç'in kitaplarını ingilizce'den çeviri yaparken Ketebe yayınları Aliya İzzetbegoviç'in kitaplarını birebir Boşnakça'dan çeviri yapıyor bu sebeple Bilge Kral'ın kitaplarını okumak isterseniz ketebe yayınlarını size tavsiye ederim. Çok güzel bir kitaptı okuduğum her sayfada yeni bilgiler edindim.. Ve her Müslümanın da bu güzel kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum..
  • 104 syf.
    ·3 günde·8/10
    29 yaşında vefat eden değeri anlaşılamamış veya anlaşılmaya fırsat olmamış bir şair. Ben "Satranç dersleri" adında bir şiir kitabı olduğunu duyunca ilgimi çekti. Biraz araştırdım ve ne güzel tesadüf ki bu yıl ketebe yayınları tekrar baskı yapmaya başladı. Şairin "Satranç dersleri", "Göğekin" ve "Bu hüznün mesnevisi" isimli kitapları aynı şiirleri içeriyor. Farklı zamanlar, farklı yayınevleri ve farklı isimler başta biraz kafa karıştırmış olsa da kitap yeni baskısıyla güzel ve okunmaya değer. Keyifli okumalar..
  • Kitaplar arasında

    İbrahim TENEKECİ

    20 EKİM cumartesi (Köşe yazısı)
    Bu sene yayın dünyası için hayli meşakkatli geçiyor. Nedeni malum. Yine de kıymetli kitaplar birbiri ardına yayınlanıyor. Zahmet ile rahmet daima birdir, beraberdir.

    Masamın üstünde ve hemen yan rafta biriken eserler, emekler. Kimi okundu, kimi sırasını bekliyor. Ahmet Murat ne kadar haklı: Okunmayı bekleyen kitaplara bakıp heyecanlanan kişi gençtir, kederlenen ise artık değil.

    Okunan kitapların bir kısmını paylaşmak isterim.

    1977 doğumlu Ercan Yıldırım, külliyat oluşturma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şimdiden on kitaba ulaştı bile. Son eseri Türkiye’nin Yeni Kültürü. (Pınar Yayınları, Eylül 2018) Kitap, büyük ölçüde kültürel iktidar meselesini işliyor. Yıldırım’ın ileriyi gören yazıları bize hep aynı kelimeyi hatırlatıyor: Basiret.

    Hüsrev Hatemi Hocamız seksen yaşında. Bütün şiirleri yeniden tek kitap haline geldi. (Ağustos Melâli, Dergâh Yayınları, Mayıs 2018) Melal, keder ve hüzün anlamına geliyor. Uygun bir kitap ismi olmuş. Hüsrev Hatemi, kültürümüzün tapu sicil muhafızı ve edebiyatımızın hafızasıdır. Ülkemizin yetmiş yıllık sosyal tarihini onun şiirleri üzerinden okumak mümkündür.

    Hasan Bozdaş, şiirlerini özenle takip ettiğim bir şair. İnşallah yürüyüşü uzun soluklu olur. Böyle bir yetenekten mahrum kalmak istemeyiz. İlk şiir kitabı güzel bir ayda Hece Yayınları’ndan çıktı: Adil Bir Akşam, Nisan 2018. Altını çizdiğimiz dizelerden iki tanesini buraya alalım: “Tanrılar büyüdü, gökdelen oldu.” (Sayfa 27) “Babam fıkıh okur, ben avukatlık yaparım.” (54)

    Ben Orda Yoktum, yılın ilk şiir kitaplarından biriydi. (Ebabil Yayınları, Ocak 2018.) Enes Talha Tüfekçi, yazdıklarının neye karşılık geldiğini bilen bir isim. Yetenekli ve bilgili. Tavır sahibi: “Hangi ara kabul ettik bu kadar sessizliği / Susmaktan taş olmuş bir kalbimiz var.”

    Ebabil Yayınları’nın edebiyat editörü Osman Özbahçe. Eray Sarıçam’ın aynı yayınevinden çıkan şiir kitabını da anmak isterim: Yüzüm Şimdi Cumhuriyet. Sadece bu dize bile yeter: “Korkmadım, dünya beni kabul etmez diye.” (Sayfa 29)

    Serap Kadıoğlu, Şiar dergisini yayına hazırlıyor. Eylül Biraz, onun ilk şiir kitabı. (Profil Kitap, Eylül 2018.) Kadıoğlu, modern insanın yalnızlığını yazıyor sanki. “Bilmiyorum selamdan niye ürker komşular.” (Sayfa 20) “Sokaklar dolusu yalnızlık bugün.” (24) “Her insan yalnız biraz.” (51) Galiba şehir hayatının en dokunaklı tarafı: Hep birlikte yalnızız.

    Zafer Acar, yazacaklarını merakla beklediğim şairlerden. Altıncı şiir kitabı Falan Filan, bu yılın birinci ayında çıkmıştı. (Usta Çırak Yayınları.) Şairimiz edebiyat yolculuğuna kendi imkânlarıyla devam ediyor. Şöyle: “Dobrayım ya hep tek başıma / Ama olsun anlamlı kaldım.” Zafer Acar, bu kitabında birçok yenilik deniyor. Bana kalanlardan birkaç örnek: “İnsanın kendi sıcaklığı gibisi yok.” (Sayfa 9) “Yaşlanıyorum galiba, boyum kısalıyor.” (10) “Eşyanın garantisi var da insanın yok.” (88)

    Özlem Albayrak, ilk yazılarından itibaren dikkatle takip ettiğim bir yazar. On yıllık gazete yazıları bir bütünlük oluşturacak şekilde seçilmiş. (Toplum Yazıları, Görüş, 2018.) Böylece zorlu şahitlik, değerli çaba ve esaslı duruş, iki kapak arasında toplanmış. Toplum Yazıları, ülkemizin on yıllık sosyal dönüşümüne yakından ve içerden bakıyor.

    Bu senenin kazanımlarından biri de Ketebe Kitap oldu. Kısa sürede doksan kitaplık bir toplama ulaştılar. Aykut Ertuğrul, Cemal Şakar, Elif Genç, Hasan Harmancı, İbrahim Karagül, İsmail Kılıçarslan, M. Fatih Andı, Mustafa Armağan, Özkan Gözel ve Süleyman Unutmaz, ilk aklıma gelen isimler. Editörlüğünü Bilal Kemikli’nin yaptığı Türkçeyi Kuranlar serisini de unutmamak gerekir.

    Duyuru mahiyetinde bile olsa, yazmamız gereken başka kitaplar da bulunuyor. Onları da ikinci yazıya ayıralım.

    Fethi Naci, “insan tükenmez” demişti. Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun, insan varsa, edebiyat ve fikriyat da vardır.